Özel Sohbetler
MEHMET ZAHİT KOTKU
Seha Neşriyat
İÇİNDEKİLER
İçindekiler ............................................................. 5
Sunuş...................................................................... 9
Mehmed Zahid Kotku (rh.a.)'nun
Kısa Terceme-i Hali......................................... 10
Kalp Temizliği........................................................ 21
Ramazan Bayramı Konuşması .............................. 25
Hocanın Rızası ...................................................... 27
Allah Korkusu ....................................................... 29
Allah'ı Tanımak ..................................................... 37
Selman-ı Farisî (r.a.)............................................. 43
Mus'ab bin Umeyr (r.a.) ........................................ 49
Mus'ab bin Umeyr (r.a.)......................................... 55
Ebu Zerr-i Gıfarî (r.a.) ........................................... 63
Zikir ve Salevat ...................................................... 69
Ömer ibni Abdülaziz (r.a.) .................................... 73
Yeni Yıl ................................................................. 77
Ana-Babaya isyan.................................................. 79
Günahlar................................................................ 91
Sıla-i Rahim ............................................................ 95
Allah'tan Korkmak ............................................... 101
Misafire ikram, Sıla-i Rahim ..................................105
Peygamber (s.a.s.)'in Ebu Zer (r.a.)'a Nasihatları 113
Babanın Hakları .....................................................121
Peygamber Efendimiz (s.a.s.)'in Beş Nasihati.......125
Nefs-i Emmarenin Huyları.....................................133
Bilal-i Habeşî (r.a.) ................................................143
Büyük Günahlar ....................................................149
Nefisle Mücahede ..................................................155
Nefs-i Emmare........................................................161
Namazdan Çalmak.................................................169
Mahviyet ................................................................175
Mahviyet-Kusur Arama-Allah'ı Sevmek ................185
Allah'ın Kudreti .....................................................193
Medine-i Münevvere...............................................197
Teravih Sonrası Dua ..............................................207
Münebbihat Dersi (1).............................................209
Münebbihat Dersi (2).............................................221
Münebbihat Dersi (3) ............................................237
Münebbihat Dersi (4).............................................249
Münebbihat Dersi (5) ............................................267
Üç Şey.................................................................... 281
Münebbihat Dersi (6)............................................ 285
Ramazan Bayramı................................................... 295
Günahlardan Kurtulmak........................................299
Evladımıza Sahip Olmak........................................303
İnsanlık Nimeti.......................................................305
Kardeşlik.................................................................311
Hacca Giderken Yaptıkları Veda Konuşması.......315
Beş Şey, Beş Düşman............................................317
Regaib Kandili Konuşması ....................................325
Asıl Gayemiz .........................................................327
Ebû Zer (r.a.) ........................................................ 333
Miraç Kandili .........................................................335
Mehemmed Bahaeddin Nakşbend Hazretleri
Ve Hizmet ........................................................353
Nefsi Temizlemek ..................................................359
Abdülhalik-ı Gücdüvânî Hazretleri'nin Nasihati ... 363
Berat Gecesi Konuşması ..................................... 371
Beş Şeye Hakim Olmak (1)...................................379
Beş Şeye Hakim Olmak (2) ..................................383
Cami Yaptırmak ....................................................385
îtikaf (1) ................................................................ 391
îtikaf(2) .................................................................397
Rahmet-i İlâhî ....................................................... 403
Hatm-i Hacegân Duası ..........................................411
Ramazan Bayramı Konuşması................................417
Nefisle Cihad Farz-ı Ayndır ..................................419
Çocuğu İyi Yetiştirmek..........................................423
Veda Konuşması ...................................................429
Son Haclarından Dönerken Medine-i Münevvere'de Yaptıkları Konuşmadan Notlar 431
SUNUŞ
İş tahammül etmededir bâr-ı hukuk-ı sohbete Sanma kim vardır hüner teksîr-i yârân etmed
Şifahî kültürün, irfan ve eğitim mekteblerinin, dünden bugüne tasavvufî hayatın en önemli unsurlarından olan, Nakşî tarikatında büyük önem verilen sohbet kavramı lügatlarda; "Karşılıklı hoşça konuşma, yârenlik, söyleşi, hasbihal, halleşme, arkadaşlık" şeklinde tanımlanmaktadır.
Aslında sohbet kavramı en geniş manasını ve uygulamasını Hz Peypamber (s.a.s.)'in hayatında ve onu takip eden devirlerde bulmaktadır. Onun arkadaşlarına verilen "sahabe" isminin kök harfleri "sohbet" kelimesiyle aynıdır. Zaten sahabe demek; en dar anlamıyla Ra-sulullah'ın sohbetinde bulunan, onunla halleşen, hasbihal eden, arkadaşlık eden demektir.
Onun ve hakiki varisleri olan Mürşid-i Kâmillerin muhibbânını, kendilerine el verip biat edenleri, hayatla-
rını kuşatıcı ve yönlendirici olarak seçenleri, irşad ve eğitim metodlarının başında sohbet gelir. Bu sohbetlerde, seven sevileni tam bir teslimiyet içerisinde saatlerce dinler. Tıpkı bir muştuyu dinler gibi. Dertlerini anlatır el verdiğine, müjdeler alır ondan. Halini görür yönlendiricisinin, yönelir onun gibi hallenmeye.
O meclislerde, bazen duygular, bazen sözler, bazen gözler, bazen sükût, bazen hepsi konuşur. Kalpten kalbe bir sevgi akar, cümleler vecîzeleşir, tavırlar sem-bolleşir, kelimeler kavramlaşır. Her biri insan hayatında ayn bir yere sahiptir. Her biri bıkmadan usanmadan tekrar tekrar yaşanılmak istenir, ama geçen geçmiştir artık, zaman su gibi akmaktadır. Geçmişin anılarına, övgülerine, avunmalarına yer yoktur o meclislerde. Geçmişten ders çıkarılır, içinde bulunulan gün kuşanılır, bugün ve yarın ilişkisi içerisinde geleceğe hazırlanılır... O meclisler dünden bugüne nelere şahit olmamışlardır ki...
Elinizdeki kitap; cemiyetin iman ve tefekkür iflası içinde kıvranan muzdarip, huzursuz, bunalımlı insanını; peygamberi bir irşad metoduyla, hali, kali, kalemi ile eğiten, "bir ulu çınar" gibi her yaş, meşrep ve kesimden insanı gölgesinde barındıran feyz pınarı, merhamet, sıdk, emniyet sembolü, yapmacık tavırlardan uzak, alışverişini yalnız Hak'la yapmış, kendisiyle kavgalı insanlığın aradığı ilahî mutluluk yolunun temilcisi, büyük velî, büyük mürşid, büyük mutasavvıf Mehmed Zahid Kotku (Rh. a.)'nun 1978-79-80 yıllarında başta Iskenderpaşa Camii olmak üzere çeşitli mekanlarda yaptığı sohbetlerinden oluşuyor.
Konuşmaların kaset çözümü yapılırken Hoca-mız'ın konuşma üslubuna müdahele edilmemeye dikkat edildi. Hatta yer yer mahallî şivesinin bile muhafaza-
10
sına çalışıldı. Bu konuşmalann yayına hazırlanmasında yapılan hataların Hocamız'dan ziyade bizden kaynaklandığını da ifade ederek afifimizi talep ederiz.
Temennimiz hocamız'ın yayınlanmayan diğer sohbetlerinin de neşri ve bizi kendisiyle peygamberimizin livâül hamd sancağı altında buluşturması, sohbetlerine nail eylemesidir. Amin.
Gayret bizden, tevfik Allah'tandır.
11
MEHMED ZAHİD KOTKU
(RH. A.)'İN KISA TERCEME-İ HALİ
Müellif rahmetullahi aleyh'in adı Mehmed Zahid, soyadı Kotku idi. Kendisinin naklettiğine göre babası ona: "Oğlum Mehemmed" diye hitap edermiş. Soyadının "mütevazi" manasına geldiği nüfus cüzdanının başına not edilmiş idi.
Tevellüdü 1315 hicri kameri (Rumi: 1313, Milâdi: 1897) yılında Bursa şehrinde, kale içinde Türkmenzâde çıkmazındaki baba evinde vaki olmuştur.
Ailesi
Baba ve annesi Kafkasya'dan 1297'de göç eden müslümanlardandır. Dedeleri Kafkasya'da Şirvan'a bağlı eski bir hanlık merkezi olan Nuha'dandır ki burası dağ eteğinde, ipekçilikle meşhur, ahalisi müslüman, halen azeri Türkçesi konuşulan bir yerdir.
Babası İbrahim Efendi Bursa'ya 16 yaşlarında iken gelmiş. Hamza Bey Medresesinde tahsil görmüş, muhtelif yerlerde imamlık yapmış, Hz. Peygamber (S.A.S.)
13
sülalesinden bir Seyyid'dir; 1929'larda 76 yaşlarında iken Bursa ovasındaki Izvat köyünde vefat etmiş ve oraya defnolunmuş, ehl-i tarîk bir kimsedir.
Annesi Sabire hanım, Mehmed Zahid Efendi 3 yaşlarında iken vefat etmiş. Pınarbaşı Kabristanına gömülmüştür.
Bu anne ve babadan doğma ağabeyi Ahmed Şakir
(1308-1335) subaylık yapmış, Kudüs'te, Çanakkale'de bulunmuş, siperlerde hastalanmış ve 28 yaşlarında iken vefat edip Söğütlüçeşme'ye defn olunmuştur. Aynı anneden bir küçük kardeşi daha olmuşsa da çok yaşamamış birkaç aylık iken vefat etmiştir.
Babasının ikinci evliliği yine Dağıstan muhacirlerinden, Fatma hanımla olmuştur. Ondan doğma üç kız kardeş halen hayattadırlar. Bunlardan Pakize Hanım'in efendisi de, Bursa Ulu Cami imamlarından ve İsmail Hakkı Tekkesi şeyhlerinden merhum Ahmet Efendi (K.S)'dir.
Tahsili, askerliği
Mehmed Zahid Efendi (Rh.A) ilk mektebi Oruç Bey îbtidaisinde okudu, Maksem'deki İdadiye devam etti. Sonra Bursa Sanat Mektebine girdi. Bu esnada Birinci / Cihan Harbi dolayısıyla 18 yaşlarında askere celb olundu. 14 Nisan 1332'de asker oldu, senelerce askerlik yaptı, çok tehlikeli günler geçirdi, hastalıklar atlattı. Ordunun Suriye'den çekilmesinden sonra, binbir güçlükle İstanbul'a döndü.
10 Temmuz 1335'de Cuma gününden itibaren de 25 K. 30 şubede yazıcı olarak vazifeye devam etti. Kendi hatıra defteri kayıtlarından 1338 Martlarında henüz bu
14
vazifede olduğu görülüyor.
Tasavvuf? yetişmesi ve dinî hizmetleri
İstanbul'da bulunduğu esnada çeşitli dini toplantılara, derslere, camilerdeki vaazlara devam etti. Bilhassa Seydişehirli Abdullah Feyzi Efendi'yi çok sevdiği anlaşılıyor. Bu arada 16 Temmuz 1336 Cuma günü namazı Ayasofya camii'nde edadan sonra Vilayet önünde bulunan Fatma Sultan Camii yanındaki Gümüşhaneli Tekkesine giderek Şeyh Ömer Ziyaeddin Efendi'ye intisap eyledi. Günden güne ahvalini terakki ettirdi.
Bu zat-ı şerifin 18 Kasım 1337 Cuma günü vefatından sonra postnişin-i irşad olan Tekirdağlı Mustafa Feyzi Efendi'nin yanında tahsil-i kemâlâta devam etmiş, müteaddit defalar halvete girmiş, 27 yaşlarında hilâfet-nameyi aldıktan sonra ondan Râmuzü'l-ehadis, Hizb-i A'zam ve Delâilu'l-hayrât icazetnamelerini de almış, Ba-yezit, Fatih ve Ayasofya camii ve medreselerinde derslere devam etmiş, bu esnada hafızlığını da tamamlamıştır. Bu aralarda hocasının işareti üzere muhtelif kasaba ve köylerde dini hizmet ifa etmiştir.
Tekkelerin kapatılmasından sonra Bursa'ya dönmüş, evlenmiş, 1929'da vefat eden babası yerine Bursa ovasındaki Izvat köyünde 15-16 sene kadar imamlık ettikten sonra Üftade camii şerifinin imam-hatipliğine tayin edilerek şehirde hisar içindeki baba evine yerleşti. Burada 1945-46'dan 1952'ye kadar hizmet eyledi.
1952 Aralığında Gümüşhaneli dergahı postnişini ve eski tekke arkadaşı Kazanlı Abdülaziz Bekkine'nin vefatı üzerine, İstanbul'a nakl olarak Fatih'te Bulvara nazır Ümmü Gülsüm Mescidi'nde vazife gördü.
15
1.10.1958 tarihinde Fatih Iskenderpaşa Camii şerifine nakloldu ve vefatına kadar bu vazifede kaldı.
Vefatı
Mehmed Zahid Efendi rahmetullahi aleyh ömrünün son yıllarında rahatsız idi; ayakta gezmesine rağmen; şiddetli ağrılarından muzdaripti. 1979 yazında uzun zaman kalmak üzere gittiği Hicaz'dan, ağır hasta olarak 1980 Şubatında dönmek zorunda kalmıştı. 7 Mart 1980'de ameliyata girdi ve midesinin üçte ikisi alındı. Ameliyattan sonra tedricen düzeldi, hatta 1980 Ramazanında hiç aksatmadan oruç tuttu. Hatimle teravih kıldı, vaaz etti, yazın Balıkesir Ilıca'ya, Çanakkale Ayvacık sahiline ağrıyan ayaklan için götürüldü, hac mevsimi gelince de Hicaz'a gitti. Fakat ameliyata sebep olan rahatsızlığı nüks etmiş ve ağrılar tekrar başlamıştı. Haccı güçlükle ifadan sonra 6 Kasım 1980'de çok ağır hasta olarak İstanbul'a döndü. Tam bir hafta sonra 13 Kasım 1980'de (5 Muharrem 1401) Perşembe günü öğleye yakın, dualar, yasinler, teşbih ve gözyaşlan ile uyur gibi bir halde iken ahirete initial eyledi.
Cenaze namazı 14 Kasım 1980 Cuma günü İstanbul Süleymaniye Camii'nde muhteşem, mahzun, vakur ve edepli bir cemm-i gafir tarafından kılınarak, mübarek vücudu, Kanuni Süleyman Türbesi arkasında, kendisinden feyz aldığı hocalan ve üstadlannın yanındaki istira-
hatgahına defnolundu.
Bu esnada Süleymaniye, Şehzadebaşı, Fatih ve çevrelerinde trafik durmuş, Sülaymaniye'nin içi ve avlusu kamilen dolduğu gibi, cemaat sokaklara taşarak Esnaf Hastahanesi'nin yanına kadar uzanmıştı. Vefatını du-
16
yanlar içinde Anadolu'nun en uzak şehirlerinden olduğu kadar Avrupa'dan gelenler de vardı. Uzakta bulunan muhiblerinden çoğu da vaktinde haber alamama yüzünden cenazesine yetişememişlerdi.
Vefatı İslam aleminde de büyük üzüntüye yol açmış, Suudi Arabistan'da, Kabe'de, Kuveyt'te ve daha başka şehirlerde gıyabında cenaze namazı kılınıp, dualar edilmiş, ajanslar bu elim vefat haberini yayınlamışlardı.
Vefat tarihi olan 13 Kasım 1980 tarihli takvim yapraklarında tevafukan çok manidar ibareler yer alıyordu. Mesela bunların birindeki şu parça ne kadar şayan-ı taaccüptür:
Arkamdan ağlama
Öldüğüm gün tabutum yürüyünce Bende bu dünya derdi var sanma. Bana ağlama, "yazık yazık!" "Vah vah" deme. Şeytanın tuzağına düşersen vah vahin sırası o zamandır.
Yazık yazık asıl o zaman denir.
Cenazemi gördüğün zaman "elfirak, elfirak" deme.
Benim buluşmam asıl o zamandır.
Beni mezara koyunca elveda demeğe kalkışma
Mezar Cennet topluluğunun perdesidir.
Mezar hapis görünür amma,
Aslında canın hapisten kurtuluşudur.
Batmayı gördün ya, doğmayı da seyret
Güneşle aya batmadan ne ziyan gelir ki?
Sana batma görünür amma
Aslında o doğmadır, parlamadır.
17
Yere hangi tohum ekildi de yetişmedi?
Neden insan tohumu için
Bitmeyecek, yetişmeyecek zannına düşüyorsun?
Hangi kova suya salındı da dolu olarak çekilmedi?
Can Yusuf un kuyuya düşünce niye ağlarsın?
Bu tarafta ağzını yumdun mu o tarafta aç!
Çünkü artık hay-huy'un,
Mekansızlık aleminin boşluğundadır.
Ahlak ve şemaili
Merhum uzunca boylu, şişmanca, heybetli, beyaz tenli, dolgun pembe yanaklı, uzunca ak sakallı, geniş alınlı, aralıklı kaşlı, irice başlı, gül yüzlü, sevimli, alımlı bir kimse idi. Gençken zayıf olduğunu, öksüzlükte yemek yerine yumurta içivererek böyle iri vücutlu olduğunu gülerek anlatırdı. İlk görüşte insanda sevgi ve saygı uyandıran bir hali vardı. Tanıdığına, tanımadığına selam verir güleryüz gösterir, gönül alırdı. îlk nazarda koyu kestane renkli görünen, fakat dikkatle bakılması imkansız, esrarlı ve derin manalı gözleri vardı. Gözü içinde kırmızılık, sırtında ve karnında ise avuç içi kadar iri bir ben
mevcuttu.
Hafızası çok kuvvetli idi, konuşması tatlı ve safıya-
ne idi. Çok kere halk telaffuzu kullanır, karşısındakine söz fırsatı tanır. Kesinlikle bildiği bir şeyi bile sanki ilk duyuyormuş gibi yumuşak bir tavırla dinler, manalı ve nükteli cevap verirdi. Sohbetleri hoş, hutbeleri fevkalâde celalli olurdu. Hutbe esnasında sesini yükseltir, ordu önündeki bir komutan gibi celadetle ve irticalen konuşurdu.
Özel hayatında ev halkına karşı müşfik ve latifeci
18
davranır, kimseye doğrudan doğruya birşey emretmez, telmih ve remiz ile söyler, anlaşılmazsa sabrederdi.
Fevkalâde mütevazi idi, kerametleri zahir ve şöhreti alemgir olduğu halde, talebelerine bile tepeden bakmaz, şeyhlik tavrı takınmaz, kendisini ihvanı arasında lalettayin bir fert gibi görür, makamını ve kemalini büyük bir maharetle gizlerdi.
Kendi üstadlarına fevkalâde saygılı ve bağlı idi. Tekke arkadaşları olan yaşlılar, üstadının meclisine gittiğinde diz üstü oturup baş eğip hiç ayak değiştirmeden edeple oturduğunu anlatırlar.
Çok uzun ve derin düşünürdü, sohbetlerindeki buluşlara, teşbihlere hayran kalmamak mümkün olmazdı. Bir ayetin, bir hadisin üzerinde haftalarca, aylarca durup konuştuğu olurdu.
Ele aldığı bir kimseyi terbiye edip yola getirinceye kadar büyük bir sabırla çalışırdı. îlk zamanlarda kusurlarına müsamaha ederdi. Yıllarca çalışır, yan yolda bıkıp bırakmazdı.
Dostlarına vefası emsalsiz idi; onları ziyaret eder, arar sorardı. Akrabalarına karşı vazifelerinde kusur etmez ve onlara her türlü yardımı esirgemezdi.
Çok açık elli idi, verdiği zaman şaşılacak miktarda verir, geriye kalmamasından korkmaz, verdiğini doyururdu. Sofrasında ekseriya misafir bulunurdu. Hizmet edenleri bir vesile ile memnun eder, ziyaretçilere güleryüz gösterir, kapısını her zaman açık tutmağa çalışırdı. Gece ve sabah ibadetlerine çok riayet eder, talebelerini de bunlara teşvik eylerdi. İnsanın kalbinden geçirdiğini bilir, gelenin sormadan cevabını verir, istemeden ihtiyaç sahibinin muhtaç olduğu şeyi bağışlardı. Gönüllere ve rüyalara tasarrufu vardı. Bereket gittiği yere ya-
19
bi ihsanın da
e™
KALB TEMİZLİĞİ
Esselamü aleyküm ve rahmetullah! Efendimiz'in bir duasından kısacık bahsedeceğim. Cenab-ı Peygamber'in bir duası var:
(Allahümme tahhir kalbi...J"Ya Rab benim gönlümü temiz et..."
Malum, insan iki şeyden ibarettir: Bir madde kısmı, et-deri-beden kısmı; bir de bu bedenin sahibi olan ruh kısmı. Gönül diyoruz, kalb diyoruz, ruh diyoruz; hepsi--bir... Şimdi bedenimiz pis olursa hepimiz ürkeriz. "Sokulma yanıma yahu! Bak pissin" deriz.
Pisliğin de çeşitleri vardır. însan pisliği, hayvan pisliği, kuş pisliği, sokaklardaki çamur pisliği, içki pisliği... Şu pislik, bu pislik... Bunların hepsi pisliktir. Ama bu pislikler o kadar zararlı değil.. En nihayet hamama gideriz, yıkanırız. Bir de esvap değiştiririz, tertemiz oluruz. Bir de kokulandık mıydı, hiç bir zaran olmaz. Oldu bit-
21
20
ti... Fakat gönlün pisliğini ne sular temizler, ne denizler temizler. Hiç bir şey temizlemez1... Onun temizliği elimizde...
Onun pislenmesine iki şey sebebtir. Birisi göz, birisi de kulak... Dil de ona tabidir... Dilden kötü sözler çıkıyorsa, gönül pislenir. Gözden kötü şeyler görüyorsa, gönül pislenir. Kulak da kötü şeyler dinliyorsa, o da gönlü pisletir. Dış pisliği ne kadar iğrençse iç pisliği ondan daha fazladır. Bu pisliklerin toptan adına günahlar deriz. Günahlar, manevî pisliklerdir. Maddî pislikler olduğu gibi manevî pislikler de vardır. Bu mübarek Rama-zan'da, bu manevi pisliklerden de kurtulmak için, Ce-nab-ı Peygamber'in bu duasını duyurmak istedim.
En büyük pislik, namazsızlıktır. Namaz kılmayan insanın gönlü o kadar pistir ki, dışarıda pislik kuyusuna düşmüş adamın pisliği onun yanında hiç kalır... Çünkü o yıkanır, kolaycacık temizlenir. Fakat bu namaz kılmayan insanın gönlündeki pisliği temizlemek, o kadar müşkildir ki... İşte o da bu ayda tevbe eder, ıslah-ı nefs eder-, bir daha Allah'ın emirlerine karşı gelmemeye, emirlerini tutup yasaklarından da kendini korumaya azm eder, "Aman ya Rabbi, sen de beni koru" diyerek-ten Cenab-ı Hakk'a yalvarırsa, o zaman gönlünü temizleyebilir. Yoksa dünya kadar parası olsa da dağıtsa kıymeti yok! Çünkü, gönlü pis... Gönlü pis olan insanın dağıttığı paraların da hayrı olmaz.
Onun için, size bir şey söyleyeyim: Cenab-ı Peygamber'in zamanında bir gavurun oğlu müslüman oldu. Anası çok kızdı: "Sen dinini değiştirdin haaal.. Sen bu müslümanlıktan dönmedikçe, ben yemeyeceğim, içmeyeceğim; öldüreceğim kendimi!" dedi. Ya döneceksin yine gavurluğa, veyahut da ben öleceğim kendi
kendime...Yemeyeceğim içmeyeceğim diye yemin etti. Bir gün, iki gün, üç gün... Yemiyor kadın... O zaman Cenab-ı Peygamber buyurdu:
JİUJİ 2u
(Lâ taate li mahlukinfî masiyetil balik/Halik'a. isyan yerinde, hiç bir mahluka itaat olunmaz!" Anan da olsa baban da olsa, Halik'a isyan mı var orda? Orda itaat olunmaz. İtaat ancak Allah'a ve Allah yolunda olur.
Onun için, isyan denilen, günah denilen şeylerin -işte günah kitabında yazılmıştır, yediyüz kadar nev'i var- en başta büyüğü şirktir. Şirk de namazsızlıktan ileri gelir. Namaz kılmayan adam, şirke doğru gider. Riyakârlık da şirkten ibarettir demişler. Yani, bazan kılar, ba-zan kılmaz; münafık alametidir.
(Allahümme tahhir kalbî minennifak)Ya Rabbi, benim kalbimi münafık olmaktan temiz kıl! " Ben münafık olmayayım!.." Münafıklığın yegane alameti namazsızlıktır. Namaz kılmayan bir adam, Ramazan günü, "Ramazan'dır bugün, ayı ben gördüm" dese sözü kabul olmaz. Bayram günü, "Gördüm ayı, ben " dese sözü kabul olunmaz. Niçin?.. Şahid-i adil olması lazım! Görenin adil olması lazım...
Onun için bugünkü hallerde bunlara da çok riayet lazım. Sizi fazla tutmayayım. Allah cümlemizin kalbini, her türlü nifaka, münafıklığa sürükleyen şeylerden korusun...
En korkuncu namazdır kardaşım... Namaza o ka-
23
22
dar ehemmiyet ver ki, canm gibi... Canm nasıl kıymet-liyse namaz da o kadar kıymetlidir. Eğer bunu yapa-mazsan, münafıklıktan kendini kurtaramazsın...
Allah cümlemizi affetsin... Bu mübarek Ramazan' da, emirlerine uymaya muvaffak eylesin... Bir tane değil ki emir, 54 farzı var.. İlmihal kitaplarını okumanızı çok rica edeceğim. Her gün mutlaka, ilmihalden bir parça okuyunuz. Biliyorsunuz-, tekrar okuyunuz! Biliyorsunuz, tekrar okuyunuz!.. Tekrarda fayda var...
Onun için, Allah hepimizi affetsin... Bu mübarek ayda, rızasına muvafık ameller nasib etsin... Seyyiatlan-mızı da hasenata tebdil eylesin. Bir çok mübarek kandillere, bayramlara cümlemizi sağlıklarla, afiyetlerle eriştirsin... Sevdiği ve razı olduğu kullan arasına, bu günahkarları da kabul buyursun... El fatiha!.. Esselamü aleyküm!..
(1 Eylül 1978 Cuma konuşması)
24
RAMAZAN BAYRAMI KONUŞMASI
Elhamdülillâhi rabbil âlemîn. Vessalâtü vesselâmü alâ seyyidinâ Muhammedin ve âlihî ve sahbihî ecmain.
La ilahe illallâhul halîmül kerim... Subhanellahi rabbil arşil azîm. Elhamdülillâhi rabbil alemîn... Nes'elüke mucî bati rahmetikc.Ve azâimi mağfiretike... Vel ganîmete min külli binin. Vesselamete min külli ismin... La teda'lenâ zenben illâ gafaitc.Ve la hemmen illâ fer-racte... Vela haceten leke fîhâ ridan, illâ kadaytehâ yâ er-hamerrahinıin.. Yâ erhamerrahimin.. Yâ erhamerrahimîn...
Bu mübarek bayram günü, bizleri mağfireti ilahiy-yene mazhar olan kulların arasına kabul eyle yâ Rabbî... Seyyiatlanmızı hasenata tebdil eyle ya Rabbî... Bizleri de rıza-i ilahiyyenin yolundan ayırma yâ Rabbî... Nefsimizden ve şeytanın şerrinden ve sevmediğin kullann şerrinden cümle Ümmet-i Muhammed'i, bizleri de emî n-ü mahfuz eyle yâ Rabbî...
Allahümme innâ nes'elüke temâmenni'meh... Ve
25
İİ«İ
İÜI
... Hürmet nasib etsin. El fatiha!..
Esselâmü aleyküm... (4 Eylül1978)
26
HOCANIN RIZASI
Cenâb-ı Peygamber (S.A.V.) buyuruyorlar ki:
(Rtdallahfîridalvalideyn!...) Bütün hayattaki sayü gayretimizden netice, Allah-ü Tealâ'nın rızasını kazanabilmektir. Bu rızayı ilahiyi kazanabilmek, ananızın-ba-banızın sizden razı olmasına bağlıdır diyor, Cenab-ı Peygamber... "Ananız ve babanız sizden razı ise, Allah da sizden razı olur; eğer onlar sizden razı değillerse, Allah da sizden razı olmaz" neticesi çıkar.
Ana ve babamız, bizim dünyaya gelmemize sebeb olmuşlardır. Bizim yetişmemize ve büyümemize vesile olmuşlardır. Bundan dolayı kendilerine şükretmek vazifemizdir. Fakat, dünya hayatı cîfeden ibarettir. Bütün meşakkatler, felaketler hep bu dünyanın içerisinde... Bizim bu dünyadan bir de ahirete geçişimiz var... Asıl selâmet bu âhirete geçiştedir. Binaenaleyh, bizi dünyaya getiren ana-babalarımızdan başka, bizi âhirete sev-
kedecek ikinci bir valideyne daha ihtiyacımız var... Buna hocalarımız, üstadlarımız, mürebbîlerimiz, mürşidle-
rimiz diyoruz.
Binâenaleyh, bunların rızası da valideynin rızasından daha âlâ, daha üstün, daha mukaddemdir. Çünkü, birisi dünyaya gelmemize sebep, öbürü âhireti kazanmamıza vesile... Dünya fani; üç beş gün yaşarız o kadar. Ahiret ise baki, selâmet ve saadet de orda... Dünyada felaketler içinde kıvranır insan. Ahirette ise bunların hiçbirisi yok. Binaenaleyh, ahiret saadetini kazanabilmek, dünya saadetini kazanabilmekten daha âlâ ve daha üstündür. Binaenaleyh, valideynin rızasını kazanmak nasıl borcumuzsa, üstadlanmızın da rızasını kazanmak öylece borcumuzdur. Üstadlarm rızasını kazanabilmek için de, onların gösterdiği yolda yürümek lâzım!... Nasıl ki, ananın babanın sözü dinlenilmeden rızası kazanıl-mıyorsa-, üstadlarm da sözü dinlenilmeden, gösterdiği yolda yürünmeden, ahireti kazanmak mümkün değildir!..
Allah kusurlarımızı affetsin... Tevfikat-ı
samedâniyyesine mazhar etsin.... O ahiret saadetine cümlemizi eriştirsin.... El fatiha!..
(7 Eylül 1978 Perşembe, Yatsıdan sonra)
ALLAH KORKUSU
Esselâmü aleyküm ve rahmetullah!..
Çok değil, bir-iki dakikanızı rica edeceğim...
Evvela şunu hatırlatayım ki, cuma ayrı bir gündür; ibadeti de ayrı bir ibadettir. Namaz, bambaşka bir şeydir. Namaz kılan birisinin önünden geçmenin vebalini eğer insan bilmiş olsa, senelerce orda dikilir de, o müs-lümanın önünden geçmez... Onun önünden geçmek, Allah ile onun arasını bozmak gibidir. Onun için buna dikkatinizi çok rica edeceğim.
insan, beş dakika daha oturmakla ölmez. Elhamdülillah, öyle bir darlık, sıkıntılık içinde değiliz. Bazı müstesna insanlar rahatsız olabilir. O rahatsızlıkları dolayısıyla çıkmak isterlerse ona birşey diyemeyiz ama, o da kendisini koruyaraktan, müslüman kardeşine eziyet etmeden çıkabilirse ne âlâ.. Çıkamazsa, oturur beklerse daha büyük sevaplar alır. Bu ayrı bir mevzu.
Şimdi asıl, hoca efendinin söylediği hutbenin ve her cuma da söylenen hutbelerin tesiri olmayıp, bir kulağımızdan girip, diğer kulağımızdan çıkması; bu inkar ka-
28
bul etmez bir hakikattir. Her cuma bir çok vaaz ü nasihatler dinliyoruz, kitaplar okuyoruz; fakat tesirini de hiç göremiyoruz. "Kellim kellim lâ yenfâ" (konuş konuş fayda etmez) tabiriyle beraber, herkes yine bildiğini okumaktan vaz geçmiyor... Bu tabii, vehametin veha-meti, tehlikenin tehlikesidir.
Onun için, Cenab-ı Peygamber (S.A.V.), kurtuluşu üç şeyde bize tarif ediyor. Kurtulma, necat, selâmet üç şeyin altındadır: Birisi:
(Haşyetullah fissırri vel aleniyyeh.) Allah korkusunun gönle girmesidir. Hepimiz Allah korkusunu birbirimize tavsiye ederiz de, Allah'dan korkup korkmadığı-mızı hiç ölçmeyiz. Meselâ, hasta olduğumuz vakitte tansiyonumuzu ölçtürüyoruz; ona aklımız eriyor. Kanımızı ölçtürüyoruz, nasıl diye; ona aklımız eriyor. Fakat, Allah'dan korkup korkmadığımızı hiç ölçtüğümüz yok. Hep menfaatimiz. Nefsimizin arzusu neyse, onu yapmaktan da geri kalmıyoruz.
Onun için, haşyetullah deyince, biz Allah'ı bilmiyoruz! Lâ ilahe illallah diyoruz ama, dilimiz diyor... La ilahe illallah derken, Allah-u Teala'nın bizi gördüğünü ve bildiğini, her hareketimizden haberdar olduğunu, hatta içimizde saklanan kuruntuları bile bildiğini; yarın yapacağımız, ömrümüz boyunca yapacağımız her şeyi de bildiğini söylüyoruz ama, yine içimize yerleşmiyor.
Şimdi birçok insan der ki, "Allah bizi nasıl göre-cek?..Ben görmediğim şeye nasıl inanayım?.."Şimdi, benim konuşmamı göreniniz var mı? Sesimi göreniniz var mı?.. Kimse görmez sesi, yalnız işitir. îşitmesiyle de,
30
"Haa, ses var" der. Fakat sağır olursa ne yapalım?..Sağır-sa duymaz, duymadığı için de, sesi inkar eder. Biz de ona inanalım mı şimdi?..
Aziz kardaş! Allahu Teala'ya görmediğime inanmam diyen, deliden başka birşey değildir. Delinin deli-sidir. Hem de zır delidir. Görmediğin senin gözünün önünde. Her gün aldığın havayı görüyor musun sen? Aklını görüyor musun? Gösterir misin aklının nerde olduğunu? Fakat bunlar hep cevarihle bilinen, gözümüzle görmek suretiyle, kulağımızla işitmek suretiyle, hisleri-mizle idrak ettiğimiz şeylerdir.
Sana dense ki: Şu cami tabiatın eseridir. Vaktiyle işte, seller gelmiş, taşlar dikilmiş, şöyle olmuş, böyle olmuş... İnanan olur mu? Kimse inanmaz. Başındaki gayet basit takke, tabiatın eseridir desen kimse inanır mı? Koskoca kainat; ağırlığını kimsenin bilemeyeceği, sayısını da yine kimsenin bilemiyeceği bu koca kainat, nasıl olur da sahipsiz olur?
O Allah, o Allah'dır ki, işte bu koca varlığı yaratmış onun içerisinde de bizi yaratmış... En mümtaz bir mahluk iken bize de diyor ki, "Ben sizin her hareketinizi biliyorum. Benim nazarımdan hiç bir şeyiniz kaçmaz. Kaçmaz olduğunu bilin de, gönderdiğim kanun-i ilahi olan Kitab-ı llahi'ye uyun! Sizin için, ondan başka saadet yoktur"
Onun için saadet istiyorsan, necat istiyorsan haşye-tullahı, Allah korkusunu gönle sok.. Allah korkusunu gönle nasıl sokacaksın? Allah'ı bilmedikçe insan, Allah'dan nasıl korkacak?.. Aslanı görünce korkuyoruz. Neden yahu? Aslan parçalar. Yılanı görünce korkuyoruz; ne yapar? Sokar. E, akrep?.. Akrep de öyle...E, Allah?.. Görmüyoruz ki.. Görmüyoruz ama, bilmiyor mu-
31
yuz ki vardır? Hepimiz biliyoruz. Bu koca kainat sahipsiz olmaz, vesselam.
Onun için, üç şeyden birisi haşyetullah... Bunu gönle sokmak lazım. Nasıl sokacaksın?.. Yemek değil ki ağzımızdan akıtalım. Yahut iğne ile enjeksiyon yapalım. Bu Allah-u Teala'nın yolunda, Peygamber'in yolunda giderekten; Allah'ın varlığını iyi bilerek, ma'rifet-i llâ-hiyye ile olur. Allah, bizi yaratan ve bütün hareketlerimizi de yaratan, her şeyimizi gören... Basîr diyor, hafız okuyor. Allahu Tealâ daima görmekte... Gece görsün de gündüz görmesin, gündüz görsün de gece görmesin olmaz. Her an görüyor Allah.... Kimi?.. Herkesi görüyor. Nasıl görüyor? Aklın erer mi? Senin de ermez, benim de ermez. Ama Allah, "Görüyorum" diyor. "İşitiyorum" diyor. "Her hareketinizi işitiyorum, görüyorum, biliyorum" diyor. "Habîrim" diyor. E, bunu içeriye yerleştir bakalım... Daima Kur'an'ı oku, bu âyetler önüne geldi mi biraz titre!.. Allah'ı iyi düşün!.. O varlığın karşısında eğilmek mecburiyetini hissedersin, ibadet içinden doğar. Hocanın söylemesine de lüzum kalmaz.
Onun için, Allah rızası valideynin rızasına bağlı. Neden?.. O seni dünyaya getirdi. Bak, bu kâinatın içerisinde, bu varlığın sahibini görecek, bilecek; ona gideceksin... Onu öğrenmek için geldin buraya... Buraya gelmenin sebebi, o Allah-u Tealâ'yı tanımak, bilmek ve görmek için... Marifetullah diyorlar; o marifetullah, bur-da ele geçecek... Bu ana-baba bizi buraya getirdi, çöplüğe atar gibi atmadı. İkinci bir ana-baba olarak Allah'ı bize tanıtanlar var... O, bu dünyanın cifesine getirdi. Cifeden kurtarıp, saadete eriştirmek için de hocalarımız vasıta... Bu hocalarımız vasıtası ile de biz, Allah-u Tealâ'ya gitmenin yolunu öğreneceğiz. Kur'an-ı Kerim'i okuya-
32
cağız. O Kur'an'ı okumadıkça, Allah korkusu içe inmez!..
İkincisi:
j^JIj ı_~2aA)l ^
(Vel adlü) Adalete riayet. Ne zaman?.. Her halde, (filgadabi verridaMdaletten ayrılma. Üçüncüsü:
oülj ^JLÜI ^
(Vel iktisad,filfakri vel gına) Zengin ol, fakir ol; iktisada riayet et!.. Peygamber'den daha üstün müsün? Onun hayatını niçin beğenmiyorsun, kendine numune etmiyorsun?.. O, bir öğün yerdi de, sen niçin beş öğün yiyorsun?.. O, bir şeyle kanaat ederdi de, bazı gün taş bağlardı zavallukanncağızına... İbret olsun insanlara da, sıkıntılara tahammülü öğrensinler diye, açlığını kimseye de bildirmezdi.
Onun için, zenginlikte de iktisad, fakirlikte de ikti-sad... Fakir zaten mecbur iktisad etmeye. Fakat, zengin de mecbur iktisad etmeye... Çünkü, o fakirin hakkı da, o zenginin parası içerisinde... Memleketin saadeti için, zengin-fakir hepimiz iktisada riayet edeceğiz. Çok ihracat yaparız, memleket rahata kavuşur.
Bir adam ilim tahsiline çıkacakmış. O zamanın peygamberi duymuş. -Islâmdan evvel- Çağırın şu genci, bana gelsin demiş. Seyahate gidecekmiş, ilim tahsil edecekmiş; ona benim nasihatlerim var, o nasihatleri edeyim de öyle gitsin, demiş. Söylemişler, gelmiş çocuk... Demiş : Evlad, sen tahsil-i ilme gidiyormuşsun, şunu
33
dinle, "Nerede olursan ol, Allah'dan kork." Gecede, gündüzde, nerede olursan ol, her yerde Allah'dan kork! Çünkü Allah seni her yerde görüyor. Emri hilafına bir iş yaparsan, o seni görüyor. Polise, candarmaya, kanuna, şuna buna ihtiyaç yok.. Allah görüyor bizzat...
ikinci hatırımdan çıktı. Üçüncüde demiş ki, "Lokmanı helal yap!.." Helalden ye.. Hoca efendinin dediği gibi, o dağda adamı soyup da para kazanan adam; o da rızkını yiyor, ama haramdan yiyor. Allah bize akıl vermiş, kitap vermiş... insanlık, islâmlık vermiş... Helâl ile haramı tanıtmış. Müslümana layık olan helalden yemektir. Yoksa haram nzık bol...Adamı vurursun alırsın; kasayı da soyarsın, bankayı da soyarsın yersin ama, haram olunca mes'ulsün tabii...
islâm'ın en büyük esası, mes'uliyet gününü tanımak, ahiret gününü tanımak!.. Allah birdir tanıyor fakat, öldükten sonra ahiret var deyince düşünüyor insan. Neden düşünüyorsun?.. O seni hiç yoktan yaratan Allah, yarın yine yaratacak... Canım, toz toprak olduktan sonra olur mu?..O eski gavurların dedikleri gibi, sen de diyorsan, olmaz. Ama, Allah'ı biliyorsan olur. Allah, tozdan da yapar, tozsuz da yapar adamı!.. Tozsuz da yapar Allah. O öyle bir kuvvetin sahibi. Bu kainatın nesi vardı da, bu kainatı yarattı Allah... Hiç bir şeyi yoktu, hepsini icad etti yarattı. Binaenaleyh, Allah seni beni tekrar niçin yaratanlasın yahu?.. Bu kadar budalalık da olur mu
dersiniz?..
Onun için, insanın Allah'dan korkması lazım, ahiret gününü gözönün önünden ayırmaması lazım. Defter eline verilecek,
34
Ctkra' kitâbek) "Oku kitabını!" denilecek. Ne okuyacaksın o zaman? Onun malını çalmışsın, berikisini öldürmüşsün, berikisini zorlan almışın; sonra onları yemişsin. Allah, sormayacak mı onların hesabını?.. Bu kainatın bir hesap günü var. O hesap gününe ahiret günü diyoruz. Müslüman o güne inanmadıkça müslüman olamaz... Müslüman olabilmesi için ahiret gününe inanması lazım. Öldükten sonra dirilmeyi, dirildikten sonra da cennet ve cehennemi bilmek lazım.
Hayyam'ın bana bir şiirini okudular, çok ağrıma gitti. Onun için, Allah'la istihza edercesine çirkin sözler, insana hiç yakışmaz, tnsan bilmeli, ona göre hareket etmeli.
Bir tanecik daha söyleyeyim: Bir zat 80 sandık kitap toplamış, okumuş okumuş... Allah, o zamanın Peygam-beri'ne demiş ki," O adama söyle, 80 sandık daha kitap doldursa da 160 sandık kitabı olsa, hiç kıymeti yok; bil-diğiyle amel etmedikçe!.." Bildiğiyle amel etmedikçe topladığı kitapların kendisine yükten başka faydası yok...
Onun için, Sure-i Cuma'da; "Merkep de taşır kitabı, onun gibi olmayın!" diyor." Merkebin kitap taşıdığı gibi olma! Kitabın içindekilerle amel et"! Duyduğunu, bildiğini işle... Yoksa, boyna bilgi toplamışın ne fayda, Allah'ın emrine itaat etmedikçe...
Ona da üç nasihati var ama, bir tanesini söyleyeceğim:
(Velâ tü'zi ehaden minennâs) "insanlardan hiç bir kimseye eziyet etme yavrum," demiş. Müslüman-gavur
35
hiç kimseye eza etme...
Allah cümlemizi affetsin... Tevfikat-ı samedaniyye-sine mazhar eylesin...Allah'ın yolunda gitmeyenlere tevfikat-ı ilahiyye de gelmez! Boşuna bir duadır. "Ya Rabbi bana tevfikını refik et..." Neden edecek sana tevfi-kini refik, gitmiyorsun ki yolundan. Cenab-ı Hak yine kusurlarımızı affetsin...Kusurumu affedin. Allah cümlenizi iyilikler, sağlıklar, afiyetlerle bir çok cumalara da nail eylesin... . El fatiha!..
(8 Eylül 1978 Cuma)
36
ALLAH'I TANIMAK
Esselâmü aleyküm ve rahmetullah!..
Siz kardeşlerimden yine bir ricam olacak:
Namazlarımızda acele etmeye hiç lüzum yok! Elhamdülillah, biz asker evlatlarıyız. Zamanında aylarca, belki yıllarca siperlerde saklanan adamlarız. Öyle beş-on dakika camide durunca; yoruldum, sıkıldım, bunaldım diyerekten kaçmağa lüzum yok! Vebali pek büyük... Bazı kardeşler namazlarını ağır kılıyorlar. Bazısı da geç kalmış oluyor. Onun önünden geçmenin vebalini bilse insan, senelerce orda durur da geçemez...
ikinci bir şık: Bizim önümüzden geçmek isteyen bir kimseye, bizim mani olmamız lâzım. "Namazdayım, olur mu?" Pekâlâ olur. Evvela şöyle elini uzatırsın; ben namazdayım, geçme önümden dersin. Ondan anlamıyor geçiyor, bir tane de tokat patlatırsın; döndürürsün onu... Önünden geçirmemek lâzım. Bu ne kadar mühim... Hem geçmeyeceksin, hem de geçirmeyeceksin. "Geçerse geçsin, vebali onun; bana ne?" diyemezsin. Önümüzden geçilmeyeceğiz namazda... O da öğrensin,
37
namaz kılanın önünden geçmenin ne büyük vebal olduğunu...
«âl
(Ridallah, Jt ridal valideyn JBu büyük bir ders... Allahu Tealâ'nın rızası, ana-babanın rızasına bağlıdır. Ana-baba oğlundan hoşnut olmadıkça, Allahu Teala'nın o kulundan hoşnud olacağı mümkün değil... Onun için buna çok dikkatlerinizi rica ederim.
İkincisi: Evladı dünyaya getirdik, -evlâdımız var, elhamdülillah- büyük bir nimettir. Bu nimete şükren her babanın yapacağı ilk vazife çocuğuna bir akika kurbanı kesmesidir. Niçin?.. Ne büyük devlet ki, sana Cenab-ı Hak ilerde ismini anacak bir evlad lütfetmiştir. Sağlam, aklı yerinde, vücudu yerinde. Ya gözü kör olsaydı; ne yapardık? Ama, Cenab-ı Hak çok güzel bir evlad ihsan etmiştir. O evlada mükafaten vaktimiz varsa ona -erkek evlada- iki tane kurban keserek, ziyafetler yaparız. Sevincimizden, Allah bana bunu lütfetti diyerekten...
Fakat, bu lütfettiği evladı, bu dünya âlemine getiririz de, dünya âleminin içerisinde, malumdur ki ne kadar zorluklar, felaketler gözümüzün önünde... Şimdi burda iki tane yol var; birisi cennete gider. Birisi de cehenneme gider. Çocuk geldi, bu iki yolun ağzına... Sen bu çocuğu hangi yola sevkedeceksin? Sen kendin cennetlik dahi olsan, evladının da cennete gitmesini istemezsen, öyle babalık olmaz.. Evladının da cennete gitmesini istersin. Ama, bugün gayemiz, onu okutalım dünyasını bilsin, refaha kavuşsun. Bu zayıf bir nokta... Rezzak, Al-lah'dır bir kere... İkincisi tahsil lâzımdır, fakat iki tane tahsil var. Birisi dünyaya ait. Birisi de âhirete aittir. Dün-
38
ya tahsilini yapıp da, âhiret tahsilini yapmaktan mahrum olan insanların hali, bugün gözümüzün önündedir. Söylemeye lüzum yoktur. Binaenaleyh, evladımıza dünyayı öğrettiğimiz kadar, âhireti de öğretmekliğimiz; Allah'ı tanıtmaklığımız lâzım... Âhiret mes'uliyetini ona duyurmaklığımız lâzım.
Bu varlığa bizi gönderen Allah, bize göz vermiş. Bu gözümüzle bakarız ki, bu kâinat kimindir? İnsan bir eser görür de sormaz mı bu eser kimin eseridir diyerekten? Elbette soracak... Kimin eseri? Filanın eseri. E, bu koskoca eser kimin eseri? Sahipsiz bu, tabiatın eseri... Tabiatın eseri dersek bütün eserlerin de tabiatın olması lâzım. Şimdi, gökte uçan tayyarelere, o gökte duran Rus ve Amerikan füzelerine de tabiatın eseridir dersek, ne dersiniz bana? Hepinizin diyeceği, "Hoca Efendi, n'apıyor-sun sen, şaşırdın mı? O filanların eserleri. Bak ilimleri sayesinde bugün gökte duruyorlar." İnsan eseri duruyor da, ona sahip oluyorsun da, bu koskoca kainata bir sahip bulamıyorsun, olur mu hiç?.. İnsan bir kere kendini düşünse kâfi....
İki cihan serverinin bir halini duyurmak isteyeceğim. Kaside-i Bür'e var ya o, Muhammed Busırî Hazret-leri'nindir. Bu kasidesinde şöyle der:
(Zalemtü sünnete men ehyazzalâmeilâ /'Eniştekel kademâhüd durra min verami.£> Cenab-ı Peygamber (S.A.V.), dünya nimetlerine iltifat etmediği gibi, âhiret nimetlerinin büyüklüğünü bize duyurmak için geceleri sabahlara kadar ayakta durur, Allahu Teala'ya tazarru ve
39
niyaz ederdi. O sebepten mübarek ayaklan şişerdi... Ka-side-i Bür'e sahibi diyor ki, "Ben kendime zulmettim." "Neden zulmettin yahu?" "O Peygamber-i ahir zamanın sünnetine uyamadım da ondan zulmettim" diyor.
Allah'ın emirlerine uymayanlar, Peygamber (S.A.V.)'in emirlerine uymayan insanlar öyle bir zalimdir ki; o zalimin zulmü, o adamları asan Haccac-ı Za-lim'in zulmünden daha beterdir. O zulmetmiş. Böyle zulm edenler çok. Asıl insanın zulmü kendi nefsine... Kendine zulmediyor. Gece sabahlara kadar uyuyor. Gece sabahlara kadar muhabbetlerle vaktini geçiriyor. Iba-det-taatten mahrum. O gece ibadetinin lezzetini bilemiyor. Halbuki, gece ibadetine yüz bin sevap var... Hani Mekke'de bire yüzbin sevap var; bizim de gece ibadetimize yüz bin sevap var. Ama heyhat..! Hangimiz kalkacak da gece namazlarını kılacak?.. Çünkü, konuşmaktan geceleri yorgun hale geldiğimiz için, kalkmağa takatimiz de kalmıyor.
Onun için aziz kardaş, eğer sen cennete girmek istiyorsan, çocuklarının da cennete girmesini istiyorsan, Allah ve Rasûlü'nün yolundan ayrılma!.. Çocuklarını da o yoldan ayırma!.. Çocuklarına Allah'ı tanıt!.. Allah'ı tanıtmak için, tanımak lâzım ki tanıtsın. Allah'ı tanımayan insan çocuklarına nasıl tanıtsın?..
Dün bir baba geldi. Yaşlı bir adam. Hasta olmuş. "Bana okuyuverir misin, Hoca Efendi?" dedi. " Hay hay, neyin var kardeşim?" dedim. "Şu var bu var" dedi. "Ayet-el Kürsi'yi oku kardeşim" dedim, "Bilmiyorum" dedi. "Namaz kılıyor musun?" dedim, "Kılıyorum" dedi. Namaz kılan bir müslüman bile Ayet-el Kürsi'yi bilmezse, o müslümanın hali ne olur acaba?.. O kimse çocuğuna ne kadar baba olabilir? Gayesi, çocuğuna dünyayı öğretsin.
40
Bir evlat dünyaya getirsin de, sonu ne olursa olsun... Bu mudur gayemiz?..
Onun için. (Fedhulîfî ibâdî, vedhulîcenneti)'Evvelâ iyi kulların arasına girmek, salih kulların arasına girmek; onlardan ders alabilmek, onların yolunu kendisine yol edinebilmek lazım. O yola girmeyen insanın, cennete girmesi de şayan-ı hayrettir yani... Onun için, Bursalı İsmail Hakkı der ki: "Cennet ikidir: Birisi dünyada, birisi de ahirette... Dünyadaki cennetler salihlerin, ariflerin bulunduğu meclislerdir. O meclislere vaktiyle girmeyen insanların ahiretteki cennete girmeleri muhaldir."
Onun için, Esma-i Hüsna'yı bellemek lazım... Kur'an'ı bellemek lazım. Kur'an'ı bilmeyen insan, nasıl bildirsin çocuğuna Allah'ı?.. Çünkü bize Allah'ı Kur'an tanıtıyor. Allah diyor ki; "Ben basîrim, görüyorum; görmediğim biç bir şey yok!.. Semîun, işitiyorum, işitmediğim hiç bir şey yok!.." Alîmün, her şeyi biliyorum, hatta içinizden geçenleri de biliyorum" diyor. Allah, böyle Allah... Onun için sen -saklı da olsa- nerde olursan ol;
]j\
Okra kitabek) "oku kitabını!" dedikleri vakitte kitabına yazılan herşeyi, Allah görmekte ve bilmekte.. Onun için kitabına kötü şeyleri yazdırma, aziz kardeş... Kitabına iyi şeyleri yazdırarak, hasenatı kazanmağa çalış. Cennete götüren yol hasenatlardır, cehenneme götüren yol da seyyiatlardır. Seyyiatlardan Allah bizi uzak
41
eylesin... Hasenatları da bize nasib etsin.
Lâ ilahe illallahul halîmül kerim... Sübhanallahi rab-bil arşil azîm... Elhamdülillahi rabbil alemîn... Nes'elüke mûcibati rahmetike... Ve azâimi mağfıretike... Vel ganî-mete min külli birrin... Vesselâmete min külli ismin... Lâ teda'lenâ zenben illâ gafarte... Velâ hemmen illâ ferrac-te... Velâ haceten leke fîhâ ridan, illâ kadayteha ya erha-merrahimîn... Yâ erhamerrahimîn... Yâ erhamerra-himîn... îrhamnâ....
Esselamü aleyküm ve rahmetullah!..
(15 Eylül 1978 Cuma)
42
SELMÂN-I FARİSÎ (R.A.)
Esselamü aleyküm ve rahmetulah!
Bugün siz kardeşlerime -beş on dakika da olsa— bir büyüğümüzü anlatacağım... Hergün ruhuna fatihalar ithaf ettiğimiz Selman-i Farisî diye ad takılan zatı anlatmaya çalışacağım. Bunda bizim için ibretler var da, onun için.
Bu zat, Acemistan'ın Isfahan şehrinin Ciy köyünden, bir beyefendinin oğlu... Babasının çok kıymetli bir evladı olduğu için, babası bunu evinden dışanya çıkarmamış. Kemale gelinceye kadar kendisine hoca tutmuş, lazım gelen bilgileri evinde öğretmiş. Dışarıya çıkarmamış, başkalarıyla temas etmesin diyerekten... Fakat, çocuk büyüdükten sonra diğer taraflarda bulunan emlakinin takibi için bunu memur etmiş; sen de onlann başında bulun diyerekten... Bu fırsattan istifade, çocuk evinden çıkmış oraya giderken yol üzerindeki bir kiliseye uğramış. Bakmış; kilisedeki papazın söyledikleri hoşuna gitmiş çocuğun. Dinlemiş. Dinledikten sonra vakit de geçmiş biraz. Evine döndüğü zaman, babası darıl-
43
mış, "Neden geç kaldın oğlum?" diyerekten... "Baba, bir kiliseye uğradım, papazı dinledim. Papazın söyledikleri hoşuma gitti. Herhalde bizim ateşperestlikten iyi gördüm ben", demiş. Babası ateşperest, ateşe tapanlardan yani, mecûsi takımından. Buna çok kızmış. "Seni ben bugüne kadar muhafaza ettim, korudum. Sen bizim bu-lunuduğumuz dini terkediyorsun, papazın dinini tercih ediyorsun..." demiş. O zaman daha Peygamberimiz yok, islamiyet yok ortada. Yalnız hırıstiyanlık var... Tutmuş, bunu bir odaya hapsetmiş. Ayaklarına da zincir vurmuş, kaçmasın diyerekten... Fakat, çocuk papaza haber yollamış," Ben senin dinini kabul ettim. Beni bur-dan kurtarmanın çaresine bak!" diyerekten. Onlar da çareyi bulmuşlar. Şam kafilesine kataraktan, çocuğu Şam'a kaçırmışlar.
Şam'da o günün meşhur papazlarından Eskaf isminde bir papaza hizmetkâr olmuş. Uzun müddet hizmetinde bulunmuş. Nihayet papazın ölümü gelmiş. Demiş ki, "Ben ne yapayım şimdP.." "Sen Musul'daki bir papaza git. Ona teslim ol! Geri kalan bilgileri ondan alırsın" demiş. Adam ölmüş. Selman-ı Farisî Hazretleri Şam'dan Musul'a doğru gitmiş. Biliyorsunuz Şam'dan Musul çok uzak bir yer. At yok, araba yok. Hep bunlar, yayan-ya-pıldak yapılacak şeyler...
Musul'daki papaza da uzun müddet hizmetler etmiş, ne kadar şeyler öğrendiyse öğrenmiş. Bu papazın da eceli gelmiş, o da ölüyor...Ondan vasiyet istemiş, "Ne yapayım ben şimdi ? Ben daha olgunlaşmadım." "-Kara-hisar'da bir büyük papaz var, ona git" demiş. Bu nasihat üzerine Karahisar'a gelmiş. Karahisar'daki papaza ne kadar hizmet ettiyse etmiş. Ennihayet o papazın da eceli gelmiş. Sormuş, "E, ben ne yapayım şimdi, daha olgun-
44
laşmadım..." "Papaz demiş ki:"Şimdi ahir zaman peygamberi dünyaya geldi. Yakında Medine-i Münevve-re'ye gelecek. Sen imkan bulursan, burdan Medine-i Münevvere'ye git. O peygambere teslim ol. Peygamberin alâmetinden sana üç tane söyleyeyim: Birincisi, peygamber sadaka yemez. İkincisi, hediye kabul eder. Üçüncüsü de, arkasında mühr-ü nübüvvet vardır; ona da dikkat et!.."
