BAŞLARKEN...

Onlar insanlığın semasında parlayan yıldızlar. Onlar Allah’ın özene bezene yaratıp yeryüzüne gönderdiği rehberler. Onlar insanlığın ufkunu karanlık bulutların sardığı zamanlarda yanılmaz ve yanıltmaz kurtarıcılar... Peygamberler.

Bu mütevazı çalışmada elden geldiğince anlatmaya çalıştık onları. Bizimkisi deryadan bir katre sadece. Peygamberler bizim anlattığımızın çok ötesinde çünkü.

Temel amacımız, peygamberlerin hayat kronolojisini detaylı bir şekilde anlatmak değildi. Hayatlarından önemli kesitler aldık sadece. Mekiğimizi o kesitler etrafında dolaştırarak, o yüce kametlerin ruh fotoğraflarını çizmeye çalıştık. Mümkün olduğunca olayları hikâye üslûbuyla aktarmaya özen gösterdik. Bütün peygamberlerin aynı hamurdan yaratıldıklarını ve hayatları boyunca aynı duruşu sergilediklerini vurgulamaya gayret ettik. Hz. Musa’yı okurken Hz. Nuh’u, Hz. İsa’yla seyahat ederken Hz. İbrahim’i müşahede ettik. Hz. Salih’in kıssası ile Hz. Yahya’nın kıssası arasında öz açısından bir fark olmadığını ısrarla anlattık. Nihayet misyonuyla bütün peygamberleri kucaklayan, peygamberlik silsilesinin Efendisi, Nebiler Nebisi’nin ümmeti olmakla ne kadar bahtiyar olduğumuzu iliklerimize kadar hissettik.

Evet, Âhiret’e doğru yol alan insanlık kervanının sadık mihmandarları, aynı duygu ve aynı düşünceyle görevlerini eksiksiz yerine getirdiler. Bize düşen onları anlamak, o mübarek kervanın peşinden ayrılmamak.

Peygamberlerin kavimleri, karşılaştıkları olaylar farklı farklı olabilir. Fakat hepsinin taşıdığı ruh aynıdır. Onların imanları, mârifetleri ummaları aşkındır. İbadet hayatları melekleri gıptaya sevkedecek seviyededir. Günahın zerresi, onların rüyalarına konuk olamaz. Tek dertleri vardır: Allah’ın hoşnutluğu. Onlar için hayatın yegâne mânâsı, insanlara bu zorlu hayat serüveninde Allah’a giden yollarda rehberlik etmek. Cennet yolunun yolcularını milyonlara ulaştırmak. Bir peygamberin en büyük saâdeti, Cehennem’e doğru tepetaklak yuvarlanan bir bahtsızın elinden tutup kurtarmaktır. Bir peygamber için Allah’ı anlatmak, hava gibi, su gibidir.

Kur’ân-ı Kerim’de ismi geçen fakat hakkında fazla bilgiye sahip olmadığımız peygamberler de var elbet. Ama hangisinin hikâyesi diğerine benzemiyor ki… Hangisinin hayatında çile yok, ıstırap yok, imanın şahlanışı yok? Meselâ Hz. İdris onlardan. Hz. Şit, Hz. İlyas, Hz. Elyasa’, Hz. Zülkifl, Hz. Yuşa ve Hz. Lokman (aleyhimüsselâm) da. Daha başkaları da var aslında. Fakat isimlerini bilmiyoruz. Peygamber Efendimiz’den gelen bir rivâyette Allah’ın gönderdiği peygamber sayısı yüz yirmi dört bin, bir başka rivâyette iki yüz yirmi dört bin.

Kitabı hazırlarken Fethullah Gülen Hocaefendi’nin muhteşem eseri Sonsuz Nur’dan, Sabûni’nin en-Nübüvvetu ve’l-Enbiya isimli eserinden, Mısırlı âlim Muhammed Mütevelli eş-Şa’ravi’nin Enbiyaullah adlı kitabından ve en çok da Mısır’ın usta kalemlerinden Ahmet Behçet’in peygamberlerle ilgili yazdığı Enbiyaullah li’l-Etfal isimli eserinden istifade ettik.

Evet, kırık dökük ifadelerle peygamberlerin portrelerini çizmeye gayret ettik. Bir gayretçik bizimkisi. Basit ifadelerimizle, yüce kametlerinin değerini düşürdük belki. Tek tesellimiz samimiyetimiz. Kitabı güzelleştiren bir şey varsa, o da Peygamber Efendilerimiz’in mübarek kokusu. Güzellikler onlara ait, kusurlar ise bize. Bu mütevazı çalışmayı, Efendilerimiz kabul buyururlarsa kendimizi dünyanın en bahtiyar insanı sayarız.

Nevzat SAVAŞ
İstanbul – 2002