Bir Medine kafilesine müracaat etmiş. Onlarla beraber Medine-i Münevvereye doğru yollanmışlar. Fakat gaddar adamlar bunu, köledir diyerekten başka bir ya-hudiye satmışlar. Garib adam, kendini müdafaa edememiş...O yahudiye uzun zaman hizmet eylemiş. Bir gün yahudinin hurmalarını toplarken bakmış ki. Efendimiz (S.A.V)'in Küba'ya geldiğini konuşuyorlar. Sevinmiş. Birkaç gün sonrada Medine-i Münevvere'ye teşrif buyurmuşlar. Bundan istifade, biraz hurma toplamış, o papazın dediğini anlamak için götürmüş Rasûlullah Efendimize..." Ya Rasûlullah! Bu benim sadakamdır, buyurun!" demiş. Demiş ki, " Biz sadaka yemeyiz." Etrafındaki fukaraya dağıtmışlar... Ertesi gün, hususi bir yemekle beraber gitmiş, "Ya Rasûlullah, bu size hediyemdir" demiş. Hem yemişler, hem de etrafındakilere yedirmişler. Kalmış Mühr-ü Nübüvvet...
Bir gün Rasûl-i Ekrem Medine-i Münevvere'nin mezarlığı olan Baki ismindeki mezarlığa bir cenaze götürmüşler. Cenazeyi fırsat bilen Selman, hemen Peygam-berimiz'in arkasına takılmış; o mühr-ü nübüvveti görmek için çalışıyor... Malum, onların giydikleri geniş bir rida var. Cenab-ı Peygamber de onu sıyırmış arkasından, Mühr-ü Nübüvvet meydana çıkmış. Derhal yapışa-raktan iman ü îslâmiyetle müşerref olmuş.
45
Şimdi, bizim bu ders ana-baba hakkına riayetin bir kısmındandır. Anaya babaya ne zaman itaat olunur? Ancak, Allahu Tealâ'nın emrine uygun olduğu takdirde... Allahu Tealâ'nın emrine uygun olmayan emirlere hiç bir yerde itaat edilemez; onun kıssasıdır bu... Bak, Selman anasını da bıraktı babasını da bıraktı. Bütün emlakini de bıraktı. Sırf dinini kurtarabilmek için taa Medine-i Mü-nevvere'ye kadar geldi. Ne kadar memleketler var bu arada, bilmem hesap edebilir misiniz?..
Kıssası uzun. Sonra Hendek muharebesi oldu. Hendek Muharebesi'nde, düşman yirmibeşbin kişilik bir kuvvetle geliyor. İslâm çok az ve müdafaadan acizler. Müşavere ettiler, ne yapalım diyerekten. Selman'ın reyi uygun geldi. Selman dedi ki:" Bizim memlekette, düşman böyle galebe çalarsa, hendek kazarız ve hendek dışından müdafaa ediriz." Uygun gördüler, hendeği kazdılar. Düşman geldi ve bir şey alamadan geri döndü
gitti.
Daha sonraları Selman, Irak denilen Bağdat'ın bulunduğu diyara vali olarak gönderildi. Efendimizin vefatından sonra... O aradaki kıssalar uzun. Vali gönderildiği vakitte otuz bin kişiye hutbe okuyor. Hutbe okurken giydiği entari çok ayıplanacak bir şekilde... Bir valiye yakışacak bir elbise değil. Fakat orda o hiç sıkılmadan hutbesini okudu.
Kendisinin üzerine giydiği elbisesinin -rida diyorlar ya ona- yansını altına yayar yatak yapar, yansını da üstüne yayar yorgan yapar öyle yatarmış. Kendisine tahsis edilen vali konağına katiyyen girmemiş kendisine yetecek ufacık bir oda yaptırmış; milletin işini, devletin işini ordan idare edermiş.
Bir gün Şam'dan bir efendi geliyor. Bir şeyler de ge-
46
timiş, yanında eşyası da var. Götürecek bir adam arıyor. Bakıyor, bakıyor sağına soluna; kimseyi hamala benzetemiyor. Selman-ı Farisî'ye bakıyor: Garip bir adam. Hem hamala da benzer bir vaziyeti var. "Gel gel!" diyor. O da çekinmeden gidiyor. " Şu benim eşyalarımı evime kadar götürür müsün ?" diyor. "Hay hay!" diyor. Hemen yükleniyor, evine götürüyor. Yolda rastgeldikleri tanıyanlar, "Esselâmü aleyke yâ emîrel mü'minin " diyorlar. Adam taaccüb ediyor, "Yahu, n'aptım ben?.. Emirel-Mü'mînîn'miş bu... Allah Allaaah...Efendi, affedersin ben bilemedim, kusuruma bakma. Bırakın burda eşyaları! Ben bir başkasıyla yollarım." diyor. Fakat Selman:" Yok, ben söz verdim. Evine kadar götüreceğim." diyor. O Selman-ı Farisî, memleketin valiyi umûmîsi, adamın eşyasını evine kadar götürüyor.... Kıssaları çok uzun.
Mübarek devlet maaşından on para almamış. Bununla beraber geçimini aldığı hurma dallarını yelpaze, süpürge veya seccade gibi şeyler yaparak satar, onunla maişetini temin eder; geri kalanını da tasadduk edermiş. Tasadduku da beşbin - bugünkü (1978) para ile beşyüz-bin lira - imiş.
Ennihayet eceli geliyor. Öİüm halinde Sa'd bin Ebi Vakkas, ziyaretine gidiyor. Bakıyor ki, ağlıyor." Niye ağlıyorsun, ölümden mi korkuyorsun da ağlıyorsun ?" diyor. "Ölümden korktuğum yok, dünyaya hırsım da yok." diye cevap veriyor. Tekrar "E niye ağlıyorsun? " diye soruyor. "Ben Peygamber (S A.V)'e söz verdim; o sözü yerine getiremediğim için ağlıyorum." diyor. Soruyor: "Ne idi o söz" Diyor ki: "O söz: Dünyada ancak bir yolcu kadar yük alın kendinize!.. Fazla yük almayın sırtınıza! Çünkü yol yokuş, çıkamazsınız sonra. Kalırsınız yolda... Dünyaya kıymet verip de mal edinmeye ça-
47
hşmayın... Ama şu etrafımdakilere bakın, ben ne kadar çok şeyler edinmişim. Şimdi bunlarla huzur-u Rasûlullaha nasıl varacağım? diye ağlıyor. Sa'd diyor ki: "Baktım acaba ne var diyerekten. Bir tencere bir sahan, bir testi, bir bardak, bir de sofradan ibaret... Bunu çok görmüş Selman, ağlıyor... Allah cümlemizi gaflet uykusundan uyandırsın...
Dünya ahiretin geçididir. Mesela, şimdi hac vakti... Burdan hacca gidecek arkadaşlar...Yolda Halep var, Şam var, başka güzel güzel memleketler var. Buralarda eğlenirler mi? Hayır! Dinlenirler geçerler. "Bizimde yerimiz ahiret... Dünya fani, ahiret baki...
Bu zata demişler ki, "Sen emirliği sevmiyorsun, neden? "Çünkü demiş, " Emirliğin evveli tatlıdır, ahiri de acıdır. Onun için sevmiyorum." demiş.
Allahu Teâle'nın lütfuna mazhar olan bu zat, - insana misafir de gelir icabında- misafir geldiği vakitte evde de bir şey bulunmuyorsa, şöyle tepeye çıkar; "Ey geyikler, gelin." diye seslenirmiş. Geyikler koşa koşa Hazreti Selman'ın önünde toplanırlar beğendiğini alır, diğerlerini salıverirmiş... Selman, bu ne? diye sorulunca : "Allah'ın sözünü dinleyenin sözünü herkes dinler. Allanın emrine itaat edene herşey itaat eder." dermiş.
Allah hepimizi affetsin... Emrine itaat eden sevgili bahtiyar kulların arasına cümlemizi kabul eylesin...
Mus'ab isimli bir zatı da gelecek cuma anlatırım, in-şaallah...
Esselâmü aleyküm ve rahmetullah..
(22 Eylül 1978 Cuma)
48
MUS'AB BİN UMEYR (R.A.)
.....Kuveyt'ten gelmiş. Dünyanın meşhur zenginlerinden bir efendi. Yedi sene evvel yirmi milyon lira zekat verdiğini duymuştum ben, bu efendinin. Bütün dünya alemindeki müslümanlarla rabıtası vardır. Her tarafın imdadına yetişir elhamdülillah.. Buraya da gelmiş. Burdan da Milano'daki İslâm Cemiyeti'nin toplantısına gidiyormuş, îşi gücü böyle, müslümanlann yardımına koşmak...
Konuşma esnasında bize güzel bir nasihat da yaptı; müslümanlar hakkında, müslümanlann nasıl olması gerektiği hakkında.. Her zaman okuruz, "Vessemâi zâtüı bürûc..."sûresini. Bu sûrede anlatılıyor ki, o zamanın hükümdarları hendekler kazdırmışlar; Allah diyenleri hendeğe attırmışlar. O günün müslümanlarını ateşe atmışlar.. Hendeklere büyük büyük ateşler yakıyorlar, ya benim dinimden olacaksın, ya da gir ateşe diyorlar... Müslüman olanlar, hiç istiflerini bozmamışlar. O ateşte yanmağa razı olmuşlar ve atlamışlar ateşe... Bir kadın gelmiş. Kucağında da çocuk var kadının. Tereddüt edi-
49
yor.. Belki, çocuğu için tereddüt ediyor. Çocuğa Allah lisan veriyor: "Ana, ne düşünüyorsun?" diyor. "Ebediyet aleminde uzun boylu yanmaktansa, burda beş-on dakika yanmayı tercih edelim! At kendini!.." diyor. O da atıyor. Sûre-i Büruc'da tafsilatıyla uzunca anlatılıyor.
Müslümanlık çok güzel bir dindir. Öyle -ne derler-her gürültüye pabuç bırakmamak bakımından, güzel bir derstir hepimize... Allah-u Teala'nın verdiği ecel, hiçbir zaman değişir değildir. Ecelden evvel kimse ölmez, ecelden sonraya da kimse kalmaz. Muayyen dakika ne zamansa, o zaman alırlar canı... Şunun bunun müdahalesi ile bugün ölenler var mesela; hep bunlar ecelleriyle ölmüşlerdir.. Ecelsiz ölen yoktur. Onlara ecel o şekilde takdir olunmuş ve o şekilde gitmişlerdir. Binaenaleyh, bundan kurtulmanın çaresi de yoktur.Şöyle yaparsan kurtulursun, böyle yaparsan kurtulursun demek boştur. Korkaklığın da ölüme faydası yoktur.
Onun için, Allah hepimizi affetsin.. Bize lütfettiği bu İslâm dininin kadr ü kıymetini anlamak, şuurlu bir müslüman olabilmek devletini cümlemize nasib eylesin... Dünyanın gözü de hep bizlerde... Allah hepimize sağlam akide ihsan buyursun... Metanet versin.. Sabr ü selamet versin... Bize de sabır tavsiye etti. Estaîzü billah,
(Vallahü maassabirinMye Kur'an'ın bir çok yerlerinde gelir; Allah sabırlılarla beraberdir. "Sabreden derviş, muradına ermiş" derler. Onun için, her zorluğa göğüs germek ve yılmadan İslâm'ın müdafii ve muhafızı olmak hepimizin vazifesidir.
İslâm'ın iki yolu var: Birisi emr-i ma'ruf, diğeri nehy-
50
i anil münker!.. Bununla her müslüman me'murdur. Bu, devletin polisine jandarmasına ait bir şey değildir. Her müslüman hem emr-i ma'ruf yapacak, hem de nehy-i anil münker yapacak... Fenalıklara engel olmağa çalışacak; iyilikleri de teşvik edecek, yaptırmaya çalışacak... Cuma günü söyleyeceğim bir Mus'ab vardı. Şimdi de söyleyivereyim de, cumaya yine söylerim:
Mus'ab isminde birisi, Umeyr'in oğlu... İlk müslü-manlardan. Islâmiyeti çok acı... Şimdi, Peygamberimiz saklı... îman aşikare değil yani. Bir evde etrafına gelen beş-on kişiye müslümanlığı anlatıyor. Mus'ab da duymuş ki, müslümanhk diye bir şey var ortada. Acaba nedir diyerekten, Peygamberimiz'in gizli olduğu yeri buluyor. Giriyor içeriye, dinliyor.. Peygamber (S.A.V), nasihat ediyor, dini anlatıyor. Hristiyanlıkla mukayese ediyor, bir şeyler yapıyor.
Mus'ab, gayet zengin bir adamın evladı... Çok güzel, çok da zengin.. Çok da şık giyinen bir genç... Müslüman oluyor. Müslüman olanlara çok eza, cefa yapıyorlar.. Yaşama imkanı yok gibi o devirlerde, müslüman olanların... diyor ki, "Ben kimseden korkmam ama, anamdan korkanm. Anam benim müslüman olduğumu duyarsa, kimbilir bana neler yapar?.. Annedir çünkü.. Haber vermeyin ona!" diyor. Fakat bir müşrik, annesine, "Senin oğlun da müslüman oldu" diyor. Annesi de bunu hapsediyor, odanın birine kilitliyor.
O zamanlar müslümanlar, Mekke'yi terkedip Habeşistan'a kaçmaya mecbur oldular. O sıralarda Mus'ab da bir yolunu buldu, Habeşistan'a kaçanlarla beraber o da kaçtı... Şimdi biz, bu mahalleden öbür mahalleye, bu komşudan, öteki komşuya gitmeye zorlanıyoruz. Zorluk var diyoruz, şu bu diyoruz; bin bir bahane buluyo-
51
ruz. O günkü devirde, Mekke'den çıkıp da taa Habeşistan gibi diyara gitmek, lafta kolaydır. Vasıta yok, hep yayan yapıldak...
Gidiyorlar, fakat orda barınamıyorlar. Bir müddet sonra, yine geri dönüyorlar... Geri döndükleri vakitte, annesi bunu yine hapsediyor. O zaman S.A.V. Hazretleri onu Medine-i Münevvere'ye kaçırıyor.. Peygamber o zaman Mekke'de, İslâm da daha gelişmiş değil.. Orda, Peygamber S.A.V. gelinceye kadar, tam yetmiş iki kişinin müslüman olmasına sebep oluyor. Orda durmuyor, etrafındaki köylere gidiyor, kasabalara gidiyor, cemaatlerin arasına gidiyor. Putların fenalığından bahsediyor, islâm'ın ulviyetinden, Allah'ın birliğinden bahsediyor. İnsanların içlerinde nasibleri olanlar müslüman oluyorlar.
Neticede bir köye gidiyor. Orda müslümanlığı anlatmaya çalışırken, oranın ağası olan herif kızıyor. Bu ne demek, diyor. Hemen kılınanı çekiyor, geliyor, onun başına dikiliyor. "Eğer yaşamak istiyorsanız, gidin bur-dan!.. Yoksa, kafanızı keseceğim" diyor. Mus'ab zavallı, güzel de idareci bir efendiymiş. Allah rahmet eylesin... "Efendi, biz buraya döğüşmeye gelmedik. Ben konuşuyordum. Müsaade et, otur, sen de dinle!.. Hoş görürsen ne ala; görmezsen biz de bırakır gideriz. Zorla işimiz yok" filan diyerekten adamı ikna ediyor.. Oturtuyor oraya.. Ona güzel bir Kur'an okuyor; Peygamber'den aldığı ilhamların bazılarından, putların boş şey olduğundan bahsederekten adamın gönlünü yumuşatıyor: "Eşhedü enla ilahe illallah ve eşhedü enne Muhammeden abdühû ve rasûlühû" dedirtiyor... Evvela konuşmayın diyor; arkasından da kelime-i şehadet getiriyor, müslüman oluyor.
Onun için, telkinin çok faydası var.. Usulü dairesince; kavgaya gürültüye lüzum yok... Put dediğin senin taştan yapılmış, cansız bir mahluk.. O mahluktan medet ummak ne kadar cahilane bir şey.. Bugünün münevvve-ri bile buna aldanmakta... Bugünün münevveri bile -Allah korusun- yine bu taşlara tapınmaktalar, ona şefaatçi diyerekten. Hiç taştan şefaatçi olur mu?..
Şimdi, Peygamber S.A.V, Medine'ye hicret etti, geldi. Geldikten sonra Bedir harbi oldu. îkinci harb Uhud Harbi oldu. Uhud Harbi'nde Cenab-ı Peygamber bayrağı Mus'ab'a veriyor. Mus'ab böyle iki tarafa koşturuyor, askeri şecaate getiriyor. Düşman da kalabalık tabii. Orada ecel gelmiş. Bir düşman süvarisinin hücumuna uğra-yaraktan kollan kesiliyor, kendisi de orda bayrak elinde, şehid düşüyor.
Cenab-ı Peygamber, harb sonunda şehidleri toplarlarken, Mus'ab'a çok ağlamış. Çünkü Mus'ab, çok zengin bir babanın evladı, çok ferah fahur büyümüş; fakat, İslâmiyet uğrunda o fedakarlığa katlanmış.... Aç, yarı aç yan tok, bir gün aç bir gün tok, hep islâmiyet lehinde çalışmalar yapıyor; en nihayet de şehadet şerbetini içiyor...
Bir gün Rasûlullah (s.a.s.), onu görmüş: Kış günü, üşümüş, üstünde bir şey yok... Kendini muhafaza için bir posta bürünmüş giderken, Rasûlullah demiş ki, "Şuna bakın! Bir babanın ne kıymetli bir evladı idi. Bugün, islâm yolunda herşeyini bıraktı. Anasını da bıraktı, babasını da bıraktı, malını mülkünü de bıraktı, islâm fedaisi!.." diyerek ağlamış, daha hayatında onu öyle görünce...
Onun için Allah (Celle ve Alâ), cümlemize din ve iman aşkı, iman gayreti versin de, dinimizi yalnız kendi-
53
mize hasretmeyelim. Etrafımızdaki insanlara, komşulara dinin fadâilinden bahsetmekte ne beis var... İyilikle güzellikle anlatmaya çalışalım. Bu fena, at onu dışarıya... Bu da kötü, onu da at dışarıya... Biz bize kalalım mı?.. O, kâfirleri yola getirmiş. Bizimkiler de herhalde yola gelir. Gelecek olanı tabii...
Allah affetsin kusurlarımızı... îmanımızda kemal na-sib etsin... Sevdiği, razı olduğu kulan arasına cümlemizi kabul etsin...
Bu dünya fani diyoruz ama, dilimiz diyor. Eshab bunu güzel anlamış, dünyaya hiç metelik vermemiş... Nasıldı o Selman-ı Farisî?..Evinde bir şey yok; ben nasıl gideceğim huzur-u Rasûlullah'a, diye ağlıyor... Biz ne yaparız bilmem. Dünyaya o kadar bel bağlamışız ki, bu bel bağlayış bizi her fedakârlıktan uzak ediyor. "Ne yapalım çoluk var çocuk var, ev var bark var..." diyoruz...
Selman'ın babası çok zengin, emtiası çok, her şeysi çokmuş; Mus'ab'ınki de öyle ama, iman için hepsini feda etmişler. Hiç birşeyi gözleri görmüyor.
O günkü ilimle bugünkü ilim arasında dünya kadar fark var ama, bugünkü bilgiler dilde, içeriye inmiyor... O gün, böyle bilgilerin hiçbiri yoktu ama, iman bilgisi hepsinin üstündeydi elhamdülillah!... Allah, onlara na-sib olan imandan bir nebze de bize ihsan etsin inşaal-lah...
El fatiha!..
(5 Ekim 1978 Perşembe)
54
MUS'AB BİN UMEYR (RA)
Esselâmü aleyküm ve rahmetullah!
Size bugün Mus'ab kardeşimizden bahsedecektim. Yalnız şu kadar bir ricam var ki, bunu bir roman dinler gibi, yahut bir hikaye dinler gibi dinlemeyin... Dinimiz-deki ulviyeti, sizin idrakinize bırakıyorum tabii. Herkes onu inceler, düşünür; "O mu doğru, bu mu doğru?.. O nasıl hayat?" der. Kendi hayatımızı onlann hayatıyla bir mukayese edince, kaç paralık adam olduğumuz meydana çıkar. îş burada... Bunları size anlatmaktan bir gaye var tabii. Gaye: Kendimizi tanıyabilmek... Hep davamız müslümanlık davası ama, ne kadar samimiyetimiz var müslümanlığımızda; orası meçhul....
Şimdi, bu Mus'ab denilen zat, S.A.V. Hazretleri'nin etrafında toplanan ilk müslümanlardan... Peygamber SAV gizli bir evde -Darül Erkam diyorlar ona- etrafındaki insanlara kendisinin peygamber olduğunu, Allahu Celle ve Alâ'nın da bir olduğunu, ibadetin de bu Allah'a yapılması lâzım geldiğini beyan ediyor. Putlara tapınmanın yanlış olduğunu izah ediyor. Tabii inananlara
55
müslüman diyorlar. Bu duyulmuş Mekke içerisinde, böyle bir peygamber gelmiş diye ama, ortada kendisi yok.. Orda, gizli bir evde. Büyük bir şehirdir orası. Ev de kolay bulunmaz öyle..
Aşık olanlar, meraklı olanlar araya sora buluyorlar o evi. Girmesi de kolay olmuyor içeriye.. Girmişler, Efendimiz SAVi dinliyorlar. Dinlerken S.A.V.'in adeti: Kur'an okumak, Allah'ın birliğini tanıtmak; taşlara, putlara, emsali şeylere tapınmaktan insanları kurtarmak...
Bu Mus'ab denilen genç, gayet zengin bir babanın oğlu. Gayet güzel bir vücuda sahip, çok temiz giyinen bir genç... O da gidiyor, Peygamber SAV'in bulunduğu eve... Dinliyor, dinliyor. İçine aşk-ı îlahi giriyor, iman ile müşerref oluyor. Herkes saklı. Kimse ben iman ettim diyemiyor daha. îman ettim diyen yok... Bu diyor ki: "Benim iman ettiğim duyulursa kimseden korkum yok!" Cesur bir delikanlı. "Yalnız korkum annemdendir ki, anneme el kaldıramam!.." diyor.
Bunu derken, bir şeyi söyleyeyim size, bu ana-baba dersinden ileri geliyor.. Anaya babaya itaatin lüzumu*, nerde itaat olur, nerde itaat olmaz?. Levh-i Mahfuza ilk yazılan yazı:
bl
Üt»
(Bismillahirrahmanirrahim, inni enallah, lailahe la ene) Her kimden anne-babası razıdır, ben de ondan razıyım." Onun için dedi ki, "Ben kimseden korkmam ama, anam ne yapacak bakalım bana?... Ondan da saklarım, söylemem müslüman olduğumu..." Fakat bir müddet sonra birisi Peygamberimiz'in yanında namaz
56
kıldığını görüyor. Gidiyor annesine, "Senin oğlun da müslüman olmuş, gördüm orda namaz kılıyordu" diyor. Bir münafık girmiş işte içeriye...
Annesi pürhiddet, pürşiddet, envai çeşit hakaretler, sopalar, dayaklar; ve nihayet odasına kilitlemiş, hapsetmiş. "Seni burdan çıkarmayacağım, mutlaka sen o dinden döneceksin! Olmaz, bizim putlar bırakılmaz! Ecdadımızdan gelen şey..." demiş. Çocuk tabii bir kere inanmış iman etmiş, aklı ermiş: Putlara tapınmaktan ne çıkar? İster altından olsun, ister yakuttan olsun taştır, cansızdır. Cansızın karşısında ne eğilmek olur, ne bükülmek olur; ne ona selam olur. Bunlar boş şeyler. Ana, ne yapsan boş, ben bu dinden dönemem!.. Doğru bir din... Allah bir, Rasûlü de hak. Getirdiği Kur'an, o da hak.. Dönemem bundan.. Ne yaparsan yap...
Müslümanlar tabii, zarurette kalmışlar. Bakkal ekmek vermiyor, yiyecek satanlar yiyecek vermiyor. Elbise satanlar elbise vermiyor. Mekke'de geçinmenin imkanı yok... Müslüman olduğun tanındı mı yandın... Kaçalım!.. Nereye?.. Habeşistan'a... O müslüman zümre toplanmışlar, Hebeşistan'a hicret etmişler... Habeşistan'ın yerini, coğrafya kitaplarından hepiniz bilirsiniz. O gün vesait yok, yol yok bir şey yok, para da yok cepte... Yayan yapıldak o çöller geçilerekten, Habeşistan denilen diyara gidiliyor. Orda bir müddet kalınıyor. Fakat, oraya alışamadıklarından dolayı, orda barınamıyorlar; yine dönüp geliyorlar memleketlerine...
Anne bu sefer yine oğlunu hapsediyor. Fakat, oğlan hiç azminden dönecek değil. Bu sıkıntılar ona şifa oluyor. O sıkıntılar, o zahmetler ona merhem oluyor.
Derken, Medine-i Münevvere'ye kaçmak üzere yol aramış ve bulmuş. Annesinin bir gafletine denk getire-
57
rekten, Efendimizin de tavsiyesi ile Medine-i Münevve-re'ye gitmiş. Daha Peygamber Mekke'de gizli. Dinini kimseye duyuramıyor, söyleyemiyor kafirlerin endişesiyle. Evinde gizli gizli söylüyor gelen dostlarına... Bu zat Medine-i Münevvere'ye gittiği vakitte, ehl-i Medine de duymuşlardı Peygamberimiz'in dünyaya geldiğini. Bir hac mevsiminde panayıra gelmişlerdi. On iki tanesi Peygamberimiz'e iman etmiş ve sözleşmişlerdi. Ona biat diyorlar, o biati yapmışlardı. Bu da on üçüncü olaraktan onların arasına girdi.
Şimdi bu genç; para yok, gittiği yer de zengin aileler değil, hep fukara zümresi, zuafa zümresi... Fakat Mus'ab durmuyor, köy köy, kasaba kasaba dolaşıyor; bir iki, üç, kimi yakalarsa: "Senin yaptığın yanlış! Bak, Allah birdir. Ondan gayriye tapma sakın!.. Taşa aldanma, puta aldanma haa!" Neler diyorsa... Böylelikle 72 kişiyi müslü-man yapmış Mus'ab..
Nihayet bir köye gidiyor. Köyün ismi aklımda kalmadı. Yanında yeni müslüman olanlardan bir arkadaşı daha var, Esad Ibni Zürare denilen., iki arkadaş o köye gidiyorlar. O köydeki halka iman ü İslam'ı, Allah'ın birliğini anlatmaya çalışıyorlar. Derken, o köyün ağası -bugünkü tabirle beyi- olan zat duyuyor onların geldiğini. Hemen kılıcını kuşanıyor ve kılıcını çıkararaktan bunların başında dikiliyor, "Eğer siz yaşamak istiyorsanız, şimdi bırakın gidin!" diyor. Tabii iki tane genç, ellerinde sopa bile yok; kılıçla tepesine dikilmiş insan... Gayet mülayim bir şekilde: "Efendi kardeş! Biz buraya döğüş-meye gelmedik, lütfen oturun!.. Söyleyelim, bizi dinleyin. Eğer kanaat getirirseniz ne âlâ; getirmezseniz biz çeker gideriz başka yere..." Onu güzel sözlerle ikna ediyor. Adam kılıcını yere koyuyor, kendisi de oturuyor...
i
Ona, güzel bir Kur*an-ı Kerim okuyor. Adamın başlıyor tüyleri ürpermeye... Yüzünde ayrı bir nur peyda oluyor. Diyor ki, "Böyle bir dine girenlere kim mani olabilir?.. Ne güzel bir din!.. Bizim yaptığımız neyimiş ya, bu taşların karşısında.. Ne kadar aptal insanlarmışız. Bunlardan ne beklenir? Cansız olduğu hepimizin bildiği bir şey. Babamız yaptı, yahut biz yaptık. Bu yaptıklarımızın karşısında eğilmek, bükülmek, tapınmak cahilce bir iş!.."
Bir Allah'ın lüzumuna kail olaraktan iman edeceğini anlayınca, demiş ki Mus'ab: "Git, temizlen ve yıkan öyle gel!" Hemen gitmiş evine yıkanmış; başından sular akaraktan, giyinmiş temiz esvabını, gelmiş. "Eşhedü en-la ilahe illallah ve eşhedü enne Muhammeden abdühû ve rasûlüh" diyerekten Islâmiyetini izhar eylemiş.
Biz de çok gafiliz ki, bugünkü bu öldürücü kardeşlerimize bir ikaz yapamıyoruz. Yani, ne kadar aciziz.. Mus'ab'a bak, ne kadar şeylere katlandı. Herif silahıyla bıçağıyla geldi, ama onu ne güzel yola getirdi! Kelime-i Şehadeti de güzelce getirttirdi...
Bu, insanlara Cenab-ı Hakk'ın bir lütfü ihsanıdır. Bu, mektepte profesör olmakla, çok tahsil yapmakla olmaz. Bu, Allah'ın lütfü.
Daha sonra, Rasûlullah Mekke-i Mükerreme'den hicret etti. Medine-i Münevvere'ye geldi. Geldikten sonra 313 kişi oldular. Derken Bedir Muharebesi koptu. Malum, düşmana haddini bildirdiler. Arkasından Uhud Muharebesi çıktı. Uhud Muharebesi'nde Cenab-ı Peygamber, sancağı bu Mus'ab denilen zatın eline verdi. Mus'ab orda kendini gösteriyor, askeri teşyi' ediyor.. Derken bir düşman süvarisi yakaladı... Uzun hikaye, Allah muhafaza etsin. Şehadetleriyle onların rütbeleri alî oldu, bize de şefaat eylesinler inşaallah.
58
59
O şehid oldu ama, muharebe bitti. Cenab-ı Peygamber dolaşıyor harb meydanını, bunu gördü. Tabii, çok şehidler var; Hz. Hamza da şehid olmuştu. Hz. Hamza'nın şehadeti ile, bu Mus'ab'ın şehadetine çok ağladılar.. Çünkü Mus'ab, varlığını terketti, zaruretlerin son derecesine katlandı. Çok günler aç kaldı ama, imanından zerre kadar fedakarlık yapmadı. Daha birçok insanların da müslüman olmalarına vesile oldu.
Şimdi, müslümanlığın iki hattı var: Birisi ibadet hattı. Emirler yani, Cenab-ı Hakkın emirleri... Birisi de yasaklardan korunma hattı. Emri ma'ruf nehy-i anil mün-ker diyorlar ki, bu ikiden ibarettir müslümanlık..
Biz, ibadetimizi yapmakla beraber hiç kimseye sen bu kabahati neden yapıyorsun?" demedik. "Sen niçin bu fenalığı yapıyorsua?" demedik. "Sen bu içkiyi neden içiyorsun?" demedik.. "Ayıptır!" demedik.
Selman-ı Farisî Hazretleri'nin hikayesini anlatırken belki biraz zor geldi bize. Birisi dedi ki, "Hoca Efendi, bu devirde de Selman gibi bir adam olur mu?.. Selman gibi bir idareci olur mu ya? Hiç imkan mı var?"
Selman, hepiniz biliyorsunuz ki, Tarikat-ı Nakşi-bendiyye'nin ikinci piridir. Ebubekir Sıddık Hazretleri tarikatı ona teslim etmiş. O ehli tarîk olan Selman-ı Farisî Hazretleri'nin hayatını çok güzel dinlediniz. Tabiatıyla bizim hayatımızla mukayese olunca, bizim halimiz nice olur ya Rabbi! Biz sefahete ne kadar alışmışız! Bir zerresini bile feda etmeğe bugün imkanımız yok!.. Sonra en üst perdeden uçuyoruz müslümanlıkta. Allah hepimizi affetsin. Onları numune alarak, onlar gibi yaşamayı bizlere de nasib etsin...
Çünkü, onlar biliyorlar ki, dünya fâriî.. Burası fanı alem. Hepimizin geçit yeri. Suyun akıp gittiği gibi, in-
60
sanlar da bugün akıp gidiyorlar işte.. Hiçbirimiz demiyoruz ki, burda kalacağız. Hepimizin gideceğine kanaatimiz var. Fakat öyle olduğu halde, yine ahiretimiz için hareketlerimiz zayıf.. Ne gece namazlarını kılabiliyoruz, ne Allahu Teala'nın zikriyle meşgul olabiliyoruz.. Ne Kur'an'ımızı okumasını biliyoruz, ne çocuklarımıza öğretebiliyoruz.. Halbuki, biz ne kadar müslüman olursak olalım, bugünün insanıyız. Yarının insanını biz yetiştireceğiz. Dünkü nesil bizi nasıl yetiştirdi ise, biz de evlatlarımızı öyle yetiştireceğiz ki, yarının müslümanı olabilsin.
Onun için onun en evvel öğreneceği şey dinidir. Dinini bilmeyen insan, dünyanın dilini bilse, dünyanın bütün bilgilerini bilse ne kıymeti var!.. Tek kanatlı bir hayvan uçamaz! Tek kanatla hangi hayvan uçabilir?.. Dini olmayan insan, netice itibarıyla herşeyden mahrumdur ve her kötülük kendisinden beklenebilir. Onun için, münafık denilen bir mahluk var ya, o münafık: Sahtekar müslüman demektir. Bugün biz, hakiki müslümanla sahıekar müslümanı fark edecek durumda da değiliz. O kadar bir körlük var üzerimizde...
Allah hepimizi affetsin.. Mus'ab'a düşman süvarisi gelmiş. Sancak tuttuğu kolunu, bir vurmuş kesmiş. Kesmiş ama, o mübarek hemen sancağı sol eline almış, hem de tek eliyle düşmana kılıç sallıyor. En nihayet öteki kolu da kesilmiş; Rahmet-i Rahmana, şehidler meyanında büyük mertebeyi kazanarak gitmiş.
Allah cümlemizi şefaatine nail etsin de, onların zümresine bizleri de ilhak eylesin...
El Fatiha!..
(6 Ekim 1978 Cuma)
61
EBU ZERR-İ GIFARÎ (R.A.)
Esselâmü aleyküm ve rahmetullah!..
Bugün size Ebu Zer Hazretleri'nden bahsedeceğim.
Şimdi, üç tane dersim var, kısa kısa olaraktan. Ana-baba hakkında yazıyorum. Bugün 117. sayfada son yazdığım mevzu:
Bir adam geliyor Rasûlullah Efendimize şikayette bulunuyor... Evvela çocuk şikayet ediyor: "Babam benim malımdan yiyor, diyor. Babası da Sallallahu Aleyhi Vesellem Hazretleri'ne, "Ya Rasûlallah! Ben bir vakitleri kavi idim. Kuvvetimi harcadım, malımı harcadım; bühu yetiştirdim. Bugün ben zayıf düştüm, bu kavi oldu. Binaenaleyh, benim bunun malından yememde ne beis var?.." deyince, Rasûlullah Sallallahu Aleyhi Vesellem Hazretleri ağladılar ve buyurdular ki: "Bu sözü duyan her zat ve yer mutlaka ağlayacaktır" dediler. Sonra, "Çocuk da, çocuğun malı da babasınındır." buyurdular. Altına bir satır koymuş: "Baba evladının malından, gayri meşru bir şekilde yiyemez!.."
Eğer evlad, babasını dava edecek olursa hapsettire-
63
mez. Ahmed Ibni Hanbel'e göre: Dava kabul olunmaz. Çünkü cennet ana,nın babanın ayağı altındadır. Bu sözler sizler için, bizim vaktimiz geçti. Onun için kardeşlerim, analarınızın babalarınızın kıymetini bilin! Eğer dünyada ve ahirette saadet istiyorsanız, onların hatırını kırmayın! Onları incitmeyin! Onlara acı ve sert söz söylemeyin!.. Ne derlerse hoş görün, boyun bükün, rızalarını alın!.. Ellerini, isterseniz ayaklarını da öpün.. Hatta bir büyüğü ziyaret etmişler. Sakallan incilenmiş böyle.. "Bu akşam ben anamın ayaklarına sürdüydüm yüzümü, ondan olmuştur" demiş.
Binaenaleyh, bakın 117. sayfayı yazıyorum. Yani, bizim yeni yazıyla mutlaka 200 sayfayı bulur. Hep ana baba hakkında, güzel dersler var. Allah hepimizi affey-lesin...
İkincisi: Geçen hafta söylediğimden bir tane unutmuştum; onu hatırladım sonra, ama vakit de geçti. Dört kişi Kabe-i Muazzama'da toplanmışlar, Orada yapılan dua makbul ya, birisi demiş: "Ben bir sultan olsam." O, sultan olmuş. Ötekisi de, "Ben bir kadı olsam" demiş; o kadı olmuş. "Üçüncüsünün ne istediğini bilmiyorum; onu unuttum. Dördüncüsü de, "Ben bir ilim sahibi olsam" demiş; Allah ona da ilim vermiş. Çok muhterem büyük bir zat olmuş. Fakat ayağından bir rahatsızlık çıkmış adamın... O zamanın doktorları, bunun çaresini bulamamışlar ve en nihayet ayağının kesilmesine karar vermişler. Fakat o devirde, morfin denilen şey olmadığından, o acıya tahammül mümkün değil... Adama demişler ki: "Sana biraz içki içirelim, sarhoş olursun. O sarhoşluğunda, bayıldığın vakitte keselim!" "Yoook!" demiş, "Onu ben yapamam!.." Şunu yapalım, bunu yapalım; hiçbiri olmamış. "Ya nasıl yapalım?" diye sormuşlar.
64
Demiş: "Ben Allahu Teala'nın zikrine başlarım. Beni, aşk-ı ilahi istila eder; kendimden geçerim. O geçtiğim vakitte, ne yaparsanız yapın... " demiş. Başlamış; "Allah Allah Allah" diyerekten kendinden geçmiş. O gayb halinde iken, ayağını da kesmişler. Ayıldığı vakitte, bakmış ayak kesilmiş; "Ya Rabbi, ben bu ayakla hiç bir günah işlemedim... Hiç bir günah yere de adım atmadım!" "Buyurun, gömün" demiş... Allah, böyle zikri bizlere de nasib etsin... Adımız zâkir ama, kendimiz gafiliz. Allah, cümlemize o aşkı ilahiyyeyi ihsan buyursun.. Aşk-ı ilâ-hiyyeye sahip olan kimse, onun uğrunda her şeye katlanır.
Şimdi, Ebu Zerr'i söyleyeceğim:
Ebu Zer, Gıfar denilen, Mekke'ye epeyce uzak bir kabileye mensup. Cenab-ı Peygamber imanı telkine başlamış; daha ya dört kişi, ya beş kişi müslüman olmuş. Ebu Zerr'in imanı ya beşinci, ya altıncı diyorlar. Bu duymuş: Böyle bir peygamber gelmiş, îslâm dinini yayıyor... Kendileri vurucu kinci bir kavim... Ellerine geçeni bırakmazlar. Cenab-ı Hak hidayet edince, kimse bir şey diyemez. Bu oradan çıkmış gelmiş, Mekke'nin içerisine.. Tabii, Rasûlullah'ı soramıyor. Bakınız ne günler geçmiş: "Burada Muhammed Mustafa (S.A.V.) var mı, nerede bulunur?" diyemiyor adam!.. Bunu dedirtmiyorlar yani.. Yalnız, adam kulak kabartıyor ki, "Acaba, nereden böyle bir şey duyabilirim de öğrenebilirim?" diyerekten. Nihayet meclislere sokula, sokula bulmuş Rasûlullah Efendimiz'i. Gitmiş dinlemiş: " Ooo, tam benim istediğim gibi bir ma'bud, bir Allah... Eşhedü enla ilahe illallah ve eşhedü enne Muhammeden abdühû ve rasûlühû" demiş.
Cenab-ı Peygamber demiş ki: "'Müslüman oldun
65
şimdi. Qit memleketine; ben ne zaman çağırırsam, o zaman gel!.." Zemin müsaid değil.. "Yook, ya Rasûlullah? Ben bu şehadeti ilan etmedikçe gidemem!.." Canım dur acele etme!. Ama, adam ateşli. Öyle yetişmiş. Tabiatı iktizası vurucu kırıcı adam. Girmiş Kabe'nin içerisine: "Ey ehl-i Kabe, ey Kureyş, dinleyin!.. Eşhedü enla ilahe illallah, ve eşhedü enne Muhammeden abdühû ve rasûlühû..." diye var kuvvetiyle bağırıyor, Bilal-i Habeşi gibi... Hemen yakalamışlar. Döv bakalım döv... Bayılmış. Birisi gelmiş, acımış. Demiş: "Ne yapıyorsunuz siz, yahu? Sizin kervan ticaret yolunuz, bunların memleketinden geçer. Bunlar da size duman attırırlar sonra!.." Ellerinden almış. Fakat, adam gitmiyor.. Kabe'nin örtüsünün altına saklanmış, çıkmıyor dışarıya. Görseler dövecekler. Gece iki tane kadın gelmiş, putlara tapınacak.. Putların karşısında durunca, dayanamamış: "Sersemler, aptallar, budalalar!.. Bu taştır. Senin ananın, babanın, dedenin yaptığı; yahut kendi ellerinle yaptığın taştır. Buna niye tapıyorsun sen?.." "Vay, bizim mabudlarımı-za dil uzatıyor!" diyerekten, bir feryat koparmş kadınlar. Yine toplanmış edepsiz tabaka; buna bir dayak daha atmışlar.
Tabii, Cenab-ı Peygamber buna demiş: "Yavrum sen burada yapamazsın! Ateşlisin sen, duramazsın. Sen git memleketine, ordaki insanların İslam olmalarına gayret et!.." demiş. Artık çaresiz kalmış, gitmiş memleketine.. Fakat, bakınız şuraya çok dikkat ediniz: O kırıcı kavim, kesici kavim; yol kesen, şu yapan bu yapan kavim; az bir zamanda -hem Gıfar kavmi, hem Eşlem kavmi- Ebu Zerr'in delaletiyle İslam'a gelmiş... Elhamdülillah.
Bakın, şimdi bizim halimizi arz edeyim: Bir hafta
66
önce -bir İngiliz, beyin makinası denilen makinanın hocası; karısı da edebiyat hocası- iki tane genç adam geldi. Erkeğin sakalı da vardı. Amerika'nın bilmem hangi şehrinden....İslam olmuşlar. Şam'a gitmişler, derviş olmuşlar. Gelmişler memleketimize, bir görelim diyerekten. Bize misafir oldular. Kadın dedi: "Bizim memke-lete gideceğim ama, bizden başka müslüman yok ki!.. Ne yapalım?" Ben de onlara bu Ebu Zerrle, Mus'ab'ı hikaye ettim. "Siz de onlar gibi, oradaki hristiyanlan müslüman etmeye çalışın!" dedim. Gittiler.
Allah'a şükür ki, bizi Allah müslüman memleketinde yaratmış, her tarafımız camilerle dolu, cemaatlerle dolu... Hepsini hazır bulduk yani.. Cemaat aramağa lüzum yok, cami aramağa lüzum yok.. Nereye gitsek hepsi mevcud elhamdülillah.. Bize düşen oraya girmek ve oraya girmeyenleri girdirebilmek. Onun için, evlâdlan-nıza geçiremiyoruz sözümüzü.. Birçok insanlar var memkeletimizde; onlara da sözlerimizi geçiremiyoruz. Böyle bir aciz ve zayıf durumdayız. Allah hepimizi affetsin... Tevfikat-ı samedaniyyesine mazhar eylesin... Bu geçen müslümanlar gibi bizi de, hakiki müslümanlar olaraktan etrafımızdaki insanları incitmemeğe, hak yolu göstermeğe muvaffak eylesin.
Ne olursan ol, aziz kardeş; bu mülkün sahibi var.. Bu baştaki takke kendi kendine olmuyor; mutlaka bunu bir örücü, dikici, yapıcı var. Buna aklımız eriyor. Bu koskoca kainat -bütün varlıklarıyla beraber- kendi kendine tabiatın eseri olabilir mi?.. Sana binbir tane hoca gelse de, "Bu tabiatın eseridir" dese inanır mısın?.. Elbette inanmazsın. Fakat, koskoca kainatın sahipsiz olduğuna nasıl inanıyorsun yahu?.. Bu kardeşe böyle tatlı tatlı anlat ki, varbğın sahibi vardır. Bak, bizim kendimiz
67
var. Kendimizi düşünmek kafi.. Başkasını düşünmeye lüzum yok. Elhamdülillah gözlerimiz de var. Kainatı da görüyoruz. Bu kainatın içindeki, fezadaki ağırlıkları ölçecek gücümüz de yok.. Bu ağırlıklar bu bomboş zemin içerisinde nasıl duruyor?.. Bir cazibe kuvvetiyle bizi aldattılar. Bu cazibe kuvvetleri bunları zabt ediyormuş.. Bu cazibe kuvveti Allah mıdır, yoksa ayrıca bir kuvvet midir?.. Hiç şüphemiz yok ki, Allanın tesir ve kuvveti onları tutuyor. Cazibe de, tabiat de, ne dersen de ama, kuvvet Allah'ındır. Bunun adını değiştirmeye lüzum
yok...
Allah cümlemizi affetsin.. Bu güzel müslümanlar gibi, bize de güzel bir müslüman olmayı nasib eylesin.. Ayağı kesilip de duymayan zakirler gibi Allah'ı zikredenlerden; analarına babalarına da muti, münkad, sevgili evlâtlar olup, cennet-i âlâya girmeye hak kazananlardan etsin Cenab-ı Hak cümlemizi...
El fatiha...
Esselamü aleyküm ve rahmetullahi ve berakâtüh..
(13 Ekim 1978)
68
ZİKİR VE SALEVAT
.....Namaza yedi yaşında başlat! Gelsin gitsin seninle beraber, öğrensin ibadet yerlerini...
On tane de "Kul huvallahu ehad" okuyalım...
Bir kardeşin çocuğu olmuş da -güzel bir şey, çocuk tatlıdır- sabahlan ezan okununca, çocuğun burnunu sıkar uyandınrmış çocuğu. "Yapma efendi, neden yapıyorsun?.." "Ezan vakti uyanık olsun diye!" Adet edinir, o vakit çocuk uyanır kendiliğinden. Camiye de böyle gö-türdün müydü, ona da alışır. Bazı hediyeler de ikram edersen, daha güzel olur.
Bir de fatiha-i şerife okuyalım...
Fa'lem ennehû "La ilahe illallah" (10 defa söylendi).
"Muhammed-ur-rasulullah sallallahu teala aleyhi vesellem."
Biraz geç kalıyoruz amma, zararı yok... Zikrin iki çeşidi var: Bir böyle sesle zikir. Hoşa gider amma, gönle inmeyince bir şeye yaramaz. Bağırır durur... Bazan sallanırlar böyle; o da olur. Kasımpaşa'da var aleni zikir yapanlar; bir çok kimseler koşuyor, çok hoşumuza gidiyor
69
I
diyorlar. Ama, gece kalk, kimse yokken iki rekat namaz kıl; "Allah Allah" de de, sen onun tadını bir gör... O herkesle beraber kolay, kalabalıkta zikir insanın hoşuna gider.
Haleb'e gittik. Bizi götürdüler bir yere... Baktık ki camide zikr ediyorlar; hepsi ayakta.. Otur dediler ama, ayıp olur onların arasında oturmak... Biz de dikildik. Baktım ki, tam bir laubalilik.. Yaşlı-başlı insanlar ama, Allah Allah diyorlar ama, birbirleriyle gülercesine, latife edercesine... Hoşuma gitmedi. Allah dedikçe insanın tüyleri ürpermeli... Allah deyince içine nur dolmalı insa-nın.Öyle hep beraber olan zikir iyi olmuyor. Allah kusurlarımızı affetsin; hepsi güzel de yine kabahat bizim... Ayakta zikir, cehrî zikir; bunlar da güzel şey ama, biz bozmuşuz kaideyi... Gürültüye kaptırmışız kendimizi... "Allahümme salli alâ seyyidina.. Muhammedin-ne-biyyin ümmiyyin ve ala., alihi ve sahbihi ve sellim" (3 defa söylendi).
Hiç şüphe yok, bu salat ü selam Rasûlullah'a erişti; o da mukabele etti: "Ya Rabbi, o îskenderpaşa Camii'nde bu salat ü selamı okuyanların gönüllerinin muradlarını ver, şöyle et, böyle et.." O da mukabele eder muhakkak, dua eder. Karşılıklı olur.
Şimdi burdan olan dua, melekler vasıtasıyla gidiyor oraya. Melekler derhal oraya götürür. Fakat şimdi hac mevsimi... Yarın, "Esselatü vesselamü aleyke ya resûlallah!.. Ben geldim!" diyeceğim. "Bak, ben geldim! Ta o îskenderpaşa'dan, dereleri tepeleri aştım; senin aşkından buraya..." Ona melekler karışmıyor. O, Rasûlullah'la ikimizin arasında... Muhavere cereyan ediyor. Olur mu?.. Niçin olmayacak?.. Sakın ha öldü de bitti deme!. Hep tavırdan tavıra değişiklik oluyor. O mezara
girmek, yok olmak değil yani.. Orda o ceset kaybolur ama, onun başka bir cesedi var. Gece rüyamızdaki ceset hangi ceset?.. Bize şurayı burayı gezdiren ceset, hangi ceset?.. Yataktaki ceset değil herhalde, değil mi?..
Hayat bitmiyor yani... Binaenaleyh Genab-ı Hak diyor ki:
(\ol-ijÂİ\) cAy\ -fil J~~
(Vela tekûlû limen yuktelüfîsebilillahi emvâf) "Siz, Allah yolunda can verenlere sakın ölü demeyin!.."
ji)
(Bel ehyâün) Hayattadırlar. {İnde rabbibin, yürzakûnj"Allah da onları rızıklandırmaktadır." Onun için, şehide böyle denirse, Peygamber ne olur?.. Peygamber ölür mü hiç?.. Yine büyüklerimize de ölmez diyoruz. Bizim büyüklerimiz ölmez de Peygamber ölür mü?.. Onun için onunla karşılıklı muhatap oluyor. Ben ona söylüyorum, o da bana söylüyor amma, benim kulağım duymuyor... Allah o kulakları bize de açsın da, kulaklarımız da duysun... Gözlerimiz de görmüyor ama, o görüyor.
Şimdi, Rufâî Tarikatı var ya, Rufaî Tarikatı'nın pîri Ahmed Rufaî Hazretleri çok keramet gösterilmiş. Demişler ki, "Bu kadar kerameti sen nasıl gösteriyorsun?" Demiş ki: "Ben evlad-ı Rasûlüm, Rasulullah'ın evladıyım da, yolum da doğru; Allah da bana veriyor bu kerametleri..." "Ne bilelim senin evlad-ı Rasul olduğunu?.. Aradan 400 sene geçmiş." Demiş, "Gidelim Rasulullah'ın önüne, orda imtihan olalım." "Olur mu?" "Olur." "Haydi bakalım!.."
70
71
Hac mevsiminde Abdülkadir-i Geylani'si, Şazeli'si, susu busu bütün meşayıhla beraber gelmişler Medine-i Münevvere'ye... O gitmiş, "Esselamü aleyke ya Rasulul-lah!" diyor, ses yok; öteki gitmiş, "Esselamü aleyke ya Rasulullah" diyor, ses yok.. Sıra buna geliyor. "Esselamü aleyke ya ceddi!" diyor. "Ve aleyküm selam ya veledi!" hitabına mazhar oluyor. Hepsinin gözü önünde; kulaklarıyla duyuyorlar. "Ben çok uzak yoldan geldim ya Rasulullah... Oradan sana selat ü selam yolluyordum ya, şimdi nasib oldu, geldim. O mübarek elini çıkar da öpeyim" diyor. Sanduka yanlıyor, mübarek yed-i beyza zuhur ediyor; o da öpüyor. Herkes hayran kalıyor.
Allah cümlemizi şefaatlerine nail etsin... Hepimizi sevgili, bahtiyar kullan arasına kabul eylesin... Bu dünya fani!.. Bir gün kapatacağız gözümüzü, gideceğiz vesselam.. Onun için, Allah sevdiği kullarıyla beraber hasretsin cümlemizi...
El fatiha!..
(18 Ekim 1978; Çarşamba yatsıdan sonra)
72
ÖMER İBNİ ABDÜLAZİZ (RH. A.)
Bir dakikanızı rica edeceğim!.. Esselamü aleyküm ve rahmetullahi ve berekâtühü!..
Oturursanız daha rahat olur.
Mülk Allah'u Tealâ'nındır; bunu hepimiz biliriz. Bizim buradaki vazifemiz; para kazanmak, nam almak, şöhret salmak, doçent olmak, profesör olmak, bakan olmak, başbakan olmak —belki kaderi olur da Reisicumhur da olur- bunlar değil bizim işimiz!.. Vazifemiz Alla-hu Tealâ'nın rızasını kazanmak!.. Onu kazanmak için, Allahu Tealâ'nın emrine itaatten başka çare yok... Alla-hu Tealâ'nın emrine itaatten başka, hiçbir şekilde Allahü Tealâ'nın rızası kazanılamaz.
Son günlerde size birkaç tane misal verdim. İlk müslümanlardan Mus'ab bin Umeyr ile Ebu Zerr-i Gıfarî'nin, bir de Selman-ı Farisî'nin misallerini vermiştim. Bunlan tekrar tekrar hatırlamanızı rica edeceğim...
Bugün de Ömer Ibn-i Abdül'aziz denilen zatın menkıbesinden bir iki tanesini söyleyeceğim: Ömer ibn-i Abdül'aziz, malum ikinci Ömer diye meşhurdur.
Bu zatın devri feci bir devre isabet etmiş. Halife yapmışlar bunu.. Ben bu mesuliyetten nasıl kurtulurum diye düşünmüş. Evvela kendi malından başlamış dağıtmaya... Kendisinin nesi varsa Beytülmal'e hediye etmiş. Herkese de tavsiye etmiş: Siz de neleriniz varsa size verilen ganimetlerden, onların hepsini beytülmale hediye edin, demiş. Kendi yemeği mercimekle soğandan iba-retmiş. Adaleti malûm, ikinci Ömer lakabını almıştır. Herkese çalışmayı tavsiye etmiş. Devlet parasını alıp da, öyle bedavadan geçinmektense, çalışın da kazanın di-yerekten evvelce verilen bol maaşları kesmiş.
Bir gün kızkardeşi gelmiş. Hastaymış, yatıyormuş...Üzerindeki çamaşırı kirli görmüş. Hanımı olan Fa-tıma'ya demiş ki, "Kardeşim bak, kirli çamaşırıyla niçin bunu böyle durduruyorsun?" Kadıncağız da hiç sesini çıkarmamış. Birkaç gün sonra tekrar gelmiş. Bakmış ki, yine aynı çamaşır sırtında, kir içerisinde... Azıcık fazla çıkışmış hanımına: "Niçin söz dinlemiyorsun, bunun çamaşırlarını yıkamıyorsun? Ayıp değil mi?.. " Çünkü halife... Yani reisicumhur bugünkü tabiriyle. Çamaşırı o kadar kirli... Birkaç gün sonra gelmiş. Yine söz dinlememiş kadın, çamaşır yıkanmamış. Demiş, 'Niçin yıkamadın?.." "-Affedersiniz, hemşire kardeş! Çıkarınca giydirecek başka çamaşırı yok ki!.. " demiş. "-Nasıl yıkayacağım?.." Ömer ibni Abdülaziz, bu...
Saltanat sahibi olmak hüner değil; Allah'ın rızasını kazanmaktır hüner!...
Hepinizin hakkını helal etmesini rica edeceğim. Allah nasib eder oraya gidersek, orda sizler için yalvaracağız Cenab-ı Hakka.. İnsan olmak kolay değil.. İnsanlık parayla olmuyor, servetle olmuyor ve varlıklarla da olmuyor... Onun için orası işte, bizim melceimiz. Oraya
74
gidip boynumuzu bükeceğiz. "Ya Rabbi, bizi de sevdiğin kulların arasına kabul et!" diye çalışacağız... Allah dualarımızı kabul etsin de, hepimize sevgili ve razı olduğu bir kulu olaraktan yaşayıp, sevgili razı olduğu bir kulu olarak, burdan ahirete göçmek nasib ü müyesser eylesin...
Geçen gördüm de -insan çok üzülüyor tabii- mezarlıklarınız mermer taşlarla süslü... İçinde yatanların halini Allah bilir. Oralara böyle fazla paralar sarfedüip de süslemek akıl işi değil... Onlar gâvurların hünerleri... Bize iman lâzım!... îmanımıza da ihlas lazım, kuvvetlendirmek lâzım; rıza-ı ilahî'yi kazanmak için.
Allah cümlemizi affetsin... Tevfikat-ı samedaniyye-sine mazhar eylesin... Sevdiği ve razı olduğu kulların arasına , bizleri de fadl ü keremiyle kabul buyursun...
El fatiha!..
(19 Ekim 1978 Perşembe;
Hacca giderken yaptıkları konuşma)
75
YENİ YIL
Çok değil, birkaç söz söyleyeceğim: Cenab-ı Hakk, nasib ettiği bu 1399 senesini cümle Ümmet-i Muham-med hakkında, bizler hakkında mübarek ve müteyem-min eylesin... Onu tebrik ederim. Daha birçok senelere de, Cenab-ı Hakk, sıhhat afiyetlerle erişmek nasib ü müyesser eylesin... Burda hepimiz için Cenab-ı Hakka bir iltica yolu var: "Yâ Rabbî, bizi bu yeni seneye kavuşturdun, sağlık afiyetler de ihsan eyledin; teşekkür ederiz. Fakat biz aciz bir mahlukuz; bu şeytanın hakkından gelemeyiz, çünkü, göremiyoruz. Nefsin hakkından da gelemeyiz. O da bizim için bir bela... Bu ikisinin şerrinden sen bizleri muhafaza eyle yâ Rabbî...
Nefis şeytandan beterdir. Cenab-ı Peygamber s.a.s.:
(Eddebenî rabbî ve ahsene te'dibi.) "Beni Rabbim edeplendirdi. Terbiyem Rabbimin elinde" buyurmuş. Biz Peygamber değiliz tabii, aciz kullarız. Binaenaleyh
77
nefsin elinden kurtulmak için, bizim de bizi terbiye edecek, edeplendirecek birisini bulmak vazifemiz.. Bununla beraber bu terbiyecinin terbiyesine de razı olmak gerekir. Kendi isteğimize göre değil onun isteğine göre yaşamamız lazım. Büyükler nasıl yaptıysalar, bizim de öyle yapmamız lâzım... Allah hepimizi affetsin.. Tevfikat-ı samedaniyyesine mazhar eylesin.. Bu şeytanın ve nefsin elinden de bizi her sene kurtarsın. Bahusus bu sene -içinde bulunuyoruz- hıfz ü himayesinde daim eylesin...
Bir dua edelim: Yâ Hayyü yâ Kayyûm.. Yâ bedias-semâvâti vel ard. Yâ zelcelâli vel ikram.. Nes'elüke en tuhyiye kulûbena...
Bizim kalplerimize hayat ver yâ Rabbi.. Onu senden isteriz. Cesedimizin hayatı var, lazımsa da, bu ceset bu kalb içindir. Kalb ölünce ceset kuşsuz kafese benzer. Bu cesedin lüzumu o kalb için... O kalbde hayat olmazsa, o kalbin sahibine acımaktan başka çaremiz yok...
Allah kusurlarımızı affetsin... Tevfikât-ı samedaniyyesine mazhar eylesin.. Hepimiz o yolun yolcusuyuz; Allah cümlemize iman-ı kâmil nasib etsin...Allahümme innâ nes'elükel afve vel afiyeh.. fiddîni veddünya vel ahireh... Allahümmesturnâ bi setrikel cemîl..
Allahümmağfirlena... Velivalidînâ, veli esatirinâ, veli akrabâinâ, ve limen lehû hakkun aleynâ, ve limen vessânâ bidduail hayr, velicemîil mü'minine vel mü'minât, vel müslimîne velmüslimât... El ahyâü min-hüm vel emvât.. Birahmetike yâ erhamerrahimin Süb-hane rabbike rabbil izzeti amma yesifun... Ve selâmün alelmürselîn.. Velhamdülillâhi rabbil alemin... Tekabbel minna bihürmetil fatiha!..
(1 Aralık 1978 Cuma, 1 Muharrem 1399)
78
ANA-BABAYA İSYAN
Elhamdülillahi rabbil alemin. Vel akıbetti lil müttakîn. Vessalatü vesselamü ala seyyidina Muham-medin ve alihi ve sahbihî ecmaîn...
Sizlere hacca gitmeden evvel, anaya babaya itaatin lüzumundan bahsediyordum. Şimdi de, anaya babaya itaatsizliğin cezasının ne kadar ağır olduğunu duyurmak istiyorum. Bu ana baba işi çok feci bir işmiş, yani.. Şimdi öğrensek de geçti bizden; vaktiyle öğrenmek lazımdı. Onun için, genç kardeşlere şimdi tavsiye edeceğim: Ananın babanın kıymetini bilmek lazım!.. Ana-ba-banın kıymetini bilip de onun rızasını almadan, yaptığımız işlerde muvaffak olmanın imkanı yok. İstersen bey ol, istersen paşa ol; ne olursan ol, kıymeti yok yani..
J _r JlS
: US . 13^5 î Jl£}\
Jb
j
79
Buhari ve Müslim hadisidir, Cenab-ı Peygamber diyor ki: "Size büyük günahları bildireyim mi?.-."Üç defa söylemiş. Çeşitli rivayetler var. Bunlar üç tanedir. Bunun birisi, "Allah'a şirk koşmak, gâvurların yaptığı gibi Allah ikidir, üçtür demek.. Karısı var, kızı var demek..." Çirkin şeyler.. Elhamdülillah onlan biz yapmayız, putlara da tapmayız amma, bazı ufak tefek şirkin küçük taba-kalan var; inşallah onlan da Cenab-ı Hak afv ü mağfiret eder. Çünkü, Allah'ın işine karışmak da şirk!.. Onun işine karışmak caiz değil. Bazan yağmur yağdırır, bazan yağdırmaz; bazan kuraklık verir, bazan fazla yağmur verir... Onun işine karışmak iyi değil. Bu, şirkin affolunan kısımlarıdır; ötekiler felaket... Birisi bu.
İkincisi: "(Ukukul valideyn}, Valideyne asi olmak." Ana-babanın sözününü dinlememek, onların hatırını kırmak... Onları incitmek. Onlara, senin aklın ne erer demek... Okumuş, belki de profesör olmuş, ne olursa olsun; anasına babasına böyle çirkin sözler söylemek, valideyne isyanın içine girer. Bunları söylerken Cenab-ı Peygamber, Kabe'nin duvarına dayanıyormuş. Derken bir köle gelmiş. Bunun üzerine demiş ki, "f Ve kavlü zzurve şebadetüz zur) Yalan söz ve yalancı şahitlik ke-bairin büyüklerindendir." Büyük günahlardır. Maalesef, insanlar maksatlarına erişebilmek için beş-on kuruşa tenezzül ederekten; bilmedikleri halde bildik, görmedikleri halde gördük diyerek şahidlik ediyorlar... Hakim de ne diyecek, o şahidlerin şahidliğine göre hükmü veriyor. Bu çok büyük bir hata ve kusurdur.
Onun için, Cenab-ı Peygamber o kadar tekrarlamış ki bu sözü, etrafında olanlar, "Ah ne olurdu sakin olsay-
80
di Rasûlullah..." diyorlarmış.Heyecana gelmiş yani... Buhari ve Müslim, bir de Tirmizi Hazretleri bunu rivayet etmiş.
-UC-
:JUi
f
Yine Buhari'nin bir rivayetinde kebair: "(Eşşirkü billcıh) Allah'a şirk koşmak." Bunun kısa bir misalini söyleyeyim. Bayezid-i Bestami Hazretleri demiş ki, "Ya Rabbi ben hiç şirk koşmadım!" Bayezid malum meşhur bir evliya. Demiş ki, "Yaa, filan vakitte süt içtin de, karnın ağrıdıydı. O karnının ağrısını sütten bildin, benden bilmedin" demiş, incelik noktaları...
Bu zatlardan birisi de, Abdülkadir-i Geylani'nin huzuruna gelmiş. Yağmur yağıyormuş çöle... Çöle yağmur yağarken demiş ki: "Ya Rabbi çölde suya ne ihnyaç v üy Bu yağmur bizim memlekete yağsaydı, mahsuller güzel olurdu. Bu çöl, kum, bir şey olmaz burda; suya yağmura lüzum yok" demiş. Abdülkadir-i Geylani'yi ziyaret edip gittikten sonra, kapısında bekleyen dervişe demiş ki: "Bu zat, yüksek bir veliydi ama düştü mevkiinden" demiş. "Neden efendim?" "İşte, Allah'ın işine karıştı; bu yağmuru çöle vereceğine bizim memlekete vereydin, diye hatırından geçirdi" demiş. "Biliyor mu?" "Bilmiyor" demiş. O derviş yetişmiş arkasından, demiş: "Sen böyle bir hata etmişsin..." Hemen tevbekar olmuş. Boynuna ip taktırmış, kendisini sürüklettirmiş. Allah'ın işine karışanın cezası budur, diyerekten.. Allah affetsin... Allah'ın işine karışma!..
O kafirler şirk yapıyorlar; ikidir diyor, üçtür diyor;
81
gecenin Allah'ı var, gündüzün Allah'ı var; sıcağın Allah'ı var, soğuğun Allah'ı var; hayr edici Allah var, şer edici Allah var diye bir sürü Allah zikrederler. Kabe zabtolun-duğu vakitte 360 taneydi bunlar; hepsini kırdı attı Peygamber Efendimiz... Elhamdülillah, onlardan şimdi yok ama, böyle ufak tefek bazı hatalarımız olur. Onu Allah affeder. Şirke gelince;
(înneş-şirke le zulmün azim.) Her günahı affeder Allah şirki affetmez. İkincisi, bunun yanında "(Ukûkul valideyn), Ana babaya asi olmak" çıktı. Allah'a şirkle ana babaya asi olmak bir arada zikrolunuyor. Üçüncüsü, " (Katlünnefs) Adam öldürmek." Şimdi bakın işin ehemmiyetine: Adam öldürmekle ana-babaya asi olmak yanyana. Ha adam öldürmüşsün, ha ana babaya asi olmuşsun; aynı günah işleniyor.
Birisi de," (Yemînül-gamûs), Yalan yere yemin etmek." Bu şimdi pek bollandı. Valla billa diyerekten herkes söyler bunu.. Pazarda satacak bir patates, bir domates; valla bu fiata, billa şu fiata aldım deyip bir de yalanını katar. Yalanına bir de yemin ekler. Bu çok büyük hatadır. Doğruyu söyle; alırsa alır, almazsa almaz. Gamûs, "gams"den: Batmak. Suya batan adama "gamese (suya battı)" derler. Bu da günaha batırıyor. Günah da cehenneme batırıyor nihayet...
82
Bu günahlar bir başka rivayette de şöyle bildiriliyor: indi ilahide, kıyamet gününde büyük günahlardan birisi Allah'a şirk koşmaktır. İkincisi, mü'min bir nefsi öldürmek, haksız yere... Kanun idam cezası verirse, o müste-hak; fakat, böyle bir şey olmadan keyfi öldürürse... Birisi de, harp meydanında düşmanla karşılaşacağı bir anda; bir kıt'a birbirine girişmiş o anda, kurtulmayı kaçmakta buluyor. Bunun günahı ile ana-babaya asi olmanın günahı; adam öldürme, harbden kaçma, şirk etme günahları ile ana-babaya isyan aynı seviyede... Bir de "(Zemmül mühsane) Namuslu kadına iftira" ediyor... Bir de sihir var ya - Allah esirgeye- onu öğreniyor. Yapmak ayrı, öğrenmek de ayrı; öğrenmesi de günah!.. Öğren de yapma derler ama, ne lüzumu var? Onu öğreneceğine Kur'an'ı öğren, başka bir faydalı ilim öğren.. Daha; (Ve eklürriba) faiz yemek... Birde, (Ve eklülmalel yetim), "yetim malını yemek". Yetim malını yemek, ateş yemek gibidir. Tabii, masum çocuk ne bilecek? Anasından, babasından bir şey kalmıştır; fakat, onu idare edecek adam -amca, dayı neyse- keyfe mayeşa harcar paralan... İstediği gibi yer içer; caiz değil. Yetimin malını muhafaza edecek. Ancak, yetimin malını çoğaltmak için kullanabilirse ne ala... Yalnız, kullanan adam isterse nafakası kadar alır.. Yine burda bize anlatılan şey, ana-babaya isyanın ne kadar ağır ve kötü bir şey olduğunu duyurmaktır. Bu günahlarla beraber oluyor.
83
)
Bir büyüğü daha: "Üç kişiye Allah-u Teala kıyamet gününde rahmet nazarıyla bakmayacak." İnsan sevdiğine güler yüzle bakar, sevmediğine de bakmaz. "Bunlardan birisi: Valideyne asi olan insana, Allah rahmet nazarıyla bakmayacak!" Bakmadı mı, yandı demektir. Allah'ın rahmetinden mahrum kalmıştır. "İkincisi : İçkiye devam eden insan (müdminül hamr) Burda hamr geçiyorsa da, her içki bunun içine dahildir. "Üçüncüsü, (vel mennan), verdiklerini başa kakan." İcabında iyilikler yapmıştır. Sonra bir gün gelmiş kızmıştır: "Ulan, ben sana bu kadar iyilikler yaptım da, sen bugün nankörlür yapıyorsun bana!" diyerekten onun başına kakıyor. Bakın, bu da öteki günahlarla bir seviyede.. Başa kakmak, o zavallıyı böyle hakir düşürmek, onu rahatsız etmek, pek iyi bir şey olmuyor... Bu üçünün yüzüne bakmıyor
Allah.
Bir üçü de, "(Layedhulül cenneh), cennete girmeyecek!" Birisi: (El âkku li valideyhi); Valideynine asi olan adam cenneti ummasın. Hatta şöyle bir hikaye gördüm: İsfahan şehrinden bir hacı efendi hacca gelmiş, 30 seneden beri de orda ikamet ediyor ve Allah'a yalvarıyor ki, beni affet diyerekten... Her sene bir veli gider, "Senin haccının kabul olmadığını Allah bana bildirdi, ben de geldim sana bildirmeğe..." dermiş. O adam tabii, ağlaya sızlaya yine devam edermiş. Gençlik iktizası sarhoş olmuş. O sarhoşluğunda, anası buna yapma evladım dediyse de, kızarak anasına bir tokat vurmuş; anasının da dişi kırılmış. Anası buna kahrolasın mı dedi, ne dediyse gayri; bu da artık ne kadar yalvardıysa- anası da
84
biraz katı yürekli anlaşılan- affetmemiş... Bu adam gelmiş Kabe'ye affettiririm diye yalvarmaya. O sene de Malik İbni Dinar isminde bir zat hacca gitmiş. "Ya Rabbi acaba hacıların içinde haccmı kabul etmediğin adam var mı ki?.." demiş. Velilere ilham olur. "Filan yerdeki, filan memleketli hacının haccını kabul etmedim, başka hepsininkini kabul ettim" denilmiş. Gitmiş, aramış bulmuş adamı; demiş: "Yahu, sen ne yaptın böyle?.." "Sorma, böyle bir kabahat yaptım" demiş. Onun için, ana-babaya asi olmak çok fena... Affı da çok zor.
Burda ilk evvela cennete girmeyecek, "(El âkku li valideyn); Anasına babasına asi olan. " Bağırmak kolay, bağırıp çağırmak kolay; fakat, onun gönlü incindikten sonra onu tamir çok zor... Ne derler: Kalb sırça bir saraydır, kırılınca tamiri müşkildir. Ne ananın babanın, ne de başkasının kalbini kır; kimsenin kalbini kırma! Her kalb-de bir aslan yatar. Hepsi Allah'ın kulu.. İkincisi, "deyyus"; yani, iffetsiz adam, ailesini sakınmayan adam, ailesinin kötülüklerine göz yuman adam... "Üçüncüsü de, racile; kadının erkek elbisesine girişi", kadının da ceket pantolon giyip erkek gibi gezmesi... Bunların hiçbirisi caiz olmayan şeylerdir.
Ju^V? . j»U 2J
Bir tane daha okuyayım: "(Yürâhu rîhul cenneh min mesîreti hamsi mieti âmin)Cennetin kokusu tam beşyüz yıllık yoldan duyulur. " O kadar güzel bir koku.. O kadar uzaklara kadar yayılır. "Fakat bunun kokusunu duyamaz, yaptığı amelleri başa kakanlar." Yukarıda da
85
geçti, "ikincisi, ana babaya asi olanlar, Üçüncüsü de, içkiye devam edenler." Bizim dersimiz içki bahsi değil, öteki de değil; ana babaya asi olan kimse cennete giremeyecek, onu duyurmak...
Ebu Ümame Hazretleri Rasulullah s.a.s.'in sahabe-sindendir. Müslüman olmuş, Rasullullah'ın yanında bir müddet hizmet etmiş. Rasulullah demiş ki, "Sen de git, kavmini imana davet et!" Burda benim yanımda oturmakla ne olacak; kavmini imana davet et! "Peki ya Rasulullah!" demiş, gitmiş kavmine "Yâ bunlann hükmü geçti, Allah'ın Rasulü geldi. Allah birdir, şeriki naziri yoktur, mülkün sahibidir" demiş, işte, bizim bildiğimiz Allah'ı tarif etmiş. Onlar da develerini sulamaya gelmişler. "Sen bizim aramıza fitne sokuyorsun; bizi ecdadımızdan gördüğümüz ibadetlerden alıkoydun; ne fena adamsın sen!" diyerekten çıkışmışlar. O zat da orada bunalmış, biraz su içmek istemiş. Su da vermemişler, "Sen öl burda" demişler. Fakat Cenab-ı Hakk'ın rahmeti, orada okuduğu şeylerle hepsi imana gelmiş...
Yalnız, imana ihlas ile davet edici olmak lazım! îhlas ile davet etti miydi, Allah esbabını hâlkeder; imana gelir insanlar. Menfaat için olursa olmaz.
3
y ye. <ü>J
Burda da: "Üç kişiden ne farzlan, ne nafileleri kabul olunur." Bu çok mühim: Ne farz ibadetleri kabul olur, ne de nafile yaptığı ibadetleri kabul olur. Kim bunlar?.. Onlardan birisi: Anaya babaya asi olanlar. Allah kusurumuzu affetsin. Bunları duyurmak isteyeceğim ama, ezan da
86
okunuyor galiba... Allah cümlemizi affetsin. Tevfikat-ı semadaniyyesine mazhar eylesin...
Allah bizi çok güzel bir mahluk olarak yaratmıştır. En güzel mahluk biziz. Çok mahlukları var Allah'ın... Melekler var, hiç günah işlemezler; biz onlardan efdaliz-dir. Yaratılışları onların öyle; ellerinden gelmez fenalık... Fakat, biz nefislerimizi ıslah edebildiğimiz takdirde, o günahsız meleklerden daha iyi oluruz, izni ilahiy-ye ile... Onun için, en güzel bir mahlukuz. İki şeyden ibaretiz, buna dikkatinizi çok rica edeceğim: Bir madde, bir mana.. Maddemiz; işte toprak olan et, kemik, deri, şu, bu... Vücudumuzun dış kısmı. Bunun bir vazifesi var, kafestir bu; vazifesi kuşu içinde saklamak, kuşu muhafaza etmek.. Kuş da gönüldür. Bu kafes bu gönül için yapılmıştır. Bu gönlün muhafazası herkesin vazifesidir.
Zengin olmak vazife değil. Hacı olmak, hoca olmak, şu olmak, bu olmak; hiçbirisi bunlann kafi değil... Allah'ın sevgili kulu olmak için, bu gönlü tamir etmek lazım, bu gönlü beslemek lazım.. Bu gönlü imar etmek lazım, bu gönlü Allah'ın seveceği bir gönül yapmak lazım... Allahu Teala insanlara her gün nazar eder. Bu nazarlar cesedlerine değil... Bu güzel, bu çirkin, bu zengin, bu güzel giyinmiş, bu süslü; hiç kıymeti yok... Allahu Teala'nın nazarı hep gönülleredir. Gönlü bakalım bu adamın ne diyor?.. Nelerde meşgul?.. Fitne fesatla mı meşgul? Hayırlarla mı dolu içerisi?..
Onun için, biz gayretimizi hep bu gönüllerimizin ıslahı için sarfedeceğiz. Allah bize vermiş elhamdüdillah, gönül bulunur bir nimet değil. O gönlü ıslah etmek için, çalışacağız. Ne zaman?.. Gecede, gündüzde... Neden?.. En büyük nimet.. Zengin olmuşsun ne olacak; istersen mezarını altından yaptır, kıymeti yok... O gönül sende
87
olmadıktan sonra bu dünyadan göçersen, yazık ahiret-teki haline. Binaenaleyh, o gönül ancak Allah'ın emirlerine itaatle mamur olur. Allah'ın emirlerine itaatin başı da, anaya babaya hürmetle başlar. Anaya babaya hürmetle beraber, komşulara da hürmet lazım.. Hocalarına da hürmet lazım, büyüklerine de saygı lazım; hepsi lazım bunların. Anasına babasına hürmeti tanımayan insan, başkalarına da saygısı olmayacağına hiç şüphe yok... Saygıyı hiç bilmiyor demek ki. Onun için başa ana-baba konmuş... Ana-babadan itibaren hep büyüklere, insan hürmetkar olmalı, saygılı olmalı, sevgili olmalı...
îki şey var: Seveceksin, sevileceksin!.. Sev ve sevil!.. Sevmek için, sevilmek için, ne lazımsa onu yapacaksın. Mesela; büyüklere yakışan, sokaklardan geçerken komşu çocuklarını sevindirmek lazım. Öyle sallana sallana geçmek olmaz. O çocukların eline birer hediyelik tutuş-turuverirsin, birer şeker verirsin, bir şeyler verirsin. Çocuklar sevinir bundan, hacı baba geçsin diye bakarlar. Büyüklere karşı da insan, daima onların yardımlarına koşmalı.. Giderken elinde sepeti varsa, sepetini al; torbası varsa torbasını al, taşıyıver... Büyüklere hürmet et, yolunu kesme, önüne geçme, saygı göster... İşte bunlar hep insanın İslamlık vazifeleridir.
Allah hepimizi affetsin de, şimdi altta bir ders kaldı ama, onu da gelecek cum1 aya bırakalım inşallah. Ana babaya itaat çok mühim. Hacca gitmeden evvel başladım, şimdi 43. sayfaya geldi; hala ana-baba hakkı bitmiyor.. Çok mühim.. Hem de acınıyorum yazarken kendi kendime: Acaba bunu kim okuyup da, kim bununla amel edecek?.. Çünkü, yetişen nesil, Allah tanımıyor ki, anayı babayı tanısın!.. Allah'ı tanımayan insan, anayı ba-
88
bayı nasıl tanısın? Evvela Allah'ı tanıtmak, Allah'ın yoluna sokmak lazım ki; anayı babayı, büyüklere hürmeti, saygıyı bilsin; insanın kıymetini bilsin.
İnsan öldürmesi kolay, ne olacak; bir kurşun alır götürür insanı.. Fakat, bu kurşunu sıkabilecek ne kadar kuvvet lazımdır, ne kadar cesaret lazımdır ki, sen bu Allah'ın yaptığı cesedi öldürüyorsun; bunun mes'uliyeti olmayacak mı?.. Allah sormayacak mı?. Yok iman; dünyada ne yaparsan, öldün bitti diyor... Bu islam akidesinde almadığı gibi gavur akidesinde de yok; gavur da inanıyor ahirete. Gavur da diyor ki, öldükten sonra ahiret var. Yahudi de diyor, nasrani de diyor, Rum da diyor, Ermeni de diyor...
Müslümanım deyip de, bu ahireti inkar edip; vurduğum vurduk, kırdığım kırdık diyen insanın hali ne olur?..
Onun için, en büyük felaket insanları İslam yolundan ayırmaktır. İslam yolundan ayrıldıktan sonra, canavardan farkı olmaz onun.. Canavar yine ehvendir; vurursun ölür gider. Fakat, insanın canavarını vurmakla bitmiyor ki...
Allah cümlemizi affetsin.. Tevfikat-ı samedaniyye-sini ihsan etsin..
El fatiha!..
(Cuma namazından sonra musafaha yapıldı. Ayakta dua ettiler:)
Lailahe ilallahul halimül kerim... Sübhanallahi rab-bil arşil azim.. Elhamdülillahi rabbil alemin... Nes'elüke mucibatı rahmetike.. Ve azaimi mağfiretike.. Vel ganimete min külli birrin. Vesselamete min külli ismin... La teda'lena zenben illa gafarte... Vela hemmen illa ferrac-te.. Vela haceten leke fiha ridan... illa kadayteha ya erha-
89
mer rahimin... Ya erhamer rahimin.Ya erhamer rahi-min...
Bu mübarek Cum'amızı cümle ümmet-i Muham-med hakkında, bizler hakkında da mübarek ve müte-yemmin eyle ya Rabbi... Birçok hayırlı senelere, cum'alara sağlık ve afiyetlerle kavuşmak da nasib ü müyesser eyle.. Bu konuşmalardan murad, senin nzanı tahsil için yapılacak amel ve taatlerdir; onları da bize lütfey-le ya Rabbi...
Allahümme inna nes'elükel afve vel afiyeh... Fidd-îni veddünya vel'ahireh. Teveffena müslimine ve elhık-na bissalihin...
Kısacık bir nasihatim:
İnsan, Allah'ını bilirse, o insandan korkulmaz. Allah'ını bilmeyenden korkulur. Allah'tan korkmayandan, sen de kork derler. Onun için, insan kendini tedkik edecek olursa, Allah'ı bilmeye kafidir. Bu insan, şu güzelliği ile, şu marifeti ile -gökte de bugün uçuyor artık- bu kendiliğinden, tabiatın iktizasıdır diyerekten körü körüne saplanmak, ne kadar abes!.. Birisi dese ki; şu cami, içindeki mobilyasıyla beraber, etrafındakileriyle beraber tabiatın eseridir diye, inanan olur mu buna?.. E bu kadar ecramı semaviyye, ardıyye, bütün mahlukatiyla beraber tabiatın eseridir dese; buna inanmak ne kadar doğru olur, bilmem?..
Allah kusurlarımızı affetsin de, Allah'ı bilmek ve ona kul olmak devletine Cenab-ı Hak cümlemizi eriştirsin... El fatiha!..
Esselamü aleyküm ve rahmetullah!.. (8 Aralık 1978 Cuma)
90
GÜNAHLAR
Elhamdülillâhi rabbil âlemin... Vel akıbetü lil müttakîn.... Vessalâtü vesselâmü alâ seyyidinâ Muham-medin ve alihî ve sahbihî ecmaln...
Namazdan evvel konuşamadım. Çünkü, takatim kâfî gelmiyor. İkincisi: Kur'an dinlemek, bizim sözümüzü dinlemekten efdaldir. Ezan-ı Muhammedi'nin insanlara verdiği zevk ve neş'eyi tavsif etmek, bizim için de mümkün değildir.... Şimdi, size bir tane hadis söyleyeceğim:
I :Jlü
Jl
•r*-
91
Sallallahu Aleyhi ve Sellem Hazretlerine bir adam geldi. Dedi ki: "Yâ Rasûlallah! Ben, Allah'ın birliğine, ondan başka mabud olmadığına ve senin de peygamber olduğuna, rasûlullah olduğuna şehadet ederim. Namazımı kılarım beş vakit, orucumu tutarım, malımın zekâtını da veririm. Benim halim ne olacak?.." Cevaben Rasûlullah buyurdular ki: {Men mate alâ hazâ ) Her kim bu vasf üzerine ölürse, bu adam gibi yani, iman eder namazını kılar, orucunu tutar ölürse- (Kâne maannebiyyîn vessıddıkîn, veşşühedâ); bu kimse (parmaklarını da böyle yanyana kaldırdılar da) peygamberlerle, sıddî-klarla, şehidlerle yanyana olacaktır. (Mâ lem yeukkâ valideyhi) Anasına babasına isyan etmedikçe..." Adam müslüman, ibadetini güzelce yapıyor. Bununla beraber, cennete girecek ama, valideynine asi olmadığı takdirde...
Şimdi bu valideynine isyan günahtır, insanı gâvur etmez. İsyan etmekle gâvur olmayız yani. Çünkü, bizim mezhebimizde günah gâvur etmez bizi. Günahın cezasını çekeceğiz. Bu da bir günahtır. Fakat öyle günah ki, bizi cennete girmeye ve onun nimetlerini tatmaya mani oluyor. Bunun kısacık bir misalini söyleyeyim: Allahu ekber dedik, namaza durduk. Namazı bitirdik baktık ki, üzerimizde bir pislik var. Namaz oldu mu? Olmadı. Neden? Üstümüz pis, necaset var üstümüzde. Bu necasetle kıldığımız namaz kılınmış olmaz. Ta ki o necaseti yıka-madıkça. O necasetli esvapla ne kadar namaz kılarsak kılalım, makbul-i ilâhî olmaz. Çünkü namazın şartlarından birisi de taharettir. O taharet olmadığı için, namaz
olmadı.
Binaenaleyh, bu necasetler iki kısımdır: Birisi görünen necasetler; insan ve hayvan pislikleri gibi. Birisi de
92
görünmeyen necasetler; onlara da manevî pislikler diyoruz ki, günahlardır. Her nevi günah anaya babaya isyan nasılsa o da öyledir. Meselâ geçenki hadiste: "Beş şeyi işleyen insanı, Allahu Tealâ'nın cennetine koymaması ve cennet nimetlerinden tattırmaması haktır" dedi. Başta, "Müdminül hamrAçkiye devam eden mü'min"... Neden?.... Necaset nasıl pislikse, içki de aynı pisliktir. O pislik dışta, bu da içte... Onu yıkamak kolay. Gideriz suyun başına, üç defa güzelce yıkadık mıydı temiz olur. Fakat, bu içeriye giren pisliği yıkamak çok zor. Denize de girsen olmaz. Dereye de girsen yine olmaz. Binaenaleyh, iç pislikleri ki -anaya babaya isyan da o meyanda oluyor- çok büyük vebaldir. Bu iç pisliklerinin hepsinden -haramların hepsi bunun içinde, günahların hepsi bunun içinde- kurtulmak lâzım... Onun için günah kitaplarını çok okumanızı rica edeceğim. Günahları bilmeli ki, hastalıklardan kurtulalım. Hastalıklar nasıl insanların ölümüne vesile oluyorsa, günahlar da insanların maneviyatlarının mahvolmasına vesile oluyor.
Şöyle bir şey aklıma geliyor, bilmem ne dersiniz: Bugünkü anarşist çocukların babalarını ve annelerini ve hatta kendilerini araştırın; nasıl çıkacaklar bakalım?.. Öyle zannediyorum ki, çoğunun babası serhoştur; çocuğu da serhoştur. Serhoşluk olmayan bir çocuk, bu cinayeti işleyemez. Eline silâhı değil orduyu verseniz, eli varmaz tetiği çekmeye... Çünkü:
İjJL>-
(Vemen yaktül mü'minen müteammiden fe cezâühü cehennem. Halidenfîhâ. J"Kim bir mü'mini
93
kasden öldürürse, cezası, içinde temelli kalacağı cehennemdir." Ooo, bunu bilen müslüman, iman eden müslüman, bunu nasıl yapar?..
Onun için, müdminül-hamr bir, arkasından da "Akilür ribâ" faiz yiyen... Birisi serhoş, öteki de servet serhoşu... İkisi de serhoş!.. Faizin haram olduğunu bilerekten, faiz ile memleketi kasıp kavurur. Bakın şimdi size bir günah söyleyeyim: İnsanın zinası günahtır değil mi?.. Herkes bilir ki, büyük günahtır. Ama, bunlar derece derece... Komşusuyla zina, o günahtan daha büyüktür. Çünkü biz komşuyu muhafazayla memuruz, onunla zina etmek büyük vebaldir. Anasıyla zina olur mu?.. Olmaz. Farzedelim ki anasıyla da zina etmiş bir adam var. Bu zinadan 33 tanesine bedeldir, faiz ile mal yiyen. Faiz haram! O haramla beslenen vücut elbette helal iş işlemez, helam iş, iyi iş işlemez. Onların çocuklarıyla o serhoş çocuklarının akıbeti, bu bizim çektiğimiz felâketler... islâm'ı bilmediklerinden dolayı. İslâm'ı bilen, bunları yapmaz elbette. Akıbet gözümüzün önünde...
Allah hepimizin kusurlarını affetsin.. Tevfikat-ı sa-medaniyyesine mazhar etsin. Sevdiği ve razı olduğu kulların arasına cümlemizi kabul etsin. Her şey fânî... Bakî Allaaah... El fatiha!..
(15 Aralık 1978 Cuma)
94
SILA İ RAHİM
Ihya'dan okuduğum bir dersi size söylemek isteyeceğim; anlatabilirsem ne alâ:
Cabir (R.A.) rivayet ediyor: Biz toplu bir yerde oturuyorduk, bir kaç kişi vardı. Rasul-i Ekrem s.a.s. çıkagel-di ve bize dedi ki (Yâ maşerel müslimîn)Ey müslüman cemaat! (Ittekullah vesilû erhameküm) "Ey müslüman-lar, Allah'dan korkun!.."
Bu kelime üzerinde Kur'an-ı Azimüşşan'da bir çok ayette durulur. Bir çok hadiste bize hep Allah korkusundan bahsedilir. Allah korkusu olmayınca hiç bir iş olmaz, îmanın kökü Allah korkusuna bağlıdır. Allah korkusu olsa, dünya balla kaymak olur. ibadetleri, Allah korkusu olanlar yapar. Allah korkusu kendisinde olan
95
insan, ibadetlerine devam eder. Allah korkusu kendisinde olan insan, günahlardan kaçar ve korkar.Çünkü, ibadetleri Allah sever; haramları da sevmez. Haram şeylere cehennemi vaad etmiş; amel işleyenlere de cenneti vaad etmiş... Binaenaleyh,
AÛİ
(Re'sul hikmeti mehafetullah) "Hikmetin başı, Allah korkusudur." Allah korkusu olmayınca, hiçbir şey olmaz... Hikmetin manası çok geniş. Onun için, îmanın kökü Allah korkusudur. İlmin başı Allah korkusudur. Bir ilimde Allah korkusu yoksa, zarardan başka bir şey değildir. Efendimiz s.a.s. diyor ki:
(Allahümme innî eûzü bike, min ilmin lâ yenfa "Fayda vermeyen ilimden ya Rabbi, sana sığınırım." Binaenaleyh faydalı ilim, Allahdan kendisinin korkusunu artıran bir ilimdir. Ne olursan ol; yalnız, içinde Allah korkusu olsun da, emr-i ilahiyeye itaat edip, Allanın yasaklarından kaçınabilesin.
Altından geliyor, sıla-i rahim.. Sıla-i rahim: Akraba ü taallukatını -amca, dayı, teyze, hala vesaire- ziyaret etmek, onların hukukuna riayet etmek... Akrabadan daha kuvvetlidir komşu!..Çünkü, akrabanın herbiri bir taraftadır; kimisi İzmir'de, kimisi Erzurum'da, kimisi bilmem nerde... Başının sıkıştığı vakitte sana yetişecek olan komşudur. Onun için, komşunun hukuku, akraba ü ta-allukat hukukundan aşağı değildir. Binaenaleyh, sıla-ı rahim yapın; hem akraba ü taallukatınıza, hem de kom-
96
sularınıza karşı nafî olun.
Şimdiki insan komşusunu tanımıyor, alâkası da yok... Hepimiz öyle, umumi... Halbuki, İslam'da komşunun o kadar kıymeti var ki... Evini satarken, evvela komşusuna söyleyeceksin: "Ben bu evi satıyorum, sen alacaksan sana vereyim!" Sen dersen ki, "Bir milyon isterim, filanca veriyor."
O da derse ki, "Benim bir milyon vermeye gücüm yetmez ama, yediyüzbin lira vereyim." Yediyüzbin liraya komşuya vereceksin, bir milyona başkasına vermeyeceksin... Komşu hakkı bu!.. Buna da riayet edenimiz kaç tane çıkar, bilmem...
"Sıla-ı rahim yapınız; çünkü, sevap cihetinde sıla-i rahimden daha çabuk sevap yoktur." En çok sevap sıla-i rahimdedir.
(tyyaküm velbağy) Zulümden sakınınız."Çünkü, en çabuk musibeti olan şey zulümdür; cezası çabuk olur. Valideyninize asi olmayın. "Çünkü, cennetin kokusu bin yıllık yoldan duyulur; Anasına babasına asi olan bu kokuyu bile duyamayacak.."
Geçenki derste nasıldı: O kadar ibadet ediyor ki çocuk, sararmış solmuş, incelmiş, zayıflamış, bir şeysi kalmamış; iğne-iplik kalmış..."Anan baban senden razı olmadıkça, ben senden razı olmam!" diyor Allah... Senin evvela, ananı babanı kendinden razı etmen şart!.. Öyle ki, anne baban senin için "Allah ömrünü uzun etsin. Tuttuğun toprak altın olsun" diyecek halde olmalı... Evlad anasına karşı bu kadar muti olmalı.
Binaenaleyh, sıla-i rahim yapınız, sevabı çok çabuk gelir. Zulümden sakınınız, azabı çok çabuk gelir. Valideyninize karşı asi olmayınız; çünkü cenneti kokusu bin yıllık yoldan duyulurken, onu duyamazsınız..
97
Allah hepimizin kusurunu affetsin.. Bu akşam cuma gecesidir. O televizyonlar, boş şeyler; hepimizin hoşuna da gider. Bunlar saatlerce bizi meşgul eder. Bakarız bakarız hayran hayran seyrederiz... Şimdi, bu akşam cuma gecesi; bir Sure-i Kehf i oku bakalım!.. Bir de Sure-i Duhan'ı oku bakalım! Tebareke'yi de oku, Amme'yi de oku arkasından!.. Allah'a dua et, yalvar!.. Sevaplarını da dedelerimize, babalarımıza hediye edelim de, onlar da sevinsinler kabirlerinde; "Çok şükür ya Rabbi, iyi bir ev-lad bırakmışız da, bak bizi hatırlıyorlar" diyerekten.
Hepimize değil her akşam, hatta her namazın arkasından, beş vakit namazın arkasından, akraba ü taallü-katımıza dua etmek, ana-babalarımıza dua etmek vazifelerimizin başında geliyor. Onlara dua etmeyenlerin n-zıkları kesiktir, diyor Efendimiz. Yani, maneviyatları olmaz onların. Maddiyatları ne kadar olursa olsun ama, maneviyatları olmaz. Daima nefislerine mağlup, şehvetlerine mağlup, şeytana karşı da mağlup olurlar. İmdadı ilahiyye verilmeyince, insan kendi kendine ne yapabilir? Hiç bir şey yapamaz. Hepimiz ölüme mahkum bir
nesneyiz...
Binaenaleyh mezarını unutma!.. Ölüm, gözün ile kaşının arasındadır. Ne zaman geleceğini Allah bilir. Onun saati dakikası yok; gençliğe ihtiyarlığa bakmaz. Ne zaman gelecekse hazır olmak için ölümü çok düşünmek lazım.Çünkü, ölüm insanı bu dünyadan ayırıyor; fakat, hakikatta Allah'a kavuşturuyor. Binaenaleyh, öyle bir ölüm olsun ki, Allah bizden razı olduğu halde ona kavuşalım... Allah bizden razı olmadığı halde ölüm, çok
felaket!...
Onun için, Cenab-ı Hak cümlemizi affetsin.. Sizlerden de bir ricam olsun: Mutlaka Kur'an-ı Kerim'i öğren-
98
meye çalışın... Dünya paraları burda kalacak, servetler burda kalacak, bütün şeyler burda kalacak... Bir kefene sarıp götürecekler bizi... Orda, Kur'an'ımız neyse onunla haşrolacağız. Binaenaleyh, Kur'an'ı öğreniniz.
Yalnız şunu da hatırlatayım: Almanya'dan bir doktor ahbabımız geldi. İngiltere'ye gitmişler. İngiltere'de, İngiliz asıllı kişilerden iman ü İslâm ile müşerref olmuş bir çok profesör, doçent, ve bunun gibi kimselere rast gelmişler. Onlar bir köy almışlar, o köye toplanmışlar; bütün gün imanlarının ve Islâmiyetin nasıl kuvvetli olacağını mütalaa ediyorlarmış... İslam'ın kökü nedir: Arapça... Öyleyse Arapçayı öğrenelim diye kasdetmiş-ler; cayır cayır çalışıyorlarmış... Bize Allah, her türlü fırsatı vermişken, biz bu İngilizceyi öğrenebiliyoruz, Fran-sızcayı öğrenebiliyoruz, Almancayı öğrenebiliyoruz da, dinimizin kökü olan Kur'an-ı Kerim'i neden öğrenmeyelim?.. O kadar zor bir şey mi?.. Fransızca'dan da zor değil, Almanca'dan da zor değil; hepsinden kolay!.. Zaten lisanımızın çoğu onların kelimeleri ile dolu.
Onun için, Allah hepimizi affetsin.. İman ile ahirete göçmek isteyen, Kur'an'a yapışsın, Kur'an'a sarılsın. Bizim için saadet-i dareyn ancak Kur'an yoludur. Kur'an yolu ile amel etmiş olsak; ne kimse kimseyi hor görür, ne kimse kimseye yan bakar... Yan da bakmaz. Herkes elinden geldiği kadar birbirine hürmet ve saygı gösterir. Allah'tan korktuktan sonra, bir cami dolusu altın olarak birisine versen de, şu adamı öldür desen, öldürebelir mi kardeş?.. Bir müslüman bunu yapabilir mi?.. Allah'tan korkan bunu yapabilir mi?.. Yapamaz... Bunu kim yapar?.. Allah'ı tanımayan yapar. E, biz de onların arasına mı katılalım?
Allah'ın verdiği can. Biz vermedik ki o canı, onu ve-
99
ren Allah... Hepsi Allah'ın kulu. İnsan bir tavuğu bile keserken düşünüyor da, Allah kulunu nasıl olur da öldürür böyle?.. Demek ki, kabahat hep bizde ki, insanların Al-lah'sız olmalarına göz yummuşuz. Musibet başımıza gelince, "Vah, vah vah, neden oldu?" diyoruz. Neden olacak, meydanda işte...
Allah hepimizi affetsin... Bu akşam yatmazdan evvel, yeni bir abdest alın; hiç olmazsa dört rekat namaz kılın... Mümkün oldukça okumak bilmiyorsak, hiç olmazsa Kul hüvallahu Ehad'ı, Elham'ı, daha kısa surelerden bildiklerimizi çokça okumak suretiyle, ecdadımızın ruhlarına hediye edelim.. Hoca efendi dua okudu, biz de amin dedik, o umumi bir dua... Herkesin kendisinin, kendi akrabasının adlarını anaraktan-, anamın babamın, filanın ruhlarına hediye ettim demesi, elbette umumi bir duadan daha güzeldir.
Allah hepimizi affetsin... Kusurlarımızı affedin. Allah cümlemize iman-ı kamil, ahlâk-ı hasene ihsan buyusun...
Kaside-i Bürde'den beraberce okuyalım-. "Hüvel habîbüllezî-türcâ şefâatühü. Li külli hevlin minel-ehvâli muktehimi Mevlâ'ya salli ve sellim daimen ebedâ. Alâ habibike hayril halkı küllihimi." (Üç defa okundu.) El fatiha!..
(21 Aralık 1978 Perşembe; Yatsı namazından sonra)
100
ALLAH'TAN KORKMAK
Muhterem kardeşler!.. Size bugün yine ana-baba dersimin bir parçasını anlatacağım:
:JU
<B
Cabir (R.A.) var ya, o naklediyor, diyor ki: "Biz bir topluluk halinde bir evde oturuyorduk.." Topluluk, malum ya aza da derler, çoğa da derler. Ne kadar olduğunu söylemiyor... "Derken, Rasûlullah üzerimize çıkagel-di..." Gelince bunlara demiş ki: "(Ya ma'şerel müslimîn^ Ey müslüman cemaati, (ittekullah) Allah'tan korkun!.. (ve silû erhameküm) Akraba ü taallukatınıza sıla yapın!.." Akraba ü taallukat; ana ve babalarının teferruatları, amcalar, dayılar, halalar, teyzeler, ve onların çocukları.. Bunlara sıla-i rahim yapmayı, Allahu Teala emredi-
101
yor; Peygamberimiz de bize tavsiye ediyor. Çünkü, sevabın en çok, en fazla insana erişeni sıla-i rahimden olur. Sıla-i rahmin sevabı çok çabuk geliyor... Onun mükafatı büyük; dünyada da ahirette de...
İkincisinde diyor ki: "(Ve iyyaküm velbağy} Zulümden sakının!" Çünkü, sıla-i rahmin sevabı ne kadar çabuksa, zulmün de cezası o kadar çabuktur. Binaenaleyh, anaya babaya da haksızlık yapanların cezası çok çabuk gelir. Bazı cezalar ahirete bırakılır ve geciktirilir. Bazıları da böyle ana babaya zulüm gibi, diğer zulümler de öyle; onların cezası çabuk gelir, çabuk yetişir insana... Onun için, bundan sakının.
"Cennetin kokusu bin yıllık yoldan duyulur." O kadar güzel bir koku. "Bunu, anaya babaya asi olan duyamaz." Cennete giremez, demek. O kokuyu duymamak, cennete girememesinin alameti... Onun için, asi olan bunu duyamaz. Bunun arkasından daha üç beş tane daha var, sıralanmış ama, şimdi burda yalnız o Allah korkusundan bir iki kelime bahsedeceğim.
Allah'tan kim korkar?.. Hepimiz korkarız. Mü'min-ler Allah'tan korkarlar. Ama, nisbet dahilinde... Onun için, bir büyük demiş ki, sana sorarlar ki: Allah'tan korkuyor musun?.. Sus, cevap verme!... Niçin?.. Korkuyorum desen, korku yok; o yanlış söz. Korkmuyorum dersen, küfür olur o da.. Binaenaleyh sükut et!.. Bizim Allah'tan korkumuz çok zayıf. La ilahe illallah diyenlerin hepsi Allah'tan korkar ama, o korku derece derece... Şimdi, Allahu Teala bize, korkanı anlatıyor:
*L1*JI oLc
"(înnema yahşallahu min i
«ül
102
kullan içinde ancak alimler hakkıyla korkarlar." Allah'ı bilme nisbetinde Allah'tan korkulur. Bunu da en çok ulema bilir. Ulema Kur'an ilmine vakıf olan kimselerdir, îlm-i Kur'an'a vakıf olan insana ulema derler. Şimdi, bir çok ulemalar ortada; o değil... Kur'an ilmine vakıf olan kimseler, vukufu nisbetinde, bilgisi nisbetinde Allah'ı bilir. Çünkü, Allahu Teala bize kendisini Kur'an'da bildiriyor. Kur'an'ı bilen Allah'ı bilir. Kur'an'ı bilmeyince, öteki duygularla bilinen bilgi ile, okuyarak bilenin bilgisi elbette bir olmaz. Onun için, Cenab-ı Hak (tnnemc yahşallahu min ibadihil ulemaMemiş. Allah hepimizi o ulema zümresine ilhak buyursun... Ondan sonra, ne diyor Efendimiz:
-üs! 2l»U
(Re'sül hikmeti mehafetullah) Hikmetin başı Allah korkusudur." Allah korkusunu elde etmek için; iman ne kadar kuvvetli ise, o kadar Allah'tan korkar insan. Şimdi diyorlar ki: Cehennem bir ateş, oradan korkumuz var yanmayalım diyerekten. Fakat, Allah'tan ayrılığın acısının yanında bir katredir cehenmemin hepsi birden... Allah'tan ayrı kalmanın korkusu daha büyük.. Mesela: Namaz kılmak, oruç tutmak, Kur'an okumak, zikrullah yapmak; Allah'la beraber olmanın alametleri...O anda Allah ile beraber o adam. Bundan ayrılıp namazsız, zi-kirsiz, Kur'ansız olan adamın hali... Ateş bir damladır, o Allah'tan ayrılığın acısı yanında ama, farkında değil. Nasıl ki hastalarımızın bazan keserler elini ayağını, doktorluğun icabı; duymaz adam acıyı hiç.. Niçin?.. Bir morfin yapıyorlar oraya, duymuyor. Şimdi biz de morfinlenmi-Şiz, o acıdan haberimiz yok... Allah affetsin...
103
O günah yerlerinde, günah işlerinde, gaflet en büyük gühah!.. Gaflet: Allah'tan ayrı kalmak. Oyunlara, vesair günahlara dalaraktan uzak kalmanın acısını hissedemiyoruz; çünkü morfin var üzerimizde.
Allah hepimizi affetsin.. Tevfikat-ı Samedaniyyesi-ne mazhar etsin... Cuma günü bu kadar yeter. Efendimiz1 in duasını okuyalım: Lâ ilahe illâllahul halîmül kerîm.. Sübhanallahi rabbil arşil azîm.. Elhamdülillah! rabbil alemin. Nes'elüke mûcibâtı rahmetike... Ve azâimi mağfiretike... Vel ganimete min külli binin.. Ves-selâmete min külli ismin.. Lâ tedâlenâ zenben illâ gafar-te.. Ve la hemmen illa ferracte. Ve lâ haceten leke fiha ri-dan, illa kadaytehâ yâ erhamer-rahimîn. Ya erhamer-rahimîn... Ya erhamer-rahimîn...
Bu korkuyu öğrenmek isterseniz Gazali'nin kitabında var, o Türkçe'ye tercüme edilmiştir. "Kût-ül-Kulûb" var ama, o Arapça'dır. Onları okursanız, daha çok istifade edersiniz.
Allah Cum'anızı mübarek etsin. Birçok Cum'alara -da sağlık afiyetlerle erişmek nasîb ü müyesser eylesin.. Emrine itaat eden ve yasaklanndan korunan kullarının arasına ve sevdiği kullarının arasına cümlemizi kabul buyursun... El fatiha!..
Esselamü aleyküm!.. (22 Aralık 1978 Cuma)
104
MİSAFİRE İKRAM, SILA-İ RAHİM
Esselamü aleyküm ve rahmetullah...
Bugün sizlere geçen haftadan kalan faziletlerden bahsedeceğiz ki, bu faziletler hakkında Cenab-ı Peygamber s.a.s. şöyle buyuruyor:
-t
(Men kâne yü'minu billahi velyevmilahiri) "Her kim Allah'a iman etmiş ve ahirete de inanmışsa, (felyükrimdayfehû) misafirine ikram etsin!.." Allah'a iman eden, ahiret gününe de inanan insan, misafirine ikram ihsan etsin... Bu hadis, Buhari ile Müslim'in Haz-reti Ebu Hureyre'den rivayetidir. Misafirin kıymeti büyüktür.
Hepimizin başına gelen haller. Biz bir sefer hacca gittiğimizde, orda bir misafirhaneye misafir olduk. Misafirhane öyle bir yer ki... Yani bizim bugünkü evlerimizde misafir alamıyoruz; alsak da rahat ettiremiyoruz. Da-
105
racık evler.. Büyük evlerde o mobilya tesisleri evi dolduruyor yine misafirlere bir yer kalmıyor. Bana kalırsa en kolayı, her caminin bir misafirhanesi olmalı.. Yemek teşkilatı olmalı; misafir gelince her türlü ikramı kolayca-cık yapmalı.. O evlere gelen misafirlere, bir kahve bir çay; "Haydi uğurlar olsun!" demek bize yakışmaz. Biz müslümanız elhümdülillah; onu başkaları yapar... Ama, müslüman misafirine ikram etmeli, yatırmalı. E, şimdi yatırmak mümkün olmuyorsa, memlekette oteller dolu; otelin parasını vererekten misafiri orada da yatırmak mümkün olur. Yemesi içmesi hususunda da böyle yapılmasını, bak Cenab-ı Peygamber ne güzel söylüyor: "Allah'a inanan, yani imanında kamil olan ahirete de inanan, misafirine ikram etsin!.." Bu bir. İkincisi yine:
e ö*
)
(Men kâneyü'minü billahi velyevmil ahir, felyesıl rahimehu)Her kim Allah'a ve ahiret gününe iman etmişse, sıla-i rahim yapsın!.." "Sıla-i rahim: Akraba ü taal-lukat; ana baba da onun içinde, bu ana-baba dersinin ma'bâdi ya; ana-baba başta olmak üzere, amca, dayı, teyze, hala, bu gibi akrabalar ve onların çocuklarının da ziyaretlerine gitmek; muhtaç oldukları vakitte onların yardımlarına başkalarından daha fazla koşmak., islam'ın icabı ve peygamberimizin de emri.. Sıla-i rahim yapın. Bizim dört tane kandilimiz var, iki de bayramımız var; altı. Arada yine başka sebepler de olabilir. Hiç olmazsa insan, senede böyle altı gününü bu büyüklerin ziyaretiyle geçirmesi lazım; mümkün olursa.. Ama mümkün olmuyorsa, mesela uzaktalarsa, gitmek de
mümkün olmuyorsa; hiç olmazsa mektuplarla, telgraflarla kandillerini tebrik vazifemizden ibarettir. Cenab-ı Peygamber onun için "sıla-i rahim yapın" buyurmuş.
Akraba ü taallukat, bir kök ve o kökün etrafındaki dal ve budaklar gibidir. Bunların hep birbirleriyle sımsıkı yapışma, kaynaşma mecburiyetinde olduğunu Cenab-ı Peygamber bize duyuruyor. Bu sıla-i rahim yapılmazsa gevşeklik olur, soğukluk olur; birbirleriyle alâka kesilir, unutulur insan.. Dünyada unutulunca ahirette de unutulur. Binaenaleyh, dünyada böyle sıkı sıkı sarılın da ahirette de unutulmayın.
Şimdi bir akrabalıktan olan kardeşlik var, bir de müslüman kardeşliği var... "Müslümanlar kardeş" diyor Cenab-ı Hak. Manevi kardeş yani.. Manen kardeşiz. Öteki, dünya cihetinden kardeş, mirasımıza konan. Manevi kardeşler, neseb kardeşlerinden daha üstündür. Onların kıymetleri daha yüksektir. O arada bizi okutan hocalarımız, bize yardım eden kimseler; bunlar da yetişmemize yardım ediyorlar, okutuyorlar, bizi yetiştiriyorlar; onlar da bizim akrabamız kadar kuvvetlidirler. Büyüklerimiz de böyle.. En başta Peygamberimiz s.a.s.L Sıla-i rahme en layık o!.. Ana-baba, akraba ü taallukat; o da lazım ama, asıl gerekli olan insanın Peygambere sıla-i rahim yapması.. Mümkün olmazsa çok çok salat ü selam getiririz olduğumuz yerden. O sıla-i rahmi böylece de temin etmeğe çalışırız. İki. Üçüncüsü de: -üç tane bu ha-disler-
(Men kane yü 'minu billahi vel yevmil ahiri, felye-
106
107
kul hayreti ev liyesmut), Allah'a inanan, ahiret gününe inanan insan, mümkünse hayır söylesin. Bilgisi varsa, malumatı varsa hayra ait; o hayırları söylesin. "Böyle bir sözü yoksa, sussun sükut etsin."
Burda bir şair de şöyle demiş: "Susma zinettir, sukut da selamettir. Ben az konuştuğuma, sustuğuma hiçbir zaman pişman olmadım; fakat söylediklerime çok pişman oldum" demiş.
Çok sözün içerisinde, çok yalan da olur; iyi bir şey değil. Onun için, insanın mümkün oldukça Âllahu Tea-la'nın verdiği bu nefesi boşa harcamaması lazım. Bu nefes bir nimettir Cenab-ı Hakk'tan bize. Ömür nasıl kıy-metliyse, sağlık nasıl kıymetliyse, zeka nasıl kıymetliy-se, kuvvet nasıl lazım şeyse, bu nefes de o kadar kıymetlidir... Bunu boşa harcamamak lazım... Ya Allah'ın zik-riyle meşgul ol; ya namazla, ibadetle meşgul ol! Bak ne güzel:
-VI
(Estaîzü billah. Ve ma halaktül cinne vel inse, illa li ya'budûn.JBizim vazifemiz Allah'a kul olmak, ona kul-lak vazifemizi yapmak!.. Kulluk vazifesi hemen böyle muayyen saatlerde olanlarla bitmez. Onun için, gönlümüzü öyle bir uyandıracağız ki, saati kurduğumuz vakitte nasıl 24 saat işliyorsa, Allanın huzurunda daima öyle durmalı... Emrine her zaman münkad... Dilinden yanlış söz çıkmamak, kötü söz çıkmamak, kimseyi incitecek bir söz çıkmamak; bunlar hep edebin içerisindedir.
us*
û*
108
Bunu izah sadedinde Hazreti Enes'in yine Buhari ve Müslim'de bir rivayeti daha var: (Men serrahû en yümedde lehû...) "Hatırıma getiremedim sonrasını.. Her kim rızkının çoğalmasını istiyorsa, her kimin rızkının çoğalması kendisini sevindirirse; ve bir de her kim yine ölümünün unutulmasını, yaşının uzamasını, ömrünün uzamasını istiyorsa; (felyesıl rahimeh) sıla-i rahim yapsın. " Demek ki, sıla-i rahim çok mühim.. Bizim birbirimizle kaynaşmamızın yegane şartlarından birisi, akraba ü taalallukat arasında sıkı bir rabıta... Onları memnun edecek haller, ikramlar, izzetler, ihsanlar hep bunun içerisine girer.
Allah cümlemizi affetsin.. Tevfikat-ı samedaniyye-sine mazhar etsin...
Bu, ibadetin fer'idir; asıl olan imandır. îmanın bunlar dalları oluyor. İmanın kökü: "la ilahe illallah, Mu hammeder Rasulullah "Allah'a inanmak, Peygamberine inanmak, öldükten sonra dirileceğine inanmak, meleklerine inanmak, kıyamet günündeki teraziye, mizana, cennete, cehenneme inanmak imanın esaslarındandır. Bunlar de fer'lerdir. Şimdi, kol, el, ayak, parmak fer'dir; vücudun kendisi esastır. Ama, fer'olmazsa esasın da kıymeti olmuyor o zaman... Kolumuz olmazsa, ayağımız olmazsa, vücudumuz olmuş ama para etmiyor. Binaenaleyh fer'in de esas kadar lüzumu vardır.
Onun için Allah cümlemizi afv ü mağfiret etsin.. Bu hususta belki 20 tane kadar hadis var, çeşitli tabirlerle. Bunun başı hep ana-baba hakkındadır. Ana-baba hakkını devam ettirirken, Efendimiz, içkiyi söyledi. İçki de büyük günahtır, dedi. Ana-babaya ne kadar hürmetsiz-
109
lik ederseniz, o kadar büyük günah... îçki de, onun yanında günah, zina da onun yanında günah, faiz de onun yanında günah, adam öldürmek de onun yanında günah, yalan da onun yanında günah...
Biz hınzır etinden çok korkarız elhamdülillah.. Onun sözünü bile bazı insanlar ağızlarına almazlar; kötü hayvan derler. Halbuki, günahlıkda hep beraber... Diğer gühahları işlemekte insan hiç fütur etmiyor da, ona gelince dayanıyor... Onu şöyle gördüm: İnsanların bugün birbirlerinden soğuk durması ve bugünün insanlarının da birbirlerine tecavüz edişleri hakkında birçok sözler söylüyor herkes... îşte bunu şöyle önleyelim, böyle önleyelim, şöyle yapalım, böyle yapalım... Ama en çok burda rol oynayan imandır, iman olursa yakayı kurtarırız; iman olmazsa para etmez. Onun için.
.^7*'
L» 41
(Ev yelbisüküm şiyean veyeziku ba'düküm be'se ba'djBu ayeti kerimede; "Allah'ın yasak ettiği günahları işleyenlerin gönüllerinde merhamet kalmaz, şefkat kalmaz. İnsanlık kalmaz; gönül kararır. Ondan sonra, birbirlerini boğazlamakta hiç de tereddüt etmezler" buyu-
rulmuştur.
Allah hepimizi affetsin... Tevfikat-ı samedaniyyesi-ne mazhar etsin... Birbirlerimizi öz kardeş gibi sevmek, birbirlerimize lâzım gelen saygıyı hürmeti göstermek nasib ü müyesser eylesin...
Bismillahirrahmanirrahim. La ilahe illallahul halîmül kerîm... Sübhanallahi rabbil arşil azîm. Elham-
110
dü lillahi rabbil alemin. Nes'elüke mûcibâtı rahmetike.. Ve azâimi mağfiretike.. Velganîmete min külli birrin. Vesselamete min külli ismin... La teda'lenâ zenben illa gafarte... Vela hemmen illa ferracte... Vela haccen leke fîhâ ridan, illa kadaytehâ ya erhamer-rahimîn...Ya erha-mer-rahimîn... Ya erhamer-rahimîn... îrhamna...
Ya Rabbi! Bugünkü cum'amızı da sen bizden kabul eyle.. Birçok cum'alara da sağlık afiyetle erişmek nasîb ü müyesser eyle...
Allahümme innâ nes'elüke tamamen ni'meh.. Ve devamel afiyeh... Ve hüsnelhatimeh... Bi hürmetil fatiha...
Esselamü aleyküm... (5 Ocak 1979 Cuma)
PEYGAMBER (S.A.S.)'İN EBU ZER (R.A.)'A NASİHATLARI
Esselamü aleyküm ve rahmetullah!..
İslâm'daki hukuklardan birisi de sıla-i rahim hukuku idi. Yani, ana-babanın akraba ü taallükatı olan dal budaklarıyla alâkayı kesmemek, onlarla ülfeti güzelleştirmek, güzel geçinmek... Bu hususta Ebu Zer (R.A). Efendimiz, bir hadis zikrediyor.
Ebu Zerr'i, hepimiz işitiriz de kendisini pekiyi bilemeyiz tabii.. O —Allah rahmet eylesin- beşinci veyahut altıncı müslüman diye zikrediyorlar. Bu zat, gelmiş müslüman olmuş Efendimiz (SAV) 'e, ve bu müslüman-lığını izhar etmek için kendini tutamamış, Kabe-i Muaz-zama'nın içine girmiş; "Ey müşrikler! Duyun ben müslüman oldum!" demiş, kelime-i şehadet getirmiş... Açık sesle, yüksek sesle, ezan okudukları gibi bugün... Tabii, o zaman herkes gâvur. Onu güzel bir döğmüşler, bayı-lıncaya kadar. Bayılmış adam, sopanın altında; fakat, itikadına zerre kadar bir eksiklik gelmemiş. Ayılmış, saklanmış orda örtünün altına... Bir gece yine kadınlar gelmişler putlara* tapınmaya. Onlara çıkışmış: "Aptal insan-
113
lar! Bakın peygamber gelmiş, taşlara ne tapıyorsunuz?.. Bu delilik değil mi?.." diyerekten neler söylediyse.. Kadınlar feryad etmişler; yine bir döğmüşler... Nasılsa kurtulmuş ellerinden, biri vasıtasıyla...
Memleketi Gıfar... Vurguncu bir kabile aslında. Yani kalpleri taş gibi artık, vurguncu olunca...Taşa benzer bir kalp.. Gitmiş , o kabileyi müslüman yapmış... O taş yürekli, vurguncu, eşkiya heriflerin hepsini müslüman yapmış. Allah bize insaf versin, biz okuyoruz onun ne okuması vardı acaba?.. Hangi medreseden, hangi üniversiteden mezun olduğunu sorsanız; okumasını da bilmiyordu belki!.. Fakat, İslâm aşkı, iman aşkı, bak koca bir kabileyi müslüman yaptı! Onunla da kalmadı komşusu Eşlem kabilesine gitti; onu da müslüman yaptı. İmana bak sen! Onun için, okumalar bizim imanımızı yükselteceği yerde, bilakis zayıflatıyor. Niçin?.. Dünyaya bağlıyoruz işimizi. Dünyaya bağladığımız içinde imanımız zayıf oluyor, vesselam.
O*
J •
_, .
0,0i öl? ' ^1
O zat diyor ki: Halîlim, dostum Peygamber s.a.s. bara nasihat etti. Dedi ki, "Ey Ebû Zerr, üstündeki insanlara bakma!.." Kendinden üstünlere bakma!.. Bu mühim bir ders... İnsanı çok yorar, çileden çıkarır. Şuna da yeti-
114
şeceğim, ondan daha üstün olacağım, ondan daha iyi olacağım derken; bakarsın ipin ucunu koparır gürültüye gidersin... Kendinden aşağısına bak; üstüne bakarsan, gücün yetmez yetişemezsin. Herkesin kudretini Al-lah-u Teala, bir yaratmamıştır. Herkesin ayn ayrıdır kudreti.. Onun için, ona o zenginliği vermiş. Bu iki türlü: Dünya zenginliği, ahiret Zenginliği... Dünya zenginliği de öyle, ahiret zenginliği de öyle; çalışmayla olmaz, Allah veriyor. Çalışacağız ama, Allah vereceği kadar verecek, tabiatıyla.
Haa, büyük ahiret adamları da var tabii: Abdülka-dir-i Geylani Hazretleri gibi, Nakşıbend Hazretleri gibi, Rufai Hazretleri gibi... Haydi ben de öyle olayım de; olur musun? Şimdi hafız efendi okuyordu.
( n-.LJI)
Jl ji f\
(Estaîzübillah. Elem tera ilellezîne yüzekkûne en-füsehüm)... O temizlenen insanlar, veli olan insanlar, kendiliklerinden mi oldular?.. Allah, peygamberlerini nasıl seçti ise, velilerini de öyle seçmiştir. Yoksa, senin benim işim değil o!.. Bizim işimiz, Allah'ın emirlerini tutup yasaklarından kaçmak; o kadar... Yükseltirse yükseltir
-öil
(Men tevâdaa refeahullah).Tevazu yapabiliyor musun; Allah seni yükseltir. Yapamıyorsan, alçaltır; çıkamazsın yukarıya...
İkincisi: Aşağıya bak, altına bak!.. Senden daha zaif-ler var, fakirler var, miskinler var... Onları gör haline
115
şükret...
Nakşıbend Hazretleri'nin de nasihatlan var bize. O
nasihatlanndan dokuzuncusunda diyor ki:
(Nazarber kadem)"Ey salik, sen yürürken ayağının ucuna bak!.." Aşağıya bak.. Yukarıya bakma... Yukanya bakarsan yetişemezsin, semanın ucunu bulamazsın.. Aşağıya bak! Hem etrafı görmezsin, hem de aşağı bakarsın haline şükredersin... Uzun o.
İkinci nasihati: Diyor ki, "Ya Eba Zerr, miskinleri sev ve onlara yakın ol!.." Nasıl, ne diyeceksiniz bu işe?.. Miskinleri sev ve onlara yakın ol.. Miskinin iki manası var: Birisi, fakirler var ya hani, birşeyleri yok zavallılar; onlara derler. Bir de, dünyadan geçmiş, dünya ile alâkasını kesmiş; varlık yokluk onun indinde müsavi... Altınla, bakır, taş onun önünde müsavi; kıymeti yok dünyanın.. Bir de böyle adamlar vardır ki, miskin diyorlar bunlara da... Fena derecelerini atlatmış, kendisine varlık vermeyen adamlar; her şeyi Allah'tan biliyor. Bu miskinler -ahiret miskinleri, dünya miskinleri- kim olursa olsun, onlara yakın ol. Onlarda hikmetler vardır. Çünkü, Allah onların kalplerine hiç umulmadık nimetler vermiştir..
Onlardan birisi Veysel Karanı Hazretleri... Hiç dünyalığı yoktu. Dünyaya da hiç iltifat etmedi ama, içi hikmetle dolu... Bak bugün bile burda, Hırka-i Şerif Camisinde, onun Hırkası'nı Ramazan-ı şerifte herkes ziyaret etmekte... Gönüllerimize bir sürür geliyor. Bin küsur yıl geçtiği halde Veysel Karanî'yi bir türlü unutamıyoruz. Halbuki, nice resimleri olan insanlar var ki, çoktan unu-
116
tuldü. Ama, o unutulmuyor. Niçin? O'na Allah o sevgiyi vermiş, bize de vermiş; biz de O'nu seviyoruz işte... Onun için, siz miskinleri, yani böyle dünyadan geçmiş insanları sevin ve onlara yakın olun.
Üçüncü nasihati: "Ey Eba Zerr, sıla-i rahim yap!.. Akraba ü taallukatından ayrılma; onlar sana ne kadar gelmiyorlarsa da..." Sana küsseler de, dargınsalar da yine sen git; kusurlarına bakma!.. Onun için hepimizde kusur var. Kusursuz olur muyuz? Ancak peygamberler müstesna. Bizlerin, hepimizin kusuru var. Velilerde de kusur var.. Veliler kusursuz olmaz ki, onlarda da kusur var; büyük günahları yok o başka... Yapanlar çabuk nadim olurlar, pişman olurlar, tevbe ederler. Onlar da kusursuz olmaz.
Kusursuz yalnız Allah ye onun Rasulü... Halbuki, Rasulullah hakkında:
u*
4îl di
(r-N:"^ûJ|)
i ül
l^.
(Innâfetahnâ lekefethan mübînâ.. Liyağfirelekel lahu ma tekaddeme min zenbike vemâ teahhar) diyor. Onda da demek günah varmış da, Allah affetmiş... Yahut olacakmış da Allah affetmiş. Allahu Teala'nın ismet muhafazası altında ma'sum. İsmet, peygamberlerdeki sıfatlardan birisi. O surette kendisini koruyor. Allah hıfzetmezse, insanların kendi kendilerini hıfzetmelerine imkân yok.. Aciz mahluk.
Sıla-i rahimde çok ders var, kısacığını söyleyeyim: Ana-baba arasında ilgi itaatla olduğu gibi, akraba ü taal-lukat ile ilgi, onlarla gidip gelmekle olur. Bu ilgi kesilir-
117
se; bir ağacın dallarını kestiğiniz vakitte neye benzer?.. Gövde kalır, meyvasız ve yapraksız bir şeye benzemez. Siz de onu keser odun yaparsınız.. Binaenaleyh, suyu kesilen değirmenin hali neyse, akraba ü taallukattan ayrılanların hali de ondan ibarettir. Kusura bakma, hepimizde kusur var.. Af dile.
Bir örnek var buna münasip: Cenab-ı Peygamber oturmuşlar ashabıyla beraber... Diyor ki, "Bugün içimizde sıla-i rahim yapmadık -kat-i rahim- bir adam varsa çıksın! çünkü, dua edeceğiz." Bu dua kabul olmaz! Neden?.. Kat-i rahmin olduğu yere rahmet-i ilahi nazil olmaz da ondan. Allah affetsin kusurlarımızı... içinden bir delikanlı çıkıyor, meclisten. Gidiyor, biraz sonra geliyor. "Niye kalktın, geldin? " diyor. Diyor ki, "Siz böyle dediniz. Benim de teyzem ile aramda bir soğukluk vardı, dargınlık vardı. Gittim, özür diledim, af istedim. O da affetti. Ben de ona teşekkür ettim, geldim şimdi" diyor. O zaman yapacakları duayı yapıyorlar. Bu umumi bir ders... Allah hepimizi affetsin...
Bunun arkasından diyor ki: (Vela tehâfü levmete /â/m)Ey Eba Zer! Hiç bir laimin levminden korkma!.. Seni ayıplarlar; ayıplasınlar varsın, korkma!.. Beni ayıplarlar diyerekten ahlâktan ayrılma, haktan uzaklaşma!.. Ben bunu dün birisine söylerken dedi ki bana: "Yahu onun karşısında ben, çamura mı batayım?.." dedi. Yani, varlık var kendisinde de, ondan af dilemeye tenezzül edip de gidemiyor. Çamura batmış gibi addediyor kendisini... Bu ne kadar acı şey... Tevazuun zıddı oluyor, tekebbür oluyor.
Bir de diyor ki: (Külü hakka ve in kâne mürran Hakkı da söyle, ne kadar acı olsa da !.." Hak acıdır ama, acı da olsa söyle; korkma!..
118
Bir de diyor sonunda: (La havle vela kuvvete illa billah)& devam et!.. (Feinnehâ kenzün min künûz cenneh), bu cennet hazinelerinden bir hazinedir, diyor, isterseniz bunun kısacık bir şeyini anlatayım, vaktiniz müsaitse.
Efendimiz s.a.s.' in zamanında Avf denilen bir adam var, sahabeden; oğlu esir düşmüş. Üzülmüş tabii, gelmiş Rasulullah'a, "ya Rasulullah! Oğlum esir düşmüş." demiş. Diyor ki ona, (La havle vela kuvvete illa billah) a devam et!.." O da başlıyor işte teşbihini çekmeye... Artık yürek acısıyla kim bilir, ne kadar çekti. Bakmış ki bir gün, "tak tak..." kapı çalınıyor. Pencereden bakmış oğlu... Bir sürü de koyun var önünde... Açmış, "Hoş geldin evlâdım, ne oldu böyle?.." demiş. "Baba, işte beni yakaladılar, esir oldum. Çadıra kapadılar, ayaklarıma zincir vurdular. Çadırın başına da bir nöbetçi asker koydular. Orda duruyordum. Bir gün baktım ki, asker uyuyakal-dı... Uyumuş nöbetçi.. Benim ayağımdaki zincirler de Allah'ın hikmeti, çözülmüş... Ben de askerin atını aldım, bindiğim gibi kaçtım. Kaçınca, bir sürüye rast geldim. Bir nara vurdum; çobanlar da baskına uğradık diyerekten koyunları bırakıp kaçtılar.. Ben de bunları ganimet diye getirdim" demiş. Babası diyor: "Rasulullah'a soralım da, bakalım bize helal olur mu?.. " Soruyorlar.. "Helaldir, malınızdır; nasıl isterseniz yeyin" diyor.
Allah hepimizi affetsin... Tevfikat-ı samedaniyyesi-ne mazhar eylesin...
Elhamdülillah, sümme elhamdülillah... La ilahe il-lallahul halîmül kerîm.. Sübhanallahi rabbil arşil azîm.. Elhamdü lillahi rabbil alemin... Nes'elüke mûcibâti rah-metike... Ve azâimi mağfiretike... Vel ganîmete min külli birrin... Ves selamete min külli ismin.. La teda'lenâ zen-
119
ben illa gafarte...Vela hemmen illla ferracte.. Vela hace-ten leke fîhâ ridan illa kadayteha, ya erhamer rahimîn...Ya erhamer rahimîn.. Ya erhamer rahimîn.. Ir-
hamna... .
Esselamü aleyküm ve rahmetullahi ve berakatuh!..
(12 Ocak 1979 Cuma)
120
BABANIN HAKLARI
Esselamü aleyküm ve rahmetullah!..
Sizlere bugün, babalık hakkı olan on tane hakkı zikretmeğe çalışacağım. Babanın evlâd üzerindeki hakkı, evlâdın babasına karşı borcu... Bir kere, babası yemeğe muhtaç ise, yani çalışıp kazanıp kendini doyura-mıyorsa; evlâd ona bakacak... Üstünü başını yapamıyorsa, evlâd ona üst baş yapacak... Baba hizmete muhtaç ise, -ihtiyarlık dolayısıyla- evlâd ona hizmet edecek... Çağırdığı vakit de, "Lebbeyk" deyip hemen emrine koşacak; "Buyur babacığım!" diyerekten. Emrederse, emrini geri çevirmeyecek; günah bir şey olmadıkça... Emrine itaat edecek, yap dediklerini yapacak; bu da olur mu, olmaz mı diye bir şey demeyecek...
Babasının yanında konuşmayacak.. Konuşursa, gayet hafif bir sesle, usûletle, usulca konuşacak.. Sert konuşmayacak, hızlı da konuşmayacak.. İsmiyle de çağırmayacak... Babasını ismiyle çağırmak abes. "Babacığım, dedeciğim!" gibi, yahut "Beybaba!" gibi hitap edecek.
Önünde yürümeyecek, sağında ve solunda da yü-
121
rümeyecek; mutlaka arkasında yürüyecek... Çağırdığı vakit de gelecek.. Sonra, kendisi bir evde oturuyor; faraza, güzel bir ev... Babasının evinin de öyle güzel olmasını isteyecek.. Kendisi güzel bir evde oturup da, babasını ufacık bir yerde, bodrum bir yerde barındırmak yakışmaz. Kendisi nasıl orasını beğenmiyorsa, babası için de beğenmeyecek...
Birisi de, babasının arkasından daima onun mağfireti için dua edecek.. Beş vakit namazında babası için, valideyni için -ikisi de beraber- dua etmeyen evlâdın rızkı dar olur.
Binaenaleyh, baba öldükten sonra, evlâd babanın hakkını nasıl öder?..
Ancak, kendisi salih olmak şartıyla; yani müslüman olmak kafi değil. Müslüman olur da, bir de salih olması; namazında niyazında, abdestinde taharetinde, doğrulukta olması şartıyla... Böyle olmadıkça, baba evlâdından razı olamaz. İsterse ne kadar hayır yaparsa yapsın... Hayırlar yapılacak ama, evvela kendisinin kurtulması için, salih olması lâzım. Yani, müslümanlığına riayet edecek. Müslümanlığına riayet etmeyen evlâd, ne yapsa boş oluyor; babasını memnun edemiyor.
Babasının akraba ü taallukatı ve komşularıyla alakasını kesmeyecek; "Babam sizinle iyi dosttu. Ben de onun için, babamın dostluğu için sizin ziyaretinize geldim" diyerekten onları da ziyaret edecek...
Binaenaleyh, (îza mâtel insanü inkataa amelühu
122
I
insan ölünce defterler kapanır, bitti artık. (İlla selas) Ancak üç şeyde defter kapanmaz; Birisi, (sadakatün car yetün) sadakası var, cari ama... Bugün verir başka.
Cari, işte böyle cami gibi.. 400 sene, belki 500 sene oldu, bu adam dünyadan gideli ama, defteri işleyip duruyor işte... Buna benzer köprüler, çeşmeler, hastaha-neler, vesaire sadaka-i cariyedir... İkincisi ilim ki, ya talebe yetişirmiştir, ya bir eser bırakmıştır; ilim durdukça, talebeler bulundukça, onların sevapları da ölenin üzerine caridir... Üçüncüsü de, (veledün salih)salih bir evlâd bırakmak... Evlâd çok da; salih olmazsa olmuyor. Salih bir evlâd bırakırsa onun defteri de kapanmıyor, cami gibi... O evlâdın yaptığı bütün hayırlar, babasının defterine otomatik olaraktan geçiyor... Allah kusurlarımızı affetsin...
Hazreti Ömer'e şikayete gitmiş bir adam. Demiş, "Bu çocuk benim sözümü dinlemiyor ya Ömer! " Hz. Ömer de çocuğa darılmış tabii. Çocuk demiş ki, "Ya Ömer, bizim hiç hakkımız yok mu?... " " Sizin de hakkınız var." demiş. "-Nedir?" "Evvela anayı seçerken baba, güzel, terbiyeli, namuslu bir hatun seçmesi lâzım. "Evlenirken insan dört şeyi göze alarak evlenir derler: Birisi zenginliğine tamah eder; birisi güzelliğine tamah eder; birisi hasebine nesebine tamah eder, alır; birisi de dinine rağbet ederek alır. Dinine saygılı olanı seçip alanın tuttuğu altın olur, derler. Öteki güzellik de gider, zenginlik de gider, haseb neseb de gider; fakat dindar olunca dünyasında da rahat eder, ahiretinde de rahat eder. Demiş, "Benim babam bunu yapmamış. Başka hakkı?... "Sen doğarken sana güzel bir ad verececek idi. "Onu da koymamış bana..." demiş. "Üçüncüsü, sana dinini öğretecekti." "Bana hiçbir şey öğretmedi ki benim hiçbir şey-
123
den haberim yok ki..." O zaman adamı koğmuş. Demiş, "Kabahat sende, bu çocuğa dinini bile öğretmemişsin!.." Binaenaleyh, bizim şimdi tahsilimiz var; profesör kadar olmuşuz ama, dinden haberimiz yok... Olmadı. Evvela çocuğa dinini öğreteceksin, iman ü tslâmiyeti öğreteceksin... Müslüman olunca, tabiatıyla çocuk da babasına bakıyor; her gün beş vakit nereye gidiyor diye-rekten ruhuna işler, onun camiye gitmesi... O da o yolda gider. Baba o yolda değilse, vay halimize!...
Allah hepimizi affetsin... Tevfikat-ı samedaniyyesi-ne mazhar etsin.. Babalarımızın hakkına riayet eden -babalarımızı da evlâdlarının hakkına riayet eden- kullarından etsin cümlemizi...
Bismillahirrahmanirrahim. La ilahe illallahul halîmül kerîm... Sübhanallahi rabbil arşil azîm... Elham-dülillahi rabbil âlemîn. Nes'elüke mûcibati rahmeti-ke...Ve azâimi mağfiretike... Vel ganîmete min külli bir-rin. Vesselamete min külli ismin... La teda'lenâ zenben illa gafarte... Vela hemmen illa ferracte.. Vela haceten leke fihâ ridan illa kadayteha ya Erhamerrahimîn. Ya Erhamerrahimîn.. Ya Erhamerrahimîn... Irhamnâ... Lillahi teâlel fatiha!..
(19 Ocak 1979)
124
PEYGAMBER (S.A.S.)'İN BEŞ NASİHATİ
Esselâmü aleyküm ve rahmetullahi ve berekâtüh!..
Bismillâhirrahmanirrahîm... Elhamdü lillâhi rabbil alemîn... Vel âkıbetü lilmüttakîn... Vessalâtü vesselâmü alâ seyyidinâ Muhammedin ve âlihî ve sahbihî ecmaîn...
«SI
:JUi «İl
Jl5 :JU ^ «il ^
ojjb ^jlC-,. Xa-L ^y* -
Jli-U <-dil
L'l o 41
: dU-ill î
Cenab-ı Peygamber s.a.s. Hazretleri bir gün cemaate hitaben diyor ki: "Ben beş söz söyleyeceğim, beş nasihatim var. Bunları kim alabilir, veyahut bunu alıp da başkasına kim bildirebilir?..." Ebû Hureyre (R.A) demiş ki, "Ben yaparım yâ Rasûlallah!" Elimden tutarak bana
125
dedi ki: "(Ittekul meharim) Haramlardan sakın!" Bu çok mühim bir noktadır. Günahlardır yani... Onun için, günah kitaplarını okumanızı tavsiye edeceğim. Büyük günahlar 125 tane, küçük günahlar 400 tane.. Bazen 700'e kadar sayanlar var. Onları bilmeyince haramdan kaça-mayız. Haramdan kaçmak, ancak onları bilmekle oluyor. Mikrobu bilmeyince hastalıktan kaçılmıyorsa, bunları bilmeyince bunlardan da kaçılmaz.
Binaenaleyh, "Haramlardan kaçın!" E, ne olacak?... "(Tekün a'bedennâs) Nasın en abidi sen olursun." Abid diye, gece gündüz ibadetle meşgul olan kimseye derler. Gündüzleri oruç tutar, geceleri sabahlara kadar ibadet eder, boşa vaktini geçirmez; ona abid diyorlar. Sen bunların en büyüğü olursun, en yüksek bir abid olursun; ne zaman?... Haramlardan kaçtığın takdirde!..
Onun için, bizim Birgivî Hazretleri var ya, onun eserinde görmüştüm:
••j* S > j .i) ,ü
(Terki zerretün min mehârimillâh, hayrun min ibt detis sakaleyn); Zerre kadar haramdan, kıymet vermediğimiz en ufak bir haramdan, bir günahtan kaçmak; yer gök ehlinin yapacağı ibadetten daha efdaldir sana!.." Nafile ibadetten tabii, bunlar feraiz değil. Binaenaleyh, günahtan kaçmak, en büyük vazifelerimizin başında geliyor. Günahtan kaçmadıkça, ne kadar ibadât ü taatla da meşgul olsak tadını bulamayız... Nasıl ki, hasta adam yemeğin tadını bulamıyor, biz de o ibadetin, taatin tadını bulamayız. Sırası gelince de bırakıveririz, kaçıveririz, bir şeyler olur. Meselâ, Ramazanlarda olduğu gibi.... Ramazanlarda oruçlar tutarız, teravihlerle ihya ederiz. Fa-
126
kat, Ramazan bitince hepsi biter. Neden?.. Tadsız bir ibadet yapılmış, mehârimden kaçılamamış. Yoksa, Allah'a yönelen bir insan, Allah'tan nasıl yönelebilir?., imkân mı var?.. Uzatmayayım, bu kadarcık -ezberlersiniz- "(îttekıl meharim tekün a'bedennâs) Günahlardan kork, nasın en abidi olursun!"
İkinci sözü: "(Verda bimâ kasemallahu lek, tekün a'nennâs) Allahu Tealâ'nın taksimine razı ol, nasın en zengini olursun!.." Zenginlik parayla olmaz ya... En zengin insan, Allahu Tealâ'nın taksimine razı olan insandır.... E, beş parmak bir değil! Hepsi bir olsa olmazdı. O avuç o zaman yumulmazdı böyle... Şimdi bak, yumuluyor; istediğin gibi tutabiliyorsun. Fakat, hepsi bir uzunlukta olsa, işe pek yaramaz demek ki.... Her şeyi Cenab-ı Hak, yerli yerinde yaratmış. Binaenaleyh hepimize ders tabii bu, "Siz Allah-u Tealâ'nın taksimine razı olun ki, nasın en zengini olasınız." Yoksa paraları kazanacağım diye uğraşırsan ömrün boşa gider, boyna yorulur durursun. İkinci bu.
Üçüncüsü de çok şayan-ı dikkat bir şey yani; Tir-mizî Hazretleri'nin rivayeti: "Ve ahsin ilâ cârike, tekün mü'minen"Ne kadar mühim!.. "Sen komşuna ihsan eyle ki, mü'min olasın!.." Allah Allaaah, bak hani mü'miniz diyoruz ya; işte "La ilahe illallah Muhammedur rasûlül-lah" dedik, bizden iyisi mi var?... Demek Cenab-ı Peygamber1 in sözü bu... Diğer hadislerde de var:
o* •(»*
)
O-
"(El mü'müminü men eminehünnâs) Nas emin olacak."
127
"(£/ müslimü men selimel müslimûne min lisânih veyedihî); Elinden dilinden herkes emin olacak ki, sen müslüman olasın." Burda, "Komşuna ihsan et ki, mü'min olasın" buyruluyor...
Komşu hakkı çok... 45 tane hadis var komşu hakkında. Komşunun üç hakkı var, iki hakkı var, bir hakkı var... Komşu akrabadan ise üç hak sahibidir: Birisi akrabalık hakkı, birisi komşuluk hakkı, birisi de müslüman-lık hakkıdır... Eğer komşusu akrabası değilse iki hakkı vardır: Birisi müslümanlık hakkı, birisi de komşuluk hakkıdır... Eğer komşu müslüman da değilse, onun da bir hakkı vardır; o da komşu hakkıdır... Yani, komşusu gâvur da olur müslüman da olur, zengin olur fakir olur, iyi olur kötü olur; ne olursa olsun komşudur. Komşuya ihsan lâzım, komşuya ikram lâzım, komşuya iyilik lâzım...
Onun için, Cenab-ı Peygamber komşu hakkında, (Hatta zanentü ennehû seyûverrisehû) Cebrail (A.S) o kadar tavsiyede bulundu ki, ben komşu komşuya varis olacak zannettim" buyuruyor... Bir zat gelmiş, bakmış Rasûlullah namazda ama, bir adam da bekliyor orda ayakta... Rasûlullah selâm vermiş. Demiş: "Yâ Rasûlal-lah, bu adam deminden beri sizi bekliyor; galiba bir söyleceği var!" Demiş, "Bildin mi sen onu, kimdi?" "Bilmedim." "O, Cebrail'di. Selam verseydin selamını red de ederdi (Aleykümselam derdi.) O bana komşuluk hak-
kında çok tavsiyede bulundu, demiş. Ben de zannettim ki, komşular birbirine artık varis olacak.."
Bunu ulemâ incelemişler; o devirde de olmamış, sonra da olmamış... Yani, komşu komşuya mirasçı olamamış. Mirasçı olamamış ama, bu maddeten; manen mirasçı olur diyorlar. Manen komşu komşusuna bilgi verecek, Allah'ı tanıtmağa çalışacak... Allah'ı bildirecek, Rasûlü'nü bildirecek... îmanın, İslâm'ın esasları nelerse, onları bildirmeğe çalışacak... İyi bir insan olabilmesine gayret edecek; fena huylan var ise, onu o kötülüklerden vazgeçirebilmeğe çalışacak...
Onun için, "Ev alma, komşu al!" tabiri vardır. Komşun kötü ise, çok sıkıntı çekersin. Komşun iyi ise rahat edersin. Onun için Cenab-ı Peygamber (S.A.V):
o'j
(Eûzu bike min cârissû') Yâ Rabbî, kötü komşudan sana sığınırım ben" buyurmuş. Nedea?.. "(İn raâha seneten efnâ); iyilik yaparsın; görür ama hiç söylemez, saklar. (Ve in raa seyyieten efşa); bir kötülük de gördü müydü, yayar durur." Şu adam şöyle fena, böyle fena; şunu da yaptı, bunu da yaptı diyerekten. iyiliği unuttu gitti. "Bundan sana sığınırım" diyor Cenab-ı Peygamber... Çok şeyler var böyle. Allah kusurumuzu affetsin.. Binaenaleyh, bize olan vazife komşuya ikram.... Hattâ Hz.Ömer'in oğlu Abdullah (R.A) ev için koyun kesmişler. Kesen kasaba demiş ki, "Bundan o yahudi komşuya da bir hisse ayır!" demiş. Komşusu yahudi imiş. Sonra gelmiş sormuş: "Yahudi komşunun hissesini verdiniz mi?.." Üzerinde duruyor yani. Komşuluk hak-
129
ki.. Bu komşuluk hakkında çok uzun tafsilat var, vakit uzar söylersem. Üçüncü söz: "Mümin olmak için komşuya ikram et!"
(Ve ehıbbe linnâs mâ tühibbu linefsik); Bütün insanlar için... Burda bak linnâs tabiri var, İnsanlar için. İnsanın içinde iyisi var, kötüsü var, dinlisi var, dinsizi var, hepsi var... Fakat sen bütün insanlar için iste! Neyi?.. (Mâ tühibbu linefsik), Kendin için neyi istiyorsan, nasıl yaşamak istiyorsan; onları da herkes öyle yaşasın, öyle olsun diye iste. Bunu istediğin vakit ne olur?.. (Tekün müslimen), O zaman müslüman olursun!.. Yalnız nefsine kaldın mıydı yandı işin...
Beşinci nasihati de: "(Ve/â tüksirid dahkfeinne kesreted dahki tümîtül kalb)); Gülmeyi çok yapma!" Gülme iyi değil. Ne yapar?.. Kalbi karartır.
(Fe inne eb'adennâs minallah elkalbül kâsî) Allah'tan en uzak insanlar, kalpleri kara olan insanlardır." Binaenaleyh meharim -ittekul meharim dedi ya- haramlar gönlü karartır. Gönlü karartınca hayrı şerri farkede-mez insan... iyiyi kötüyü seçemez insan, gözü kör insana benzer. Onun için haramlardan son derece sakınmak lâzım., insan dünyada biraz zevklenir sefalanır, şöyle olur böyle olur ama ahireti için berbattır.
Allah cümlenizi affetsin... Tevfikat-ı samedaniyye-sine mazhar etsin... Seyyiatlarımızı da hasenata tebdil
eylesin...
Bismillâhirrahmânirrahîm. Lâ ilahe illallahul halî-mül kerîm... Sübhânallahi rabbil arşil azîm... Elhamdü lillâhi rabbil alemîn... Nes'elüke mûcibati rahmetike..
130
Ve azâimi mağfiretike... Vel ganimete min külli binin... Vesselâmete min külli ismin... Lâ teda'lenâ zenben illâ gafarte.. Velâ hemmen illâ ferracte... Velâ haceten leke fîhâ ridan, illâ kadaytehâ yâ erhamerrahimîn... Yâ erha-mer rahimîn... Yâ erhamer rahimîn...
Bugünkü Cum'amızı mübarek eyle yâ Rabbî... Birçok cum'alara da sağlık afiyetlerle erişmek de nasîb ü müyesser eyle yâ Rabbî... Ümmet-i Muhammed'e de selâmetler ver yâ Rabbî...
El fatiha!..
Esselâmü aleyküm!.. (26Ocak1979Cuma)
131
NEFS-İ EMMÂRENİN HUYLARI
Esselâmü aleyküm verahmetullâhi ve berakâtüh...
Elhamdülillâhi rabbilalemîn... Vel akıbeti lilmüt-takîn... Vessalâtü vesselâmü alâ seyyidina Muhamme-din ve alihî ve sahbihî ecmaîn.
Muhterem kardaşlar! Söz söylemesi kolaydır. Dinlemesi de kolaydır. Yazması da kolaydır. Anlatması da kolaydır. Fakat söylenen sözü tatbik, asıl hüner orda. Söyleneni, yahut öğrendiğini, bildiğini tatbik edebilmektir hüner!.. Bunları tatbik edemedikten sonra, çok bilmenin, çok söylemenin ne kıymeti olur?
Bugün hoca efendinin hutbesi hoşuma gitti. Güzel ama hangimizin kulağına girdiğini bilmem... Bir kulağımızdan girdi, bir kulağımızdan çıktı. Bugün müslüman olduğumuzu iddia ederiz de, müslümanın kitabını okuyan kaç kişi bulursunuz?
Geçenki dersimizde Ebu Hureyre'nin nakli beni düşündürdü:
133
(îttekul mehârim tekün a'bedennas) "Haramlardan kaçındığın müddet ve takdirde sen nasın en abidi olursun!" Öyle geceleri sabahlara kadar uyumamazlık, gündüzleri bütün gün oruç tutup riyazetler çekmek değil. Allah'ın haramlarından kaçın, oldun en abid insan...
o ol)
(Varda bimâ kasemallahu lek tekün ağnennas "Allah'ın taksimine razı ol, en zengin sen olursun." Daha ne istiyorsun?
Bugün buna karşılık (SAS)'in, yine Ebu Hurey-
re'den naklen:
(lyyaküm vez zan) Ey mü'minler siz zandan sakının. Zan... Hani su-i zan derler bir zan var ya. Şu şöyledir, bu böyledir diyerekten bir zannımız vardır, bundan sakının, işte çeşitli şeyler deriz lehte aleyhte. Ama muhakkak bildiğimiz değilde sezdiğimize göre... Halbuki, (fe innezzanne ekzebül hadîs), zan ile söylenen sözlerin çoğu yalandır.
Öyleyse "(Velâ tehassesû...) insanların içini araştırmaya çalışmayın!" Hangi bakımdan olursa olsun. "(Velâ tecessesû) Casusluk da yapmayın!" Casusluk devlete ait. Onun vazifesi. Memlekete gireni çıkanı o
134
kontrol edecek, nasıl adamdır diyerekten. Fakat sana bana vazife değil. Öyleyse "(Vela tenâfesû) Nefsaniyet de yapmayın!" Benlikçilik taslamayın. Herşeyi ben bilirim diyerekten her şeyin üstüne çıkmayın. "(Vela tehâ-sedû) Ama hased de hiç yapmayın!" Hasedi hele hiç yapmayın. Onun var da benim niçin olmasın demeyin. Bak ne dedi (SAS):" (Varda bimâ kasemallahu lek teküı ağnennas...) Allah'ın taksimine razı ol" N'apalım Allah bu kadar verdi. Çalıştım çalıştım ama taksim bu kadar... Onu geçen gün Ebu Zerr'in rivayetinde, (SAS): "Aşağısına bak!.. Yukarısına bakma" dedi. Yukarısına bakarsan bocalarsın. Eh ya Rabbî çok şükür elhamdülillah dersin... Binaenaleyh "(Vela tebâgazû...)Sakın birbirinize buğz etmeyin ama." Küsmeyin, darılmayın. (Vela tedâ-berû...) Birbirlerinize arka da çevirmeyin..." Ey Allah yardımcımız olsun. Bu milleti Islâmiyeye bak! Birleşebi-liyor mu hiç?.. Peygamber ne diyor, bak bizim halimize, o diyor ben filancayım. Bu diyor ben filancayım. Benim ki kutubdur diyor, benimki aktabdır diyor. Şu diyor bu diyor... Bölük bölük olmuş, kimsenin kimseye itimadı olmadığı bir hal. (Ve kûnû ibâdallah ihvânen)Ne güzel!.. "(Elmüminûne ihve) Müminler kardeş! "Nasıl kardeş?.. Haseben kardeş değilse de manen kardeştirler. Manen kardeşlik, haseb-neseb itibariyle olan kardeşlikten daha ala ve daha üstündür. Onun için siz bu manevi kardeşliği temin edin; öyle kardeşcesine yaşayın. Birbirinizin aleyhinde bulunmayın. Birbirlerinize karşı kötülük düşünmeyin. Fenalık yapmayın. Buğz etmeyin. Hasetlik etmeyin. Küsmeyin, darılmayın. Hep birbirinizin iyiliğini isteyin.
135
¦).
(H müslimu ehul müslim) "Müslüman müslüma-mn kardaşıdır." Bitti... Bunu hala öğrenmiş değiliz 1400 sene oluyor, müslümanın kardaş olduğunu öğrenebilmiş değiliz; çünkü müslümanlıktan nasibimiz o kadar-cık. Müslümanlıktan nasibimiz tam olsa, birbirimize tam sarılırız. Kardaşımızı bağrımıza basarız. Nasıl kardaşlar kucaklaşır sarılırlar... Müslümanlığımız tam olsa kardaş-lığımız da öyle olur.
"(Ve lâyazlimuhû...) Müslüman müslüman kafda-şına kat'iyyen zulm etmez." Zulm olunmasına da razı olmaz. Burda o inlerken öbür tarafta rahat rahat ekmek yiyemez.
(Velâyahzülühû...)' Onu terkedemez." Zalimlerin zulmüne de terkedemez. Kendisi onun yardımına koşar. Hatta onun günaha dalmasına da razı olmaz. Günaha gidiyorsa onu günahdan da kurtarmaya çalışır.
"(Vela yahkiruhû.. JHiç bir surette de tahkir edemez" ama. Zenginim, bilginim, yüksek adamım, niçin tahkir etmeyecekmişim. istediğim gibi her şeyi de söylerim demek... Müslümanlıktan nasibin yoksa söylersin o zaman. Müslümanlıktan nasibi olan, bu benden küçük, ben bunu ezeyim, hakaret edeyim, şöyle acı söyle-
136
yeyim... Olmaz öyle bir şey. Müslüman şuurlu insan. O da benim kardeşim diyerekten Allah'ın kuluna öyle sarılır, onu da Allah yarattı der. Biz müslümanız. Eh nasibimiz neyse... Islâmiyetten biraz nasibi varsa, tahkir etmez.
(Ettakva hâhünâ!.,JBallallahu Aleyhi ve Sellem bunu iki defa tekrar edip, mübarek elleriyle göğüslerini gösterdiler... "Allah korkusu buradadır." Lafta değil, çenede değil, işte değil; gönüldedir Allah korkusu. Allah korkusu gönle girmedikten sonra sözlerin hepsi boştur. Onun için bak şimdi ne diyor Sallallahu Aleyhi ve Sellem Efendimiz: "Serden o adama yeter ki, müslim kardeşini tahkir etsin! Müslüman bir kardeşini tahkir etmek, hakir görmek şer olarak ona kifayet eder, yeter ona." (Külli müslimün alel müslim, haramim demuhû ırzuh mâlühû...) Kanı da, malı da, canı da haramdır. Şimdi bunlar hepsi laf işi. Bunların hepsini bilmiyor değiliz. Hepimiz biliyoruz bunu. Hergün de dinliyoruz. Hergün de dinliyoruz. Hergün de işitiyoruz. Fakat bunlar olduğu gibi olduğu yerde kalıyor. Şimdi, Allah yeri yedi kat yaratmış. Gökler yedi, yerler yedi, bizim nefislerimiz de yedi mertebe üzerinedir.
Bu yedi mertebeden ilk mertebede olanların kulaklarına bunların hiçbirisi girmez. İstersen boruyla akıt yine olmaz. Mutlaka birinci nefis denen emmare nefsdir ki, insanı cehenneme sürükleyen gavurların nefisleri, şeytanların nefisleridir. Münafıkların nefisleri, fasıkların nefisleridir nefsi emmare... Bu emmare nefsin içinde olanlar; yürüdükçe çabaladıkça bataklığa batan insanlardır. Çabaladıkça batar, kurtulmanın imkânı yoktur. Kanun-i ilâhidir; çocuk nasıl tedrici bir surette yetişiyorsa, insanlar da tedrici bir surette yetişmek mecburiyetin-
137
dedir.
Bu ilk kademedeki insanların -nefsi emmare diyorlar- on iki tane huyu var. Birisi şirk: Allah'a şerik koşmak. İkincisi: Allah'a küfretmek, küfürbazlık, kâfirlik daha açıkçası... Üçünsü: Cehalet. Cehalete mana vermişler, demişler ki: Okumak yazmak bilmeyen adamın adı değil cahillik; Allah'ını tanımayan adamın adıdır. Allah'ın kitabına ve resulünün yoluna uymayan adamın adıdır cahillik, demişler; ne güzel bir söz. Dördüncüsü gaflet.. Beşincisi büyük günahlar. 125 tane diyorlar; ufaklanyla beraber 500'ü buluyor. Bu günahları bilmek okumak ister ki, nelerdir bu günahlar? Kısa kısa da olsa hiç olmazsa... Altıncısı: Kibir. Kibir yok mu, hani insanın büyüklenmesi. "Kibirden en ufak bir parça kendisinde olan insan cennete doğrudan giremeyecek!" Cezasını çekecek öyle. Onun için kibir büyük fenalık. Yedincisi: Hased. İşte bu okuduğum hadiste Cenab-ı Peygamber:
b US' oL
(Innel hasede te'külül hasenat kemâ te'külün nârul &ataWHased o kadar fena bir şey ki kazandığımız sevaplan ateşin odunu yediği gibi yer bitirir. "Haberin bile olmaz tabii ki. Bu güzel ahlâkların insanda toplanabilmesi için... Kamımız ağrıyınca doktora gidiyoruz, "Doktor bey karnım ağrıyor, başım ağrıyor..." Eh senin hastanede yatman lazım. "Yoo benim işim çok yatamam ki!" Eh yatamazsan ben sana bir reçete vereyim de ona göre hareket et. Şunlan ye şunlan yeme, şöyle yap böyle yap. "Ooo işim var, onlarla ben meşgul olamam ki. Eh öyleyse mukadderatına bırak kendini. Ne olursan ol... Şimdi bizim halimiz böyle. Bu kötü huylan biz bıraka-
138
mayız kolaycacık. Bir kere insanın alıştığı bir yetişme tarzı var ya; çocuklarımızda görüyoruz. Bu çocuklar yetiştiği tarzdan ikinci bir şekle dönmeleri hep terbiyelere tabi.
Büyüklerin terbiyeleri altında ne gibi, ilaçlarla mı, usullerle mi, nasıl hayvanlarda yapılıyorsa...
Kuşu terbiye ediyor, köpeği terbiye ediyor, ayıyı terbiye ediyor, aslanı terbiye ediyor; geliyor gösteriyorlar onları bize nasıl terbiye ettiklerini... Binaenaleyh insan ekmelül mahlûkat, eşrefül mahlûkat. Bu güzel peygamberin ümmeti, güzel Allah'ın kulu...
Geçen gün serserinin biri diyeceğim affedin kusurumu, "Şu Allah'ın resmini çizin de gösterin ben göreyim." Haşa. Çocuklar ufacık sabi yavru... Biz onları mektebe veriyoruz okusunlar da insanlık öğrensinler diye. Orda diyor ki Allah'ın resmini çizin de gösterin bana. Canım çocuk Allah'ın resmini ne bilsin. Öyle şey mi olur! Bir vakitler de şeker dağıtıyorlardı. Orda zaman zaman çeşitli şeylerle çocukların fikrini bozarsa, o çocuk Allah'ını bilmezse, Allah'a itaat etmezse, Peygamber'i bilmezse ne olur hali? Herşey olur. Ondan sonra uğraş da uğraş. Memlekette rahat huzur yok, emniyet yok, şu yok bu yok.
Onun için bunlardan kurtulmak için nefsi emmare-den kurtulmak lazımdır. Nasıl kurtulacağız? Nasıl kurtu-lacaksan kurtulacaksın. Hiç olmazsa levvameye geçersen; levvame, asilerin nefsidir. Asi müslümanların nefsidir. Burada kalmak da layık değildir hiç bir müslümana. Ya? Hiç olmazsa mülhime devresi olan üçüncü nefsin devresine atlayacak. Orası alimlerin devresi. Onu da hoş görmemişler, orada da olmaz demişler. Alim biliyor ama ameli yok. Bu sefer de ilmin var ama amelin olmaz-
13Q
sa o da olmadı. Dörde atla mutmainneye geç. Orda rahat edersin. Huzur bulursun... Onu da makbul görmemişler. Onu da atla demişler. Nereye?.. Razıyye, merzıy-ye'ye geç de insan olarak, melek olarak yaşa. Allah hepimizi affetsin... Bu meleklerin sıfatlarından bize de ihsan buyursun...
Peygamber s.a.s. diyor ki: Ben üç şeyden çok korkarım; başka şeyden korkmam ümmetimden. Hepsini diyemeyecem ama birisi: Nimetlere kavuşur insan. Bugün çok büyük nimetler var sırtımızda. Bugün Londra'dan bir arkadaş geldi de, şu kadarcık ekmek elli lira diyor. Bir kiraz aldık yüzelli lira diyor, bir su istiyorsun su da vermiyorlar. Bilmem ne içeceksin. Hayat, elhamdülillah memletimizde hem ucuz, hem bol. Bu nimetleri Allah bize vermiş de bunların şükrünü istemez mi dersiniz. Bu Allah'a kulluk etmek, ona boyun bükmek, yasaklarından korkup kaçmak müslümanın şanından değil midir? Zengin olacaksın da ne olacak? Bütün dünya senin olsa n'olacak? Şah ne oldu?.. Şah dünyanın mülk sahibiydi. Dünyanın parasını alıyordu her gün. Bak bugün oturacak yer bulamıyor, yeryüzünde. Şah'a da kalmadı bu dünya. Kimseye kalmamış. Bizim de götüreceğimiz bir kefen. O da olsa da olur, olmasa da. Şehidler kefene mi sarıldı? Allah hepimizi tevfikat-ı sübhaniyesi-ne eriştirsin. Sevdiği ve razı olduğu kullarıyla ahirete göçmeyi nasib eylesin. Allahümme inna ncs'elüke tamamen ni'me. Ve devamel afiye ve hüsnel hatime.
Yâ Rabbi biz aciz kullarız. Elimizi açtık senin rahmetini umarız. Yâ Rabbi bizi affet.. Bize rahmet et... Bize ihsan eyle yâ Rabbi... însan olarak yaşayıp birbirimize can-ı yürekten sarılıp kardeş muamelesi yapan kullarından eyle...
140
Allahümme innâ nes'elüke afve vel'afiye...Fiddîni veddünya velahire...Teveffenâ müslimen ve elhiknâ bissalihîn..
Subhane rabbike rabbil izzeti amma yesifûn. Vese-lamün alel mürselîn. Velhamdülillahi rabbil alemîn.
El fatiha...
Esselamü aleykü-n... (2 Şubat 1979)
141
BİLAL-İ HABEŞÎ
Esselâmüaleyküm ve rahmetullahi ve berekâtühü!..
Cenab-ı feyyazı mutlak hazretleri, bize lütfetmiş olduğu bugünkü kandilimizi, cümle ümmet-i Muhammed hakkında mübarek ve müteyemmin eylesin. Bir çok kandillere, Ramazanlara, bayramlara ve hac'lara sağlık ve afiyetle erişmeyi cümlemize nasib ü müyesser eylesin.
Hoca efendi çok güzel buyurdular. Başka söz söylemek istemem. Allah bize olgun bir iman nasib eylesin. İmansızlara da Allahu Tealâ hidayet nasip eylesin de insanlık hizmetine riayet etsinler. Islama değil illâ... İnanmıyorlar îslâmiyete. İnanmadıkları için bu vahşeti işliyorlar. Allah Tealâ onlara hidayet etsin de bu vahşetten kurtulsunlar. Müslüman bu işi işleyemez, Allah'dan korkar müslüman. Fakat bunu Allah'dan korkmayan, Allah tanımayan adamlar yapıyor. Allah onlara da hidayet nasib etsin de bu terbiyesizlikten, memleketi birbirine çatıştırmaktan kurtulsunlar; biz de kurtulalım.
Size fazla söz söylemek istemeyeceğim. Size ilk
143
müslümanlardan bir kaç tanesini hatırlatayım kâfi. Mus'ab... Size bir kaç hafta evvel anlatmıştım Mus'ab'ı. Babasının varlığını, malını mülkünü, herşeyini, anasını babasını da terkederek müslüman olmuş; Habeşistan'a kaçmış, nihayet Medine-i Münevvere'ye gelerek islâm'a hizmet eylemiş. Hatırlatırım size. Ne fedakârlık... Anayı babayı terketmek, malını mülkünü terketmek kolay mı? Biz beş kuruşu terkedemiyoruz...
Arkasından şunu da hatırlatayım: Selman-ı Farisi'yi bilmeyeniniz yoktur. Allah şefaatine nail eylesin. Hristi-yanlık devrinde dünyaya gelmiş ateşperest bir insan. Fakat bir Allah anyor, ateşperestliği beğenmemiş. Derken hristiyanlığa bakmış, daha güzel; onlara hizmet etmiş. En nihayet İslâm gelmiş, İslâmiyet'e erişmiş. Ta Acemis-tan'ın göbeğinden kopup Medine-i Münevvere'ye gelinceye kadar çektiği zahmeti siz düşünün. At yok, araba yok, şu yok bu yok, yayan yapıldak, nihayet kölelik hizmetini de yapmış başkalarına.. En nihayet İslâmiyet'le müşerref olmuş, büyük hizmetler görmüş, onu da anlatmıştım.
Bunlara ilaveten Bilal'ı hatırlatayım. Bilâl köle bir adam. Bir müşrikin kölesi... Köle; hizmetkâr... Fakat islâmiyet'i tanıyınca geldi Resulullah'ın önüne diz çöküp islâm oldu. O müslüman olduktan sonra, bu müslüman oldu diyerekten o zavallının başına gelen, hiç kimsenin başına gelmemiştir.
O kadar eza. O kadar cefa, o kadar eziyeti hiç kimse çekmemiştir. Dövmedik sövmedik, vurulmadık, kırılmadık yeri kalmadı. En nihayet iplerle bağlayıp memleketin edepsizlerine sürüklettirdiler; İslâm olanın cezası budur diyerek Mekke'nin sokaklannda dolaştırdılar, dön diyerekten... Bilâl ise hep "Allah bir" diyordu. En ni-
144
hayet dediler ki: Yâ Bilâl biz senden bıktık. Sen hiç bir fenalıktan korkmuyorsun. Binaenaleyh sen, "Sizin ilâhlarınız da güzel" deyiver kurtul bu işten. "Öyle şey mi olur?" dedi. "Deli miyim ben sizin taşınıza Allah diye-cem, onlar da güzel diyecem. Hayır!" dedi. "Allah bir, başka Allah yok. Varlığı yaradan o. Yeri göğü yaradan o. Beşeriyeti bütün mahlûkatı yaratan o. Bir onu bilirim, başka bir şey bilmem" dedi.
Kızgın kumu, Arabistan kumunu bilirsiniz. Yanan sobanın ateşine benzer. Sobaya dokunmak ne kadar zorsa, kızgın sobaya, kum da öyle, o kadar kızgın. O kumun üstüne yatırdılar. Üstüne kocaman taş koydular, o da öyle kızgın. Üstüne de tatlılar sürdüler ki sinekler, canavar hayvanlar gelsin, eziyet ona... O yine "Allah bir" demekten vaz geçmedi. En nihayet Hazreti Ebu Bekir himmetiyle satın alındı da kurtuldu. Allah bize de öyle bir iman nasib etsin.
Onların mektebi yok, medresesi yok, adını bile yazmasını bilmezler. Fakat iman dolu içleri. Allah o imanı bize de nasip etsin. Bizde okuma çok, bilme çok, hüner çok, herşey çok ama iman az. Çok zayıf yani. Allah affetsin kusurlarımızı, imanımızı kuvvetlendirsin, kemale ulaştırsın. Bu imansızlara da Allah -ne diyelim dilim varmıyor-, memleketimizde yaşayan bir takım insanlar bunların canavarlıklarından da bu ümmeti kurtarsın. Muhafaza etsin. Allah ümmet-i Muhammed'e selâmetler ihsan buyursun, dünyamızı âhiretimizi de mamur eylesin.
İnsanlıktan maksad: Allahu Tealâ'nm rızasını kazanmaktır. Müslümanlıktan murad: Allahu Tealâ'nm rızasını kazanan bahtiyarlar arasına girebilmektir. Bunu kazanamazsa insan, o zaman çok yazık!.. Sen-ben'likle
145
İ
ömrümüz geçerse, yazık bize... Onun için islâm'da en büyük günahlardan biri ucub... Kendini beğenme. Bizim her birimiz şimdi bir HumeyniL Her birimiz bir Hu-meynî... Kimsenin kimseye söz geçirecek hali yok... Büyüklerin ellerinden öperiz. Ayaklarından da öperiz. Ama bu ayrılık neden oluyor onu bilmem. O da Allah der, ben de Allah derim. O da Lâ ilahe illallah der, ben de Lâ ilahe illallah derim. Fakat o beni sevmez, ben de onu sevmem. Nasıl şey bu müslümanlık. Nerede bu müslümanlık? Dilde... Herkes menfaatinin peşine düşmüş, "Benden başkası yok" diyor. Allah kusurumuzu affetsin.
Onun için (El ucbu bicâbüttevfîk) büyütülmüştür. Bu bir hadis-i şeriftir. Bu duvarı dolduracak kadar koca bir levhaya yazılmış gördüm bir yerde. Yani: Kendini beğenme, tevfikat-ı ilahînin gelmesine manidir. Yani değirmeni yaptın, fabrikanı yaptın; fakat elektriği gelmiyor, suyu da gelmiyor. O nasıl işe yaramazsa, bizim de müslümanlığımız bugün öyle.
Kendimizi beğenmekle vaktimiz geçiyor. Allah cümlemizi affetsin de bu benliği bizden gidersin.
Şu Selman... Şu Eb Zerr... Şu Mus'ab nasıl iman etmişlerse o imanı bizlere de lûtfeyle yâ rabbî.
Allahüme innâ nes'elüke tamamen ni'me... Ve de-vamel afiye... Ve hüsnel hatime...
Cenab-ı Hak bu cum'amızı mübarek eylesin... Bir çok cumalara da sağlık afiyetle erişmek nasib etsin... Sevgili Peygamber'in sevgili ümmetinden olabilmeyi cümlemize bahşetsin...
146
El fatiha!..
(9 Şubat 1979; Mevlid Kandili)
147
BUYUK GÜNAHLAR
Esselâmü aleyküm ve rahmetullahi ve berekâtüh.
Bismillahirrrahmanirrahim...
Elhamdülillâhi rabbilalemîn. Vel akıbeti lilmüttakîn. Vessalâtü vesselâmü alâ rasûlina Muham-medin ve alihî ve sahbihî ecmaîn.
Muhterem, aziz kardeşler, insanın insan olabilmesi için belki hata olur mu dersiniz -biz hep insanız ama- insanın kâmil insan olabilmesi için nefisleri yediye bölmüşler, ilk nefse emmare demişler. Müslümanlık, bu emmarelikle beraber müslümanlık da olur. Fakat o müslümanlık gayet zayıf; o insanlık gayet zayıf bir insanlık, müslümanlık gayet zayıf bir müslümanlık olur. Onun için her müslümanın elinden geldiği kadar kendisini emmare denilen bu nefsin elinden kurtarmağa çalışması farz-ı ayndır. Namaz nasıl farz-ı aynsa o da öyle farz-ı ayndır. Çünkü bunun başı küfürdür. Küfrün çok çeşitli nevileri vardır. Şöyle tarif ederler: "Şer'an ta'zimi vacib olan bir şeyi tahkir etmek, tahkiri vacib olan bir şeyi ta'zim etmek küfrü mûcibtir". Teferruatına girmek
149
doğru olmuvor bizim için. Siz bunları günah kitaplarında hatta Mızraklı llmihaPimizde teferruatını görebilirsiniz. Neler neler insanı küfre götürebiliyor?.. Biri de küfre razı olmak, o da küfürdür. Küfrün birçok felâketleri vardır. Bir kere iman elden gidiyor. İkincisi, evli ise nikâh elden gidiyor. Üçüncüsü, hacı ise hac elden gider. Dördüncüsü de, kestiği yenmez. Murdar olur, murdardır. Yahudinin kestiği yenir. Hristiyanın kestiği yenir, fakat, mürted olan gâvurun kestiği yenmez.
İkincisi şirktir. Şirk büyük günahların başında gelir. Af olunmayan günahlardandır. Bunun tevbesi mutlaka lâzımdır. Şirk, Allahü Tealâ'ya iki demek, oğlu var, kızı vardır demek. Bizim "Kulhuvallahü ahactömz var. Allah birdir, başka bir şey bilmeyiz. Doğmamıştır. Doğur-mamıştır. Hiç bir şeye de benzetilmez. Kâfirlerin bugün putlar yapıp da karşılarına geçtikleri, bir Allah temsil ediyor kendisine; bu benim Allahım, mabudum diyor, onun karşısında tapınıyor. İslâm bunu kabul etmez. Allah hiç bir şeye benzetilemez, benzemez. Kim ki Allah'ı bir şeye benzetirse, o küfre düşer.
Binaenaleyh kısa tabiriyle bugün okudum, Imam-ı Gazali'nin İhyayı Ulûm'unun 3- cildinin 141. sayfasında şöyle bir hikayeye rast geldim. Diyor ki: "Bir adam köpeğine güvenerekten bu köpek olmasaydı bizi hırsızlar soyardı. Köpek bizi korudu, hırsızlara soydurmadı." Bu gafilin en büyük gafletidir. Ve şirke kadar gider demiş. Niçin? Hafız-ı hakiki Allah'dır. Allah'ı bırakıp da köpeği hafız yapmak, akıllı insana yakışır birşey değildir. Eğer köpekte akıl olsa, seni koruyacak akıl olsa; taşı attığında, köpek taşın arkasından koşar. Taşta ne kabahat var, taşı atana koşsana... Akıllı olsa taşı atana koşar değil mi? Halbuki taşı atana koşmuyor da, taşın gittiği yere koşu-
150
yor. Taşta kabahat yok, taşı atanda kabahat. Binaenaleyh bu kadar akılsız bir mahluka güvenerek bizi korudu demek, gafletin en büyüğü.
insanın insanlığına mani olan şeylerden birisi de gaflettir ki, gaflet ehemmiyetsiz bir gaflettir. Herkeste olabilen birgaflettir bu. Gaflettir amma; uyanıksızlık, dikkatsizlik, ansızın basılıp düşmana teslim olmak gafletin icabı. Uyanık olmamak. Uyanıklıkta Allahü Tealâ bize bir nefes vermiştir. Her gün alır veririz. Alamadığımız zaman canımız gider. Veremediğimiz zaman canımız gider. Canın kalmayıp kalışı, bu alış verişe bağlı. Nefesini verdiğin ve aldığın vakitte. Binaenaleyh bu çok kıymetli bir nefestir. Tüm vücudun tüm zerresinin çalıştığı bir şey varsa gönüldür. Gönül denilince vücudun çalışmasına yarayan et parçasını zannetmeyin. O et parçasının vazifesi gönlün çalışmasına yardım edici bir tulumba. Asıl kalb bir gönüldür ki, o gönle Cenab-ı Hakk marifet-i ilâhiyenin madenlerini koymuştur. Orası men-ba-ı irfan, irfan menbalannın kaynağıdır. Bu kalbin muhafazasından gafil olmak, en büyük gaflettir.
Onun için Nakşibend Mehmed Bahaeddin Hazretleri, yaptığı nasihatin birisinde, dervişlerine bu nefesin alış verişinde çok uyanık bulunmalarını vasiyyet etmiş. Bu nefesi alıp verme Allahü Tealâ'nın sana büyük bir kuvveti kudreti sayesindedir. Bunun sebebi de seni buraya ot yesin diye yollamamış Allah... Kendisini bilsin diye yollamıştır. Bunu bilmek için, insanın irfan mertebelerine erişebilmesi, bugünkü hatibimizin hutbesinde belirtildiği gibi, Resulullah'ı sevmekle olur. Resulullah'ı hepimiz severiz amma Resulullah yolunda gidebilmek hünerdir ki; bu kötü ahlâklar çıkmadıkça insanın Resu-lullah'ı sevmesi muhaldir, muhal!.. Lisan ile sever. Asıl
151
sevme, insanı emmarelikte bırakan on iki nefsin, on iki canavarın elinden kurtulmakla olur. O canavarların elinden yakayı kurtarmak, on iki canavarın elinden kurtulmak için de gafleti atmak gerekir.
İbadetlerin en efdali Allahu Tealâ'nın sana verdiği bu nefesleri boşa harcamamaktır. Zikrullahdan hali bir nefes alıp vermemek yani.
Bütün yaptığımız işlerde, Allahü Tealâ'nın zikrini yapabilmek mümkün değil ama; sen bil ki Allah daima seninledir. Seni görmekte ve bilmekte ilmiyle seni muhittir. Binaenaleyh sen de ona göre terbiyeli, huzurlu, anlayışlı dur. Günahlardan son derece ictinab et, sakın ki, Allahü Tealâ'nın sevdiği bir kul olabilesin. Bu zaten uzun bir meş'ele.
Bunun dördüncüsü cehalettir. Cehalet nedir bilir misiniz? Hayır. Okumayan yazmayan adama biz cahil deriz. Bu pek büyük bir hatadır. Bizim Peygamberimiz okumamıştır. Eğer okumamış yazmamış olanlar cahil ise yandık gitti... Peygamberimiz okumamış olduğu halde bugünün yüksek evliyalarının sahip olduğu "Kutup" denilen evliyaların da okuması yoktur. Okuma bilmezler. Okumakla vakitlerini zayi etmezler yani. Onların gönülleri kafidir. Bu göz kainat mektebinde okumuş. Kainat mektebinde okumayan gözde hayır yoktur. Gözünü aç kainata bak!.. Bunun sahibini anlamıyorsan, bulamıyorsan; bu gözü değiştir. Bu göz hayvanda da var. Hayvanın gözüyle insan gözünün arasında büyük bir fark olacak. Nedir?.. Bu gözle baktığı zaman kainatın sahibini arayacak... Sahibi başka yerde değil ki. "Seninleyim" diyor. "Senden de sana daha yakınım" diyor. Onun için asıl cahil, Allah'ı tanımayandır. Okuma bilmeyene cahil dersek, Ashab-ı kiramın kaç tanesi oku-
152
muştur? Bilemeyiz, ama çoğu okumamıştır. Fakat o okumamış ashab-ı kiramın derecesine erişecek ne bir Ab-dülkadir var, ne de Muhammed Nakşibend var. Kimse erişemez onların ayaklarının tozuna... Onlar mektepte okumadıkları halde bu gözlerle aldıkları irfan, Resulul-lah'm huzurunda bulundukları zaman içerisindeki eriştikleri yüksek makama kimsenin erişmeye gücü yetmiyor. Allah bizi uyandırsın da bu gözlerle kainatı anlayıp sahibine inanıp teslim olan bahtiyar kullar arasına cümlemizi kabul etsin.
Subhane rabbiyel aliyyil a'lel vehhab.
Elhamdülillahi hakka hamdihî, vessalâtü vesselâmü alâ hayra halkihî. Lailahe illallahül halîmül kerîm. Subhanallâhi rabbil arşıl'azîm. Elhamdülillahi rabbil alemin. Nes'elüke mûcibâtı rahmetike. Ve azâimi mağfiretike. Velganîmete min külli birrin. Vesselâmete min külli ismin. La teda'lenâ zenben illa gafarte. Vela hemmen illa ferracte. Velâ haceten min havaiciddünya hiye leke rıdan, illa kadeyteha ya erhamerrahimîn...Ya erhamerrahimîn...Ya erhamerrahimîn... Irhamna.
Bizi gafletten, cehaletten kurtar ya rabbi... Bizi seni bilen bahtiyarlar arasına kabul eyle ya rabbi... Bu dünyada kemâle ermeden canımızı da alma ya rabbi...
El Fatiha...
(16 Şubat 1979)
153
NEFİSLE MUCAHEDE
Esselâmü aleyküm ve rahmetullah!
Müslümanlıkta en efdal ibadet, kişinin Allah ile, nefeslerin Allah ile meşgul olduğu andır. Yani ibadet vakitleri, namaz, Kur'an okuma, zikrullah yapma, oruç tutma vs. buna benzer ameller ki, o zaman kul Allahıyla meşguldür; orda harcanan nefesler makbul-i ilahidir. Bunun gayride, yani Allahı unutaraktan geçen nefeslerden herkes mes'uldür. O nefesler ki Allahu Teala bize vermiştir. Onların yerini tutacak hiçbir şey yoktur. En kıymetli bir cevherdir ki, onu Cenab-ı Hak bize bahsetmiştir. Bu cevheri yok yere harcamanın cezasını elbette o adam görecektir. Evet insan bugün aklanabilir hayatına, zevkine safasına, ama hiç düşünmez mi ki, "Bunu bana ihsan eden Allahu Teala bunu bana niçin vermiş acaba?.. Bu günahlara dalıp, felaketlere sürüklenip, isyan yollarında harcasın diye mi verdi ki? Yoksa Hakkın rızasını kazanabilmek için mi verdi?" Bunu düşünebilmek büyük nimet!
Bununla beraber, bizim namazda bulunduğumuz
155
anlar, zikrullahda bulunduğumuz anlar ki, hayırlı nefeslerdir. Fakat şunu da unutmamalıdır ki; hasta bir insan, veremin üçüncü devresini geçmiş; ne kadar bal, kaymak, yağ yedirirseniz yedirin, hastalık onu sarmıştır. Her gün zayıflamakta ve nihayet de, gözlerini yumup gitmekte mecburen... Biz de her ne kadar ibadetlerle meşgul olduğumuz anlar Hakkın rızası için oluyorsa da; bizim, hastalıklarımız var ki o hastalıkların adına biz de günahlar diyoruz. İnsanlar kendilerini günahlardan kurtaramadığı müddetçe, o günahlar insanları kemirir. Hastalıklar nasıl kemirip öldürüyorsa... Allah muhafaza etsin, meselâ kanser! Vaktinde tedavisi olursa iyi olur diyorlar. Hiç de öyle değil, alıp götürüyor. Tedavisi mümkün olmuyor. Olsa da kıymeti yok. Muvakkat bir zaman
için.
Onun için hastalığa tutulmamak lâzım. Hastalığa tutulduktan sonra kurtulmak zor şey... Günahlara tutulduktan sonra o günahlardan kaçmak, kurtulmak, sıyrılmak çok büyük bahtiyarlık... Herkese nasib olmaz. Bunlar hastalıklar gibi bir kaç tane değil. 125 tane büyük günah var. Küçük günahlarla beraber 400'ü geçer. Bazılarına göre 700'e kadar varır. Bunlar insanların insanlığını kemiren günahlardır, mikroplardır. Bazısı veba gibi, kolera gibi birden alır götürür. Bazısı da uzun müddet adamı ızdıraplar içerisinde bırakır.
Ondan sana bir tanesinden daha bahsedeceğim. Çünkü bu hastalıkların sebebi, nefs-i emmare dediğimiz nefistir; benliklerimizdir. Herkes kendisini beğenir. Benden başkası daha yok der. Her cihetten; bilgi cihetinden, başka cihetlerden kendini beğenme... Bu bir hastalık... Fakat benim bugün bahsedeceğim hastalık bu değil. İkinci bir hastalık ki bizde, küfürden sonra ge-
156
liyor. En büyük hastalık, küfür hastalığı!.. O küfürden kendini kurtarabilen bahtiyarlara teşekkür etmek lazım. Kolaycacık insan küfürden kendini kurtaramaz. Kendini müslüman zanneder, fakat küfrün bir çok çarklarına kaptırmıştır kendisini. Gider gürültüye, Allah esirgeye... Onun için küfrü ben söylemeyeceğim. Küfrü beyan eden kitaplar var, onları okumanızı tavsiye edeceğim.
ikinci günah olaraktan da zinayı bahsad» r. O, bugün çok acı bir surette aramızda dolaşmakla .. İnsanlığımızı, ibadetlerimizi hiçe saydırmaktadır.
Zina, iki çeşittir. Bir çeşidi, Allah korusun muhafaza etsin, gayri meşru hallerdir. İkincisi de, o gayri meşrûiy-yete sürükleyen günahlardır. Gayri meşru bir şey yapmıyor, ama oraya doğru sürüklüyor. Bunlar da bizim hiç ehemmiyet vermediğimiz günahlardır. Bu mikroptan kimse bahsetmez, edemez de... Çok acı mikrop. Yalnız Cenabı Hak diyor ki: "Ğuddû ebsarakümf'Neden?.. Cenabı Peygamber diyor ki, zina yalnız bildiğimiz zina değil; elin zinası var.... Gözün zinası var... Kulağın zinası var... Ayakların da zinası var. Nasıl olur?.. İşte o bakmalar ki; o bakışlar, o görüşmeler ki, netice itibariyle insanları zinaya sürükler. Niçin?.. Allah, kadın ile erkek arasında bir meyil yaratmıştır. O meyil olmasa bugünkü hayat olmaz.
Binaenaleyh, eski Konya Mebusu Vehbi Efendi'nin yazdığı kitapta Kuran Ahkâmlarında, "Kadın-gerek erkek de olsa-güneşin altında kar nasıl erirse, lodosun altında kar nasıl erirse, birbirlerine geldiği vakit de öyle erirler" diyor. Meyil var arada. O meyili Allah yaratmıştır. O meyilin muhafazasını ancak akıllarımız temin edecek. "Yok. Bu günahtır. Biz bu işi yapamayız" diyecek bir akla, bir kuvvete sahipsen ne alâ... Fakat hasta adam,
157
yatağından kalkmayan adam nasıl müdafaa edecek kendisini?.. Çok zor. Bunlar birer hastalık. Binaenaleyh sevgi denilen şey, insanı sürükler durur birbiri arkasında... Hayvanlardaki rabıtayı görmüyor musunuz? Onlardaki rabıta neyse bizde de öyledir. Binaenaleyh bunun önüne geçmek, onlarla alâkayı kesmekle olur. Alâkayı kesemediğimiz takdirde her an günahkârsınız. Her an sizi oraya doğru sürüklüyor.
Onun için çalışacağımız işlerde yapacağımız işlerde çok dikkatli olmak lâzım. Bize de diyor Allah "Ğuddû ebsâraküm!" kadınlara da diyor "Siz de gözünüzü yumun!" Niçin gözümüzü yumacağız? Çünkü, gözler vasıta... Çekici vasıta... O çekicilik de insanları günahlara, büyük günahlara sürükler. O büyük günahları işledikten sonra da, o insanın ruhunda hayat kalmaz, insanlar iki şeyden ibaret: Can dediğimiz şey ve şu ceset. O canla yaşıyoruz. O can olmayınca, bu cesedi toprağın altına sokuyoruz, kıymeti yok. Bu cesedi işleten can!...
O can hasta olduğu vakitte ki, günahları işlediği an hep hastadır. Tedavisi doktorların tedavisine benze-mez-alırsın hapı iyi olursun. Fakat bu, içerdeki o nefis var ya, o nefsi öldürmedikçe bunun hakkından gelinmez. O nefsi öldürmek onun için, farzı ayındır demişler. Nefislerle mücahede; yani, günahlara gitmemek için nefsin istediğini vermemek!... Bundan dolayı Sırrı Sakatı Hazretleri, "Otuz veya kırk seneden beri benim canım yağlı bir yemek istiyor da, ben onu nefsime yedirme-dim." diyor. Para bol, her şey de bol... Yiyince tabi insan kuvvetlenir. O şehveti nereye harcıyacak?.. Başlıyacak günah yollarını aramaya. Allah cümlemizi affetsin. Binaenaleyh nefsimizi, nefsi emmarenin ve levva-
158
menin elinden kurtarmanın çaresini aramak, her mümini muvahhide farzı ayın!.. Namaz nasıl farzsa... bu da küçüklük devresinde başlar. Küçük, bir kere büyüdü de kemâle gelmeye başladımıydı, onun önüne geçmek, azıtmış bir atı, azıtmış bir hayvanı zaptetmeye benzer. Onu zaptedemezsin. Binaenaleyh daha ilk yaşlarda iken hepimizi koruyacak ana-babalar ve etrafımızdaki büyüklerin himmetleriyle olur. Bundan mahrum olunca; Allah esirgesin insan, azıtmış bir hayvan gibi etrafa saldıraraktan, günahlar içerisinde dünyadan gözünü yumup gider.
Halbuki insan cennet mahlûkudur. Allah bizi yaratmış, en şerefli mahlûk olaraktan. Bir de bizim için en güzel bir cenneti yaratmış. Dünyada da bahtiyar olsunlar diyerekten. Yakışır mı o insana ki, dünyası berbad, ahi-reti de berbad olsun da cehenneme gitsin?... j
Nefsi emmare insanı cehenneme götürür. Onun için nefsi emmarenin huylarından birisi olan küfür; ikincisi olan gaflet-şirkle beraber; üçüncüsü cehalet; dördüncüsü de günahlar idi. O günahlar ki insanı cehenfte-me sürükleyen 125 tane büyük günah!.. Bunları okumanızı tavsiye edeceğim. Okumakla olmaz!.. Bilmekle de\ olmaz!.. Okuyoruz, biliyoruz; bak söylüyoruz da, ama ona hakim değiliz. Ona hakim olmak büyük bir devlettir. Ona hakim olmak için mutlaka nefsini riyazetlere sokmak lâzım!.. O riyazetlere nefsini alıştırmayan adamlar, öğlen yemeği gelmedi yahu, diye kıyameti koparırlar. Canım yemeyiver bakalım!..
Binaenaleyh küçüklük devrinden itibaren insanlar, nefîsleriyle mücadeleye alışaraktan; namaz vaktini nasıl biliyorsa mücadelesini de öyle bilecek... O Cüneyd'ler gibi, Bestamîler gibi, Abdülkadir'ler gibi kimler varsa,
159
eriştikleri makamlara hep mücahedelerle erişmişlerdir. Mücahedesiz, nefislerle mücahedesiz ancak peygamberlere mahsus... Onları Allah öyle yaratmış. Onların himayesi Allah'ın elinde... Korur onları... ismet sıfatıyla...
Cümlemizi Allah affetsin. Tevfıkatı samedaniyyesi-ne mazhar etsin... Cum'amız mübarek olsun... Bir çok cum'alara da, Cenabı Hak sağlık ve afiyetlerle erişmek nasib etsin... Hastalıklar olan günahlardan da cümlemizi korusun...
Allahümme innâ nes'elüke tamamen ni'me, ve devâmel afiye, ve hüsnel hatime, bihürmetil fatiha...
(23 Şubat 1979 Cuma)
160
NEFS-I EMMARE
Bismillâhirrahmanirrahîm,
Elhamdü lillahi rabbil alemîn... Vel akibetü lil müttakîn... Vessalatü vesselamü ala seyyidina Muham-medin ve alihî ve sahbihî ecmaîn... /
Sözlerimiz hep nefse taallûk ediyor, insanlarda bu nefsin adına emmâre diyorlar. Bu nefs-i emmâre inşanda oldukça, insanlık mertebesine ayak basmasına imkan yok... Nefs-i emmâre ölmedikçe ve nefs-i emm^re-nin elinden kutulmadıkça, insanlık mertebelerine a^ak basmaya imkan yok... Çünkü nefs-i emmâre yolu, kâfir lerin, şeytanların, münafıkların yoludur. Onların yolundan ayrılmadıkça insanın insanlığı tezahür etmez.
Bugün hoca efendi sarhoşluktan bahsetti, içkiden bahsetti. Bize düşen, şu kadar şey lâzım ki: Biz kimiz? Mahlukuz... Bizi yaradan kim? Allah... Yaradan Allah, biz de mahlukuz. Bizim aklımızla, bizi yaradanın aklı bir olur mu; ne dersiniz? O diyor ki içme; biz diyoruz ki, içeceğiz... Bu ne kadar budalalık dersem ayıplamayın beni... Biri Halik, biri mahluk; biri Allah, diğeri kul... Kul,
161
kendinin istediğini istiyor, halikının istediğini istemiyor; başka söz söylemeye lüzum yok.
Hatta içkiyi içmek değil, içkiyi evinde bulundurmak bile caiz değil! içmiyoruz ama, evimizde bulunsun; caiz değil. Ne kadar mühim bir iş, vazife... Diğer günahlar da hep buna benzer.
Şimdi biz, günahların başı küfürdür dedik. Arkasından zinayı zikrettik. Küfürle zina yanyana geliyor. Küfür, arkasından zina... Ne yapıyor zina? İnsanı küfre kadar götürüyor. O zinakârlara bakın; gâvurlardan farkları var mıdır, yok mudur? Binaenaleyh, Allahu Teala'mn yasaklarından muhakkak surette, insanların kendisini kurtarmaya çalışması farz-ı ayındır. Farz-ı ayın; başka
şey değil...
Onun için, iki yol göstermişler: Birisi, nefisleriyle mücâhede yolu. Bugün bunu yapacak babayiğit yok... Nefisleriyle mücâhede edebilecek bir babayiğidi bulmak, çok müşkil... Olsa bile nefsi ile mücâhede eden insan, nefsini öldürmüş değildir; yalnız, nefsine hakimdir. O mağlub olan nefis yine ayaklanmak için her an fırsat arar ve bir fırsatta yine seni yere düşürür. Güvenç hiç yok kendisine... Daima ihtiyatlı ve hazırlıklı olmak
lâzım.
ikincisi de, Allahu Teala'nın zikrine kuvvet vererek-ten, gökten inme tayyareler nasıl zaptediyorlar memleketleri; o surette ruhun nefsi esir alması lâzım, demişler. Nefis mahkum oluyor, esir oluyor ruha... Bu da muvakkattir. Bu da tam değildir; çünkü zikrullahlara kendilerini daimî surette verecek bahtiyarlar yine pek azdır.. Çok uzun mücadeleler ve çok büyük zikirlere mahsustur. O zikirleri yapacak babayiğit bugün yine yoktur. O zikirler de çok zordur. Öyle 300-500 zikirlerle zikir olmaz.
162
Onun için, bugün verilen dersler, yahut devam edilen dersler; eh bir yola giriş. Çünkü insan görüyor ki çok seneler böyle zikrullahla uğraşmış insanlar, bakıyorsunuz ki son devirlerinde yine aldanmış ve nefsinin eline düşmüş, şeytanlara maskara olmuş durumda oluyorlar!..
Binaenaleyh kul her an Allahu Teala'ya yapışıp, "Aman yâ Rabbî, beni bana bırakma!.. Bıraktığın dakikada ben helak olurum" diye yalvarmalı... Onun için en mühim iş, bizim Allahu Teala'ya son derece ilticamızla beraber; emirlerine sımsıkı yapışabilmek için Allah'ı bilmemiz lâzım. Allah diyoruz; kim bu Allah yahu?.. Bu varlığın sahibi... Göklere bak, etrafa bak, bütün varlıklara bak, bu varlıkları icad eden Allah'tır Allah!.. Başka kimse değil... Bazısı tabiatdır der; Allah'a aklı ermediği için tabiat diyor. Eğer imanı olsa biraz Allah'tır diyecek. Allah diyemediği için, tabiattır deyip geçiyor. Tabiatta can var mı, hayat var mı? Kuvveti var mı, kudreti var mı? Bilgisi var mı?.. Nesi var tabiatın yani? \
Onların hepsini yaradan, bilgi sahibi, varlık sahibi Allah ki: "Ben sizin içinizi de bilirim, dışınızı da bilirim. Yaptığınızı da bilirim, yapacağınızı da bilirim" diyor. Allah öyle Allah!.. Bu varlığın sahibi... Bize bu hayatı vermiş; muvakkat bir devir için vermiştir. Burdan daha âlâ bir aleme geçeceğiz ki, o alemin adı ahiret alemidir. Bu dünya imtihan dünyasıdır; dar-ul imtihandır burası... Nasıl mekteplerde çocuklar, derslerini bilemezlerse perişan oluyorlar; geçemiyorlar sınıflarını... Bu dünyada da, imtihanı atlatamayan insanların ahiretleri de perişanlıktır. Onun için biz müslümanlann -elhamdülillah-bütün gayesi, Allahu Teala'nın rızasını kazanabilmektir. Onun için nefis mertebelerinde -hangisi olursa olsun-
163
gaye Allah olmalı, Allah'ın rızası olmalıdır. Atacağımız adımlarda, yapacağımız işlerin hepsinde, Allah'ın rızasını aramalıyız. Bunu Allah yasak etmiş mi? Kainat benim olsa kıymeti yok... Kainatı bana veriyorlar akınlarıyla, zümrütleriyle, neleri varsa; kıymeti yok... Maksat, Allah'ın rızası lâzım. Allah razı olsun. Kuru ekmeğe de razı insan. Kuru ekmek yiyeyim ama, Allah benden razı olsun... Niçin? Allah benden razı oldu mu, dünyam da mes'ud, ahiretim de mes'ud...
Onun için, bu zinanın arkasından Katiliği, lûtiliğin arkasından da sarhoşluğu zikretmiş günah kitaplarımızda... Sarhoşluğun çok fena olduğunu hoca efendi izah etti. Ben de size bir tanesini söyleyeyim: Sarhoşluğu iktiza ettiren çok şeyler var. Mesela arpa suyundan yaparlar, buğdaydan yaparlar, hurmadan yaparlar, incirden yaparlar, çeşitli şeylerden yaparlar. Herbirinin adına ad koymuşlar çeşit çeşit... Ne olursa olsun. Allah insana bir akıl vermiştir. İnsan bu aklıyla mümtazdır. Bu akıl elinden gittiği vakit, tımarhanedeki delilerden farkı olmaz. Onun için sarhoşlara dikkat ediniz, sarhoş olduktan sonra ağızlarından çıkan kelimelerde intizam yoktur. Ne söylediklerini de iyi bilmezler. Onun için Şafii Hazretleri zannedersem, kadınını boşadığı vakit sarhoş olanın sözüne itibar etmemiş. Bizim imamımız itibar etmiş, o etmemiş; ağzından çıkanı bilmiyor zavallı, demiş. Onun için, sözümüze dikkat edelim. Allah bizi affetsin, mağfiret etsin... iyi insan, iyi kul olaraktan, Hak bizden razı olaraktan yaşayıp, ahirete göçen kulları arasına, cümlemizi kabul etsin...
Rakıyı içmek haram olduğu gibi, içenlerin sofrasında oturmak da aynı günahtır...İçenlerin meclislerinde oturmak, aynı günahtır... Evinde bulundurmak, içmese
164
dahi, aynı günahtır.
Bir hikâye anlatayım:
Bir adam varmış vaktiyle, Musa (A.S) devrinde... Çok sofuymuş. İnsanların arasından çıkmış, bir dağa bL kulübecik yapmış. O kulübecikte Allah ile meşgul, Şeytan aleyhillânenin hilesi çok; gelmiş bu adama misafir olarak... O veliye de hergün Hak'tan bir sofra gelirmiş. Misafire demiş ki: Buyurun!.. Misafiri şeytan ama, tabii adam bilmiyor şeytan olduğunu. Demiş "Ben, yemeden içmeden uzak kaldım." "Nasıl olur? İnsan yemeden içmeden yaşar mı?" demiş. "Evet" demiş. Ben bir günah işledim; sonra da tevbe ettim. Allah da benden yemeyi içmeyi aldı artık; ihtiyacım yok dışarıya çıkmaya, ihtiyaç görmeğe..." Yahu bunu bana da öğret de, ben de yapayım da, bu yeme içmeden kurtulayım. Dert bu; meşguliyet, masraf..." "E, yap bir günah sen de, tevbe edersin", demiş, "Üç günah var: "Birisi zina, birisi adam öldürmek, birisi de içki..." "Zinayı yapamam" demiş. "Adam öldürmek, onu da yapamam" demiş, içki, onu da yapamam ama, biraz düşüneyim" demiş. "Tevbesi onun kolay olur, ötekilere benzemez. İçeyim" demiş.
İçkiyi içince, sarhoş olmuş tabiatıyla... O sarhoşluğu esnasında, şeytan o devrin kralının/padişahının kızına oyun etmiş, hasta etmiş. Şeytanın oyunları var ya, çok... Bunu kim tedavi eder diye düşünmüşler: "Filan yerde bir alim var; ona götürür okutursanız, bu iyi olur" demişler. Çaresi kalmamış hükümdarın, tabii; "Gönderelim" demiş. Göndermişler, o âlimin yanına... Sarhoş ya, güzel kızı görünce dayanamamış; zina günahını da işlemiş. Zina günahını da işleyince, biraz sonra ayılma devrinde aklı başına gelmiş. "Ooo, ben ne yaptım? Şimdi padişah beni asar. Kızına ben onun, böyle tecavüz et-
165
tim; olur mu bu iş?.. Ne yapayım? Öldürmekten başka çare yok" demiş. Öldürmüş, gömmüş bir yere... Padişah kızını istiyor; görmedim diyor, bilmiyorum diyor. Şeytan var tabi arada, filan yeri arayın, orda kızınız diyor. Bakıyorlar, öldürülmüş gömülmüş... Adamı asmağa götürüyorlar... O alimi, dağa çekilmiş ibadetle meşgul alimi asmağa götürüyorlar, asıyorlar. Şeytan diyor ki: "Gördün ya, senin başına bu oyunları getiren benim! Şimdi bana boynunu bük, bana iman et, seni kurtarayım ordan!" diyor ve imansız da gidiyor herif... Yani içki bu kadar zararlı bir şey... Ben onları yapamam dedi ama, üçünü de yaptırdı işte insana... Onun için. Allah hepimizi affetsin de... Böyle hikayeleri de çok, misalleri de
çok...
Bu kötü, hepsi kötü yani, bakın 125 tane kebair günah yazdım; 550 tane de küçük günahlar var ki, o küçük günahlar da büyüyor. Nasıl ufak bir fidan büyüyor, onlar da öyle büyüyorlar. Onun için, Allah hepimizi affetsin... Tevfika_t-ı Samedaniyyesine mazhar etsin...Küçüklükten daha günahları öğrenmek, Allah'ı tanımak ve Allah'tan korkmak lâzım. Allah'ın bir ismi de Kahhar'dır. Kahhar, kahredici demek. Kızdı mı insanı öyle kahreder ki, hiç anlamaz. Memleketleri de kahreder, altını üstüne getirir. Nasıl ki, Lût kavmini yaktı; hep bunlar Kur'an'da bize tecrübe...Onun için bunlara nasıl yaptıysa, bize de öyle yapar. Binaenaleyh sakınmak ve korunmak lâzımdır. Herkes yapıyor diye bizim de yapmamız olmaz.
Sonra, günahkârları ve içkicileri bizim başımıza seçmek de öylece günahtır. Her seçen günahın içerisine girer. Çünkü o senin dört sene idarecin; sen sarhoşu seçtiğin takdirde, onun veballeri senin sırtında olacaktır. Allah cümlemizi affetsin... Her şeyde böyle. Evinde sak-
166
lamak günah olduğu gibi, sofrasında oturmak günah olduğu gibi; başına geçirenler de öylece günahkârdır... . Allah cümlemizi affetsin... Tevfikat-ı Samedaniyyesine rast getirsin... Bu hususta çok çeşitli yazılar da vardır. Kızlarını sarhoşlara verenler, sarhoşların kızlarını alanlar diyerekten, bir çok şeyler de yazmışlar; söylemeğe de lüzum yok...
Sübhâne rabbiyel aliyyil a'lel vehhab... Elhamdülil-lahi hakka hamdihi. Vessalatü vesselamü alâ hayra halkıhî, Muhammedin ve alihî ve sahbihî ecmaîn... La ilahe illallahul halîmül kerîm...Sübhanallahi rabbil arşil azîm... Elhamdü lillahi rabbil alemin... Nes'elüke mûcibâti rahmetikc.Ve azâimi mağfiretike... Vel ganî-mete min külli birrin... Vesselâmete min külli isâin...Lâ teda'lena zenben illa gafarte... Vela hemmen illa ferrac-tc.Velâ haceten leke fîhâ ridan illâ kadaytehâ, yâ erhamerrahimîn... Ya erhamer-rahimîn... Yâ erhamerrahimîn...
Bir şey kalmıştı, sarhoşluğun bilinmesiyle ilgili. İki çeşit sarhoş var: Birisi içki içmek suretiyle sarhoş olur; birisi de dünyaya teslim olmuş, dünyayı benimsemek suretiyle, dünya benim olsun diye çalışanların sarhoşluğudur ki, bu sarhoşluk öteki sarhoşluktan daha beterdir derler.
El fatiha!..
Esselamü aleyküm ve rahmetullah! (2 Mart 1979 Cuma)
167
NAMAZDAN ÇALMAK
Esselamü aleyküm ve rahmetullahi ve berekâtüh!..
Bismillahirrahmanirrahim.
Elhamdülillahi rabbil alemin... Vel akıbetü lil müt-takîn... Vessalâtü vesselâmü alâ seyyidinâ Muhamme-din ve alihî ve sahbihî ecmaîn...
Muhterem kardaşlar!..
Bizim insanlık dediğimiz insanlığımız ki, sen onu kolay bir şey zannetme!.. Ehemmiyetsiz bir şey zannetmeyin; Kabe'den daha üstündür... insan Kabe'den daha üstündür. Şereflidir yani. Böyle bir mahlûkuz. HalîfetullahL Onun için, Allah bizi hem affetsin, hem de o insanlık mertebelerine ulaştırsın...
Bizi o insanlık mertebelerinden alıkoyan 125 tane büyük günah var. Onlardan kendimizi hepimizin kurtarmamız şart-ı azam... Ki, o insanlık bizde tezahür etsin. Okumuşsun; dekan olursun, profesör olursun, baş profesör olursun, şu olursun bu olursun ama, Allahın sevdiği bir kul olamazsın. Allah'ın sevdiği bir kul olabilmek için, bu günahlardan sıyrılmak lâzım. Bu günahlardan
169
sıynlamayınca, insan mülevves bir halde gider.
O günahların başı küfürdür. Şirk, gaflet, cehalet; bu da günahlardır. Bu günahların bugün yedincisi hırsızlık... Arkasından katil. Arkasından "Ya zani, ya zaniye" demek. Bu üç şey... Ki, hırsızlık malum. Onun için çok söylemeye lüzum yok. Nasıl çalarsan çal. Çalmak.
Bu çalış iki cihetten: Bir dünyadan çalış var. Dünya mallarından çalma var. Bir de dininden çalma var. Dininden çalma... Namaz kılan için namazından çalma... Namazdan nasıl çalınır?.. Namaz pek büyük bir ibadettir. Biz, bu varlığın sahibi Allah Celle ve Alâ'nın divanına duruyoruz. Onun divanına duran insanın erimesi lazım... Erimesi lazım... Titremesi lazım. Havf ü haşyet duyması lazım!..Ben kimin divanına geldim?..
Bunu söylerken, sabahleyin radyoda şöyle bir şey dinledim:
Bosna muharebelerinin birisinde, bizim Salih Paşamız varmış. Muhasaraya düşmüş. Düşman buna bir elçi yollamış. "Teslim olsun. Biz onlara hiç bir şey yapmıya-cağız. Canları malları selamette. Bırakıp gitsinler!" Elçi gelmiş, bunu söylemek isterken, Salih Paşa da yaralanmış. Yaralı yatıyor. -Radyodan dinlediğim- elçiye diyor ki, "Nedir derdin?" Elçi de anlatıyor. Ona kızıyor: "Türklerin böyle bir şeye razı olmayacağını bilmez mi senin kumandanın?" diyor. "Git ona söyle, gözlerini patlatırım onun!" diyor. Böyle parmaklarını da uzatıveriyor. Elçi dönüp gidiyor. Allah'ın kudretine bakın!.. Söylediğini söyleyince, o kumandan olan herif diyor ki, "Benim gözler görmez oldu yahu! Elimden tut da, beni dışarıya çıkar." Paşanın ordaki işareti, orda onun gözlerinin kör olmasına sebep olmuş!., islâm dinine sarılanların kemali çok büyüktür. Akıl ermez bunlara yani! Buna keramet
170
de, ne dersen de. Allah'ın İslâm'a olan yardımıdır bu.
Binaenaleyh, namazdan çalınır mı?.. Namazdan çalışımız: Divan-ı ilâhiyede duran insanın, Peygamber Sal-lallahu Aleyhi ve Sellem nasıl namaz kddıysa, onun ashabı nasıl namaz kıldıysa, bizim de öyle namaz kılmamız lâzım!..
Meselâ, bizim Ramazanlarda, birincilik kazanacağız diyerekten 15-20 dakikada teravih kddıran imamlarımız var ya; namaz çalanlar derler bunlara. Rüku sücud belli olmaz. Allahu ekber, Allahu ekber, Allahu ekber, biter namaz...Fakat öyle değil ki.. Divan-ı ilâhiyede.. Oraya gidenlere de şaşılır yani. Haydi imam efendi o hüneri gösterecek ama, oraya giden insana da şaşdır ki; ben niye gidiyorum oraya?.. Benim işim ne yani? Vazifem ne?.. Allah'ın divanında olacağım. Ondan şey alacağım; hidayet, mazhariyyet, lütuflar, ihsanlar alacağım. Eee, bu ihsanlar öyle paldır-küldürle olmaz ki!..
Onun için, cehüde der ki.....müftüsü: Her mü'minü
muvahhidin bulunduğu dini, islâm dinimizdir ki, onun ahkâmını bilmesi borçtur. Namaz nasıl kılınır? Abdest nasıl alınır? Gusül ne zaman lâzım olur? Günahlar nelerdir? Bunları her müslümanın bilmesi şarttır yani. Ahk-âm-ı diniyyesini bilecek müslüman!..
Namazdan çalındığı ki, secdeyi Peygamber Sallalla-hu Aleyhi ve Sellem, -rükuu, o da öyle- ne kadar teşbih yaparsa rükudan sonra, secdeden sonra o kadar dururdu. O kadar dururken meselâ, (Semiallahu limen hamt deh, rabbenâ lekel hamd) dedikten sonra, -üç sübhane dedi ya- üç sübhane kadar dikilir, ondan sonra secdeye inerdi. Secdede üç veya beş teşbih eder; üç-beş teşbih kadar dinlendikten sonra ikinci secdeyi yapardı. Bunların aralarında ayrıca duaları var. O dualan okumak sure-
171
tiyle bu dinlenme hasıl olur ki, hacı efendilerimiz hacca gittikleri vakitte, Arap imamlarının arkasında kıldıkları namaza bakınca, bizim namazlarımızın ne kadar zayıf olduğu meydana çıkar.
Bir namazdan çalma var; bir de namazı çalma var. Namazı çalma!.. Beş vakit namazımız var elhamdülillah. Bu beş vakit namazı ihmal eder. Geçen birisi söylemiş: Oğlun namaz kılar mı? Üç vakit kılar. Demiş ki, neden?.. Bir sabahleyin kılar. Bir de öğlen üstü işi var, ikindi de işi var, akşamla yatsıyı kılar. Olur mu?.. Müslümanın beş vakit namazı var. Bu beş vakit namazı kılmamak, müslü-manların namazını çalmaktır. Bu da bir çalış!.. Uzun.
İkincisi katildir. Katil: Öldürürsün kendini. Tabancayla öldür, neyle öldürürsen öldür. Öldürmek... Bir canın ölüşü var, bir de ruhun ölüşü var. Can ölüşü; nasıl olsa bu ölecek. Ölüme mahkûmdur. Saati dakikası gelmeden ölmez! Filan kurşunu attı da, vurdu da öldü... Yok öyle şey! Eceli gelmiştir o anda. O da sebep olmuştur, ölmüştür. Ecelsiz ölmez.
Asıl korkulu ölüm, ruhun ölümüdür. Ruhan ölmüştür. İşte, bugünkü soyguncuların ve insan öldürmekten çekinmeyen insanlann, ruhları ölmüştür. Necistir onlar. Öyle olduğu halde -ne derler onlara- kendi kendine işleyen makinalar gibi işler dururlar, işte öldürür, gider gelir. Hiç ama, insanlıkla alâkası da yoktur! İslâmlıkla değil de, insanlıkla da alâkası yoktur yani!., insan böyle işi yapamaz. Ne dersen de artık...
Bakın bu da çok mühim: Der ki, "Yâ zaniye! Yâ zariî!" Kadına karşı veya erkeğe karşı zanî diyor. Türkçe-si malûm. Bunu demek de günah!.. Bir adama bunu demekken tasavvur et artık, bak- bu sözü söylemek bile günah. Hem de günahın büyüğü... Bununla beraber
172
gâvur var, karşımızda ya. "E, gâvuroğlu gâvur!.." Bunu demekten de mesulüz. Bunu da diyemeyiz gâvura. Bu bile bize menedilmiş. Allaaah... Bakınız islâm dinine. Sonra, bir müslümanı gâvurdan aşağı yaparmış gibi, "Yahu, biz bu müslümanlardan bu kadar eziyet çekiyoruz ki, gâvurlardan bunu görmüyoruz" diyen bazı budala insanlar da var. Allah affetsin.
Şimdi size -ahlâk dersi bu ya- bunların hülâsasını söyliyeyim. 125 tane bu. 550 tane hepsi. Bu 550 günahın arkasından insan kendisini kurtarması; yani 550 yük binmiş sırtımıza. Onlardan kurtulacağız. Çok zor şey! Herkese nasib olmaz. Kısası, bunun üç yolu var. Birisi mahviyet. O, uzun gider. Onu gelecek derse bırakayım. İkincisi, kabahat görmeme! Kusur görmeme!.. Gördüğün kusuru havale et sahibine. "Bir hikmeti vardır Ce-nab-ı Hakk'ın bu işte," de!.. Bir hikmeti vardır. Cenab-ı Hakk'ın bu işte. Elinden geliyorsa, o kardaşa bir nasihat edersin. Yahut bir şeyler yaparsın. Onu ondan geçirmeye gücün yetiyorsa, ne âlâ sana!.. Geçirdiğin vakit de, sakın koltuklarını kabartma! Onu geçirten Allah'dır yine. Sen arada vasıta olmuşsun.
Binaenaleyh, kabahati Mevlâ'nın hikmetinde ara! O adamla kendini vebale sokma! Çirkin sözler söyleme! Gıybetini yapma!.. Gıybetle çirkin sözler ateşle barut gibidir. Nasıl, ikisi bir araya gelince yakıyor, yanıyor. Onlar da bizim ibadetlerimizi alıp gidiyor. Çok fena, tehlikeli bir şey!.. Onun için, gıybetten son derece sakın! Hakkın hikmetine havale et! En kolay yol.
Ne güzel söylemişler: "Hakkın hikmetine havale et!" "Bunda da Cenab-ı Hakk'ın bir hikmeti vardır" de geç. Niçin kendini yoracaksın? Islah mümkün mü bugün, dünyayı?.. Herkes bir âlem tutmuş gidiyor. Öyley-
173
se, kendi paçanı kurtarmaya çalış!..
Üçüncüsü de, seveceksen Allah'ı sev!.. Her istediğini Allah için yap! Seveceğini Allah için sev! Allah'ı sev yani... Sevgini Allah'a bağla!.. Dünyada da çalışacağız, işimiz gücümüz var amma, asıl sevgi Allah'a mahsus. Çünkü, bu varlığı veren bize, bu kainatı yaratan Allah! O Allah ki vardır, diridir. Bilir. Her şeyi görür işitir. İçlerimizde olanları da bilir. Onun için, o bizim sahibimiz. Dünyamızın da sahibi, âhiretimizin de sahibi... Gidince bize güzel cennet evleri verecek. O evler o kadar güzel ki, dünya gibi mihneti yok. Meşakkati yok. Dert yok. Kasaveti yok. Herşeyi bol. Para kazanacağım diye bir dert yok. Hepsi hazır önünde. Bu nimet evlerini de hazırlamış Cenab-ı Hak bize. Onun için, Allah hepimizi affetsin de, bu cennet evlerine kavuşan bahtiyarların arasına cümlemizi nail etsin.
Ama, o mahviyeti unutmayın ki, onu gelecek derste inşallah izaha çalışırız. Mahviyet çok lâzım!.. Bütün dava bugün, insanlar içinde enaniyetten doğuyor. Benlik davası yani. Benlik davası!.. Bu dava, içimize şeytanın ilka ettiği, nefsin içimizde oynadığı bir oyun!.. Bundan kurtulmanın çaresini de, inşallah gelecek derste anlatırız.
Allahümme innâ nes'elüke tamamen ni'meh... Ve devamel afiyeh... Ve hüsnel hâtimeh...
Cenabı Hak bugünkü Cum'amızı mübarek etsin... Bir çok cum'alara da sağlık afiyetlerle erişmek nasîb et- ] sin... Dertlilere deva, hastalara da şifa, borçlulara da edalar nasîb etsin...
Lillahil fatiha!..
(9 Mart 1979 Cuma)
174
MAHVİYET
Esselâmü aleyküm ve rahmetullahi ve berekâtüh!..
Bismillahirrahmanirrahim...
Elhamdülillahi rabbil alemîn...Vel akıbetü lil müttakîn...
Vessalâtü vesselâmü ala seyyidina uuhammedin ve alihî ve sahbihî ecmaîn...
Geçen derste hırsızlık ve katilden bahsetmiştik. Orda iki şey, hepinizin malûmudur da, bahusus genç kar-daşlarımıza hatırlatmak için tekrarını hoş gördüm.
Hırsızlık... Parası çalınır insanın. Malı'çalınır. Yanar. Ne olur olur... Telafisi mümkündür. Bu kadar hadiseler oluyor. Yine bakıyorsun arkası düzeliyor. Hareketlerde olsun, yangınlarda olsun, bir çok zayiatlarda olsun. Fakat hepsi telafisi mümkün olan şeylerden. Yalnız en korkulu, telafisi mümkün olmayan ömür var! Ömür!.. Aldığımız nefesler. Bunların telafisi mümkün değil. Bu kaçtı mıydı kaçtı. Artık bunu tutacağım diye uğraşmanın imkânı yok. Çaresi de yok. Binaenaleyh, bu ömrü kaçırmamak lâzım!..
17*5
Onun için, efdalül ibadet, nefesinin Allah ile olduğu gün ve andır. Namazda, ibadetlerde, sair vakitlerde ne kadar Allah ile olabiliyorsan; işte o nefeslerin efdalül ibadet. Onun haricinde olan nefeslerden hepimiz mes'ulüz. Hepimiz yani. Onun için, her kardaşlarımdan ricalarım: Kahvehane, gazino, tiyatro, balo vesaire, deniz alemleri; bunlar bizim içimizi öldüren büyük hadiselerdendir. Bunların telafisi mümkün değil!.. Bu, o kadar büyük bir zayiattır ki; yüzbin lira gider, milyon lira gider, milyar lira gider. Fakat yine telafisi mümkün!.. Fakat bu ömrün kaçanının telafisi mümkün değil!..
Aynı zamanda kaçan nefes, bir de aksülamel olaraktan içimizde bir leke bırakır. Kirli bir leke bırakır. Bu lekeler çoğaldıkça kalbimizi karartır, kaplar. Ondan sonra o kalbin sahibinden, bir daha hayır beklemek imkânı olmaz. En acı hadise... Artık imanla mı gider, imansız mı gider? Orasını Allah bilir artık. Orası bizim
işimiz değil.
Şimdi, bu hırsızlıkta en büyük dikkat edeceğimiz şey, televizyonundan tut da işte bu her çeşit zevk alemleri, bizim ömrümüzü yok eder. Hayatımızın ifnasına gayret eden şeylerdir. Onlardan uzak olmak, vazifelerimizin başında gelir.
İkincisi katil idi. Katil: Adam öldürmek. Eceli gelmiştir, ölmüştür. Ecelsiz kimse ölmez! Kurşundan ölür, dam yıkılır ölür, denize batar ölür... Çeşitli sebeblerle ölür. Ölen bu cesettir. Bu, nasıl olsa o ölüme mahkumdur. Zamanı gelmeden ölmez. Zamanından sonraya da kalmaz. Asıl olan iç ölümüdür. Ruh aleminin ölümü! O ölüm, öteki cesedin ölümüne hiç benzemez. Nitekim, işte bu kadar insan geldi gitti. Biz de geldik, biz de gideceğiz. Hiç duracak olanımız yok! Binaenaleyh, en çok
176
dikkat edeceğimiz; can dediğimiz, ruh dediğimiz, bizi gezdiren, koşturan, oynatan, konuşturan bir kuvvet var içimizde... O kuvvet çıkınca, bizi mezara götürüp gömüyorlar. O kuvvet bizde iken, her şeyi yapabiliyoruz. Binaenaleyh, evladlarımızı İslâm dinini öğretmeden, islâm dininin ilmihalini öğrenmeden terk etmek, onun ölümüne sebep olmak demektir. Onun için, babalardan ricamız; o kadar dikkatli olmalıdır ki, her baba evladına İslâm dinini, ilmihalini çok güzel öğretmeli!.. Ondan sonra o evladdan fayda olur. Eğer İslâm dinini la-yıkı veçhile öğretmediyse; çocuğun da, içinde yok da kendisi de öğrenmediyse, vay halimize!.. Bu da en tehlikeli bir ölümdür.
(Velâ taktulû evladeküm!) Evlad öldürülür mü?.. Vaktiyle yapan olmuş, öyle bazı kabilelerde, fakat ehemmiyeti yok. Bugün yapan, evladını öldüren kimse olmaz. Ama Allah diyor, celle ve ala, (Vela taktulû evla-deküm!) Öldürmeyin evladlarınızı!.. İşte o öldürme, ruhen öldürme... Ona ilmihalini öğretmedik miydi, kitabımız olan Kur'an-ı Azîmüşşanı öğretmedik miydi, onu manen öldürmüş oluyoruz!.. Manen ölmüş oluyor... Hırsızlık da yapar. Cinayet de işler. Korku yok çünkü. Ahiretten haberi yok.
İlmihal demek; ahireti öğreten, Allah'ı bildiren. Allah'ı bilmek kolay değil ki!.. Allah'ı bildiren; tefekkür lâzım insanda ki, o tefekkürün neticesinde Allahı iyice bilebilsin. İlmihal bilmeyince o da olmaz. Onun için;
s^Lc ^
177
(Tefekkürü sâah, hayran min ibâdeti senehjbh an tefekkür, bazı rivayette sene, bazı rivayette 60 sene, bazı rivayette 70 senelik ibadetten hayırlı!.. Nafile ibadetten tabii. Nafile ibadetten hayırlı.
Onun için evladlarımıza elimizden geldiği kadar -büyük küçük- dinlerini iyice öğretebilmenin çaresini aramak lâzım! O zevk alemlerinde kimbilir kaç saatimiz zayi oluyor da, bu dinî bilgileri almak için beş-on dakikayı çok görürüz kendimize!.. Burda bu kalsın da, asıl geçen seferden söylemek istediğim, mahviyet... Asıl mühim olan, insandaki bütün dertlerin başı, bu mahviyetin içinde.
Mahviyetin mukabili, enaniyettir yani. Enaniyet: bencillik. Bu, bütün felâketlerin başı, kaynağı bu. Bundan kurtulmanın çaresi mahviyet!.. Mahviyeti elde etti miydi, çok kâmil bir insan olur insan. Olgun bir insan olur. Onun her sözünden, özünden yürüyüşünden, her şeyinden insanlar istifade eder. Mahviyet, malum ya, yok olmak demek değildir. "Ne oldu." "Mahvoldum yahu" der insan. Yok olmadın yani. Yok olmak değil. Ya?.. Kötü huylardan berinmek, kötü huylardan arınmak... Kötü huylardan arınan insana mahvolmuş insan derler. Yani, kötülüklerini mahvetmiş. Kötülüklerini yok etmiş.
Böyle bir insan.
Fakat, yalnız mahviyet kâfi değil!.. Mahviyetli insan, kötü huyları terkeder. Fakat iyilerini alamadıysa, o da bir mana ifade etmez. Mesela, la ilahe illallah deriz. La ilahe, mahviyettir. Menfidir. İllallah demedikçe olmaz. Ancak la ilahe, illallah'la tamam olur. La ilahe demekle, dedik ama yarım söyledik ve ters oldu iş! Allah esirgeye, o halde ölürse insan, sûi hatimesinden korkulur.
Onun için, mahviyetin yanında mutlaka isbat lâzım.
178
Bunun iki tane adı var. Birisi sufi adı ki, sufiler buna mahv ü isbat diyorlar. Bir takım sufi de, fena ve beka diyorlar. Bunlan söylemekten maksadım, bu kolay bir şey değil!.. Tahsili de zor, söylemesi de zor. Dinlemesi de kolay değildir. Ama, diyor ki -kitaptaki gördüğüm-"Bunları elde edemeyen insanın ömrü, muattal ve mühmel olarak geçmiştir" diyor. Yazık olmuş o adama!.. Bunları tahsil etmek, milyonları kazanmaktan, milyarları kazanmaktan daha mühim!.. Milyonlar milyarlar kazanırsın, fakat kimse götürmemiş onları! Herkes bırakmış burda... Asıl burdan gidecek olan, bu cevherdir ki insanın içerisinde. Biliyorsunuz ki cevherler, hep yerin derinliklerinden çıkıyor, insanın da derinliklerine inildik-çe, bu mahviyetler hasıl olur insanda. Yoksa, öyle yüzde gezmekle bu mahviyetler elde edilemez.
Onun sana kısacık bir misalini söyleyeyim: Bir adam, birisine -komşusu, ahbabı, her neyse- demiş ki, "Beyefendi!" -onun güzelce bir tarafını görmüş de- "Bu akşam çorbayı bizde içmez iniyiz?" demiş. "Çorbayı bizde içelim lütfen!" Efendi, "Pekiyi," demiş. Almış; evi ner-deyse artık -Fatih'te mi, Bayezid'de mi, nerdeyse- oraya kadar götürmüş, ihtiyarca bir adam. Kapıya gelince demiş ki, "Baba! Kusura bakma ama, ben bunu yanlış söyledim" demiş. "Bu akşama hanımlar evde yok. Alamıya-cağım seni eve!.." demiş. "-Pekiyi yavrum. Hay hay!.." Dönmüş adam. Evine kadar gelmiş. O da arkasından koşmuş, adamın... Kapısından içeriye girerken, "Amca!" demiş, "Affet! Ben pişman oldum. Seni kapıya kadar götürdüm de geri çevirdim. Gel gidelim, şu yemeği yiyelim!.." "Hay hay, yavrum." demiş. Dönmüş. Yine kapısına geldiği vakitte, "Amca!" demiş. "Kusura bakma be! Yine olmadı bu iş. Yine yapamayacağım ben bu işi!" "iyi,
179
zararı yok yavrum." Dönmüş. Tam beş defa böyle gitmiş, gelmiş. Gitmiş gelmiş. Beşincide demiş ki adam, "Ver elini öpeyim amca!" demiş. "Senin ben iyi bir adam olduğunu öğrendim. Bunu ancak seni öğrenebilmek için iyi bir adam olduğunu anlayabilmek için yaptım" demiş. "Hakikaten büyük adammışsın. Ver elini öpeyim" demiş. "Aldandın yavrum!" demiş. "Aldandın yavrum, bununla büyüklük ölçülmez. Bu, köpeklerin huyudur." demiş. "Kuçu kuçu dersin, gelir. Hoşt hoşt dersin, gider." demiş. "Sen bunu bir iyilik mi zannettin?.."
demiş.
Mahviyet kolaycacık olmuyor. Biz olsak ne yaparız? Döveriz adamı! Terbiyesiz! Benim gibi yaşlı bir adamla, oyun mu oynuyorsun sen halâ?..Kaç oldu bu?.. Filan diye. Elimizden gelirse, bir kaç da tokat atarız adama... Ama bak sonuna bak: Sonunda adam onun evlâdı olmuş. Yetişmiş. Güzel bir efendi olmuş. Onun için, Allah hepimizi affetsin. Binaenaleyh bunlar kolaycacık olmaz.
Misafirler geldi de Mekke'den. Evde bir levha var,
-öı! J>'s ı_j_>1âJI «.iLi
(Şifâül kulûb zikrullah)âiy or. Hepimiz bir hastalığa tutuluyoruz. O hastalığın tedavisi için, çare arıyoruz doktorlarımızdan, içimizin hastalığına nerden bulacağız çareyi?.. (Şifâül kulûb zikrullah)AWahu Teala'nın zikriyle meşgul olduğun an, senin kalbine şifa gelir. Zik-rullahı bıraktın mıydı, fena!..
Şimdi benim, rahmetli üstadımızın bir vasiyetnamesi var. Akşam okudum da, utandım kendi kendime. Boyna içiyoruz haplan, ilaçlan filan. O da, aksülamel bi-
180
zi rahatsız ediyor büsbütün. Diyor ki üstad rahmetullahi aleyh -55 tane vasiyet. İnşallah Türkçe'ye çevirir, hepinize dağıtırız-, Faytona binme!" diyor. O zaman fayton devriymiş. Bugün dese, diyecek ki; otomobillere, taksilere binmeyin! Hele o kadillak denilen, yahut daha büyük arabalara hiç razı olmayacak!..Niçin?.. Yürümekte şifa var zaten, biraz da yürüyelim. Halbuki arabası olan, surdan şuraya araba ile gidip geliyor. Hem vücuda zarar. Hem işte benzinimize zarar, şuna zarar buna zarar.
O diyor ki, faytona da binme!.. Faytonun atı bizden, otu da bizden, arpası da bizden. Dışarıya beş para vermiyoruz. Dışarıya beş para vermediğimiz halde, büyüklerimiz faytona binmeye razı olmamış!.. Kendine kibr ü gurur, varlık ve benlik gelmesin diyerekten. Ee, biz arabaya kurulduk muydu, elbette paşa gibi saltanat içerisinde yürüyoruz.
ikincisi demiş ki, "Küffar elinden ve küffar diyarından gelen şeker, yağ ve emsali şeyleri yemeyin!" demiş. Aç mı kalalım?.. Kalmazsın. Peynir ekmek ye, tuz ekmek ye, bir şey olmaz. Sonra demiş ki, "Ecnebi diyarlarından gelen eczaları da kullanmayın!" demiş. Vasiyetnamede bu! Benim sözüm değil, vasiyetnamede yazmış.
Baktım baktım da, çok haklı!.. Bizim eskiden doktorlarımız, işte otlardan çöplerden ilaçlar yaparlar ve onlarla bizi tedavi ederlermiş. Zararı da olmazdı. Bugün hepsi nerden geliyorsa geliyor? Nasıl geliyorsa geliyor? Ne olduğunu da bildiğimiz yok! "Ver bakalım yutalım... Ver bakalım yutalım!" derken işin içinden çıkılmaz bir hal alıyor. Allah kusurlarımızı affetsin...
Onun için, mahviyetin arkasından isbat lâzımdır. Bunun da manası; günahları terketmekle beraber, iba-dat ü taate devam!.. Ibadatu taate devam; nafileleri de
181
içinde olmak şartıyla... Nafile ibadetleri sakın şey yapma. Ne olacak, bu fazladan deme! Meselâ bizim Şafii kardaşlarımız, Ramazanlarda teravihe ekseriyetle gelmezler. Niçin, deriz. Borcum var diyor. E, doğru. Borcun varsa bu da nafiledir. Borcum varken, nafileyi nasıl kılayım diyor. Acaba kahvehanede oturduğun vakitte, kaç saat tavlanın başığdan kalkmıyorsun?.. İskambilin başından kalkmıyorsun. O zaman günah olmuyor da, bu nafile namazı kılacağın vakitte, borcum var diyerek-ten kasılıp orda oturuyor yahu... Allah kusurlarımızı affetsin. Onun için, nafile ibadetlerin büyük faydaları vardır. Onların hiç birisini önemsiz görmeyelim... Hatta ve hatta, gece namazlarını kılmamak günahı segâirdendir. Günah-ı segâir. Küçük günahların arasına katmışlar. Her gece olursa, günah-ı kebair olur. Niçin?.. Gece ibadetinin iki rekati, dünya ve mafihaya bedel...Gece namazının iki rek'ati, dünya ve içindeki her şeye bedel...
Bizim delil gelmişti de, biz de o sene arabayla gitmiştik. Dedi ki, "Ne budala adamlarsınız. Mekke'ye gelseydiniz, iki rek'atine yüzbin sevap alacaktınız yahu! Bu 13 gün 15 gün yolllarda geçirdiniz, bu sevaptan mahrum kaldınız." Elimde de bir kitap var. Bak, hoca efendi dedim. Bizim memlekette, dünyanın her ne tarafında olursa olsun, gece kalkıp da iki rekat namaz kıldık mı; yüzbin sevabı Allah bize de veriyor. Allah'ın lütfü geniş!..
Onun için, gece ibadetlerine alışabilmek için, kendisini hazırlamak lâzım, gençlik devirlerinde. Kötü yerlerde saatlerce ömürlerimizi kaçırırız. Gece kalkmaya vaktimiz kalmaz, kalkamayız. Sabaha da zor kalkarız artık... Onun için, Allah affetsin. Bizi, ibadat ü taatlerine devam eden ve, o mühmel muattal olan kullarından kurtulup, sevgili ve razı olduğu kullarının arasına cüm-
182
lemizi kabul etsin...
Bismillahirrahmanirrahim.
La ilahe illallahul halîmül kerîm... Sübhanallahi rab-bil arşil azîm... Elhamdülillahi rabbil alemin... Nes'elüke mûcibâti rahmetike...Ve azâimi mağfireti-ke...Velganîmete min külli birrin... Vesselamete min külli ismin... La teda'lena zenben illa gafarte... Vela hem-men illa ferractc.Vela haceten leke fîhâ rıdan, illa ka-dayteha, ya erhamerrahimîn...Ya erhamerrahimîn... Bugünkü cum'amızı cümle ümmet-i muhammed hakkında ve bizler hakkında da mübarek ve müteyemmin eyle ya Rabbi... İbadetlerimizi dergâh-ı uluhiyyetinde kabule karin eyle ya Rabbi... Sana layık ibadet yapamadık. Elbette sen affedicisin. Sen bizi afvü mağfiret eyle ya Rabbi...
El- fatiha!..
Esselamü aleyküm.. (16 Mart 1979 Cuma)
183
MAHVİYET-KUSUR ARAMA-ALLAH'I SEVMEK
Bismillahirrahmanirrahim.
Elhamdü lillahi rabbil alemîn...Vel akıbetü lil müttakîn... Vessalatü vesselamü ala seyyidina Muham-medin ve alihî ve sahbihî ecmaîn.
Cenab-ı Feyyaz-ı Mutlak, cümlemizden ve cümlenizden razı olsun. Bugün, Mekke-i Mükerreme'ye -Allah'ın rahmetine ümitlenerek, belki bu hastalığımız orda geçer diyerekten- gitmeye niyet ettik. Size de bu arada birkaç nasihat... Bildiğiniz şeyler. Onları size hatırlatmak ve o hatırlattığım şeyleri hepiniz bilirsiniz de; bunu bütün kardaşlarınıza, hatta bütün müslümanlara yaymaya çalışmanızı -elinizden geldiği kadar- rica edeceğim.
Günahlar, en büyük afatlardır. Bugün, hastalıkların en kötüsü -Allah korusun- kanserdir. Kanserden daha fenadır, günahların en ufağı!.. Büyükleri daha fena. Onun mukabili olmaz. Yani, kanserden, vebadan, koleradan, envaından nasıl korkup kaçıyorsak; günahlardan da öyle korkup kaçmak lazım!.. Bu günahlardan kaçamadıkça, işte bir koleralı, bir vebalı, bir kanserli ne ise,
185
halimiz o olur. Ayakta gezeriz ama o hastanın hali ne olacak? İşte o kadar. Onun için, günahları çok gösteriyorlar. Bunlardan kaçıp kurtulmak, bugünkü fırtınada çok zor!.. Çok zor. Mümkün değil demiydim ama, çok
zor yani!..
Onun için, büyüklerimiz üç şey üzerinde durmuşlar. Bu üç şeyi elde edebilirsen, kötülüklerden kurtulursun. İyilikler de bu üçün peşinden gelir... İyilikleri elde ettikten sonra, kötülükler de bu üçün olduğu yere soku-lamaz demişler. Yani günahlardan da bu suretle kurtulursun...
Üçün biri -birkaç defa tekrar etmiştim, zararı yok -mahviyyet diyorlar. Yokluk!.. Kendine benlik verme! "Benim" deme!.. Hocaysan, hocalığım veren Allah!.. Alimsen, hafızsan, hafızlığı veren Allah!.. Zenginsen, zenginliği veren yine Allah!.. Kuvvet kudret sahibiysen, onları veren yine Allah!.. Bunları kendine mal etme!..Bu, benim sa'yü gayretimle olmuştur deyip de meydana çıkma!.. Çünkü, bu meydana çıkanlar, firavunlar misali helak olur giderler; Allah esirgeye...
Bugünkü fitnelerin, felaketlerin başı da, bu benlikten kopuyor. Benlikler oldukça, fitneden fesattan kurtulamayız. Onun için uzun bahis yapmışlar, bu benliğin yıkılması hakkında. Sözü kolaysa da yapması zordur. İnsan okudukça, kendine bir varlık gelir. Benlik gelir tabiatıyla... "Benim" der. Yükseldikçe insan, benlik de o mertebede yükselir, yükseldiği kadar. îşte bunu görebilmek en büyük bir hüner!.. Uzun...
İkincisi: Kimsenin günahıyla, kusuruyla meşgul olma demişler. Benim sözüm değil bunlar, büyüklerin topladığı sözler. Çünkü kusurlarla meşgul olunca, hayatta kendimize yaşıyacak zaman kalmaz!..
186
Çok insan var. Bunların hepsinin çeşitli günahları var. Kendimizin de var. Bunların hepsinin günahlarıyla uğraşırsak, vay halimize!.. Allah demeye vaktimiz bile kalmaz.
Binaenaleyh, kimsenin kusuruyla meşgul olma ve kimsenin günahıyla yine onu muaheze etme. Allah'a yalvar. "Allahım, yâ Rabbim! Bunu bundan kurtar" de.
Peygamberimizin sözlerinden ve büyüklerimizin sözlerinden: "Ayıpları örtenlerin ayıplarını Allah örter". Yalnız birkaç yerde müsaade etmişler. Onlar da nadirat-tandır. Mesela, insanın yanına yankesici gelse, "Bak! Cebine dikkat et! Yanındaki yankesicidir" diye ikaz; bu müstesna...Bunun gibi. Fakat sair mes'elelerde hep Allah'a havale et!.. Sen, müslüman kardeşinin ayıbını ört! Ayıbını kat'iyyen açmaya çalışma! Hepimizde ayıp var. Ayıpsız insan olur mu hiç?..
Birkaç tanesini sayayım ayıplarımızın: Yatsı namazından sonra, oturup konuşmak ayıp dinen; buna kim riayet ediyor?.. Gece namazlarını kılmamak ayıp; kim kılıyor bunu?.. Teheccüd kılacağız. Yatarken abdest alıp, namaz kılıp yatmak lazımken bunu da yapmıyoruz; bu da ayıp!.. Sabah namazlarına erken kalkıp camiye yetişmek, herkese nasib olmuyor; bu da günah!.. Misvak; kaç kişi kullanır bilmem? Diş fırçasını tercih ederiz misvakın yerine. Misvak efdaldir... Bütün bunların hepsi, ayıpların günahların içerisinde... Tefler, dümbelekler, çalgılar ve televizyonlar.. Envai sairesi... Bunlar hep günahın içerisine girer. Ama bugün, bunların hepsine biz teslim olduk.
Hepimizin evinde az-çok bir şeyler var. Bunlardan kurtulmak çok zor!.. Onun için, ayıp kendi ayıbımız. Hadi bakalım bunlan at dışarıya!.. Atamıyoruz. Öyleyse,
187
başkasına da karışma!..
(Men setera uyûbel müslimîn, seterallahu uyûbe-hü). Kim ki, kardaşlarının günahlarını örter; Allah da onun günahlarını örter!.. Kim açar; Allah da onun günahlarını meydana kor, açar! Yani, nerde olursa olsun, dünyada da onun ayıpları meydana çıkar. Rezil olur öyle gider. Onun için, ayıplarla meşgul olma demişler. Hepimizde ayıp var. Kimsenin ayıbıyla meşgul olmayalım. Kendi ayıbımızı tashih edebilirsek, ne mutlu bize!..
Birisi de, sevilecek zat-ı ecellü âlâ yalnız Allah'dır! Her şey sevilir. Birçok şeyler var sevilen ama, hepsi muvakkat!.. Hepsi kalacak burda. Kimseye yaramıyor. Burası misafirhane!.. "Her gelen gitse gerektir" dedikleri bir yer. Onun için, burda bize bu kuvvetleri, bu kudretleri, bu nimetleri veren; sahib-i zülcelal hazretleri Allah'a boyun büküp onu sevmek lazım.
Bak, hepimizin bildiği bir şey, tımarhanede bir sürü deliler vardır. Gürbüz, sağlam, her şeyi kuvvetleri yerinde. Fakat akılları olmadığı için, oraya onları, o zavallıları hapsetmişler. Kimseye zararları olmasın diyerekten. Bizde de o akıl olmasa, ne yaparız?.. Bizi de tıkarlar oraya. O aklı veren, kim olacak Allah'dan başka?.. Hiç kimse verememiştir. O büyük nimetten haberimiz de yok!.. Birisi gelse dese ki, "Şu aklını bana ver; şu dünyayı to-punnan sana verecem!" Kim razı olur?.. Deli bile razı olmaz. Demek, bu kadar büyük nimetin içerisindeyiz de bu nimeti bize vereni sevmemek elden gelir mi hiç?.. Onu sevmek mümkün değil, onun yolladığı Peygamber Sallalahu Aleyhi ve Sellemi sevmedikçe!.. Pey-
188
gamber Sallallahu Aleyhi ve Sellem, 1400 sene oluyor dünyadan gideli, onu sevmek nasıl mümkün olacak?.. Ancak, onun sünneti seniyyelerini sevmekle mümkün olur. Sünnet-i seniyyesini sevmek, ona uymakla olur. Sünneti seniyesine uymayan insanın, ben Peygamber'i seviyorum demesi, doğru olmaz!.. Onun için, Allah hepimizi affetsin.
Üçüncüsü de Sure-i ElhamL Hergün 40 defa okuruz. Günde 50 defa, 100 defa okuyanlar da oluyor. Bunun içerisinde -hepsinin manası geniş de- iki tanesi çok nazar-ı dikkatimizi celbeder:
(İhdinas sıratal müstakim. Sıratallezîne en'am aleyhim, gayril mağdubi aleyhim veleddâllîn) deriz. Bu Allah'a hamdü senadan sonra, Cenabı Hakk'ın istediği bir şey sıratı müstakimdir. Sıratı müstakim, İslâm yoludur, islâm yolunu isteriz! "Bu İslâm yolu, Peygamber Sallallahu Aleyhi ve Sellemin ve ashabının gittiği yoldur. Altta görüyorsunuz (gayril mağdubi) var. Orada diyor ki, "Ya Rabbi, sakın Yehud yolu olmasın! Nasa-ra yolu olmasın! Hristiyanların yolunu istemem! Yolum İslâm yolu olsun Ya Rabbi! Peygamberimiz'in yolu." Bunu günde beş defa yalvarırız Cenab-ı Hakka da, yolumuza bakıyoruz...
Sünnet yalnız yemekteki, yalnız namaz kılmaktaki, abdest almaktaki sünnetler değil. Çok sünnetler var. Meselâ: Oturuşta sünnet, eve girişte sünnet, çıkışta sünnet, yemek yerken sünnetler... Efendim, kalkışta sünnetler, dualarla beraber... Çeşitli. Bu sünnetlerin hepsi,
189
Peygamber Sallallahu Aleyhi ve Sellemin sünnetidir. Bu sünnetlere uymamak kerahettir. Kerahet mekruhtur, sevap değildir ki!..
"Bir kimse hangi kavme benzerse, o da onlardandır" tabiri çok geçer. Giyinmelerimizde, kuşanmalarımızda, her şeyimizde, islâm adabına riayet edip îslâmca yaşamak!.. Saltanat; işte olur bir müddet ama arkası yok! Arkası ölüm!.. Mezarlık iki şeyden ibarettir. Mezarlık ahiretin kapısıdır. Oraya girdik miydi iki pencere var: Birisi cennete açılır, birisi cehenneme açılır. Burada hangi pencerenin sahibi olduysak, oraya gömüldükten sonra o pencere sabahda ve akşamda açılır. Sabahda ve akşamda, (ğuduvvan ve aşiyyâ)... Televizyonlarda seyrettiğimiz gibi, orda da cennetteki yerimizi seyreder dururuz. KudretullahL
Allah muhafaza etsin. Burdan imansız göçer, ahlâksız göçer, kötülüklerle göçer, o cehennemdeki yerimizi görmeye kalırsak, vay halimize!.. Onun için, ayaklan-mızı çok denk almak lâzım. Dünya; zinet'ül hayattır dünya! Ne olacak, hepsi fani!.. Bugün çalım satar insan. Şunu yapar böbürlenir. Tabaka tabaka ya insanlar... Kendinden aşağı bir müslümanı hakir görmekten daha büyük bir günah yoktur!.. Çok büyük günah. O kardeşini Allah yaratmıştır. Hatta mahlukatın hepsi de Allah'ındır. O Allah'ın yarattığı mahlukatı hor görmek, hakir görmek... Hele müslüman olsun da. Onun bilgisi yoktur, parası da yoktur belki. Sefildir üstü başı da. Olsun ama, Allah'ın kuludur. Onu hakir görme!.. Elinden geliyorsa yardım et! Hakirliğinden dolayı onu ta'yib etme! Bilinmez insanların içindeki cevher...
Bizim büyüklerimizin çoğu ümmîdir. Ümmî, cahil değildir. Cahil diye Allah'ı tanımayana derler. Ümmî,
190
okumasını yazmasını bilmeyene derler. Peygamberimiz de ümmî... Bütün evliyaların çoğu ümmîdir. Okumasını yazmasını bilmedikleri halde, içlerinde merhamet galiptir. Şefkat galiptir. Sevgi galiptir. Ondan dolayı, Allahu Tealâ onları kutup bile yapmıştır. Evliya yapmıştır. Onun için, üstüne başına bakarsın da hoşuna gitmez ama, Allah'ın sevgili bir kuludur. Onun için onlara -herkese yani- elden gelen hürmet, saygı, zayıfların yardımına koşmak, büyüklere karşı hürmet ve saygıda bulunmak, müslümanların vazifesidir.
Kim ki, büyüklerine karşı saygı yapamıyor; küçüklerine karşı şefkat ve merhameti yoktur; (feleyse minnâjbizden değildir!.. Onun için, büyüklerimize karşı daima saygı ve sevgi, küçüklerimize karşı da merha-met-şefkat... İslâm zaten bu iki şeyden ibaret diyorlar. Allah hepimizi affetsin... Tevfikat-ı samedaniyyesine mazhar eylesin.
Bu yehud ve nasaraya karşı, hatta hristiyanların kâffesine karşı-hepsi bunların içindedir zaten- Kur'an'ı okuyun. Onu rica edeceğim, Kur'an'ı okumasını muhakkak öğrenin!.. Tercümeler de var evlerimizde. Onlardan da istifade edin. Düşmanlara karşı, Allahu Te-alâ'nın ne şedit emirleri var! Onunla şeyliği varsa da, icaba göre. ileriye gitmeden.
Onun için, hepimizin kusurları var. Kusurları affedelim!.. Benim de bir sürü kusurum var. Benim de kusurlarımı affedin! Allah sizlerin de kusurlarınızı affetsin... Cenab-ı Hakk'a dua edin! inşallah sağlık ve afiyetle gidip gelmek nasîb ü müyesser eylesin... Hepinize hayırlı ömürler, hayırlı rızıklar, hayırlı afiyetler ihsan eylesin... Dünyanız ahiretiniz mamur olsun... Günahlarınız mestur olsun... Diğer günahlarımızı da, Cenab-ı Hakk'ın
1Q1
fadl ü keremi bol, onlan iyiliğe tahvil buyursun... Rahmeti geniştir, büyüktür. Elimizi açarız... Ebûbekrin-is Sıddîk Hazretleri'nin manzumesi çok büyüktür. Onu inşallah, gelince belki, bir şey olarak çıkartır, bütün müs-lüman kardeşlerimize veririz. Rehberimiz o!.. O, büyüklüğü ile beraber;
(Zenbühü zenbün azîmün, fağfirizzenbel'azîm diyor. (Innehû şahsun garîbün, müznibün abdün zelil diyor. (Kale yâ rabbîzünûbî, misle remlin lâyüadMi-yor. Günahlarım ya Rabbi, kumlar nasıl sayılamazsa, o da sayılmaz" diyor. O kadar çok diyor. Bunu diyen pirimiz!.. Biz ondan sonra, ufacık meziyetlerimizle böbürlenirsek, elbette bize lâyık olmaz.
Onun için bütün kardeşlerimize, bu nasihatlan söyleyin. Allaaah... Hepimiz rahmet-i ilâhiyeye muhtacız. Hiç kimse ameliyle cennete girmeyecek!.. Başımızı secdeden kaldırmasak, gece gündüz oruç tutup namaz kıl-sak; yine cennete girmeye lâyık olamayız. Cennete ancak Allah'ın rahmetiyle gireceğiz. Onun için, Allah'ın rahmetine sığınalım. Allah affetsin kusurlarımızı da, bu cennete giren kullarının arasına bizleri de kabul etsin
inşallah...
Allahümme innâ nes'elüke tamamen ni'meh... Ve devamel afiyeh.. Ve hüsnel hatimen... Bi hürmetil fatiha!..
(26 Nisan 1979 Perşembe; Umreye giderken)
192
ALLAH'IN KUDRETİ
Esselâmü aleyküm ve rahmetullahi ve berakâtühüL
Size, Mekke'den koku getirseydim, koku, beş daki-ka-on dakika, yarım saat-bir saat; kaybolur... Şimdi size bir koku getirdim. Zannedersem, ölünceye kadar hatırınızdan gitmez; üzerinizden çıkmaz!.. AcaibL Acaib ve garaib, Allahu Tealâ'mn kudretinin sonsuzluğu!..
Misafir olduğum ev, bir kitap verdi bize. Rasulullah Sallalahu Aleyhi ve Sellem'i anlatan bir kitap... Okuya okuya bitiremedim. İçinde bir kitap daha var. O kitapta da acaib-garaib şeyleri yazıyor.
Şöyle bir hadiseye rast geldim; 200 senesinin, hicretten iki yüz sene sonraki bir hadise... Horasan tarafla-nnda bir muharebe olmuş. Mekke tabiîninden kalanlar bu muharebeye iştirak etmişler. Şehid olanlar olmuş, kalanlar kalmış... Şehidlerden bir tanesinin ailesi çok zarurete düşmüş. Kocası yok... Himaye edecek kimsesi yok... Bakacağı yok... Çoluk çocuk perişan bir duruma düşmüşler. Kadıncağız iki tarafa kıvranıyor, bu çocukları nasıl kurtarabileceğim diyerekten. Derken bir akşam
193
rüyasında kocasını görüyor. O gün şehid olan şehid arkadaşlarıyla beraber, gayet güzel manzaralı bir yerde oturmuşlar; yemek yiyorlar. Kocası karısını görünce, demiş ki, "Gel, gel!" Evvelâ arkadaşlarından izin istemiş, "Bizim hatun, geldi. Müsaade ederseniz, bu yemekten o da yesin." "Peki, gelsin" demişler. Çağırmış hanımı, "Gel, gel!" "Hanımefendi gelmiş. Ağzına o yemekten bir lokma koymuşlar, ve o anda da uyanmış kadın. Rüya, fakat acaib hal!.. Bu uyandıktan sonra, o kadın ölünceye kadar, bir daha dünya taamını ağzına koymamış.
Ben bu hadiseyi mütalâa ederken, Halîlürrahman denilen Kudüs'e tabi bir memleketin müftüsü olan, Fet-tah Efendi isminde bir efendi geldi. Mesele açıldı. Dedi ki, "Tam otuz sene yaşadı o kadın! Otuz sene yaşadı..." Bazı büyükler kadını hapsetmişler. Acaba gizlice yiyor da, bize böyle mi gösteriyor kendini?.. Bakmışlar ki, haftalarca hatta aylarca hapis kaldığı halde -gözcü de var, bir taraftan kimse getirip de bir şey vermesin diyerekten gözetliyorlar -kadının kuvvetinde kat'iyyen bir zaafıyet görülmüyor. Otuz sene yaşadığını da o müftü efendi rivayet etti.
Müftü efendi Suriyeli... Fakat Riyad'da bir medresenin müderrisi. Mekke'ye de, Mekke'deki Cami-i îslâmiy-ye'de konferans vermek için gelmiş. Bu fırsatta da bizimle görüşmüş. Dedim ki, "Konferansta neden bahsedeceksiniz? Konferansınızda bahsiniz ne olacak, mev-zuunuz ne olacak?" diye sordum. Dedi ki: "El mü'mini ye'lufu; budur!" Bu ki hadis-i şeriftir. Hadis-i şerifte de: m
L
J
.-vJüL
"Mü'min o kimsedir ki, herkesle ülfet eder." Herkesle iyi geçinir. Ülfet, iyi geçim.. Şımarıklık yapmaz. Büyüklük taslamaz. Kibr ü gururu yoktur. Benlik denilen şey bilmez, mü'min.
Alt tarafında der ki, (ve lâ hayrafî men lâyelefü velâyülef) Bu çok mühim bir derstir haaa!.." O kimsede hayır yoktur ki, kendisiyle ülfet olunmaz; kendisi de başkalanyla ülfet edemez." Sert tabiatı, şu bu artık ne kadar şeyler varsa, ülfetsizlik bunlardan doğar. Tabiatıyla, sabırsızlık...
Allah kusurlarımızı affetsin... Mevzuu uzatmaya lüzum yok. "Bu olur mu?" mevzuuna gelince... "Bu insan yemeden yaşayabilir mi?" Tabii, bugünkü kanunlarımıza göre, bilgilerimize göre, insan aç ve susuz şu kadar yaşayabilir ve o müddetten sonra da ahirete intikal eder. Fakat, kudret-i ilâhî her kanunun üstündedir!..
Her kanunun üstündedir. Binaenaleyh, o istediği zaman da istediği kimseler için ki, ibrahim Aleyhisselam da onlardan birisi... Ateş yakıcı olduğu halde, niçin ibrahim Aleyhisselam'ı yakamadı?.. Bıçak kesici olduğu halde niçin ismail Aleyhisselam'ı kesemedi?.. Su, boğucu olduğu halde niçin Musa Aleyhisselam'ı ve taifesini boğamadı?!.. Bir çok...
Binaenaleyh, Allah affetsin kusurlarımızı... Bu mübarek recep hürmetine, imanı olgun kâmil kimselerin arasına cümlemizi kabul etsin...
Bu lütf-u ilâhi çok büyüktür. Hududu da yok!?? Bu dünyanın da hududu yok. Bulamazsınız. Ooğrafyalarda şöyü bir çizgi çizerler ama, onun altını da bulamazlar yani... Hududu ilahi yoktur. Binaenaleyh, Allah'a iyi sarılan insanlar, Allahu Tealâ'nın her zaman, her çeşit lütfu-na ihsanına mazhar olurlar. Cenab-ı Hak bu mübarek
195
gün ve geceler hürmetine, bu nimeti cümlemize ihsan
buyursun...
Sübhane Rabbike Rabbil izzeti amma yesifûn ve se-lamün alel mürselîn velhamdülÜlahi Rabbi'l âlemîn. Bis-millahirrahmanirrahîm. Elhamdülillahi Rabbi'l âlemîn.. Ve'l akibetü li'l müttakîn... Vessalâtü vesselamü alâ sey-yidina Muhammedin ve alihî ve sahbihî ecmaîn. La ilahe illallahül halîmül kerîm... Subhanallahi Rabbil arşil azîm.... VelhamdülÜlahi Rabbil âlemîn... Nes'elüke mûcibâti rahmetike... Ve azâimi mağfiretike, vel ganîmete min külli birrin.. Vesselamete min külli ismin.. La teda'lena zenben illa gaferte.. Vela hemmen illa fer-racte.. Vela haceten leke fîhâ ridan illa kadayteha ya erhamerrahimîn... Ya erhamerrahimîn. Ya erhamerrahimîn...
Boyunlarımız bükülmüş, ellerimiz de sana açılmış... Gönüllerimiz de seninledir yâ Rabbî... Sen bizi bu mübarek gün ve geceler hürmetine, afv ü mağfiretine maz-har olan kullarının arasına kabul eyle de hüsn-ü hati"""* ile ahirete göçenlerin arasına, cümlemizi idhal eyle Rabbî...
El-fatiha...
Eselamü aleyküm ve rahmetullah... (1 Haziran 1979 Cuma, Umre dönüşü)
196
MEDİNE-İ MÜNEVVERE
Esselamü aleyküm ve rahmetullahi ve berakâtühü!..
Bismilllahirrahmanirrahim.
Elhümdülillahi rabbil alemin. Vel akibetü lil müttakîn, Vessalâtü ve vesselamü alâ seyyidina muhammedin ve alihî ve sahbihî ecmaîn.
Muhterem kardaşlar!..
Bazı acaib ve garaib hadiselere her zaman rastgel-mekteyiz. Bunlar bize tuhaf gelir. Olur mu, olmaz mı böyle şey, gibilerden.. Fakat, insan düşünürse, insan kadar kıymetli ve güzel bir mahluk yoktur. Yeryüzünde çok mahluk var... Fakat en güzel insandır, insanın güzeli de, meleklerden de güzeldir!.. İnsanın kötüsü, kötülerin de kötüsüdür.. Serdir... Binaenaleyh, size geçen Cu-ma'da Mekke'deki bir hadiseyi anlattım. Bugün de Me-dine-i Münevvere'yi size anlatmak isteyeceğim.
Medine-i Münevvere, bulunduğumuz topraklardan bir topraktır. Bir parçadır yani.. Fakat öyle topraktır ki, toprağı da şifadır. Toprağı da şifadır, tozu da şifadır!.. Bu memleket olan, Medine-i Münevvere dediğimiz memle-
197
ket...
Şöyle bir hadise anlatırlar müfessirler: Yemen'de bir hükümdar varmış. Adına Tübba derlermiş. Çok kuvvetli askeri, idaresi varmış. Bu adamın aklına esmiş, Ye-men'den çıkmış ta Semerkand denilen Türkistan memleketlerine kadar gitmiş.. Yaka yıka.. Nasıl gittiyse... Büyük ordusuyla gidiyor.. Semerkand'ı yıkmış ve yakmış. Sonra ordan geri dönmüş. Medine-i Münevvere'ye yolu uğramış. Medine-i Münevvere'yi de tahribe kasdettiği vakitte -tahrib edecek- yanındaki Beni Kureyza denilen memleketin alimlerinden iki tane alim, buna gitmişler demişler ki: "Hoş geldin, sefa geldin amma bu memlekete elleşme! Çünkü bu memlekete ahir zaman Peygamberi gelecek. Dar-ül Hicret'tir burası... Onun için, sana zararı dokunur bunun" demişler. "Sen büyük kumandansın. Yakıp yıkıp geldin buralara kadar amma buraya elleşme!.. Senin mahvına sebep olur sonra burası!.."- Kim bu Peygamber-i ahir zaman?" Cenabı Hak, Tevrat'ta da Peygamberimiz'in evsafını beyan ettiği için, bildirmişler: Şöyle bir peygamberdir, dini böyledir, filan... "Öyleyse, ben de ona iman ettim" demiş. Tam, Peygamberimiz'den 700 sene evvel gelen bir adam!., îman etmiş ve bir de mektup yazaraktan ev sahibine bırakmış. Demiş ki, "Her kimin zamanında bu Peygamber gelirse, benim kendisine iman ettiğimi bu mektupla bildirsinler."
Yirmibirinci karın olaraktan, yani anadan anaya 21. evlad olaraktan Ebû Eyyübü Ensarî Hazretlerinin burda yatan Eyyüb Sultan Hazretleri'nin eline gelmiş. Peygamberimiz evine misafir olduğu vakitte, o da Efendimiz Sallallahu Aleyhi ve Selleme mektubu tevdi etmiş. Hayır dualar almışlar.
198
Bu zata tslâm adab u ananesi bildirildiği gibi, işte hac farizası da bildirilmiş: "Müslümanlar, hac da ederler". Bu adam ordan kalkmış; ordusuyla beraber Mekke-i Mükerreme'ye gelmiş. Mekke-i Mükerreme'de 6000 deve keserekten, Mekke halkına muavenette bulunmuş... Ve Kabe üzerinde bugün gördüğümüz bir örtü var ya; o örtüyü ilk örten bu adam olmuş!.. Kabe'nin ilk örtüsünü bu adam örtmüş.. Bugüne kadar da an'aneyle, o örtü geliyor işte... Allah hepimizi affetsin. Tevfikat-ı Samedaniyyesine mazhar etsin..
îman ü îslâmiyyet bambaşka bir şey! Servetle ölçülmez!.. Kuvvetle ölçülmez!.. Şan u şereıle hiç ölçülmez... Ne fakirler, ne garipler, ne miskinler vardır ki, gönülleri nur ile doludur... İçlerindeki iman ateşi, aşkı, kâinatı ışıldatır.
Binaenaleyh, Medine-i Münevvere çok güzel bir memleket olmakla beraber, ulemanın ihtilafı olmuş: "Acaba Mekke mi efdaldir, Medine mi efdaldir?" diye-rekten. Bazı ulema Mekke efdaldir demiş. Bazı ulema da -îmamı Malik gibi- Medine efdaldir demiş. Mekke'de kılınan iki rekat namaz yüzbin rek'atın sevabını alır... Yüz-bin rek'at!.. Medine-i Münevvere'de kılınan iki rekat namaz, bin ila onbin arasında sevap alır. Kudüs'te kılınan namaz ise, beşyüz rekat sevabı alır.
Bununla beraber, Sallallahu aleyhi ve sellem buyuruyor ki:
li.^?»ı , i
(Türbetü arzına): Bizim, bu yerimizin toprağı, (ve rîkü bağdına) bazılarımızın ağzındaki tükrük, (yeşfi sekîmena): bizim hastalarımıza şifa verir, (bi izni rabbi
199
na) Allahu Teala'nın izniyle. Yani, Medine-i Munewe-re'nin toprağı bazı salih insanların böyle tükrüğüyle beraber, yaralara sürüldüğü vakitte, yaralar şifa bulur. Bu hal, yakın vakte kadar adet idi ki, Medine-i Münevve-re'nin topraklarından, böyle ufak ufak keselere kor satarlar idi hacılara... Herkesin evinde bulunsun diyerek-
ten...
Binaenaleyh, Medine-i Münevvere çok efdal bir yer olmakla beraber, Efendimiz Sallallahu Aleyhi ve Sel-lem'in bulunduğu şebeke-i şerafeti ihtiva eden Kubbe-i Hadra, arş denilen yüksek makamdan da âlâdır!.. Toprağı her şeyin üstündedir.
Binaealeyh, Medine-i Münevvere bu kadar güzel olmakla beraber, yine bir hadis-i şeriflerinde Deylemî Hazretleri rivayet eder ki;
"Terkü dânikin min fcarâmmHaramdan bir danik miktarı bir şeyi terk etmek.." Danik diyerekten iki kırat ağırlığındaki nesneye diyorlar. Her bir kırat, beş arpa ağırlığında olurmuş. İki kıratın ağırlığı on arpaya muadil ki, bizim bir kiraza değmez. Bir üzüme ve bir duta değmez. On arpa daha hafif gelir, üzüm ve kiraz daha ağır
gelir.
Binaenaleyh bu kadarcık bir şeyi terketmek, "terkü
zerretin min meharimillah, terkü danikin min haram lah efdalü."Eida\: üstün... Ne kadar? "Min semanîne el-fe haccetin bağde haccetil İslâm" -. Farz olan haccı yaptıktan sonra yapacağı binlerce, hatta seksen bin hacdan" efdaldir bir haramın terki!..
200
Yalanla para kazananların, haramla para kazananların, rüşvetlerle para kazananların; efendim, ihtikarlarla para kazananların kulakları çınlasın!.. Binaenaleyh hararnı terk herşeyden efdal... Ama, çok kazanamayacaksın! Napalım canım? Ayağını kapayacak kadar bir kulübe olsun kâfi!.. Karnını doyuracak bir parça ekmek olsun, kafi.. Çok şanlı şerefli yaşayacağına, Allah'ın rızasını kazanarak yaşamak her şeyden efdal!..
Veysel Karani Hazretleri'nin nesi vardı?.. Nesi vardı ama, bu gün efdal-ül beşer... Herkes hürmetle anıyor onu. Neden?.. Allah'ın rızasını kazanmak için, her şeysi-ni feda etmiş; meczub bir hale gelmiş. Kendisine de hakim değil... Binaenaleyh, Allahu Teala cümlemizi afv ü mağfiret eylesin de, o güzel mukaddes makamlarda yapılan dualara, bizim dualarımızı da ilhak ederekten, bizi, razı olduğu, hoşnud olduğu, sevdiği kulları arasına kabul buyursun... Hayat ancak bu rızayı kazanmak içindir. Bu hayat bize verilmiştir ya, elli sene-yüz sene yaşarız. Fakat bunun sebebi, Hakk'ın rızasını kazanıp, rıza evi olan cennete girmek içindir. Bu evi kazanamaz, bu nzayı kazanamaz da, yazık olaraktan o cehennem evine düşülürse -ki, ne büyük felaket, ne büyük acıdır- bunun yegane sebebi günahlardır.
Günahlar adamı gâvur etmez vakıa; amma lakin günahlar, insanları gâvurluğa doğru sürükler de haberi olmaz. Sel geldiği vakitte önüne nasıl çörü çöpü kapıp da, sürükleyip götürüyor., tşte günahlar da insanları böyle sürükleyip götürür, küfrün içerisine sokar da, haberi bile olmaz. Hâlâ, "Ben müslümanım" der.
Onun için küfür en büyük felaket!.. Beş tane felaketi var: Evvela, tevbe etmezse karısı boş olur. Yaptığı ibadetler de yoğa gider, boşa gider. Ne kadar ibadet yaptı,
201
ne kadar hac yaptıysa hepsi boşa gider... İbadetler kaza olunmaz ama, tevbe ettikten sonra haccını tekrar yapması lazım.
İkincisi, karısı kendisinden boş olur... "Ben boşa-madım kanyı!" Yok, o -infisah diyorlar- fesh oldu. Mukavele fesh oldu artık. Ağzından çıkan o kelime-i küfürle, nikah kendiliğinden fesh oldu. Karı senden ayrıdır artık.. Karının yanına sokulamazsın.. Bu benim karımdı, diyemezsin artık!.. Geçti.. Tövbe edersen, taze bir nikahla nikah-ı evvelin, evvelki nikahın üzerine 10 gümüş dirhem daha ziyade etmek üzre, yeni bir nikah kıyılır. İkincisi: Tövbe etmezse kestiği de yenmez!.. Allah affetsin kusurlarımızı. Sonra eğer tövbe etmezse yine, ki tövbesi "Eşhedü enla ilahe illallah "demekle olmaz diyor, bunu demekle dönemez yine gâvurluktan.. Ya?.. O dediği sözden, "Ben bundan tövbe ettim, yanlış yapmışım. Rücu ettim bu sözden" diyecek. Nasıl ki, bir kafir müslüman olurken hemen "Eşhedü enla ilahe illallah demesi kafi değil. Ya?.. "Ben, bütün batıl dinlerden rücu ettim" diyecek. Bütün batıl dinlerden rücu ederekten, İslâm'a girdim diyerekten kelime-i şehadeti getirecek. Bu da öyle yapacak...
Eğer tevbe etmeden ölürse, bu sefer onun cenazesi de kılınmaz ve bir müslüman mezarlığına gömülmez, diyor. Hatta bir müslüman mezarlığına değil, hiç bir makbereye gömülmez, diyor. Hangi milletten olursa olsun. Ne yahudi mezarlığına, ne hristiyan mezarlığına gömülmez, diyor. Ne felaket!..
Allah cümlemizi affetsin. İmanı sağlam, kavi olan ve her akşam tevbe istiğfar ile, tecdid-i iman, tecdid-i nikah ederekten yatağına giren... Cenab-ı Hakk'a daima tazarru ederek elini açıp, "Ya Rab! Beni doğru yoldan
202
ayırma!.. Beni nefsin, şeytanın yollarına kaptırma!" de.
Şimdi, Medine-i Münevvere'den gördüğüm bir hadiseyi de arzedeyim size: Bir vakit namazında ön safa gittim. Malum, o ön saf, bizim Kanuni Sultan Süleyman'ın yaptırdığı bir mihrabdır. Bir on metre, belki daha fazla camiyi genişletmiş. Oraya baktım, hep talebeler toplanmışlar. Kitapları ellerinde ders çalışıyorlar. Gözüme çarptı. Baktım, hep saatler sağ ellerinde..
Allah Allah, dedim. O gün soramadım hiç birisine... Ertesi gün yine gittim. Daha kalabalık bir cemaat.. Baktım, saatleri yine hep sağ ellerinde!.. Birisine sordum. "Yahu, dedim, herkes sol eline takarken siz niye sağa taktınız, bu saatleri ellerinize?.." E, dedi ki, "Peygamber Salallahu Aleyhi ve Sellem, sağı-sevmez miydi?.. Sağ eliyle yeyin, sağ elinizle için, sağ elinizle alın, sağ elinizle verin diyen Peygamber değil mi?!.. Kur'an'da da "es-hab-ül yemin" diyerekten Cenab-ı Hak bunu medh etmiyor mu?" Evet!."" Biz de ondan dolayı sağ elimize taktık" dediler. "Pek güzel!.." "E, dediler, sen duymadın mı, hoca efendi?" "Neyi?.." "Cenab-ı Peygamber demedi mi ki; Ey mü'minler, siz yehud ve nasaraya uymayın!
U
(oN-SJulil)
(Ya eyyühellezîne âmenû, la tettehızül yehûde vennasârâ evliya.. jKim onlara uyarsa, o da onlardandır, demiyor mu Kur'an?" "Evet, diyor." "Efendimiz Sal-lallahu Aleyhi ve Sellem de :
JÜU
^
JJI
203
(Ya eyyühellezîne amenû, halifül yehüd vennasâra)demedi mi?.." "Dedi." "E, öyleyse onlar soluna takıyorsa, biz de sağımıza takarız" dedi. "Sonra, (gayril mağdubi aleyhim veladdâllîn) diye hergün okumuyor musunuz?" "Okuyoruz." "E, sonra gayril mağdubi kimdir? Gazab olunan yehud. Siz onlara neden... Orda Allah'a "Ya Rabbi onlardan etme bizi" dediğimiz halde onlara nasıl uyulur?" dedi. Allah cümlemizi affetsin. Tevfıkat-ı samedaniyyesine mazhar etsin...
Bakınız Kabe çok güzel, yüzbin sevap var... Medine çok güzel, Peygamber-i ahir zaman orda yatıyor.. Yedi-yüz sene evvel gelen Tübba bile ona iman etmiş. Allah hepimizi affetsin.. Ona halisane bir iman ile yaşayan, onun istediğini İslâmiyet üzere yaşayan kullarından etsin cümlemizi...
Bismillahirrahmanirrahim..
Elhamdülillahi rabbil alemîn.. Vel akıbetti lil mütta-kin.. Vessalatü vesselamü ala seyyidina muhammedin ve alihi ve sahbihi ecmain...
Lailahe illallahul halîmül kerîm... Sübhanallahi rabbil arşil azîm... Elhamdülillahi rabbil alemîn... Nes'elüke mûcibâti rahmetike... Ve azâimi mağfiretike.. Vel ganîmete min külli birrin.. Vesselamete minkülli ismin...La teda'lena zenben illa gafarte.. Vela hemmen illa ferracte... Vela haceten leke fîhâ rıdan, illa kadayteha ya erhamerrahimîn...Ya erhamerrahimîn.. Ya erhamerrahimîn...
Aciziz, zaifiz, biçareyiz.. Günahkârız... Ama, ellerimizi sana açtık, ya Rabbi... Sen bizi mağfûrîn zümresine ilhak eyle, ya Rabbi.. Sevdiğin ve razı olduğun kulların arasına da kabul eyle ya Rabbi.
El fatiha!..
Esselamü aleyküm ve rahmetullah!.. (8 Haziran 1979 Cuma)
204
205
TERAVİH SONRASI DUA
Elhamdülillahi hakka hamdihî, vessalatü vessela-mü ala hayra halkıhî Muhanunedin, ve âlihî ve sahbihî ecmaîn...
Ya Rabbi! bu okuduklarımızdan hasıl olan sevapları, Sevgili Peygamberimiz Sallallahu Teala Aleyhi ve Sel-lem Hazretleri'nin, bütün Peygamberanı izam hazeratı-nın, evlâd, ezvac, eshab ve etba'lannın ve bu ana kadar geçmiş olan bil- cümle mü'min, mü'minat ve meşayihi izam hazeratının ruhlanyla beraber, bahusus hazırun ve cemaat kardaşlarımızın da geçmişlerinin ruhlarına ayrı ayrı hediye eyledik, Mevlâ vasıl eyleye...
Cümlesinin ruhlarını mesrur, kabirlerini pürnûr, makamlarını âlî, derecelerini yüksek eyleyip, seyyiatla-nmızı ve seyyiatlannı da hasenata tebdil eyleye... Bizler dahi onlar gibi bu dar-ı dünyadan göç vakti gelince cümlemize az ağn, asan ölüm, kamil bir iman ile ve buy-run: "Eşhedü enlâ ilahe illallah ve eşhedü enneMuham-meden abdühû ve rasûlüh) kelime-i tayyibe-i münciye-sini, can ü yürekten söyleye söyleye çene kapayıp göz
207
yummayı, Mevlâ cümle Ümmet-i Muhammede, hassaten biz aciz kullarına da lütfü ihsan eyleye...
Allahümmec'alnâ minettevvâbîn... Vec'alnâ minel mütetahhirîn... Vec'alnâ min ibâdikes salihîn... Vec'alnâ minellezine lâ havfün aleyhim velâ hüm yahzenûn...
Allahümmehdina min indik... Ve efıd aleynâ min fadlik.. Ve esbiğ aleynâ min rahmetik... Ve enzil aleyna min berakâtik...
Allahümme innâ nes'elüke temamenni'meh... Ve devam el afiyeh... Ve hüsnel hatimeh....
Allahu Teala cümlemizin ve cümle ümmet-i Mu-hammed'in, hassaten siz kardaşlarımızın, mübarek Ra-mazan-ı Şeriflerini, mübarek ve müteyemmin eylesin... Bir çok senelere sağlık afiyetlerle erişmek, nasib ü müyesser eylesin...
Allahümme inna nes'elükel afve ve afiyeh.. Fiddini veddünya vel'ahireh.. Teveffena müslimine ve elhikna bissalihin... . El fatiha!
(28 Temmuz 1979)
MÜNEBBİHAT DERSİ (1)
........Bu, Ramazan gecelerinde teravihden evvel -
teravihden sonra, vakit geç tabii- okuyacağımız, bir parça büyüklerin sözlerinden... Ona Münebbihat diyorlar. İbn-i Hacer-il Askalânî'nin. İkiden ona kadar... Şimdi, bugün iki sözlü yeri:
«uıl
^11
. ^ı a.\.....d. L
Cenab-ı Peygamber Salallahu Aleyhi ve Sellem'den rivayet edilir ki: İki huy vardır ki (la şey'e efdale); ondan daha efdal bir şey yoktur. Birisi (îmanen billah) İkincisi (vennefü lilmüsliminjmüslümanlara faydalı olmak!.. İki şey ind-i ilahide çok senaya layık: Birisi iman. İkincisi müslümanlara fayda verecek şey. Onun için demişler ya, "Hayrunnas, men yenfeunnas Nâsın hayırlısı nâsa hayırlı olandır."
208
209
Bu iki haslet ki, Cenabı Hak indinde ondan efdal şey yoktur: Birisi iman. îman olmayınca, zaten bir şey olmaz, iman başta gelir. Her şeyin başında iman... Ondan sonra müslümanlara fayda verecek hal ü harekât.. Sözünle, paranla, vücudunla, etinle, sütünle; ne gibi faydalar varsa, o faydaları müslümanlara yapabilmek,
en iyi huy...
(Ve hasletâni la şey'e ahbesü min hümâ) İki şey de vardır ki, ondan daha kötü şey yoktur. İkisi, efdal şey yok; ikisinde de ondan kötüsü yok. Birincisi (eşşirkü billab) Allah'a şirk koşmak., ikincisi de, (veddarrü bu mtts/ımfnjMüslümanlara zarar verecek hat, hareketler, her şey... Hepsi onun içine girer. Korkutmak da onun içinde... Müslümanın canı nasıl kıymetliyse, malı da öyle kıymetlidir. Malı ne kadar kıymetliyse, şerefi de o kadar kıymetlidir. Müslümanın şerefine, şahsına zarar verme!..
Bir müslüman ne kadar günahkar olursa olsun, ne
kadar ama; dünyanın bütün kabahatini işlemiş bir müslüman dahi olsa, yine la ilahe illallah diyor mu; o müslü-mandır. Ona elleşme!.. Ehl-i kıbleye elleşme..
E canım, çok günahkar! Olsun. Gâvur gâvurdur, bütün hayırları işlese. Ne kadar hayır varsa işlese, yine gâvur gâvurdur, yeri cehennemdir. Müslüman ne kadar kötülük işlerse işlesin, yeri yine cennettir; imanı oldukça!., iman büyük nimet... Büyük nimet... O da Cenab-ı Hakkın bize lütf u ihsanı...
Allah esirgeye, Bulgarya'da yahut Rusya'da, yahut başka bir gâvur memleketinde doğsaydık, bir gâvur anadan-babadan; ne yapardık?.. Ne gelirdi elimizden?.. Onlar gibi kiliseye giderdik. Neye tapıyorsa, biz de onlara tapardık... Öyle, Selman-ı Farisî gibi, babasının ateşe
210
taptığını beğenmeyip müslüman olacak kaç kişi çıkıyor?.. Bir tane çıkmış öyle bir bahtiyar... Ondan sonra, herkes anasına babasına tabi.. Ana baba ne yoldaysa, çocuk da o yolda...
Onun için, Allah'a çok şükredelim ki, biz müslüman diyarında, müslüman bir anadan babadan dünyaya gelmişiz. Bu, büyük nimettir!.. Onun için, imanla elhamdülillah bizi büyütmüşler, imanla bize ölmek, Cenabı Hak cümlemize nasib etsin inşallah!..
Onun için, iman çok mühim... iman büyük bir parçadır... Meselâ, vücud nasıl bir sürü parçadan ibaret; imanın da bir sürü parçalan var. işte, amentü billahi başta... Altı tane... Fakat 32 farz da onun içerisinde. 54 Farz da onun içerisinde.. Bu farzlarla beraber iman sağlam oluyor. Nasıl vücud ikiye bölünmezse, imanın da hiçbir zerresi bölünemez. "Ahiret denilen, öldükten sonra canım, toprak olacak da adam, yeniden olacak; buna aklım ermiyor!.."
Ermez.. Senin doğduğuna aklın eriyor mu?.. O, ana rahminde (Yüsawiruküm fil erhâm)Allah bunu ne güzel tasvir etmiş.. Hepsi yerli yerinde... Aklın eriyor mu buna?.. Nasıl, o kan parçasından bunlar olur?.. O kan parçası da tabii, bu yediğimiz topraktan oldu. Bu, topraktan olan kan parçası, evladlık tohumları olur. Ondan da... Tohumun içerisinde Allah onu, bak bu hilkati veriyor. (Yüsavvirukümfil erhâm) Suyun içerisinde o tasvir var. Tohum atınca tarlaya çıkıyorsa, o da öyle geliyor.
Onun için Allah Celle ve Alâ, hepimizi affetsin de... Bizi topraktan yaratan Allah, hergün yaratıyor işte... Her gün yaratılan, hep topraktan yaratılıyor... Yediğimi2 topraktan, içtiğimiz topraktan.. Topraktan da o kan oluyor. Kandan da bu insan oluyor, işte vesselam... Düşü-
211
necek bir şey, yok.
Onun için, iki şey efdal. Ondan daha üstün bir şey yok.. îman: "La ilahe illallah, Muhamedür rasûlulla). bitti. Kelime-i tevhid.. "Ben müslüman oldum yahu, ne yapayım, nedeyim?" Git müftüye, demek büyük günah!.. Git müftüye, demek büyük günah.. Yalnız de :"La ilahe illallah, Muhammedür resûlüllah", oldu. Müftüye yollamaya lüzum yok. Hemen telkin ediver, teferruatını sonra öğrensin.
Onun için, Aleyhisselatü Vesselam, buyurmuşlar ki:
ı_Jıâ)I j^
US'
(Aleyküm bi mücâlesetil ulema) Öyleyse, siz ulema meclislerine devam edin! Çünkü, iman kolay bir şey değil. Gaybe iman... Allah'ı görmedik ama, kendisini bize gösteriyor Kur'an'ında.. Ben buyum, diyor, gösteriyor 99 tane esmasıyla.. Bize kendisini tanıtıyor.
Dün radyoda da, konuşuyordu bir ilahiyat profesörü. "Bir inşaat, bir bina yapılınca, bunun kendi kendine olmadığını herkes biliyor" diyor. "Bir bina kendi kendine olmayınca" diyor. "Koskoca kainat kendi kendine olur mu?" "Bunu akıl kabul etmez tabiatıyla... Sen ne dersen de... Tabiat de, bilmem ne dersen de.. Ama, akıl kabul etmez ki, mutlaka buna bir yapıcı vardırç O yapıcı da kim?.. Allah Celle ve Alâ... Hâliki külli şey!.. Bütün her şeyin hâliki, Allah Celle ve Alâ.. Onun için, şimdi bunları bize öğretecek ulemadır. Öyleyse, aleyküm bil mücâlesetil ulema!.. Siz, ulemanın meclislerine devam
212
edin. Onların sohbetlerini dinleyin.
(Ve istimâi kelâmil hukema)İnsanların içerisinde de hakim insanlar vardır. Sözü sohbeti dinlenir. Makul konuşmalar yapar. Onların sözlerini de -hukema diyorlar onlara- onları da dinleyin.. Niçin?.. (Fe innallahı tealâ.) Sebebi: (yuhyil kalbel meyyite) Ölü kalpleri diriltir. Ölen kalpleri Allah diriltir. Neyle? (Bi nuril hikmeti) Ulemanın hakîmane söylediği sözlerle. Ölü kalpleri dm\ûr.(Kema yühyil ardal meytete bi mail matar.)Ö\-müş, sararmış, hayat kendisinden gitmiş toprağa yağmurlar yağdığı vakitte, nasıl yeşerir; ondan hayat biter... îşte ulemanın meclislerinde oturan insanlarda da, gönüllerinde iman böyle biter. Ölü kalbler dirilir yani!..
İJCÛ I
. -il 4ü
4ü\
JU j jA>
¦:, Onun için demiş ki: (Men tealleme harfen) Çok ufak harf, elif meselâ... (Minel {'/millimden bir harf öğrenenin.. (Gafarallahu leh)Alhhu Teala onu mağfiret eder. îlmi öğrenmeğe, meselâ çocuklar mektebe gidiyor. (Bak, rabbiyessir vela tüassir...) diye, hoca başlar okutmaya... çocuk bunu okurken, babası ne kadar azablı olursa olsun, Allahu Teala diyor ki: "Onun çocuğu Besmele-i Şerifi okurken, onun babasına ben azab etmeye çekinirim" diyor. Burda harfen, ilimden bir harf öğrenen, gafarallahu leh...
(Ve men vâlâ habtban)k\m bir kişiyi Allah için dost edinirse, (gafaralluhu leh)o da mağfiret-i ilahiyyeye
mazhar olur. Onun için, herkes Allah için dost edinmeli;
213
dostluğa layık bir adam dost edinmeli.. Habib. Habibul-lah..
(Ve men name ala vüdûin)Her kim, abdest alarak namazını kılıp da yatarsa, abdestli yatarsa; o da (gafaral labu leh) o da mağfiret-i ilahîye mazhar olur.
( Ve men nazara fi vechi akübi) Ne kadar hoş şey... Kim ki, kardaşının yüzüne muhabbetle bakarsa, Allah rızası için... Çünkü, yüzde cemalullah var.. Yüz, Allah'ın varlığını isbata en büyük delil. O ne güzel bir nur var yüzde.. Göze bak, hayran olursun.. Kaşa bak hayran olursun.. Yüzüne bak, hayran olursun... -Ağzına bak.. Efendim, sözüne bak.. Hep hayranlıklara düşürür insanı... Bu hayranlıklar, bu kuvveti veren Allah'a delalet eder seni...
Ama ne yazık ki, biz bu yüzümüzü gözümüzü parlatmaya çalışırız da; bunun yarınki halini bir görsen!.. O, mezara konduktan sonra, hani mümkün olsa da, bir açsan bir baksan.. Ooo, ne korkunç, ne iğrenç!.. Kaçar artık.. "Nereye yahu? Hani bunu balla, kaymakla besliyorduk. Tatlı olsun, güzel olsun diyerekten... Bugün ne kaçıyorsun?" Gitti artık can.. Gitti. O can, bu emanetullah-tan. Pek aşikar...
Onun için, (ve men nazara fi vechi akhîhi)kim ki kardaşının yüzüne böyle sevgiyle bakarsa, o da Allah u Teala'nın mağfiretine mazhar olur. Onun için, çok güzel öğütler buyurmuş büyüklerimiz. Allah hepimizi affetsin. Hiç kimsenin kusuruyla meşgul olma!.. Sen alemin kusurunu görmeye gelmedin. Kendi kusurlarını gör.. Islah edebilirsen, ne ala.. Islah edemiyorsan, o da senin gibi kardaş, o da ıslah edemiyor, ne yapalım? Elinden geliyorsa yalvar, "Ya Rabbi, ne olur sen affet.. Bu kötü huydan bunu kurtar" de... Yapabiliyorsan ne âlâ.. Yapa-
214
mıyorsan, onunla tellallık yapma!..
(Ve men nazara ft vechi akhtbi)Kardaşının yüzüne baktın mı, Allahu Teala'nın mağfiretine nail oluyorsun... Beş şey: Kur'an'a bakarsan öyle.. Valideyninin yüzüne bakarsan öyle. Kabe-i muazzamaya bakarsan öyle. Ulemanın yüzüne bakarsan öyle. Kardaşının yüzüne bakarsan, bu da öyle... Onun için, Allah hepimizi affetsin de, kardaşları kardaş olarak sevip; yüzlerine öyle merhametle, şefkatle bakmak, cümlemize nasib etsin...
Şimdi bir de bakış var ya; sert bir bakış.. Korkar insan.. Yüreği titrer, acaba nasıl diyerekten.. Öyle değil.
(Ve menibtedee hi emrin fekâle bismillah.) Bir iş yapacak, dükkan açacak, işine gidecek; bismillah diyor. O da mağfiret-i ilahîye mazhar olur.
Şimdi bu, Peygamberimiz'in sözleri, bitti. Şimdi Ebubekrinis Sıddîk'in sözü geldi.
J*°
A ey-
5i> :*,
(Ve kale Ebubekrinis Sıddık (R.A.) Men dehalel kabre) her kim kabri girerse, (bilâ zâdin)katıksız olaraktan, (Fekeennemâ rakibel bahra bilâ sefine) denize gemisiz girmiş bir adam gibidir. Denizde gemisiz gitmek isteyen bir adam gibidir. Denizde gemisiz nasıl yürünmezse, kabirde de zâdı olmayan, katığı olmayan.. (Hayrüzzâd ettakva). .Azığın hayırlısı takvadır. Allah korkusu gönlünde olmayanların... Oraya ekmek, peynir gitmez ya.. Zâd, katık. Katık dediğin senin, ekmek peynir.. Oraya ekmek peynir gider mi? Ekmek peynir yeri değil ki orası.. Ya?..Orada Allah korkusu!.. Allah korkusuyla kabre girebildiysen, ne mutlu sana... O Allah kor-
215
kuşu yoksa, vay halimize...
Kabre giderken Allah korkusunu nerden bulacaksın gayri?.. Onu, dünyada iken kazanacak idin. Ne yapacaksın? Günahlardan korkacaksın. îşte, imanı muhafaza ve bir de, müslümanlara faydalı olmaya çalışma.. Onun için Ebûbekrinis Sıddık Hazretleri (Men dehalet kabre bila zâd, fekeennema rakibe! bahra bila sefine) "demiş.
i JliL LjjJI
-(i
T^I
Hazreti Ömer Radiyallahu Anh, diyor şimdi: (Iz-züddünya bil m#£)dünyanın izzeti mal ile.. Halbuki, bugün o da para etmiyor. Şahın o kadar parası vardı; hiç para etmedi!.. Malın da devri geçti demek ki... (Ve izzüı ahireh bisalihil ö'mâ/^Ahiretin izzeti de salih ameller iledir A'mali saliha... îbadat, taat, hasenat.. Ne varsa...
Şimdi Hazreti Osman'a geldik. Hazreti Osman Radiyallahu Anh da diyor ki: (Hemmüddünya zulmettin Yahu, ne olacak bu işler yahu?.. Gaz yok.. Benzin yok.. Şu yok, bu yok.. Bir kaygı... Bu, (zulmettin fil kalb)Bu düşünceler kalbe zulmet.. Karanlıklar getirir kalbe... Allah kerim.. Ne yapalım, bugün de böyle oldu.. (Ve hem-mül ahireh)ama ahiret kaygısı, (nurun fil kalb)kalblere bir nur oluyor. Acaba ya Rab, n'olacak benim halim?.. Önümde iman var.. En büyükler bile korkmuşlar. Son nefes korkunç şey!..Onun için herşeyde isteriz ki, ya Rabbi hüsnü hatime.. Hüsnü hatimeyi isteriz Cenabı
Haktan, imanla göçelim... La ilahe illallah, diyerek göçelim Allah bilir, ne çeşit kazalar var.. Belalar var, ölümler var. Allah hepimizin hakkında hayırlı ölümler nasib etsin...
Onun için, (hemmül ahireh) Ya Rabbi, ahirette halim ne olacak benim, acaba?.. Bu nisabın karşısında, ben nasıl hesap verecem ya Rabbi?.. Bu kadar günahlarım var, kabahatlerim var. Onları nasıl yapacam?, diyerek-ten, bunların kaygısı, (nurun fil kalb)kalbde nurdur.
Geldi Ali Radiyallahu Anh'a... (Ve kale Aliyyûn Radiyallahu Anh.. jHepsi birer birer söylüyor. (Men kane ft talebil ilmi)Her kim ilim talebinde olursa.. Burada, bak bir şey var: fî talebil ilmi.. Elif lam var, ilmin başında.. Elif lam gelince hususi ilim!.. Hususi ilim, umumi ilim değil.. Umumi ilim olunca; doktorluk, mühendislik, her çeşit ilim girer içerisine.. Fakat elif lam girince bir ilim var. Bu ilim, ilmül ahireh!.. îlmüşşeria yani:., llmül ahireh bu ilim. Kur'an ilmi yani.. (Men kânefi talebil ilmi) Her kim, Kur'an ilmine talib olursa (kânetil cennetti fttalebihî)Cennet de onu taleb eder; gel gel, diye.. Yani Kur'an ilminin talibini cennete çağırır. Onun için, taleb olunacak ilim, ancak ilm-ül Kur'andır. Çünkü ulûmül evveline vel ahirin, hep bütün ilimler Kur'an'ın içerisinde vardır.
Adam, gâvur gökte uçuyormuş... Nerde uçarsa uçsun Mü'minin uçuşlarını hiç görmedin mi sen?.. Mü'min, öyle gaza benzine muhtaç olmadan uçar. Hiç Nakşiben-
216
217
di hazretlerinin menakıbını okumadın mı?.. Nasıl uç-muşsa büyükler.. Alllaah...
(Ve men kânefi talebil ma'sıyeh) her kim böyle ma'sıyyet peşinde olursa, (kânetinnârufi talebihijonu da cehennem ister. Onun da talibi cehennemdir, Allah muhafaza.. Onun için en çok dikkat edilecek şey, günahlardan korkup kaçmaktır.
İbadet kolay!.. Abdest alırsın, namaz kılarsın.. Ama, günahlar zor.. Bir kere alıştın mı hele, Allah muhafaza.. En kolay sigara... Bırak bakayım!.. "Yav alıştım gali n'apayım?.. Başım dönüyor... Karnım ağrıyor", diyor. Çeşitli bahaneler... Onun için, Allah kötülüklere, fenalıklara alıştırmasın...
Bakın şimdi burda gelir o: Cenabı Peygamber, pis kokular camiye gelmesin, diyor. Sigaranın kokusu pistir yav!.. Ona temiz diyen olur mu? Çıkar mı?.. Cenabı Peygamber, camiye sokmamış onları.. Öyleyse gelmeyin!.. O da olur mu yav?.. O da olmaz.
-üll
UjJI
/\
(Ve an YahyebniMuazRadiyallahu anb..Jiu Yahya îbni Muaz büyük bir zat.. Bütün varlığını böyle hayra hasenata harcamış. Allah hepimizi affetsin. Bu paraların hepsini harcıyacağım ben demiş. Şehid etmişler. Allah Allaah...
Ukûkûl valideyn, günahların üçüncüsü... Anaya babaya asi olmak, en büyük günah!.. İnsan, namaz kılacak kadar bir okumayı öğrendikten sonra, dinini imanını öğrenecek kadar bir bilgi sahibi olduktan sonra, fazla okumak için anası babası izin vermezse, gidemez..
218
Anasına babasına itaat vacip; öteki nafile... Hatta Kur'an ilminde hafız olmak, hoca olmak istiyor. Hoca olmak, hafız olmak nafiledir. Anaya babaya itaat vaciptir. İzin vermezlerse gidemezsin!..
Estağfirullaah. Estağfirullaah.. Estağfirullah el azîm, elkerîm, ellezî la ilahe illallahü.. Elhayyel kayyûm ve etûbü ileyh. Venes'elühüttevbete vel mağfirete vel hidayete lena, innehû hüvettevvabürrahîm. Tevbete abdin zalimin linefsihî, layemlikü linefsihî, mevten velâ haya-ten vela nüşûra...
Fatiha-i şerife meal besmele...
Bir salevat-ı şerif...
On ihlas-ı şerif...
Fatiha-i şerife meal besmele...
Bir elemneşrahleke-i şerif, meal besmele!..
Fein tevellev fekul hasbiyallahu lailahe illa hüve aleyhi tevekkeltü ve hüve rabbül arşil azîm.
Kaffeten ehli imanın ervahı için, el fatiha!..
(Yatsı ve teravih namazı kılındıktan sonra)
Elhamdülillahi hakka hamdihî, vessalatü vessela-mü ala hayra halkıhi Muhammedin ve alihî ve sahbihî ecmaîn....
Ya Rabbi! Bu okuduklarımızdan hasıl olan sevapları Peygamberimiz'in ve bütün peygamberlerin ve bu ana kadar geçmiş olan bütün pîran-ı tarikatın, hassaten hazırûn ve cemaat kardaşlarımızın bütün geçmişlerimizin ruhlarına ayrı ayrı hediyye eyledik. Mevla vasıl eyle-
219
ye.. Cümlesinin ruhlarını mesrur, kabirleri pürnur> makamlarını ali,derecelerini yüksek eyleyip seyyiatlarımızı ve seyyiatlarını da hasenata tebdil eyleye... Bizler dahi onlar gibi bu dar-ı dünyadan göç vakti gelince, cümlemize az ağrı, asan ölüm, kamil bir iman ile ve buyurun: "Eşhedü enla ilahe illallah ve eşhedü enne muhamme-den abdühü ve rasulüh" kelime-i tayyibe-i münciyesini de, can ü yürekten söyleye söyleye çene kapayıp göz yummayı, Mevla cümle ümmet-i Muhammede ve bizlere de nasib ü müyesser eyleye.
Allahümmec'alna minettevvabin.. Vec'alna minel mütetahhirin. Vec'alna min ibadikessalihin. Vec'alna minellezine la havfün aleyhim ve la hünı yahzenun...
Allahümme inna nes'elüke temamenni'meh... Ve devamel afiyeh... Ve hüsnel hatimeh...
Size bir hediyem olsun. Bunu her akşam da tekrar edeyim inşallah: Ramazan aç kalma ayı değildir!.. Ramazan açları doyurma ayı değildir.. Ramazan fakirleri besleme ayı değildir!.. Asıl Ramazan, huyları değiştirme ayıdır!.. Huyları değiştirme ayıdır! Titizliği bırakalım!.. Çok konuşmayı bırakalım.. Günahların hepsinden, ufağın-tefeğinden, hepsinden, sooon derece uzak kalmaya çalışalım!.. Allah'dan da yardım isteyelim!.. Cenabı Hak cümlemizi olgun kullarının arasına kabul etsin.. Herşe-yin olgunu makbul!.. İnsanın da olgunu makbuldür. Olgun insan, kamil insandır!.. Kamil insanların arasına, Ce-nab-ı Hak cümlemizi kabul etsin inşallah..
El fatiha...
(29 Temmuz 1979,
1 Ramazan 1399; yatsıdan önce)
220
MÜNEBBİHAT DERSİ (2)
Eûzübillâhjmineşşeytanirracîm. Bismillâhirrahma-nirahîm.
Elhamdülillâhi rabbil alemîn...Vel akıbetü lil müt-takîn.. Vessalâtü vesselâmü alâ seyyidinâ Muhammedin ve alihî ve sahbihî ecmaîn.
Cenabı Feyyazı Mutlak ve Rabbül Felak Hazretleri, cümlemizi mağfûrîn zümresine ilhak eylesin... Bu mübarek Ramazan-ı şerifte onun hürmetine, sevgililerinin hürmetine, Rasûlü ekremin hürmetine, hepimizi sevdiği razı olduğu kullarının arasına kabul etsin...
İnsan olmak çok zor şey... Çok zor ama... Tayyare yapmaktan zor... Füzeler yapmaktan zor. Hepsinden zor. Allah muinimiz olursa, oluruz. Muinimiz olmazsa kendi halimizde öyle olgun kamil bir müslüman olmamız çok zor...
Bu kitabı okuyor insan. Okudukça bakıyor kendine... Nerde?.. Biz nerde onlar nerde? Şu Efendimiz Sallal-lahu Aleyhi Vesellemin sözü, çok şayanı dikkat: "iki huy var ki, ondan daha efdal şey yok: Birisi, Allahu Teala'ya
221
iman; ikincisi, müslümanlara faydalı olmak."
Müslümanlara faydalı olmak.. Çeşitli faydalar var. Meselâ, bir fakire ev alıverirsin... Efendim yemeğini verirsin. Karnını doyurursun. Üstüne başına bakarsın. Para yardımı yaparsın... Çok iyi şeyler. Fakat bu bir fayda temin etmez. E, adam yaşar, ölür gider. Asıl müslümanlara fayda: Onun imanını kuvvetlendirecek, imanını sağlamlaştıracak bilgi lazım... Onun için alt tarafta diyor ki, (Aleyküm bil mücâlesetil ulemâ) ulema meclislerine devam edin. Çünkü ancak, sizin imanınızın kuvvetlenmesi bununla kaimdir. Çünkü, (Eddînü en nasthah. "Din nasihatla kaimdir". Nasihat dinlemeyen kulaklar anarşist olur. însanlan yola getirecek şeyler nasihatle olmuş... Sallallahu Aleyhi ve Sellem, insanlara ne kılıç kullandı, ne top tüfek kullandı. Onlara yaptığı nasihatlerle, Kur'an hasihatleriyle hepsi -Allah'a şükür- kâmil, olgun kimseler oldular... Onların seviyesine erişmeye imkan olmayan, yüksek rütbelere nail oldular. Sırf Kur'an'ı dinlemeleri dolayısıyla...
Onun için, onun da bugün varisleri ulemalar... Bize dini öğretecekler, telkin edecekler. Allah da bizim kalb-lerimize hidayet ihsan buyurursa, biz de onlardan istifade ederekten, Allah'ın sevgili kulu olmaya çalışacağız. Onu için buna çok dikkat etmeli... insanlara asıl fayda verecek, insanların kemaline sebep olacak bilgileri öğretmeli... Onun için Kur'an kursu müesseselerine son derece dikkat etmeli.
Bugün aşağı yukarı üç yüz bin çocuk okuyor. Üç yüz bin çocuk Anadolu'dan geliyor, burda mekteplere gidiyor.. Kimisi mühendis oluyor... Kimisi mimar oluyor... Kimisi doktor oluyor. Oluyor ama, dinini bilmedikten sonra bu bilgilerin faydası olmuyor. Menfaati...
222
Dünyada istifade eder tabii. Dünyada istifade eder amma, öldükten sonra bir şey yok elinde... Onun için dinini öğrendikten sonra ne olursan ol. Atomcu ol.. Tayyareci ol. Uçucu ol. Doktor ol. Mühendis ol... Ne olursan ol ama dinini bil! iyi bil ama. Dinini iyi bil.
Onun için dini bize bildirecek müesseselerin başında Kur'an kursları geliyor. Evvela Kur'an okumasını öğreteceğiz... Sonra da Kur'an bize ne diyor, onu öğreneceğiz.. Sonra da, Pegamber Sallallahu Aleyhi ve Sel-lem'in buyruklarını öğreteceğiz. Eh kendimizi onlara uydurabilirsek ne mutlu bize... Uyduramazsak, o zaman da ne yazık bize...
Yahya ibni Muaz Radiyallahu Anh'ın sözü kalmıştı, dün okurken: (Ma asallahu kertmünjtûç, kerim bir insan Allah'a isyan etmez. Kerim sıfatına nail olan insanın, Allah'a isyan etmesine imkan yok... (Vema âsereddün-ya alel ahireti hakîmünjkıikmet sahibi olan bir insan da, dünyayı ahiret üzerine tercih etmez.
Süfyanı Sevrî denilen, Imam-ı Azam'ın ayarında bir müçtehid daha var. Bunun mezhebi yaşamadı. Zamanında yaşadı, sonra kayboldu. Büyük bir zat... O da diyor ki: (Küllü masiyetin an şehvetin.) Masiyeûer iki kısımdır. Birisi aşikar, birisi gizli. Gizli olan masiyetlere
223
necaset-i maneviyye diyorlar. Necaset-i maneviyye. Kibir, gözükmez ortada bir şey. Gurur, hased, kin, şehvet... Bunlar saklı içerde. Bunların dışarda bir alameti yok, görülmez. Bunlara manevi günahlar diyorlar ki.. Öteki günahlar; pislik, hamama gidersin, yıkanırsın temiz olur. Ama bunlardan yıkanmakla temiz olmak mümkün değil. Bunlann şeysi tövbe. O tövbeyi de yapmak kolay bir şey değil... Tövbeyi de yapmak kolay da, tövbede durabilmek hüner...
Onun için, {küllü ma'siyetin an şehvetin)şehvetten dolayı Adem Aleyhisselamın ma'siyeti gibi bir ma'si-yet işlediyse insan, (feinnehû yürca gufranühajonun mağfireti umulur. Onu Allah affeder. (Ve küllü ma'siyetin anil /b&rOgururdan, kibirden, hasedden, gadabdan ve buna benzer sair şeylerden olan ma'siyetler ise, (fe-innehu la yürca gufranühajbnun mağfireti umulmaz. Neden? tşte Firavun var ya , o Firavun'un (Ene rabbükü-mül alâ)deyişi... O kibrinden dolayı, büyüklendiğin-den dolayı... Büyüklenme iyi değil. Büyüklendi miydi, onun cezası çabuk geliyor. Ve ondan, insan da kolayca-cık tövbe edemiyor. Tövbe etmek de kolay değil yani. Edemiyor. (Li ennehû ma'sıyyetü iblis) İblisin ma'siyeti bundan. (Kâne asluha minel kibri.)Ash, kibir. Gurur bırakmıyor onu. Yaptığı günahlardan dolayı bir daha af da yapamıyor. Af olunamıyor.
,15"
(Ve zelletü Ademe minel sehve) Adem aleyhisselamın zellesi -hatası yani- (kâne asluha minel şehveh) şehvetten neş'et etti. Allah "Yeme" dedi...Yemeyin denilen meyvadan yedi. Aldandı. O yediğinden dolayıdır ki,
224
onun affı me'mul...
3JI
(Ve men etâa) Her kim Allah'a itaat eder. (Ve hüve yebkt) aynı zamanda da ağlıyor. Hem itaat ediyor, hem de ağlıyor, imamı Azam gibi...(Feinnallaheyudhühü cennete ve hüve yedhakü) Onu da cennete gülerek korlar.
Ne iş yani... imamı Azam Hazretleri'ni tarif ederlerken, gece namaz kılıyor. Yatsıdan sonra camiden çıkmıyor yani... Camiden çıkmıyor, yatsıdan sonra. Namaz kılıyor. Bazı gözleyiciler.. bakalım ne yapıyor diye, girerler içeri saklanırlarmış. Gözlerinden yaşlar şıp, şıp diye hasıra damlıyor. Ne iş ya Rabbi... Ne hikmet...
Sallallahu Aleyhi ve Sellem buyuruyorlar ki yine: (La sagtrete meal isrâr, vela kebtrete meal istiğfar.) Bazı insanlar ehemmiyetsiz derler; ufak günahlara kıymet vermezler. "Ufak günah canım" der. Efendimiz diyor ki: "Hayır, günahın ufağı olmaz. Daima yapıyorsun onu, o büyüyor." Bir mısır tanesi, bir daha ko, bir daha ko. Ohooo, bir yığın oldu o... Ufak ama birikiyor, yığın oluyor. Onun için, büyük günahlar da istiğfar ile yok oluyor... Tövbe ediyor insan. Hata ediyor, arkasından tövbe ediyor. Nedamet diliyor. O da dayanamıyor, yok oluyor inşallah...
225
413-*«
(Ve ba'dul hukema) Hakîm olan kimseler demişler ki, (Men tevehheme ennelehû veliyyen evla minallah) Kendisini gözeten bir koruyucu var. Kendisini gözeten bir velisi var. Filan adam benim velimdir, diyor. Büyük adam... Ona arkasını dayıyor. Diyor ki, o zaman, (Kallet mc'rifetühû billahjiu adamın Allah'a ma'rifeti yok demektir. Çok az... Allah'ı bırakmış. Başkasına dayamış arkasını... Ondan dolayı gururlanıyor da; bunun ma'rifeti azdır diyor: (Ve men tevehheme ennelehû adüvven a'dâ minnefsiht, kallet ma'rifetühû bine/sihî)Birisi de düşman olarak, "Ah filan düşman yok mu? İngiliz, Fransız, Alaman... filan." Düşman olarak onları tanıyor. Asıl senin düşmanın nefsindir, diyor. Senin nefsinden başka, daha başka düşman anyorsun. Senin de Allah'a bilgin az...
Allah'a bilgin sağlam olsa, asıl düşman senin nefsin... Seni kemale ulaştırmaya mani oluyor. Hayırlarına mani oluyor... Efendim, bir çok iyiliklere mani oluyor. Binaenaleyh, asıl düşman senin kendi nefsin..
: JS «
Bir de Ebubekris Sıddflc (r.a) diyor ki -bir ayeti kerime diyor-: (Zaheral fesad filberri velbahri.^Karada ve
226
denizde fesad hasıl oldu. Diyor ki, hayır! (Elberr) kara, (hüvellisan) dildir, diyor. (Velbahr, hüvel kalb) Deniz de kalbdir, diyor. Kur'an'daki manaya bak.. Orda karadan, denizden bahsederken; karadan murad dildir, denizden murad kalptir, diyor. Fesad bu ikisinde de var. Fesad denizde ne olacak, deniz Allah'ın suyu... Kara da Allah'ın toprağı.. Toprağın ne kabahati var?.. Denizin ne kabahati var? Fesad asıl dil ile gönül... Bu ikisini kaybettin mi elden, felaket... (Feizâfesedellisan) dil yalan söylüyor, fena söz söylüyor... Efendim, hatır kırıyor...Gönül yıkıyor, dil. (Beket aleyhinnüfus) Buna, insanlar ağlar. Bu, hatır kırıcı, gönül kırıcı adama ağlar insanlar... (Feizâfesedelkalb.J Bu sefer gönül fesad... Kendi kendine, kötü kötü şeyler besliyor gönlünde... (Beket aley-hilmelaike) Ona da melekler ağlar.
Bunu bir yerde okudum bugün de, diyor ki: Kâbe-i Muazzama'da oturma!.. Çünkü burada, günahı işlemedikçe, içinden gelir bir şeyler ya... Şu fenalığı yapayım, bu fenalığı yapayım. Fakat aklın başına gelir. Tövbe edersin, yapmazsın. Günah yazılmaz. Fakat, Kabe'de içinden böyle bir şey geçirdin miydi, derhal o, yüzbin günah yazılır. Onun için diyor ki: Hazreti îbni Abbas, Mekke'de oturmadı. Taife kaçtı... Bu günahdan dolayı, orda barınmak zor... Gayet kendini şey tutacaksın.
8*
(Inneşşehvete tüsayyirul mülûke, abiden.) Şehvet çok fena şey... Bu, Allah muhafaza etsin, işte hayvanlarda görüyoruz ya... Şehvetleri geldiği vakitte nasıl birbirlerine hücum ediyorlar. Vurup kırıyorlar, koparıyorlar.
227
Bu insanda da aynı şey mevcut. Onun için, bunu yenmek, yani pehlivanları yenmekten daha zor. Pehlivanları yenmek mümkün de, bu insan şehvetini yenmesi çok zor... Onun için şehvet, (tüsayyirül mülûke abîden)me-likleri köle eder. Melikleri köle eder, Şah'ı köle ettiği gibi... (Vessabru yüsayyirul abide mülûken.) Sabır da, köleleri melik yapar. (Elâ teratgörmüyor musun (Ha kıssati Yusuf ve Züleyha).. Yusuf köle oldu, fakat sonra Mısır'a melik oldu. Ne sebebiyle?.. Sabrı sebebiyle... Öteki Şah idi. Şahlık gitti elden, oldu şimdi bir köle...
: J*»
«!_,*
(Tûbâ limen kâne aklühü emîranJUnsamn aklı emi-ri olursa, o insana müjdeler olsun... Çok iyi.. Aklını kullanabiliyor. (Ve hevâhü esîrâ) Hevasına da uymuyor.. Hevasına uymayan adam, aklı kendisine emir... Ooo, ne mutlu o adama... (Ve veylün limen kâne hevâhü emîra) Eğer arzusu emirse... Hevası, arzusu, isteği onun emiri... Şunu yapalım bu akşam! Yapalım. Bunu yapalım; yapalım.
Yahu, bugün akşam dinledim de, yedi tane- sekiz tane eşkiya delikanlı bir evi basmışlar.. Yedi tane delikanlıyı kesmişler... O delikanlılarla da hiç bir ilgileri yokmuş. Yalnız onların -ne diyorlar- onların şeysine, örgütüne girmediklerindeft dolayı, onlara kin beslemişler. Basmışlar yakalamışlar... Yedisini de kesmişler adamların... Bir kısmını, Eskişehir yoluna götürüp kesmişler... Bir kısmını evlerinde kesmişler. Hakim, idamlarını istiyordu onların... Yani, bunlar şimdi hiçbir kabahatleri yok... Kabahatleri olmadığı halde, insan bu kadar
228
canavar oluyor yani. Emeline nail olmak için... E, aptal insan! Sen elde bir maşasın! Seni arkadan oynatan var... Hacivat'la Karagöz vardı, vaktiyle bizim çocukluğumuzda. Perdenin arkasında oynar, biz de onları seyrederdik... O, oyunda değil ki, onu oynatan var... Şimdi, bu oynatanlara aklı ermiyor çocukların. Canlarını da feda ediyorlar. Allah esirgeye...
cr
(Men terekezzünûb rekka kalbühû) Günahları ter-keden insanların kalbleri yumuşak olur. Mahzun olur. Ağlar, sızlar, yalvarır Allah'a... (Ve men terekel haram) Haram da günah ya, onu da ayrıca yazmış. Haramı ter-kederse, (ve ekelel helal) helali da yerse, (saffet ftkretehû) kafası çok güzel, temiz olur... iyi düşünür. îyi düşünceli insan olur.
JLS1
^M JJLJI
(Kemalül aki.)Aklın kemali... Herkeste bir akıl var ya şimdi. Bunun hangisi olgun akıl, kâmil akıl?., (lttibaı rıdvanillahi teala)Allahu Teala'nın rızasına ittiba etmek... Allahu Tealâ kimlerden memnun?.. Nelerden memnun ?.. Bunları yapıyor. Allahu Teala'nın razı olmadığı şeyleri de terk ediyor. (Vectinâbü sehatibî)Emrine itaat ve gazabından içtinâb! Onun için demişler ki:
UU X> -V :JJİ
229
(La gurbete lilfâdıl, ve la vatane lil cahil.) Fazıl adama gurbet yoktur. Dünyayı dolaşsa, hiç gariplik çekmez. Her yerde dost bulur. Cahil, vatanında da gariptir. Kimseyle geçinmez çünkü... Önüne gelenle kavga eder. Vatanında da rahatı olmaz.
JJ
(Hareketüttâati delîlül ma'rifeh..JŞimdi namaz kılıyoruz ya, yatıyoruz kalkıyoruz. Bu bir hareket... Bu hareket, o kimsenin Allah'ı bilgisinin alâmetidir, demiş. Nitekim, (hareketül cismi delîlül hayâh..) vücudun hareketi, ölmediğine alamettir. Ölü olsa, kımıl dayamayacak... Ölmediğine alamet olduğu gibi, gönüllerin de hareketi, taatlerin yapılışı; o da ma'rifet-i ilâhiyyenin kendisinde mevcud olduğuna alâmettir, demiş.
<iül
Şimdi burda bir hadis var. Bunu herkes de bilir. Sal-lallahu Aleyhi ve Sellem buyurmuş: (Aslü cemîil hatâyc hubbüddünya JGünahlar çok ya, fakat bunların bir başı var... Yüzlerce, işte 550 tane günah yazmışlar. Malum, bir başı var. Başı, hubbüddünya: Dünya sevgisi... E, bu dünya da oturduğumuz için, sevmemek de mümkün değil... Seveceksin dünyayı, n'apacaksın... Ev yapa-can... Çoluk çocuk evlendirecen... Kendin de harcıya-can, yaşayacan bu dünyada... Bir iş lâzım. Biz öyle eski zamanın kâmilleri gibi, bir lokmayla-bir hırkayla geçi-
230
nemeyiz ki...
Şimdi, hataların başı dünya sevgisi olduğu gibi; bütün fitnelerin başı da (Aslü cemîilfiten) bütün fitnelerin başı da... O anarşiler-manarşiler... Bunların hep başı da, (men'ul uşri vezzekât) öşür ve zekatı vermemek... Öşürle zekat kalktı mı, fitneler de kalkacak ayağa, ayaklanacak... Şimdi ilk şeyde, köylüden öşrü kaldırdık. Köylüye dedik ki, öşür kalktı, rahat et... Oh dedi, sevindi. Çünkü öşrü vermek de zor bir işti. (Cemîil fitem men'ul üşri vezzekât..) Öşür kalktı. Öşür kalkınca, zekat da gayri, müslümanlann keyfine kaldı. İsteyen müs-lüman verir, isteyen de vermez...
Şair demiş ki: (Ya men bidünyâhü iştegal/)Ey dünyasıyla meşgul olan kimse! (Kadgarrâhu tûlil emel)se-ni uzun emel aldatıp duruyor. Şu kadar sene yaşarım... Şu da lazım, bu da lazım.. Birçok emel var insanda...Şimdi bu emeller seni aldattı. (Evelem yezeljt gafletin) sen bu uykuda ne kadar uyuyacaksın daha?.. (Hattâ dene minhül ecel..) Bakıyorsun ki bir gün, ecel geliverdi. Ondan sonra senin emellerin filan hepsi suya düşüyor. Bir şeyler yapacaksın ama, bir türlü nail olamıyorsun... (El-mevtü ye'tî bağteten..) Ölüm ansızın gelir. Ansızın gelir ama, evvela bir elçisi de vardır. Belin ağrır, bacağın ağrır... Karnın ağrır, başın ağrır... O ölümün elçisi onlar. Aklını başına al, diyor. {Elmevtü ye'tî bağteten) sonra ansızın gelir vesselam... (Velkabrü sandûkul amel..y
231
Kabir, amellerin sandığı... Kızların çeyiz sandığı olduğu gibi. Oraya doldururlar. Kabir de senin amellerinin sandığı.. Nelerdir götürdüysen burdan oraya, amel olaraktan onlar senin karşına çıkacak... iyilikler götürdüysen ne mutlu sana... Onun için kabir:
(Erravzatün minriyâzil cenneh, ev hufratü.ı m hu/erin niranjYa cennet bahçesi, ya cehennem çukuru... Nasıl?... Canım bugün önümüzde bak, televizyon var. Şöyle karşıdan bakıyoruz: Oooo, her yeri seyrediyoruz.:. Bir çok yerleri seyrediyoruz. Ne gördük, ne ettik, ama gözümüzün önünde, seyrediyoruz işte... işte, mezar da böyle... Oraya gireceğiz. Girdikten sonra eğer cennetliksek, o cennetteki yerimiz böyle, televizyondaki gibi bize gösterilecek. Orda bakıyorsun: Ooo, ne mutlu bana... Köşkler benim. Bu saraylar benim. Bu cennetler benim... Oooh!.. Unutacak ölümü...
E, maazallah, imandan, amel-i salihten mahrum olaraktan, dinsiz olaraktan gittiyse; ona da cehennemdeki yeri gösterilir. Onu görecek... Yılanlar, çıyanlar, akrepler... Çeşitli azap şeyleri... O, orda artık eriyecek mi eriyecek, işte artık... Vayy... Nedamet..." Tekrar beni dünyaya çıkar da ya Rabbi, bak yapar mıyım?", diyecek amma bir daha çıkar mı ya? Onun için, (Isbir ala ehvâliha) bundan sonra sen, o kabrin haline razı olacaksın. Başka çaren yok... (La mevte illâ bil'ecel..) Ölüm de gelmez, ancak ecelle gelir. Ecel... Nefes var bizde ya, alıp veriyoruz. Bu alınan nefesler bizim sermayemiz-
232
dir... Bin mi, yüzbin mi, beşyüzbin mi?.. Adama nefes verilmiştir. Bu nefesler bitmeyince, insan ölmez, insanın ölümü bu nefeslerin bitişine bağlı... Binaenaleyh, sen bu nefesleri mümkün mertebe boşa kaçırmamağa çalış... Öyle hevayı heves, zevk ü sefa peşinde bu nefesler kaybolunca, Cenabı Hak soracak kıyamette: "Bu sana verdiğim ömrü nereye harcadın?" işte ömür bundan ibarettir. Bu ömrü nereye harcadın? Zevk ü sefa peşinde, surda burda erittim... E, olur mu?.. Allah kusurlarımızı affetsin.
Şimdi bu ikişerli. Gelecek ders de bâbüsselâs: Üçer üçer cümlelere geleceğiz. Allah cümlemizi affetsin... Onun için. Bu Ramazan öyle mutlaka aç kalmak... Bugün bir efendi geldi. Bir caminin müezziniymiş. Bizim Doktor Mazhar'a gitmiş. "Ben zayıfım", demiş. "Korkuyorum" demiş. "Orucu kışa bıraksam da kışın tutsam olmaz mı?" demiş. O da bana yollamış, "Git hocama sor" diye... Dedim: "Ben senden çok zayıf idim vaktiyle. Bugün de yesem de caizdir..." Yesem de caizdir. Bize Alla-hu Tealâ izin de veriyor, tutsak da tutmasak da... Çünkü bundan sonra gençleşeceğimiz yok... Hasta tutmaz orucu ama, iyi olduktan sonra tutacak... Bizde bundan sonra iyi olma vakti gali geçmiş. Onun için dedim ki: "Sen ölmezsin korkma!.. Daha sağlam olursun, iyi olursun". Şöyle hastalığım var, böyle hastalığım var... Onlar da geçer inşaâllah. Müezzinmişin. Biraz da yat uyu, fazlaca.. Öylece geçir vaktini ama orucu bırakma!.." E, dedi; şöyle, böyle... Dedim ki, senin bugün bıraktığın bir günlük orucu -iki rivayet var- bir sene oruç tutsan onu ödeyemezsin... Bir sene hiç bozmadan oruç tutsan, ramazanda yediğin bir günün orucunu ödeyemezsin... Mükâfatını kazanamazsın... Bir rivayette de ömrün bo-
233
yunca oruç tutsan... Ömrün boyunca oruç tutsan, Ramazanda bir gün yediğin orucun yerini tutamaz...
Onun için, Allah hepimizi affetsin de bu mübarek günlerde şöyle layıkı veçhiyle, Hakkın istediği gibi oruç tutmak nasib etsin...Kimsenin gönlünü kırmadan, kimseyi incitmeden, elimizden geldiği kadar herkese iyilik, güzellik, tatlı dil güler yüzle muamele ederekten efendim, hoş sohbetlerle mübarek ramazanımızı geçirmek cümlemize nasib ü müyesser etsin inşallah!..El fatiha!..
(Yatsı ve teravih namazlarından sonra dua..)
Subhane rabbiyel aliyyil a'lel vehhab... Elhamdülil-lahi hakka hamdihî, vessalatü vesselamü ala hayra halkıhî, Muhammedin ve alihî ve sahbihî ecrrtaîn...
Ya Rabbi... Bu okuduklarımızdan hasıl olan sevapları, sevgili peygamberimiz sallalahu aleyhi vesellem efendimiz hazretlerinin, ve bilcümle peygamberani izam hazeratının; evlad, ezvac, eshabü etbalannın ve bu ana kadar geçmiş olan bil cümle mü'minîn, mü'minât ve meşayihı izam hazeratının ruhlarıyla beraber Ebubekri-ni's Sıddîk, Ömer'ul Faruk, Osman-ı Zinnûreyn, Aliyyül Müıteza, vebnâ hüma vel Fatıma, vesair ezvacı tahirat validelerimizin ruhlarıyla beraber, Nakşıbend Mehem-med Bahaeddin Hazretleri'nin, Mevlânâ Halidil Bağdadînin, Gümüşhaneli Ahmed Ziyaeddin, Hasen Hilmi, İsmail Necati, Ömer Zıyaeddîn Zeki ibni Abdillahid Da-gıstâni, Mustafa Feyzî ibni Emrillahi Tekfurdaği Hazretleri'nin ruhlarıyla beraber, bilcümle mü'minin ü mü'mi-natın ruhlarına ve hassaten hazırûn ve cemaat kardaşla-nmızın da geçmişlerimizin ruhlarına ayrı ayrı hediyye eyledik, mevlâ nasib eyleye...
Cümlesinin ruhlarını mesrur, kabirlerini pürnûr, makamlarını âlî, derecelerini yüksek eyleyip, seyyiatla-
234
rımızı ve seyyiatlarını hasenata tebdil eyleye... Bizler dahi onlar gibi bu dan dünyadan göç vakti gelince, cümlemize az ağrı, asan ölüm, kâmil bir iman ile ve buyurun, (Eşhedü enlâ ilahe illallah ve eşhedü enne Muhamme-den abdühû ve rasûlüh" kelimei tayyibei münciyesini de can ü yürekten söyleye söyleye, çene kapayıp göz yummayı, Mevlâ cümle ümmet-i Muhammede, hassaten biz aciz kullarına da lütf u ihsan eyleye...
Allahümmec'alnâ minettevvabîn.. Vec'alna minel mütetahhirîn.. Vec'alna min ibadikessalihîn.. Vec'alna minellezîne lâ havfün aleyhim velâhüm yahzenûn..AUa-hümme innâ nes'elüke tamamennimeh.. Ve devamel afiyeh.. Ve hüsnel hatimeh.. Bi hürmetil fatiha..
(30 Temmuz 1979,
2 Ramazan 1399; Yatsıdan önce)
235
MÜNEBBİHAT DERSİ (3)
Euzibillâhimineşşeytanirracîm. Bismillahirrahma-nirrahîm.
Elhamdülillahi rabbil alemîn... Vel âkıbetü lil müt-takîn... Vessalâtü vesselâmü alâ seyyidinâ Muhamme-din, ve alihî ve sahbihî ecmaîn.
Beraber, bir salâtü selâm okuyalım: "Allaaahümme sallı âlâaa, seyyidinâaa, Muhammedinin nebiyyin üm-miyyin ve alâ, aalihî ve sahbihî ve sellim"
Sözlerin arasında bazı sözler vardır ki, üzerine mühür damga basmak, üzerinde durmak lâzım yani... Bu, iki sözler arasında son olarak Cenab-ı Peygamber'in buyruğu;
* ""Pir J ^
Ul
(Aslü cemîil hatâyâ)hüxün hataların aslı, (hubbüd-dünya)âiyothiT. Bütün hataların başı bu oluyor. İkincisi
237
(ve aslü cemîilfiten) ne kadar fitneler varsa... Fitne işte... Envai çeşit... Bunların da aslı (men'ül uşre vez-zekât) öşür ve zekatı vermemek... Öşür köylüden kalktı. Zekat da ancak müslüman kimselerin vicdanına kaldı. Onun için, fitnecilere kabahat bulmamak lâzım... Fitnenin kökü, zekatlarını öşürlerini vermeyenler... Fitneyi onlar doğuruyor. Bu da işte Peygamber'in sözü... Bütün fitneler ondan ileri geliyor. Şimdi elhamdülillah, bugün mahsuller çoğaldı, güzelleşti. Bunların zekâtını deyince, vergi veriyoruz diyor. Hem vergi hem zekat olur mu, diyor... Zekat başka, vergi başka... Zekât fukaranın hakkıdır. Vergi de devletin hakkıdır.
-tül (J-tf» ç_gjl\
J
Sallallahu aleyhi ve sellem buyuruyor ki: (Men esbaba vehüveyeşkû dikal maaş) Sabahladı, fakat maişetin darlığından müşteki... Maişetin darlığından müşteki. Kazancım yok diyor. Şu diyor, bu diyor, (fe keennemâ yeşkû rabbehû) Sanki bu, Allahu Tealâ'yı şikayet ediyor gibi...
Bugün bir Şam'lı geldi de bir büyükten bahsetti. Büyüğe sormuşlar. Benim dört şeyim var demiş: Birisi demiş, ben nerede olursam olayım, Allah beni görüyor... O, benim içime yerleşmiştir. Her yerde Allah beni görüyor, ikincisi demiş benim hiçbir kimseye, ihtiyacım yok, rızkı verecek odur. Üçüncüsü, amel onu ancak ben yaparsam yapacam... Başkası benim yerime amel yapamaz, demiş. Binaenaleyh, ona da gayret etmiş. Dördün-
cüsü de demiş , ölüm hak... Ölüm hak, onu da unutma...
(Ve men esbaba liumûriddünya baztnenX)ünya işlerinde mahzun, işte gaz yok, mazot yok... Şu yok bu yok diye üzülüyor. Bu kış ne yapacağız diyerekten. (fe-kad esbaba sabiten alelah)Bu Allah'a gazaplı olarak sabahlıyor... Rezzak ya...
(Ve men tevâdaa liganiyyin)Bakın, dikkat edin... (ve men tevâdaa liganiyyin)Her kim bir zengine boyun bükerse... Alçak gönüşlülük yaparsa... Tevazu gösterirse, (fekad zehebe sülüsâ dînihî) dininin üçte ikisi gider...
Zenginlik iyi şey... Abdülkadir-i Geylâni gibi zengin olursan, ne mutlu... Imam-ı Azam gibi zengin olursan ne mutlu... Buna benzer zenginler yine dolu elhamdülillah. Fakat bu zenginliğe özenip de, ben de zengin olamadım diyerekten, o zengine tabasbus edip, "Aman efendim..." "Paşam efendim..." "Sensin efendim..." diyerekten ona yaltaklık yapmak... Dininin üçte ikisi elinden gidiyor. Ne acı şey... Halbuki, bugün hep derdimiz de o...
Ebûbekrini's Sıddîk radıyallahu anh de diyor ki: (Selâsün lâyüdrike biselâsin)İJç şey, üç şeyle elde edilmez, (elgınâ bilmünâ) Zenginlik istiyorsun ama, "Ya Rabbî, bana zenginlik ver" diye temenni ile olmaz... Çalışırsın yolunda... Verirse Allah verir. Temenni ile olmaz bu. (Veşşebâbü bil hıdab) Yaşlı adam kendini boyuyor, sakalını; genç göstermek için. Böyle gençlik olmaz, di-
238
239
yor... Halin belli... ilaçla da sıhhat olmaz... ilaçla da (vessıhhatü bil edviyeti) sıhhat olmaz. Sıhhatli adamın ilaca ihtiyacı olmaz.
Şimdi, Ömer radıyallahu anha geldi sıra; (Ve an Ömer'in radıyallahu anh: Hüsnütteveddüdi ilennâs^ insanlarla güzel geçinmek... Teveddüt: dostluk, muhabbet... İnsanlarla güzel geçim temin etmek, (ntsfül akl) aklın yarısıdır... Çünkü, insanlarla güzel geçinemezsen; onunla küs, bununla dargın... O, rahatlık olmaz... Aklın yansı insanlarla iyi geçinmektir, (ve hüsnüssüal) Güzel sorgu sormak, mesele-i diniyyeden bir şey sormak; bu da, (ntsfül ilmi)ûnûn yansıdır... Adam senelerce okur. Sen onu sorarsın. Bir saatde öğreniverirsin, (ve hüsnüt-tedbîri ntsfül maişeti) İsteyen herkese Allah nasib veriyor. Bu nasibi kullanmak hüner... Eğer ben de ötekiyle yarış edecem, dersen; elbette sıkıntı çekersin... Yorganına göre ayağını uzat derler Gelirine göre ayağını uzattın mı, rahat edersin. Nısfülmaîşe: geçimin yansı tedbirde... Gelirin ne kadar? Yüz lira... Yüz lirayla geçin...
-ûl a**-I LjJI J z .-,
Hz. Osman (R.A) şimdi diyor ki: (Men terekeddün-ya ehabbebullabyDünyântn zinetlerini terkedeni, Allah sever." Hakikaten bizim çok şeyimiz var... Çok kaba-
240
hatimiz mi deyin, ne deyim... Sallallahu Aleyhi Vessel-lem, hasır üzerinde yatıyor. İz yapıyor vücuduna... Acımışlar! "Müsaade et de, sana lâyık bir şey yapalım! Bak, acem kralı, efendim, Rum kralı nasıl yaşıyorlar?.. " " Bize dünya lâzım değil!"diyor. Karının açlığı... " Bir gün aç oiarayım, tazarru u niyaz edeyim; bir gün de doyayım, Aliahıma şükredeyim!" diyor. Peygamberimiz'in harekâtı böyle; diğer peygamberler de böyle... Allah affetsin kusurlarımızı...
Onun için, (Men terekeddünya) Peygamberimizin yaptığı gibi dünyayı terkederse (ehabbehullah) insan, Allah onu sever. Allah da sevdimiydi, iş halloldu demek... (ve men terekezzünûbe) Kim ki günahları terkederse, (ehabbehül melâike) onları da melekler sever... Günahları terkedeni de melekler sever. Yazmağa vakit kalmıyor... Günah yazmağa vakit kalmıyor. (Ve men haseinettamaa anil müslîminjiir de müslümanlardan yani, varlıklardan ümidini kesmek... Gözünü kesmek... Elini kesmek... Onlardan bir şey istemeğe ihtiyacı yok yani... İstemiyor. Tamahını kesiyor. Bana yardım ederler-, şöyle derler, böyle derer... Ona tenezzül etmiyor. Müslümanlardan yardım beklemiyor... Ümidini kesmiş yâni...(ehabbehül müslimîn) Onları da müslümanlar sever. Eziyeti yok... Kimseye ağırlık olmuyor, yük olmu-yar... Onu da müslümanlar sever.
Cr* ö' j
Şimdi, Ali radıyallahu anh diyor ki: (An Aliyyin ra dıyallahu anh: Enne min na'middünyayekfîkel İslâm,
241
Bak, ne güzel diyor Ali radıyallahu anh: "Sana dünya nimetlerinden, islâm yeter..." Dünyada nimet çok ama, en iyi nimet İslâm nimeti... O da sana yeter... Allah seni islâm yapmış elhamdülillah... (yekfîkelklâmü ni'meten) Nimet olaraktan islâmiyet sana yeter. (Ve enne mineş-şuğliyekfîket taatü) iş arıyorsan; taat de sana yeter... Taatden daha iyi iş yok... Ne güzel...(we enne minel ibreti yekfîkel mevt!) Bir de, ibret almak işitiyorsun; ölüm sana ibret olaraktan yeter... Hergün işte, cenazeler gidiyor. Elbet, bir gün sen de gideceksin diye...
•Lill
4*1
o*
(Ve an Abdillah tbni Mes'ud Radiyallahu anh: Ken min müstedricin binni'meti aleyh)Çdk nimetlere gar-kolanlar vardır ki, nimet onların aleyhinedir...
Şimdi, Allahu Tealâ'nın lütfü da var, kahrı da var... Lütfunun içesinde kahır vardır; kahrının içerisinde lütuf vardır. Kahrının içerisinde lütuf görünür ama o kahrın altında büyük lütuflar vardır. İnsanları uyandırır, bir çok nimetlere gark eder. Meselâ ibrahim Aleyhisselam... Ateşe atılıyor; bir kahırdır. Ateşe atılıyor ya, bir kahırdır, o... Ama o kahrın altındaki lütuf! Oooh, gülistan oldu ateş... Bir çok insanlar da müslüman oldu onun sayesinde...
Onun için, çok nimetler vardır ki- istidrac şeysiyle-o nimetler sahibinin aleyhinedir; lehine değil... Allah muhafaza...
(Ve kem min meftûni bissenâi aleyh) Çok insanlar vardır ki, övülmeye meraklıdır... Medhü senaya merak-
242
lıdır. Medholunsun, övülsün sena edilsin; ona meraklıdır. O da onun aleyhinedir... Çünkü, insan insan olamaz; altınla taş, indinde müsavi olmadıkça... Altının kıymeti var tabii. Taşın, yok. Fakat onun indinde, altın da bir taş da bir. Bu raddeye gelmeyince insan, tekemmül etmiş sayılmaz diyor. Onun için, beni medhetmişler veyahut zemmetmişler... Medhederlerse güzel. Zemmederlerse yerinir insan... Fakat onun indinde o müsavi, ister medhet, ister zemmet... "Beni Allah sevsin yajnız, kâfî..." diyor!
(Ve kem min mağrûrîn hissetti aleyh) Çok kabahatler yapıyor adam. Meydana da çıkmıyor. Kapalı kalıyor. Örtülü... O da ondan mağrur... O da onun aleyhinde...
VI
JsUl
o*
*JJ
(Ve an Dâvudünnebî)Hz. Davud'dan naklen diyor ki, (kale ûhiyejizzebûr)lüta.blardan Zebur kitabı verildi ya, o Zeburda vahyolunmuş ki, (hakkun alel akili)Akıllı olan adama, akıllı olan adama layıktır ki (enlâ yeştegıle illâ bisselâs) ancak üç şeyle meşgul olur. Üç şeyle meşgul olmak âkilin üzerine haktır. Birisi, (tezevvüdün li meâd) Ahiretine hazırlan! Ahiretine hazırlık yap... Dünyaya değil.
Bursa'da cumayı kıldık da, orda bir vaiz efendi (1) va'z ediyor, çok ateşliLHer camiye de gidiyor ses. Diyor ki : "Gazı düşünürsünüz, benzini düşünürsünüz., işte, her çeşit istirahatinizi düşünürsünüz de, İslâm'ı niçin düşünmezsiniz?.." diyor, "islâm'ın kalkınmasına niçin yardımcı olmazsınız, düşünmezsiniz?" diye acı acı böy-
243
le... Hakikaten de doğru, islâm'a karşı insanların bir şey-si yok...
Üç şeyle çalış. Birisi (Tezevvüdün li mead) Ahiret için hazırlan, ahirete dön... (Hayruzzâd ettakvâ)Oraya ekmekle yemek gitmez. Oraya ne götüreceğiz?.. Oraya ancak, Allah korkusu gidecek!.. Allah korkusu gönle girmeden, dille olan korkunun kıymeti yok.. Hep birbirimize deriz: Allah'dan kork be yahu deriz. Kork ama Allah gönle girmediyse nerden alacak?..
Bugün yine dinledim radyoda.. Çok acaib... Allah muhafaza etsin... Sekiz kişiyi mahkeme ediyor -şey- Ela-ziz'de... Bu sekiz kişi, kendileriyle hiç ilgisi olmayan bir evi basmışlar, yedi kişi öldürmüşler... Hiç alakaları da yok yani! Yalnız, onların fikirlerine hizmet etmediklerini sebep gösteriyorlar . Ne çok gaddarlık.. Yani insanda, şu kadarcık bir zerre insanlık olursa, insan onu becerebilir mi?.. Bu işi yapabilir mi yani?.. Genç genç çocuklar, delikanlılar onlar... insan onları nasıl öldürebilir? Hayvan bile olsa yapamaz bu işi yani... O azgın kurtlar olur. Onun sürüye girip, berbat ettiği gibi... Bunlar nasıl insan, bilmem... Allah muhafaza...
Onun için, asıl lazım olan ahiret azığı!.. O da takva..
(Re'sül hikmeh) Hikmetin başı, (mehâfetullah)Allah korkusudur. Allah korkusunun içeriye girmesi şart... E, bunun nasıl sokacağız, Allah korkusunu?.. Alınmaz, satılmaz... Allah'ın zikriyle, Allahu Teala'nın zikriyle, onun daima bizi gözlediğini bilerekten, onun huzurunda bir günah yapmakta korkaraktan, o korkuyu içeriye
244
sokmaya çalışacaksın... Kitaptan oku, mütalaa et. Bak, Allah korkusu nasıl geliyor!..(Ve meûnetün li maaş)Bh de o günki kazancını -yiyecek içeceksin de- onun için ya yardımı... (ve talebü lezzetin bi helâlin) Bir de helalden lezzetini taleb eyle... Demiş Davud Aleyhisselam.
0s- J l \
Ebu Hureyre Radiyallahu Anh, Efendimizden naklediyor. Sallallahu aleyhi vesellem, buyurmuşlar ki, (Selâsün) -hep .üçler ya- (Selâsün) Üç şey vardır ki, (münciyâtün)necat verir, insanı kurtarır. (Ve selâsün mühlikâtün)\5ç şey de vardır ki, onlar da insanı helake götürür. (Ve selâsün)Üç şey de vardır ki, (derecâtün^ indi ilahide insanın derecelere nail olmasına vesile olur. (ve selâsün keffârâtün)ÜÇ şey de vardır, insanların günahlarına keffaret olur.
t5 V
JjbJI j < t5i«JI _, ^Âitl ^ JUa.fl.ll
l
Şimdi, münciyat... (Emmel münciyâtüfehaşyetulla hi tealâfissırri ve alâniyeti) İşte, münciyat: Necatın başı üç şey: Gizli ve aşikar Allahdan korkmak!.. Allah lütfetsin, insan aciz varlık... Fakat her an,dünya dönüyor diyorlar ya, dünya ile beraber insanın da her hali dönüyor!.. Şimdi bakarsın, melek gibi adam... Biraz sonra bakarsın, şeytan gibi bir adam... Kararsız bir mahluk... Onun için kalbe kalb demişler. Dönüyor mütemadi-
245
yen... Bir anda sebat olmuyor, ta kemâle ulaşmayınca... Kemâle ulaşırsa o zaman sağlam... (vel kasdü fil fakrı velgınâ) zenginlik halinde de, fakirlik halinde de iktisada riayet!.. Cenab-ı Peygamber bir kab yemek yemiş... Bir kere yemiş... Bazen de iki kere yemiş... Üç kere yediği rivayet olmamış... Biz... Allah affetsin kusurlarımızı... Onun için iktisad, gerek zengine gerek fakire şart!., (vel adlüjüdalet, (firriza velgadab) gerek rıza halinde, gerek gazab halinde adaletten ayrılmamak!..
j> e * t> *, (¦
Ul j
(Ve emmel mühlikât) Helake götüren şeyler, o da üç: (feşuhhun şedîd) Bahillik, sıkılık ama şedid... Çok sıkı... (ve heven müttebeun) Birisi de arzuların uymak... Arzularına tebeiyyet "Televizyonun başından kalkma.. Radyoyu dinle.. Eğlence yerlerine git..." Zevk ü sefa peşinde, heva ve arzusuna tabii... Üçüncüsü de (îcâbü mer'i binefsihî) Herkes kendini beğeniyor, benim dediğim doğru diyor... Ne deseler yine iltifat etmiyor.
_, «>
LLJI
»LüU :CjU,jJI Ü _, JJÜL
Derecatlar da üçmüş: Selam vermek, yemeği yedirmek, (vessalâtü billeyli vennâsü niyâmün) Herkes uyurken gece kalkıp namaz kılmak...
LI j >IjıiVI Ji;
246
Keffaretler de üçmüş: Soğuk havalarda güzel ab-dest almak.. Camilere devam etmek... Namazdan sonra ikinci namazı beklemek.. Öğleyi kıldı; ikindiyi bekliyor... İkindiyi kıldı, akşamı bekliyor...
I :
- * A
Şunu da okuyalım: Cebrail Aleyhisselam gelmiş Peygamberimizi, diyor ki, - Çok güzel bir ders- (Ya Muhammed Sallallabu Aleyhi Vessellem, iş) Yaşa! (mâ şi'le) Nasıl istersen öyle yaşa!.. Nasıl istersen öyle yaşa, ama bil ki, (fe inneke meyyittin) öleceksin!.. Yaşa ama ölümü unutma! Arzularını ona göre yap... (ve ahbib men şi'te) İstediğini sev, neyi seviyorsan.. Serbestsin yani... (fe inneke müfârikuhû)Bi\ ki ondan ayrılacaksın!.. Sevdiğinden ayrılacaksın, onu da bil... Üçüncüsü de, (va'mel mâ şi'te) Nasıl istersen öyle işle... îster hayır işle, ister şer işle... (fe inneke mecziyyün bih) Bil ki, onunla cezalanacaksın!.. Hayır işlemişsen hay:rla, mükafatlanacaksın; şer işlemişsen şerle mücazatlanacak-sın...
jı ju
aj\Sl\ J Ul
Jİ
Sallallahu Aleyli ve Sellemin buyruğu da var: (Selâ-sü neferin yüzülehümüUahü tahte zille arşihiyevme Ic zille illâ zıllüh)İJç kimseyi, Cenab-ı Hak, gölgelerin olmadığı bir günde, Cenab-ı Hak onları arşın gölgesinde
247
gölgelendirecek!.. Üç kişi... Birisi, (elmütavaddaüfi mekârih) soğuk havalara abdest alıyor güzelce... (velmâşîilelmesâcidifizzulem) Karanlık günlerde de, geceler de camiye gidiyor. Karanlık diye gitmemezlik yapmıyor... (vel mut'imül câ'i) Bir de açları doyuruyor. Üç kişi; bunlar yevmil kıyamette arşın gölgesinde gölgelenecekler...
Allah hepimizi affetsin. Tevfikatı samedaniyyesine mazhar eylesin... Şeye gittik, Halilür Rahman'a gittik. Ezan okundu... Camiye gideceğiz. Kahveler var etrafında. Adamla dolu içerisi.. Bizim Ahmed'e bağırttım. Hiç kimse kalkmadı... Hep hacılar namaz kıldı. Bu sefer oranın müftüsü gelmiş. Dedim : Orası şimdi geçti yahudinin eline.. Siz hazırladınız yahudiye... Camileriniz boş!.. Kimse camiye gelmiyor... Elbette yahudi gelecek oraya!.. Kim gelecek başka?..
Kudüs'e bir arkadaş gitmiş... Cami boş. Herkes kahvelerde oyun başında çıkışmış... "Linç edeceklerdi beni, zor kaçtım" diyor... Geçti şimdi yahudinin eline elbette... Camilerin boşluğu, onun elde çıkmasına vesile oluyor... Onun için nimetin şükrü, nimeti artırır!.. Nimetin şükrünün yapmamak da, nimetin elden gitmesine sebep olur. Onun için, bütün gençlerin camilerimize saygı gösterip devam etmelerini, Allah nasip etsin inşallah...
Gitiğim yerlerde sordum: "Cemaatiniz nasıl?" "Üç-beş" "Üç-beş..." Üç-beşle cemaat mi olur? Allah affetsin kusurlarımızı da, ibadetlere aşk ile devam etmek cümle Ümmet-i Muhammed'e, bizlere de nasib etsin inşallah!.
El fatiha!..
(31 Temmuz 1979, 3 Ramazan 1399; Yatsıdan önce)
248
I
I
MÜNEBBİHAT DERSİ (4)
Euzübillâhi mineşşeytanirracîm. Bismillâhirrahma-nirrahîm.
Elhamdülillahi rabbil âlemin... Vel âkıbetü lil müttakîn... Vessalâtü alâ seyyidinâ Muhammedin ve alihî ve sahbihî ecmaîn.
Bir selâtü selâm okuyalım beraber: "Allahümme salli alâaaa... seyyidinâaaa... Muhammedînin nebiyyin ümmiyyin ve alâaaa.... âlihîiiii ve sahbihî ve sellim."
Dünkü dersten bir-iki tanesini tekrar edeyim:
a .
L.
Cebrail Aleyhisselâm buyuruyor, Sallalahü Aleyhi ve Sellem'e.... Diyor ki, "Yâ Muhammed! (İş mâşi'te) Nasıl istersen öyle yaşa!.. Ama, bil ki neticesi ölüm (fein-neke meyyit) Sevdiğini, neyi seversen sev!... (Feinne-ke müfarikuh)O sevdiğinden ayrılacaksın!... Bu, güzel
249
bir ders. (Va'mel mâ site) Nasıl istersen öyle amel et!., ister hayır, ister şer... (Feinneke mecziyyün bih) O yaptığın amelle mücazatlanacaksın!... iyiye iyi, kötüye kötü..."
J
Jlâ
jî ^
"Üç kişi var ki, Sallallahu Aleyhi ve Sellem buyuruyor, bunlar gölgenin olmadığı bir günde, arşın gölgesi altında gölgeleneceklerdir..." Üç nefer... Bunlardan birisi, (elmütevaddaüjîlmekârih)soğuk havalarda abdesti-ni dikkatle alan... Güzel alan... Soğuktan acele eder insan da, üşümeyeyim diye... (Velmaşî ilelmesacidifizzu lem) Aydınlıklarda gitmek kolay da, karanlıkta gitmek zor olduğu için... Karanlık havalarda... O zaman böyle, alektrik-malektrik yok yollarda filan. Karanlıkta ayın ışığıyla gidiyor herkes... Ay karanlığı da olur bazan... Bütün karanlık olur. O karanlıkta bile mescide gidenler... Yani mescidi bırakmıyor hiç bir surette... Namazı evde kılıvereyim, karanlık bugün filan demiyor, ille mescide gitmeye çalışıyor... Birisi de, (ve mut'imül câi')açları ifam edenler...
VI " I - » -
Ibrahim Aleyhisselâm'a demişler ki, "Ne için Allah
2S0
seni halil edindi?... Dost edindi? Allahu Tealâ'nın seni dost edinmesine sebep ne?" diye sormuşlar. O da demiş, "Üç şeyle... Üç haslet var bende... Üç şeyle Cenab-ı Hak beni kendine dost edindi. Birisi, (Ihtertü emrallah teala alâ emri gayrihijşimdi, iki tane iş çıkar ortaya: Ezan okunuyor, namaz kılınacak... Bir de dünya işi çıkar ki, görülmesi lâzım... Yok. Allah'ın emrine evvelâ git! Sonra, ondan sonra da dünya işiyle meşgul ol!.. "Ben Allah emrini ihtiyar ettim," diyor ibrahim Aleyhisselâm. (Vemehtememtü bimâ tekeffelallahulî) Allahu Tea-la'nın verdiği rızk için hiç kaygı çekmedim. Biliyorum ki Allah verecek.... Rezzak Allah!... Rezzak Allah olduğunu bildiğim için, rızık hususunda hiç kaygım olmadı." Allah da ona, o kadar çok verdi. (Vemâ teaşşeytü, vema taad-deytü illâ maaddayf)Bununla beraber, ne akşam ne de sabah yemeklerini misafirsiz yemedim!., illa misafir.... Çıkarmış kapının önüne... Yolun üstüne yahut... Misafir ararmış. Tabii, şimdiki gibi kalabalık değildi dünya... Hoşuma gider: Gâvur gelmiş. Yoldan geçiyormuş. Gâvura işaret emiş, "Gel, gel! Yemeğini ye de öyle git..." Gâvur gelmiş. "De ki, lâ ilahe illallah" Demem demiş. "Demezsen git!.." demiş. Arkadan Cenab-ı Hak vah-yetmiş... 90 yaşındaymış gâvur. "Doksan sene ben ona rızkı verdim de..." demiş. "Sen, bir gün ona rızkı vermedin!.." demiş... Hemen koşmuş arkasından. Demiş "Gel, gel!..." Neden?.."Allah, demiş, şey yaptı beni ayıpladı!"... Demiş: "Ne güzel Rabbin var senin. Lâ ilahe illallah, ibrahim HalîlullahL" diyerekten müslümanlığını ilân et-j miş... Yani, koyunlarının köpeğini söylüyorlar ama hatırımda kalmadı. Koyunlarının köpeği, köpek sürüsü çok sayıda... O kadar koyunu varmış... Cenab-ı Hak vermiş. Bu da çok bereketli bir mahlûk...
251
Salebe isminde ashabdan bir zat var. Çok fakir... Cami güvercini koymuşlar adını.... Camiden çıkmıyor. Fakat fakirlik de var. Demiş: Yâ Rasûlullah, bana bir dua et de ne olur ben bu fakirlikten kurtulayım... Kurtulayım da mal mülk sahibi olayım... Efendimiz, iki defasında hiç kulak asmamış. Üçüncüsünde bir dua etmiş. Büyümüş de büyümüş koyunları... Büyümüş de büyümüş. Sa'lebe hergün camiden çıkmazken, şimdi haftadan haftaya gelmeye başlamış. Cumadan cumaya... N'oldu bizim Sa'lebe?... Sürüleri arttı. Dışarıdaki boş arazilere gidiyor. Onun için gelemiyor.... Sonra diyor ki, cumaya da gelemiyor; n'oldu bu?... Medine havalisi yetmedi, dış memleketlere gitti... Derken, zekât nazil oldu, zekât ayeti... Gidin, isteyin zekâtı ondan demişler. O da, "Ben bu zekâtı veremem; öyle şey olmaz" demiş... En nihayet, Allah esirgeye...
o İt
Hükemadan bazıları demişler ki: Üç şey vardır k(, insanların gamını giderir.... Üç şey var, insanlarda gam ve gussayı giderir. Birisi, (zikrullah-i teala...)Mlah. Te-alâ'nın zikrine başladın mıydı, ne gam kalır ne kasavet!.. Ama, güzel bir zikrullah yapmak... İkincisi, (ve likâi evHyâihî) Allah'ın dostlarına mülâki oldu muydu, orda da gam kasavet kalmaz. O da giderir. Üçüncüsü, (ve kelâmül hükemâ) hükemanın sözlerini dinlersen, o da gam kasaveti dağıtır gider.
252
Hasen-il Basrî Hazretleri diyor ki -Hasen-il Basrî, malûm büyük bir zat-, " (Men lâ edebe lehû, lâ ilme lehû) edebi olmayanın ilmi olmaz." Edeb büyük bir devlet yani... Edebi olmayanın ilmi olmaz. Çok biliyor... Ne kadar bilirse bilsin. Edebi olmayanda lâyıkı gibi ilim bulunmaz... Onun için büyüklerin sözü var:
"Edeb bir tac imiş nûr-u Hûda'dan
Gey ol tacı, emin ol her belâdan
îlim meclisinde aradım, kıldım taleb
îlim geridedir, illa edep, illa edeb."
Edeb olmayınca olmaz. (Ve men la sabera lehü, la dîne lehû) Sabrı olmayanın da dini olmaz... Diyor ki, dininde kemâl olmaz yani. Kâmil olamaz... (Ve men la veraa lehû) Vera denilen, şübuhattan ictinâb... Şüpheli şeylerden içtinab ediyor, sakınıyor o kadar... Ve takvanın üstü... Takva bundan bir aşağı. Takvadan bir üstüne vera diyorlar. O da olmazsa, (la zülfâ lehû)onun da Allah'a yakınlığı olmaz!...
L > -d JLâi obli 4-JI
Bir rivayet de yapıyorlar şimdi ki: Adamlardan bir adam, (harace min Benî israil) Benî Israilin devrinde, Musa Aleyhisselâm'ın devrinde, çıkmış. (İla talebil ilmi İlim öğrenmeye çıkmış. (Febeleğa zalike nebiyyehüm) O zamanın peygamberine haber vermişler ki, filan
253
adam memleket dışına gidiyor, ilim öğrenmeğe. Ona demiş ki, "Çağırın o adamı! Ben ona bir nasihat edeyim. Ondan sonra gitsin..." Gelmiş adam. Demiş ki: "Yâ genç, ey genç, (innîeızuke bi selâsi hıscd) sana üç şeyde nasihat edeceğim. Vaaz edeceğim. O üç şey de (ilmül evveline vel ahirin!..) Bütün ilimler onun içinde... Bu üç şeyin içinde." "Nedir?" demiş. (Haffillahe fissırri ve alâniyeh)Allah'tan her zaman kork! Gizli ve aşikâr... Onun için diyorlar ki, bazı adam bakar sağına soluna... Bunu kimse görmüyorsa insanlardan yapacağını yapar. Âlim olan da, Allah'ı arar... Allah görüyor, biliyor. Onun için insanlara iltifat etmez. İnsan görsün-görmesin, Allah görüyor ya kâfi der. O da onu arar...
Onun için, "Sen, demiş, gizli ve aleni her yerde, Allah'tan kork!... Dünkü münciyatta da söyledi ya, (ve haşyetullah fissırri vel alâniye) Her yerde haşyetullah... Yine, o ikisi de bir.
(Re'sül hikmeh) Onun için hikmetin başı (mefahe-tullah) Allah korkusu!.. Bu Allah korkusu içeriye sinme-dikçe, insanın hakkından gelinmez.
İnsanoğlu çok büyük bir mahlûk. Acaib mahlûk.... Onun için, ya melekleri geçer insanoğlu, yahut hayvanlardan aşağı düşer... Melekleri de geçer. Hayvanlardan da aşağı düşer. (Kel en'atn) En'am, hayvanat... (Bel-hüm edal)Hayvandan da aşağı... Çünkü, hayvanın etini yersin. Derisinden, kemiğinden, tüyünden, sütünden istifade edersin. Ama, insanın neyinden istifade edeceksin?.. Serden başka bir şey yok... Onun için, Allah korkusu her şeyin başında... O da neden oluyor? îmanın kuv-
254
vetinden. îman neyle beslenecek? İbadetle beslenecek... îman ibadetle beslenir. Nasıl vücud yemekle besleniyorsa, iman da amelle, amel-i salihlerle beslenir. Amel-i salihi çok olan, gece namazlarına devam eden, nafile ibadetlere devam eden ve sair şeylere devam edenler; Allah korkusu içlerine tabiatıyla Allah tarafından yerleştirilir.
Bir; Allah'tan korkmak. İkincisi, (vemsik lisâneke anil halk) dilini tut! Halkın aleyhinde kat'iyyen konuşma!.. Bak, ne güzel. Dilini tut! Halkın aleyhinde kat'iyyen kötü bir şey söyleme... E canım, şu fena bu fena... O fena olsun bu fena olsun, sana ne?.. Sen kendine bak!.. (İlla bihayrin)Halkm arkasından konuşurken hayırla konuş!., illâ bihayrin. Hayırla konuşacaksan, ne alâ... Konuşmayacaksan, dilini tut!.. (Ve emsik lisâneke) Dilini tut, (anil balkı) mahlûkata karşı. (Lâtezkürhüm. Onları anma, (illâ bihayrin) ancak hayırlarını an. Çünkü insan iki şeyden hali değil: iyiliği de vardır, kötülüğü de vardır... iyiliğini görüp, kötülüğünü görmemek büyüklük. Kötülüğünü görüp de, iyiliğini kapamak; oda fenalık. Allah esirgeye.. Çünkü ikisi de var insanda. Ba-zan bakarsın iyidir. Bazan da bakarsın, bozulur. E, daima Allah'a yalvannz ki, "Yâ Rab, onu da hayırlara ihsan et" diye.
Bi hayrin dedikten sonra üçüncü nasihat: (Venzut hubzekellezî te'külühû) Yediğin ekmeğe bak!.. Birinci nasihat, Allah'tan kork! îkinci nasihat, dilini tut! Üçüncüsü de, lokmana bak! Lokman helâl olsun. (Hattc yekûne minel halal) Helâlinden olsun lokman. (Fem tenealfetâ anil hurûc) Çocuk vaz geçti. Uzak memle-teklere gidip tahsil-i ilim etmekten vaz geçti. Bu üçü yeter bana, dedi. Bu üç yeter!..
255
Neydi? Birincisi, Allah korkusu. İkincisi; halka karşı dilini tut! Kimsenin ayıbını söyleme, yani. Ayıpları sakla... Settar, Allah. Sen de settar ismine burun! Örtücü ol... Üçüncüsü de, lokmana bak! Helâl olsun lokman...
ruviye enne racülen min benî İsrail) Yine Benî israil devrinden bir adam, (Cemaa semanîne tabûteı minel ilmi)seksen sandık ilim, kitap doldurmuş.. Seksen sandık, büyük büyük, kitap. (Velem yentefi biilmihî) Bizim gibi ilminden hiç faydalanamamış zavallı... Kitap dolu, ama. (Kemeselil hımârü yahmili esfarâ) Merkebin arkasına, kitapları doldurursun. Merkebin o kitaplardan haberi olur mu?.. Sure-i Cuma'da Cenab-ı Hak bize diyor: (Kemeselil hımârü yahmilü esfarâ) Merkebin arkasına kitapları doldurur gibi, doldur kitapları!.. O Allah korkusu olmadıktan sonra, halkın aleyhine konuşursan, bir de lokmana dikkat etmezsen; o bilgiler sana ne fayda verecek?.. Onun için, şimdi bu adam seksen sandık kitap toplamış, fakat bir türlü faydalanamamış da, (Fe evhallahu tealâ ilâ nebiyyihim) o devrin peygamberine Cenab-ı Hak vahyetmiş: (en kul li hazel câmî)Bu kadar kitap toplayan adama, söyle ey nebî!.. (lev cema'te kesîran minel ilmî) Yine bu kadar ki-
256
tap toplasa.. Okusa.. (Lemyenfeake illâ en ta'mele bi-selâseh) üç şeyle amel etmedikçe, ne kadar kitap toplarsa toplasın faydası yok ona!.. Bir: (lâ tuhibbul dünyc, Dünyayı sevme!.. Dünyayı sevme, yani dünyada günah işleme. Dünya, ahiretin tarlası.. Burada ne ekersen onu biçeceksin. Onun için, hayırlar yap burada!.. Paralarını günah yerlere harcama!.. Günah işlerin peşinde koşma!.. Dünyayı sevmek, zevk ü sefaya dalmak... Zevk ü sefaya dalma!.. Dünyayı seveceğiz biz. Niçin?.. Cennete burdan gideceğiz... Cennete burdan gideceğiz. Kazanacağız. Fakirlere bakacağız. Muhtaçlara bakacağız... Ta-lib-i ilmi gözetleyeceğiz, okutacağız... Derken, cennetin yolunu kazanacağız.
Dünya... Dünyada oluyor ya bunlar!.. Ama, burdaki dünyayı sevme; dünyada günah işleme!.. Günah yerlerine, zevk yerlerine aldanıp da hayatını ifna etme!.. Çünkü, (feleyset bidâril mü'minîn)dünya müminlerin yeri değil... Mü'minlerin yeri, cennet... Buradan cennete gidecek amelleri yapabilirsen, ne mutlu sana!..
(Ve lâ tüsâhibişşeytan) Şeytanla arkadaşlık yapma!.. Şeytanla arkadaşlık yapma!.. Şeytanla arkadaşlık olmaz tabiatıyla. Şeytanı bulamayız, görmeyiz ama... Yani, şeytanın sözünü dinleme!.. Şeytan seni sevk eder: Git deniz kıyısına, plaja git der. Şuraya git der, buraya git der... Televizyonun karşısından kalkma der. Şimdi ezan okunuyor ama, zaran yok, onu seyret der... Hep o şeytanın musahabeti! (Feleyse bi re/ikil mü'minîn) Şeytan, mü'minlere refik olmaya lâyık değildir. Yani, onu ilminle defet! Allah'ın emrine uy!..
Yine burda, (Vela tü'zi ehaden) Hiç kimseye eziyet etme!.. Ama ne güzel! Yukardaki nasihatte dedi ki, dilini tut. Burda da diyor ki, velâ tü'zi ehaden... Yine burda da,
257
dilini tut, kimseye eza etme; kimsenin aleyhinde konuşma demek... Aleyhinde konuşursan duyacak insan. Yerin kulağı var diyorlar ya, gelir kulağa. Sana karşı bir nefret besler. "Vah vah! Benim aleyhimde böyle konuşuyormuş." însan, niyeti bozuk tabii, ben de onun aleyhinde konuşr.rum. Duramam ki... Ben de konuşunca; ben de günahkâr, o da günahkâr! Derken fitne büyür. Kavgalara gider. Ölümlere kadar gider... Onun için, (velâ tü'zi ehaden)"Hiç kimseye eziyet etme" dedi. Kimsenin aleyhinde konuşma..Ama, kabahati çok!.. Kapalım, Allah, Gaffar!.. (Feleyse bi hirfetil mü'minîn) Çünkü mü'minler... Kimseye eziyet etmek müminlerin işi değil! Müminler kimseye eziyet etmez!.. Ne güzel nasihatlar yâ Rabbi, affet kusurlarımızı...
jJI
Demişler ki, (Es'adünnas)nasın saîdi... Şimdi Berat gecesi oldu ya. Saîd-şakî ikiye bölündük. Saîdlerin eline saadet şeysi verildi. Şakilerin de şekavet kağıdı ellerine verildi. Şimdi bu diyor ki, (Es'adünnas) insanların saidi, mes'ud olanı kim?.. (Men lehü kalbün alimün)Gönlü va*-, ilimle dolu.. Hak ilmiyle. (Ve bedenün sâbirün) bedeni var, sabırlı.. Hastalıklara, rahatsızlıklara, her türlü şeye karşı sabrediyor. (Ve kanaattin bimafil yed)e\in-de olana da kanaat ediyor. Demiyor ki, "Yahu, öteki yaşıyor yahu.. Ben de böyle sürüneyim mi?.." Gözü yok başkasının malında... Allaaah... Hepimize böyle güzel huylar nasib etsin Mevlâm... Bunları yazmışlar ne güzel de, ama kulaklarımıza girmiyor işte.. N'apahm!..
258
LjI
< f
bdaJI
.r
:JLai-
Ibrahim-i Nehaî denilen bir büyük var. O da şöyle diyor: (înnema heleke men heleke kableküm) Sizden evvel helak olanlar helak oldu, (bi selâsi htsâlin) üç şeyden dolayı... Sizden evvel helak olan taife var ya; bir sürü kavimler kaybolmuş gitmiş. Haa, onların helaki üç şeyden olmuş... Birisi, (bifudûlil kelam) çok konuştuklarından... Çok konuşuyorlar. İki, (ve fudûlittaam)çok yemek yiyorlar... (Vefudûlil menâm) Çok uyuyorlar, üç. Üç şey: Çok konuşmak, çok yemek ve çok da uyumak. İyi bir şey değilmiş ki, sizden evvel helak olanlar bu üç şeyden dolayı helak oldular!..
Çünkü, fazla söz senin gönlünü karartır. Allah'ı zikretmeye vakit kalmaz. Halbuki, o lisan Allah'ı zikrede-cektir. Sen onu, boşu boşuna fazla sözlerle vaktini geçirirsin...
Çok taam, fazla taam; o da öyledir. Vücudlarımıza ağırlık veriyor. Çeşitli hastalıklar getiriyor... Peygamberin yediği gibi: İki öğün yeyip, bir gün yer, bir gün yemez... Pazartesi perşembeyi bırakmaz, oruç tutar... Ba-zan üç-beş gün birden tutar...
Ve bir de, çok uyku!.. Uykuyu üçe bölmüşler: Dört saat, altı saat, sekiz saat... Dört saat, büyüklerin. Altı saat, orta insanların. Sekiz saat de, bizim gibi gafillerin... Ondan fazlası, fazla...
Lull Jp
259
(Ve an Yahyebni Muazir RâziJBu zat da diyor ki: (Tûbâ limen terekeddünya, kable en tetrükehû) Dünya seni nasıl olsa bir gün bırakacak... îş bitmez!.. Bugün bir Şamlı geldi de öyle diyor: îş bitmez, ölünce biter... İşler, ölünce biter. Binaenaleyh, sen dünyayı terket, o seni terketmeden!.. O seni terketmeden... Çünkü, bir gün bırakacak seni. O ölüm gelecek, bırakacak... O seni bırakmadan, sen onu bırak... ikincisi: (Ve benâ kabrehû kable en yedhulehû) Kabrini yap, oraya girmeden evvel... Ey, altınla filan mı yaptıracağız?..
-Yok, öyle değil. Amel-i salihlerle kabrini tezyin et! O, çok paralar harcayıp da, o kabri yaptıranlara yazık... Allah merhamet versin... O tenin toprak oldu, çürüdün gitti. Senin üstündeki mermerin, zinetin ne kıymeti var?.. Ama, saltanatlara meraklı, insanlar...
< -tul
41
3u— L. jli tül
'J '
:Jlî 5 :JU î^
J
U 4)
(Ve an Aliyyin Radiyallahu anhjtîzzreti Ali Radi-yallahu Anh de diyor ki: (Men lem yekûn indehû sünne-tullah ve sünneti rasulihî, ve sünnet-i evliyaihî, feleysefi yedihîşey'ün) Bu üç sünnet; "Allah'ın sünneti, Peygam-ber'in sünneti, evliyanın sünneti" bir kimsede olmazsa, o kimsenin el; ide hiç bir şey yok!.. Demişler ki, (mc sünnetullah) Allah'ın sünneti nedir? (Kal, kitmânüssım) Sırları saklamak... Sırlan saklamak Allah'ın sünneti. Birisi sana bir şey söyler. Onu kimseye söyleme! Sen de onu sakla!.. Bu, Allah'ın sünneti.
260
Birisi de; sünnet-i Rasûlullah nedir demişler. Sünnet-i Rasûlullah... Bak; namazın, öğlenin sünneti var. Akşamın sünneti var. Sabahın sünneti var... Bu sünnetlere sünnet deriz. Abdestin sünneti var... Bunu hep biliyoruz. (Kâh Elmudarâtü beynennâs) İnsanlar arasında gayet hoş geçinmek, sünnet-i RasûlullahtırL
Yahu, adamın birisi -işte cahil adam- gelmiş, Efen-dimiz'in yakasına yapışmış. Biraz da tartmış şöyle... iz etmiş boynuna mübareğin... Tabii etrafında bir sürü as-hab var. Buna, bir tane tokat patlatabilirdi. Ashabına, tutun şu adamı diyebilirdi. Yooook, hiç onları yapmadı... Ne etti ya?.. Para istiyormuş. Verin şunu demişler. Koy-vermişler. Almış gitmiş. (Müdaratün beynennâsjnsan-lar arasında tatlı geçim!... Herkesin mizacına göre...
Şimdi onu da diyordum ya. Bir hoca efendi gitmiş köye... Yahut, bir doktor gitmiş köye... Köylüyü toplamış, işte, hastalık şöyle olur. Bu mikrop burdan gelir. Bu mikrop burdan çıkar... Köylü... Hiç kulağına bile gitmez onun. Mikroptan filan ne anlayacak?... Bir mühendis gider. Köprü böyle yapılır. Bina böyle yapılır... Filan. Köylü anlar mı?... Ona diyeceksin: Ekin böyle ekilir, tarla bu zaman sürülür... Filan.. Ondan anlar... Herkesin haline göre söyleyeceksin. Haline göre...
Haaa, sünnet-i evliya nedir demişler. Evliyanın da sünneti var! Büyüklerin sünnetleri vardır. Bunlan da hoş görmek lâzım... Bunun yeri yok kitapta filan deyip de, atlatmamağa çalışmak lâzım... Büyüklerin sünnetleri vardır. O sünnetlere de dikkat etmek lâzım. Neymiş o?.. (Ihtimâlül ezâ aninnâsXjördün mü bak?.. Yukarda dedi, "Hiç kimseye eza etme!" dedi. Hiç kimseye.. Hiç kimsenin aleyhinde konuşma dedi. Şimdi burda da diyor ki, "Gelen ezalara sabret" diyor. (Ihtimâlül ezâ aninnas)
261
Beşer bu... Herkeste bir türlü hilkat var. Kimisi acı söyler. Kimisi sert söyler. Söyler, bir şeyler der. Bunların hepsine ne yapacaksın?.. (Ihtimalül ezâ aninnasj&ab-redeceksin. Allah, cümlemizi bu sabırlı kullarından etsin...
Ama, bunlar dilde kolay. Dilde kolay... Bunlar tatbikat ister!.. Meselâ pehlivan... İşte şöyle vuracaksın, böyle vuracaksın der. Olur mu?.. Olmaz. Çalışacaksın, kuvvetleneceksin de onu yapacaksın. Diğeri doktor. Mektepte okuyor, ama çıkınca olmuyor. Üç sene daha çalış da, tatbikat gör de ondan sonra diyorlar....
Diyor ki, bizden evvelki insanlar, üç şeyle insanlara nasihat ederlerdi... Vasiyet ediyor. Hep birbirlerine üç şeyden vasiyet ediyorlar. (Yetevâsavne biselâsi hısâl) üç haslet... (Veyetekâtebûne bihâ) Yazıyor altına; şu üç şeyi yap, şu üç şeyden kaç. (Men amile liahiretihı kefâhullahu emre dtnihî ve dünyahü) Kim Allah'ın emirlerine itaat eder de, onun emrettiklerini yaparsa; Allah onun dünyasına da, ahiretine de kâfidir!... Dünyada da, ahirette de sıkıntı çekmez. Dünyada sıkıntıya gelmez, ahirette de gelmez. (Kefâhullahu emre dînihî ve dünyahü)Hem dünyasına, hem ahiretine kâfidir. (Ve men ahsene serîretehû) İçini kim temiz ederse, güzel ederse; (ahsenallahu alâniyetehû) mun dışını da, Allah güzel eder. (Ve men eslaha mâ beynehû ve beynattah) Kendi ile Allah arasını İslah eder, düzeltirse; (eslahalla
262
hu mâ beynehû ve beynennâs) Allah da insanlar arasında onu ıslah eder. Herkes onu sever. Herkes ona saygı gösterir.
'ü-
Cr
(Ve an Aliyin radiyallahu anhMi Radiyallahu Anh, buyuruyor ki: (Kün indallah hayrannâs$en, Allanın indinde nasın hayırlısı ol!.. Nasın hayırlısı ol. (Hay-runnâs, men yenfeunnas) "Nasın hayırlısı, insanlara hayrı dokunandır". Hayırların en büyüğü, iyisi; insanlara imanı telkin eden, imanı aşılayan, imanı onda tekemmül ettirmeye çalışan faaliyetlerdir. (Ve kün indennefsı şerrennâs)Nek'me göre de, en şerli bir mahlûk bil kendini!.. En şerli bir mahlûk... (Ve kün indennâs, raculet minennâsjlnsanlar arasında da, kendine hiç paye verme! insanlardan bir insan ol!.." Ben alimim, ben fazılım, ben şöyleyim, ben böyleyim"... yoktur. "Herkes nasılsa ben de öyleyim" de...
<JI
Mi j
SIj . ÂJ C Jl
(J ^ Jl
t^c Jl JU; 4)1 ^jl JJ Ç'S v^jSI ISI j^yc L :JUi
Mi xJb JLL^I ISI j . ISI ^ 4^
Üzeyr Aleyhisselâm var... Cenabı Hak ona vahyedi-yor, diyor ki: (Ya Üzeyr, izâ eznebte zenben sağîren) Ufak bir günah işledin... Günahın büyüğü var, küçüğü
263
var. Meselâ, gözlerle harama bakmak küçük bir günah... Ama, bu büyük günahları çeker diyor. Büyük günahları çekici... Bu, kendisi ufak, ama büyük günahlara vesile olur. (/e lâ tenzur ile sağarihi) Onun ufaklığına bakma sen!,. Sen ufak günah işledin ama, onun ufaklığına bakma, (venzurilâ menillezî eznebte lehû) Onu kime karşı yaptığına bak!.. Bu günahı kime karşı yaptığına bak, ufaklığına bakma!..
(Ve izâ asâbeke hayrun) Eğer sen, bir hayır isabet ederse sana... (yesîrun)Ama az bir şey. Az bir hayır geldi. (Velâ tenzur ilâ sığarihî) Onun da azlığına bakma!.. Meselâ bugün birisi beş kuruş verdi. Bugünün çocuğu da almıyor ya onu-Onun azlığına bakma. Onu sana gönderene bak!.. Onu sana gönderen, onu münasib görmüş göndermiş. Hiç sesini çıkarma!.. (Venzur ili menillezîrezakake) Onu sana gönderene bak... O rızkı sana gönderene bak... Az gelmiş... Ama gönderen az vermiş, ne yapalım?.. Çok gelince sevinirsin ama, gönderen çok da gönderir az da gönderir. O da onun bir şeysi...
(Ve izâ asâbeke beliyyetün) Eğer sana bir belâ gelirse... Musibet... (Velâ teşkünîîlâ halkı)Halka karşı beni şikayet etme!.. Halka karşı şikayetçi olma yani. Vay vay diye bağınp da, ortalıkta tellallık yapma... (Kemâ lâ eşkûke ila melâiketî iza saidet ileyye mesâvîk) Senin günahların bana geliyor. Senin günahların bana gelince ben de meleklere şikâyet etmiyorum ki!.. Kulum ne fenalıklar yapıyor diyerekten. Ben seni nasıl şikayet etmiyorsam, sen de halka beni şikayet etme?.. Allah cümlemizi affetsin...
(EZAN OKUNMAYA BAŞLADI).....(Eşhedü enne
muhammederrasûlullah'a gelince, iki ellerini bir araya
264
getirip başparmak tırnaklarını öpüp gözlerine sürdüler)
- Bu, Ebûbekrini's Sıddîk Hazretlerinin sünnetidir. "Kurrete aynî habibîyâ rasûlullah."
(YATSI NAMAZI VE TERAVİH KILINDIKTAN SONRA DUA ETTİLER)
Sübhâne rabbiyel aliyyil a'lel vehhâb... Elhamdülil-lahi hakka hamdihî, vesselâtü vesselâmü alâ hayra halkıhî Muhammedin, ve alihî ve sahbihî ecmain....
Yâ Rabbi, bu okuduklarımızdan hasıl olan sevapları, sevgili Peygamberimiz Sallallahu Tealâ Aleyhi vessel-lem Efendimiz Hazretleri'nin ve bilcümle peygamberanı izam hazeratının, evlâd ezvac eshab ü etbalarının; bu ana kadar geçmiş olan bilcümle mü'mininin mü'minât ve meşayihi izam hazeratının ruhlarıyla beraber, Halid îbni Zeyd Ebâ Eyyûb el-Ensârî Hazretleri'nin ruhu ile bilumum ashabi güzîn rıdvanuUahi tealâ aleyhim ecmain hazeratının ruhlarına, salâtıni mazıyyenin ruhlanyla birlikte iskender Paşa'nın ruhu ile bil'umum ashabı hayratın da ruhlarına, bahusus hazırûn ve cemaat kardaşları-mızın geçmişlerimizin ve geçmişlerinin ruhlarına ayrı ayrı hediyye eyledik, Mevlâ vasıl eyleye...
Cümlesinin ruhlarını mesrur, kabirlerini pürnûr, makamlarını alî, derecelerini yüksek eyleyip seyyiatları-mızı ve seyyiatlarını da hasenata tebdil eyleye...
Bizler dahi onlar gibi, bu dan dünyadan göç vakti gelince, cümlemize az ağn asan ölüm kâmil bir iman ile ve buyurun, "Eşhedü enlâilâhe illallah ve eşhedü enne Muhammeden abdühû ve rasûlüh" kelimei tayyibe-i münciyesini de can ü yürekten söyleye söyleye çene kapayıp göz yummayı, Mevlâ cümle ümmeti Muhamme-de, bizlere de nasîb ü müyesser eyleye...
Allahümmec'alnâ minettevvâbîn... Vec'alnâ minel
265
mütetahhirin... Vec'alnâ min ibâdikessalihîn... Vec'alnâ minellezine lâ havfun aleyhim ve lâhüm yahzenûn... Al-lahümmehdinâ min indik... Veefid aleynâ min fadlik... Ve esbiğ aleynâ min rahmetik... Ve enzil aleynâ min be-rekâtik...
Allahümme innâ nes'elüke tamamen ni'meh... Ve devâmel afiyeh... Ve hüsnel hâtimeh... Bihürmetil fatiha!..
(1 Ağustos 1979,4 Ramazan 1399; Yatsıdan önce)
MÜNEBBİHAT DERSİ (5)
I
266
41
U J-5 j
ül
L
? -tül
^^ sljİjJLI : JU T JL^I :JU
Demişler ki,"Sünnetullah nedir?" Demiş ki,"(Kit-manüssirri)Sırlan gizlemek... " Sırrın envai çeşidi var. Bazı insan da kemâle ait şeyler görür. Onu söylemek hoşuna gider insanın... Bu akşam melekleri şöyle gördüm... Peygamberleri böyle gördüm. Cenneti böyle gördüm. Güzel şeyler. İnsanın hoşuna gider. O, Allahu Tealâ'nın kulunu tecrübe... Tecrübelerdir.. İnsanın hemen kemâline delalet etmez. Onu bazen hiç uygunsuz olanlar da görür. Fakat sırlan daima saklamak lazım!.. O bizim padişahlar gibi... Onu adet edinmişler. Meselâ, sefere gideceği vakitte o tarafa gidecekse bu tarafı göstermiş. Gideceği yeri saklamış... Kitmanüssır!.. Sen de sırrını saklarsan yapacağın işlerde muvaffak olursun.
267
Sünneti Rasul nedir? (El müdarât beyne'n nâs) insanlarla güzel geçinmek!.. Hüsnü muamele, insanlarla...Herkesin bir çeşit hilkati var. Herkesin ayrı ayrı... Bunların hepsiyle de güzel geçinmek... Herkesin huyuna göre su vermek.
"Evliyanın sünneti nedir" demişler. (Jhtimalül eze aninnas) insanlardan gelecek ezalara sabr ü tahammül. Bu çok güzel bir şeydir. Ama, bu hilkaten verilmişse ne âlâ.. Hilkaten verilmediyse sabır olmaz. Çünkü, rahmetli bizim müezzin efendi aklıma geldi de... Ne desen boş! Kızdı mıydı gözü görmezdi. Allah rahmet eylesin...
-Jll t,\j
L «il
m j
(Ve kânû men kablenâ) Bizden evvel geçen kavimler, milletler, (yetevasavne biselâsi hisâl) üç şeyde birbirlerine vasiyet ederlermiş. Nasihat ederlermiş. (Ve yetekâtebûne biha) Bazen de yazarlarmış onlan. Şu üçü yapın diyerekten. Birisi: (Men amile li ahiretih}) işini, amelini Allah için yapıyorsa, ahiret için yapıyorsa; (kefâhullahu emre dînihî ve dûnyâhü) Allahu Tealâ onun hem dünya, hem de ahiret işlerine kâfidir. Ya'nız, yaptığını Allah için yapsın...
Aklıma gelmişken, ihlâs babında... İşte, arkadaşlar çıkmışlar bir ava. Derken bir fırtınaya tutulmuşlar. Bir mağaraya iltica etmişler. Allah'tan, oraya koca bir taş gelmiş. Mağarayı kapamış. Çıkmalarına imkân yok!.. Ölecekler orda... Güçleri de yetmiyor. N'apalım, duaya kaldı bizim işimiz demişler. Söyleyin bakalım, yalvara-
268
hm Allah'a da, Cenab-ı Hak bizi burdan kurtarırsa na âlâ... Birisi demiş ki: Ben anama ve babama çok hürmet ve saygı gösterirdim. Onları doyurmadan çocuklarımı doyurmazdim. Bir gün geldim baktım ki, uyuya kalmış anam babam. Ben de geç kalmışım. Çocuklar ayağımın altında bağırışıyorlar, "Baba bize süt ver! Baba bize süt ver!" Hiç dinlemedim onları. Ta sabah olup da onlar uyanmeaya kadar da onlan uyandırmadım. "Kalk baba! Baksana sütünü getirdim" de demedim. Bekledim orda. Bir rivayette, kişmiş galiba da yapışmış eline tas... Uyanmışlar. Doyurmuş... "Bunu ben senin rızan için yaptım" demiş. "Ya Rabbi! Eğer bize bir kurtuluş verirsen bundan, ne mutlu!.." Derken, taş şöyle biraz yuvarlanmış. Bir ışık girmiş içeriye ama, çıkmak mümkün değil yine... işte, ikincisi de bir dua yapmış. Üçüncüsü de bir dua yapmış, onların üçü de makbul olmuş. Ama, üçü de yapiıklan işi Allah için yapmışlar!...Onun için, Allah da kabul etmiş dualarını. Kurtulmuşlar ordan. Yani, ahiret için amel edenin, Allahu Tealâ dünya işlerinde de, ahiret işlerinde de ona kâfi!..
ikincisi: (Ve men ahsene serîretehû); içini düzelten, içini güzelleştiren... iç güzelliği; gönül güzelliği, ahlâk güzelliği, hepsi içinde... içini böyle güzelleştirmiş. Ahlâkı güzel. Kavgacı değil, gürültücü değil. Kimsenin aleyhinde konuşmaz.
Haaa, o dünkü şeyi yine tekrarlayalım! Çok güzel. Adam okumağa gidecekdi de, büyük bir âlim geldi. "Ben sana bir nasihat edeyim de, ondan sonra git gideceğin yere!.." E, buyur dedi. Dedi ki, "Ulûmu evvelin vel ahirin bunun içinde. Allah Tealâ'dan kork, nerede olursan o!" O korkuyu, Allahu Tealâ'dan korkuyu içine sindir. Neyinen?.. Tefekkür edersin; Allahu Tealâ'nın bü-
269
yüklüğünü, kuvvetini, kudretini, azabını, rahmetini... Korku içeriye girer inşallah. Allah'dan kork!... ikincisi de, (Ve emsik lisâneke) Dilini tut! (anil halki) Halka karşı kat'iyyen dilini uzatma!.. (Lâ tezkürüküm illâ bi hayrin)Mutlaka onların hayrına konuş... Halk; hepsi var içinde. Serhoşu da var, iyisi de var, kötüsü de var. Ama, sen hep iyisini gör. Hayrını söyle. Kötüsünü söyleme.
Bugün bizim Necmeddingil gelmişlerdi de, Arabistan'a gidiyorlarmış. Okudum onlara... Kimsenin aleyhinde konuşmayın!.. Bu, bir bakımdan gıybete gidiyor. Gıybete gidince, bütün sevaplarımız yanıyor.. Ne kadar acı şey!.. Onu da Cenabı Hak ne güzel diyor: "Ölmüş kardaşının etini yemek hoşuna gider mi?" Kimsenin gitmez, işte, gıybet dediğin böyle... Allah muhafaza etsin.
Onun için, büyük de demiş ki ona: "Hiç halkın aleyhinde konuşma!" E sarhoşmuş, n'apalım. Dua et Allah'a, kurtarsın o adama.. Bir de lokmana bak! Lokmanın helâl oluşuna bak. Lokman helâlsa, ne mutlu sana!..
Şimdi, burda da dedi ki, "içini düzelt! içini düzeltti miydi, Allah senin dışını da düzeltir!" Dış düzgünlüğü, iç düzgünlüğüne bağlı...
Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in zamanında iki kabile vardı: Evs, Hazrec... ikisi de döğüşüyorlar birbirleriyle. Büyük kabileler. Efendimiz geldi. Bunları barıştırdı, islâm oldular ikisi de... Sonra bir yahudi geldi. Yine bunların arasına fit soktu. Yine bunlar başladılar döğüşme-ye... Efendimiz Sallallahu Aleyhi ve Sellem, yine gitti onları barıştırdı da... Diyor ki Kur'an'da:
I* cJLi
270
Estaizubillâh (lev enfakte mâfil ardı cemîan) Eğer yeryüzünde olan bütün serveti sen infak etseydin de, onları barıştırmaya çalışsaydın; (mâ ellefte beyne kûlu-bihim!..)Onları barıştıramazdın!.. Paralar, servetler onları barıştıramazdı. (Velâkinnallahe ellefe beynehüm) Ya?.. O te'lifi Allah yaptı. Allah onların gönüllerine merhamet verdi, idrak verdi. Kavga bitti. Onu veren, Allah!... Şimdi biz Allah'a dönsek, Allah onu bize de yapacak... Şimdi kanun para etmiyor. Herif, kanun-manun dinlemiyor, işte, yapacağını yapıyor. Sebebi: Fitne!.. Fitnenin membaı da öşrün kalkışı. Şimdi, köylüye desen ki, "Yahu kardaş! Namaz nasıl borçsa, zekât da öyle borç!.. Öşür de öyle borç!.." Birisi sana dese ki, biz senden namazı kaldırdık gayri, senin namaza ihtiyacın yok kılmağa... Eh, ne güzel deriz. Ama, olur mu bu?.. Namazı kim kaldırabilir? Allah'ın emr ü fermanı!... Zekâtı kim kaldırabilir? Allah'ın emri!.. Öşür de Allah'ın emri!.. E, köylünün işine geldi. Yükter kurtuldum dedi, bilmem ne dedi. Öşrünü vermiyor meselâ... Zararı ammeye oluyor. Allah affetsin ne yapalım...
(Ve men eslaha mâbeynehû ve beynallahi) Kendisi, Allah ile arasında olan hali ıslah etmiş... Yani, doğru. Namazında niyazında. Kötülük yapmıyor. Günah yapmıyor... Bu, ıslah hale gelir. O zaman Allah Tealâ da, onunla insanlar arasını ıslah eder. Onunla diğer insanlar arasında, geçim güzel olur.
JJs.
^-
Onun için, Hazreti Ali Efendimiz -Ne güzel- "(Kür,
271
indallah, hayrennâs)Allahm yanında nasın hayırlısı ol!.." (Hayrünnâs men yenfeunnâsjNasa menfaatli olan, Allahu Tealâ'nın yanında da hayırlıdır. (Ve kün in-dennefs) Nefsinin yanında, (şerrünnâs)nasın şerlisi... Bu nefse hiç güven yok! Hiç... En berbad bir belâ başımızda. Onun için, nefsinin yanında nasın şerlisisin. Bunu iyi bil! Çünkü nefs seni cehenneme sürükleyecek. Kandıracak!.. Envai çeşit hileleri var. Onunla mücadele edeceksin. Kim yapacak o mücadeleleri?..
Bayezid-i Bestami, 32 sene nefsimle uğraştım da diyor. Yola getiremedim, diyor. Ancak 32 seneden sonra!.. Bunu bugün kim yapar?.. Bir Ramazanda itikâf bile yapamıyoruz. On gün, n'olacak... Onu bile beceremiyor. Halbuki, Peygamberimiz hiç bırakmamış!..
(Ve kün indennâs) insanların arasında da, (raculet minennâs) kendine paye verdirme! İnsanlardan bir adam, birisi sen ol. Filan geliyor demesinler.
Sallallahu Aleyhi ve Sellem, buyurmuşlar ki: (Men harace min züllil ma'siyeti..)Allah muhafaza etsin. Ma'siyyetten korunmak kolay bir şey değil yani!.. Ma'si-yetten korunmak kolay bir şey değil. Allah korursa koruyacak. Meselâ bugün ma'siyetin en şeysi göz!.. Onun için, bizim pîr Nakşibend Hazretleri, gözün için demiş ki, ayaklarının ucuna bak demiş. Başka yere bakma!... Gözün, ayaklannın ucuna baksın. Sağını solunu görme. Önünü arkanı görme. Önüne bak, öyle yürü git!.. Rahmetli bizim Hacı Aziz Efendi, öyle yürürdü. Yani böyle,
272
kafasını eğer önüne. Ne sağmdakini görür, ne solunda-kini görür. Öyle gider. Alıştırmış kendisini maşaallah.
Binaenaleyh, göz gördü müydü tabii, ilk bakışta ma'füv ama artık ikinci bakış, üçüncü bakış aleyhimize!.. E, bugünkü nefsin hakkından gelmek de kolay mı?.. Onun için, ma'siyet zilletinden çıkan insan, Allah'ın taatına yönelmiş insan... Allahu Tealâ ona üç şey veriyor. (Ağnâhullahu tealâ)A\\zh onu zengin eder. (min gayri mâlinMalsız ona zenginlik verir Allah. Mal-sız zenginlik olur mu dersin. Olur! Gönül zenginliği vardır. Allahu Tealâ onu öyle zengin yapar. (Ve eyyedehû min gayri cündin)bskeîsa. olaraktan onu kuvvetlendirir. (Veeazzahü min gayri aştretinJKendisinin arkasında aşireti yok. Kavmi yok. Müdafaa edecek kimsesi yok... Ama, Allah onu aşiretsiz de izzetlendirir.
İnsanın bazen öyle -kabile diyorlar ya bizde- kabilesi çok olur. Kalabalık olur. O kabilesine arkasını dayar ve korunur da o surette... Fakat, böyle garib bir kimse. Ne kabilesi var, ne birşeysi var. Allahu Tealâ da onu öyle aziz eder, demiş.
J
JUi .
M*
U^JI 1
:JUi
:JUi
Yine Sallallahu Aleyhi ve sellem Efendimizden rivayet yediliyor ki: (Haracezateyevmin)'Bir gün Rasulul-lah Sallallahu Aleyhi ve Sellem Hazretleri, çıkmışlar. (Alâ ashabihi) Ashabı kiramın yanına gelmişler. (Fekâle keyfe esbahtüm) Bugün nasıl sabahladınız? Sa-
273
banınız hayrolsun. Bugün sabah nasıl sabahladınız?.. Sormuş hatırlarını. Buyurmuşlar ki, (Esbahnâ mü'minîne billâh)A31ah'a. iman ile sabahladık, iman ile. (Fe kale, vemâ alâmetti imaniküm)lmammzın alâmeti ne?.. Diyorsunuz ama, imanınızın alâmeti ne? Buyurmuşlar ki, (Nasbiril alel belâ) belaya sabrederiz.
Bugün Vahdettin'e gittim de geçmiş olsuna. E tabii, şikayet etmeden olmuyor insan, halinden. Acı, ızdırap içerisinde.. Allah affetsin kusurlarımızı... Belâların bir takımı vardır, zordur. Allah hıfz ü himayesinde daim etsin.
Mekke-i Mükerreme'de biraz misafir oluyorduk. Mardinli kendisi, mühendis orada. Birgün geldi bir arkadaş. Cidde'den Mekke'ye gidiyorlarmış. O koca koca arabalar var ya-tanker-, gaz taşıyor, benzin taşıyor. O, yolu döneyim demiş, dönememiş. Motoru durmuş. Yolun iki tarafını da kapamış. Bunlar da karşıdan gelirken farketmemişler. Arabayı vurduklarında, darmadağın olmuş araba.. Fırlatmış onları dışarıya. Yüzleri gözleri yaralanmış ama yine bir şey olmamış elhamdülillah. Bir haftada kurtarmışlar yakayı.
Onun için, az sadaka çok belâ defeder derler. Sadakadan verecek paran olmazsa, iki rekât namaz kıl demişler.
(Ve neşküril alerrehâ) Belâya sabrettiğimiz gibi, bolluklara da şükrederiz!.. Bolluklara da şükrederiz. (Ve nerdâ bil kadâ')lşte, kazai ilâhiye. Araba gelecek, çarpacak oraya. Ne yapsan boş. Bunlara da razı oluruz. Kazai üâhil.(Fekâle aleyhisselâm) Demişler ki: (Entüm mü'minûne hakkan ve rabbil kâ'beh) Kâbenin Rabbi hakkı için, siz hakîkaten mü'minsiniz.
Mü'minin alâmeti demek ki: Belâya sabır, bolluğa
274
şükür. Kazaya razı olmak!..
Bu çok hoşuma gider: Sa'd tbni Ebi Vakkas denilen büyük bir zat. Acemleri mağlüb eden kumandan, ihtiyarlamış. Gözleri de görmez olmuş... Demişler ki, biz senin biliyoruz duanı. Kılınç gibi keser senin duan. Allah'a bir dua etsen, verir gözlerini Allah sana... Ne kadar hoş bir şey söylemiş: "Ben" demiş, "Allah'ımın takdirini gözümün nurundan daha çok severim de, diyemem!.." Çok hoşuma gider. Allah hepimizi affetsin. Büyüklük bu.
(Evhallahu tealâ ilâ ba'dul enbiyâi)Cenab-ı Hak bazı nebilerine vahyetmiş ki; (Men lekıyeni vehüve yühibbunî) Kim, beni severekten, sevgi ile bana gelirse, {edhaltehü cenneti) ben onu cennetime korum.
Allah sevgisi büyük nimettir. Çünkü bütün nimetleri veren odur. Şimdi insanlar, Allah'ı birkaç şeyden severler. Veriyor... Sıhhatimiz yerinde... Herşeyimiz yerinde... E, bunları veren Allah'ı severiz... Bazı büyükler bunları hiç hesaba katmadan", Allah sevilmeye lâyıktır; ondan dolayı seviyorum" diyerekten, hiç o sıhhatini filân kaale almaz... Her ne çeşit olursa olsun severek, Allah'ı severek ona dahil oldu mu; cennetine girecek!..
(Ve men lekıyenî vehüve yehâfunî, cennebtühû narî) Bir de ölürken, günahlardan korkarak öleceğiz. Günahlardan korkarak, korku içerisinde geliyor. Ona da ateşi uzak ederim!.. Cehennemi uzak ederim diyor. Korkusundan dolayı.
275
(Ve men lektyenî vehüve yestahyt minnî) Kaba-hatlar etmiş. Ben nasıl gideceğim Rabbim senin huzuruna; nasıl geleceğim diyerekten, şey içerisinde. Haya, utanç içerisinde... Bu, utanç içerisinde bana gelirse, (enseytül hafazate zünûbebûjben de onun günahlarını hafaza meleklerine unuttururum!.. Ama bunlar büyük nimet! Allah lütfetsin cümlemize..
Abdullah ibni Mes'ud Radiyallahu Anh diyor ki: (Eddi mefteradallahu aleyk)Sen Allahu Tealâ'nın farz ettiği ibadeti eda et... Farz ettiklerini, farzlarını eda et, (tekün a'bedennas)o zaman nasın en abidi olursun!.. Nasın abidi olmak istiyorsan, Allahu Teala'nın farz ettiği ibadetleri eda et.
İkincisi: (Vectenib mehârimullaB) Allah'ın haramlarından kaç!.. Uzak ol. (Tekün ezhedennâs) Nasın da en zahidi olursun!.. Haramlardan kaç... Bu, haramlardan kaçmak, çok mühim bir iş. Çünkü iki şey: Emri ma'ruf. Nehyi anil münker buyurmuş yani. İbadeti et, günahlardan kaç!.. İki şey... E, ibadeti yapıyoruz da günahlardan kaçamıyorsak bu; tek hatla lamba yanmıyor. İkisi birleşecek de öyle yanacak, işte, kemali insaniyet de, ancak ikisinin birleşmesiyle oluyor. Bir taraftan günahtan kaçacaksın, bir taraftan da emrine itaat edeceksin. E, emrine itaat kolay! Günahtan kaçmak zor!..
Binaenaleyh, günah yerlerine sokulmamak lazım. Günaha alışmamak da lazım. Günaha alıştın, günah işlerle, günahkârlarla da düşüp kalktın mıydı, işin içinden
276
çıkılmaz yani!.. En evvel günahkârlardan uzaklaşmak lâzım. Günahkâr, tamsa kılmayan insanlarla düşüp kalkıyorsan, sen de bir gün namazı bırakırsın... îçkicilerle düşüp kalkıyorsan, bir gün sen de alışırsın... Kumarcılarla düşüp kalkıyorsan, bir gün sen de kumarbaz olursun. Farkına bile varmazsın... Onun için haramlardan muhakkak kaçmanın çaresini aramak, günahkârların yanına sokulmamak lazım!..
Şimdi gençlik, yazın şimdi plaj vakti. Herkes orda denize gireceğim de şey alacağım diyor. Güç alacağım, kuvvet alacağım, neyse... Bunlar masal hepsi yav!.. Gücü kuvveti insana Allah verir! Günah yerlerinden fayda olmaz insana!.. Meselâ, şarap içeyim de kuvvetleneyim der insan. Şaraptan kuvvet olmaz insana!.. E canım, içiyorlar ya gâvurlar?.. Gâvur içer canım. Gâvurun gidişatına sen ne karışırsın?.. Müslümanlara karşı yasaklanan bir şey. Onun için meharimden kaçın; Allahu Tealâ haram mı etmiş; bırak!.. O zaman nasın zahidi olursun!..
(Verda bimâ kasemallahu leke) Sen de Allahu Tea-la'nın taksimine razı ol. Taksim-i ilahiye razı ol, (tekün ağmmnâs) insanların en zengini olursun. Ne zaman?.. Taksime razı olursan. Allahu Tealâ kimisini zengin eder, çok verir. Kimisine az verir ama, taksimi veren alan, taksimi yapan Allah. Şimdi senin o taksime razı olmayışın, Allah'ın taksimine itiraz edişindir.
Allah, ömrü yaratmış. Ömrü yaratmazdan evvel yiyeceğimizi de yaratmış: Buna bu kadar, buna bu kadar, buna bu kadar... Bu parmaklar nasıl bir değilse, herkesin de rızkı o kadar. Onun için, zenginin zenginliğine bakıp da imrenmek; ben de öyle olacağım demek, büyük hata!.. Dünkü derste geçti ya: Ona özenir, ona dalkavukluk yaparsa, bak, dininin üçte ikisi elinden gider
277
diyor. O paralar hiç iyi bir şey değil!.. Allah nâmerde muhtaç etmeyecek kadar verdi miydi, kâfi.
Tuğyan ve isyana insanları sevkeden şeyin başlıcası para!..Para, isyana insanları sevkediyor. insanın gözü de doymuyor. Göz doymaz derler. İşte beş şey doymaz. Deniz, bilmem ne, ne... Göz de doymuyor. Şimdi, birçok kimseler var. Faizle büyük işler çeviriyorlar. Canım, faizin haram olduğunu bilmeyen yok!.. Sen bu büyük işi yapacağına, küçük iş yap da harama sokulma!..
L :JUi jLjJI Jak^, j* 4Jİ
'.....-T'
j «—rrt
CVe an Salihil Merkadî ennehû merre bı ba'diddiyâr)Bak, ne güzel bir şey. Bu Salih isminde zat, bir yere uğramış. Bir memlekete... Demiş ki: Ey memleket, ey diyar! (Eyne ehlükel evvelûn) Hani senin evvelce içinde bir takım insanlar vardı ya, nerde onlar?.. (Ve eyne ummârukel mâdûn)Şu büyük binaları yapanlar nerde?.. (Ve eyne sükkânükel akdemûn) Hani burda oturan birçok insanlar vardı. Onlar nereye gitti yav?.. Yok bugün bunlar burda. (Fehetefe bihî hâtifün) Bir ses geliyor hatif. Telefonun adı da hatiftir araplarda. Hatif derler. Ona da bir ses geliyor öyle, hatiften: (Enkataa âsârübüm)Onlann eserleri bitti. (Ve beliyet tahtettüra-bi ecsâmühüm) O güzel cesedleri toprağın içerisinde eridi gitti. (Ve bekiyet a'mâlühüm, kalâide fî a'nakıhim O amelleri de boynuna asılı, bekliyorlar günlerini... Allah affetsin kusurlarımızı...
278
Onun için ölümü -büyüklerimiz hep ölümü düşünmeyi ondan tavsiye etmişler- ölümü hatırından çıkarma!.. Unutma!.. Adımını atarken ölümün gözünün önünde olsun. İşin sonu o. Onun için doğruluktan ayrılma!..
O*
•>
aî üijti C-
«i*
Şu, Ali Efendimiz'in de bir sözü var. Onu da okuyayım. Demiş ki Hazreti Ali Efendimiz: (Tefaddal alâ mer, şi'te) İstediğine ver... istediklerine ver; (feente emîrü-hü) onun emiri olursun sen! Amiri olursun yani. (Ves'el ammen şi'te) istediklerinden iste; (feente esîrühü) istediğin adamın esiri olursun!.. Verir sana, sen de onun esirisin. Bunu böyle yap, der. E, yapacaksın artık. Yapma-mazlık elinden gelmez yani... (Vestağni ammen şi'te) O da senin gibi adam. Sen de onun gibisin. Ondan da müstağni ol!.. Çünkü, (feinneke nazîruhû)o da senin gibi, aynı. O da muhtaç, herkes de... Binaenaleyh, dileğini Allah'tan iste demiş.
Allah cümlemizi affetsin... Tevfîkat-ı samedaniyye-sine mazhar etsin... Sevdiği ve razı olduğu kullarının arasına cümlemizi kabul etsin inşallah...
Haaa, bugün ismail Hakkı Hazretleri'nin günahını yazıyorduk, okuyorduk. Diyor ki: Ramazan-ı şerifte amden her kim orucunu yerse, günahı kebairdir. Katli de caizdir diyor. Katli de lâzımdır, katli!.. Çünkü Islam!a hakarettir diyor. Alenen orucu yemek islam'a hakarettir. Diyor ki, "Ben yiyorum ya, Allah biliyor. Neden saklıya-cağım?" Ooo, büyük cahillik!.. Saklıyacaksın! Müslü-
279
rette kalanların orucu bozmaları lâzım geldiği vakitte çareler var. O çarelere başvuraraktan orucu bozar ve bir şey lazım gelmez. Keffaret lâzım gelmez. Gününe gün tutar.
Meselâ, diyor ki, tuz: Azıcak tuz yersen keffaret lâzım gelir diyor. Çok tuz yersen keffaret lâzım gelmez diyor. Neden demiş yahu az tuz ile?.. Az tuz fayda verir diyor. Çok tuz zarar verir. Fayda verdiği için 6i gün, öteki zarar verdiği için bir gün!..
El fatiha!..
(2 Ağustos 1979, 5 Ramazan 1399; Yatsıdan önce)
280
ÜÇ ŞEY
Esselâmü aleyküm ve rahmetullahi ve berakâtüh!.. Geçen derslerden hatırımda kalan üç şey var ki, onu hatırlatmak isteyeceğim: Cenab-ı Peygamber buyurmuş ki, "îki huy, iki haslet var ki, onlardan daha üstün bir şey yoktur." İki tane: "Birisi Allah'a iman; ikincisi müslü-manlara faydalı olmak!" Müslümanlara faydalı olmakta çok şey var: Açı doyurmak var, giydirmek var, barındırmak var... Bir çok şeyler var. Fakat asıl mühimi:
(Hayruküm men teallemel Kur'an ve allemehuj Kur'an'ı öğrenip öğretmektir!.. Müslümanlara fayda bu cihettendir. Karnını doyursan, üstünü giydirsen, ev ba-ğışlasan; bunlar hep geçici şeylerdir. Ve kıymetsiz şeylerdir. Asıl ona lazım olan, dinini öğrenmesi!.. Dinini öğrenmesi için de, din bilgisini okumak lazım!.. Öğrenmek, sonra da öğretmek lazım!.. Bir. Kısa söyleyeceğim, ikincisi:
281
Bütün fitnelerin başı, hani birçok fitneler oluyor ya, ta Adem Aleyhisselâm'dan beri, kıyamete kadar gider bunlar... Bunların başı iki şeydir: Birisi öşrü vermemek, diğeri de zekatı vermemekmiş!.. Hani, biz fitneleri surda burda arıyoruz, boş... Fitnenin başı, Allah'ın emrini tatbik etmemek!.. Öşür, Allah'ın emridir... Zekât, Allah'ın emridir. Onu kimse kaldıramaz... Namazı sizden kaldırdık deseler, kalkar mı namaz bizden?.. Namaz neyse zekât da odur. O, kaldırdık demekle, sen vergi verirsen kurtulursun bu işten demekle, bu iş hallolmaz!.. Allah'ın emri nedir? Zekât!.. Ver! O kadar... iki.
Üçüncüsü de: Bir delikanlı tahsili ilim için, uzak bir yere gitmeye karar vermiş, ilim memleketine... O zamanın nebisi duymuş. Demiş, "O delikanlıyı getirin de, ben ona üç nasihat edem! Ondan sonra gideceği yere gitsin." Çağırmışlar delikanlıyı.. Gelmiş. Demiş ki, "Ey delikanlı! Sana üç nasihatim var, iyi dinle!" "Buyur!" "Allah'dan kork!.. Nerede olursan ol, gizli-aşikâr her yerde Allah'dan kork! Çünkü Allah, her yerde seni görmekte ve her şeyini bilmektedir. Bu korkuyu içine sok!.. " iki: "Allah'ın kullarından hiç bir kulun aleyhinde konuşma!.. Allah'ın kullarından hiç bir kulun aleyhinde konuşma!.. illâ bi hayrin: Ancak hayırla konuş!.." Üçüncüsü de, "Lokmana dikkat et!.. Helâl olsun lokman!.."
Allah affetsin kusurlarımızı... Bu kadarcık nasihat hepimize yeter... Allah cumamızı mübarek etsin...
Bismillahirrahmanirrahîm... Lâ ilahe illallahül halî-mül kerîm... Sübhanallahi rabbil arşil azîm... Elhamdü-lillahi rabbil alemin... Nes'elüke mucibati rahmetike... Ve azaimi mağfiretike... Vel ganimete min külli birrin Vesselâmete min külli ismin... Lâ teda'lena zenben illâ gafarte... Velâ hemmen illâ ferracte...
282
Velâ haceten leke fîrıa ndan, illâ kadaytehâ yâ erha-merrahimîn... Yâ erhamerrahimîn... Yâ erhamerrahimî-ne, irhamnâ!..
Ve selâmün alel mürselîn. Velhamdülillahi rabbil aleminel fatiha!...
Esselamü aleyküm ve rahmetullah.. (3 Ağustos 1979 Cuma)
283
MÜNEBBİHAT DERSİ (6)
Elhamdülillahi rabbil âlemin... Vel akıbetülil mütta-kin... Vesselâtü alâ seyyidinâ Muhammedin ve alihi ve sahbihi ecmaîn.
Cenabı Feyyazı Mutlak ve Rabbil Felak Hazretleri, bu mübarek cum'a hürmetine cümlemizi mağfurîn zümresine ilhak eylesin... Yaptığımız amelleri de dergâhında, kusurumuzla beraber kabulü karin eylesin inşa-allah... Hayırlı ömürler geçirmek ve hüsnü akıbetler na-sib etsin inşaallah...
Şu çok hoşuma gitti: İbni Abbas bir soruya cevap vermişler de, Hazreti Ali Efendimiz de onu tekrar cevaplandırmış. Belki söylemişimdir ama, tekrar etsem de olacak...
4Üİ
Oİ^Loll
285
îbni Abbas Radıyallahu Anh'a sormuşlar, "günlerin hayırlısı hangisidir" diyerekten... "Günlerin hayırlısı hangisidir? Ayların hayırlısı hangisidir? Amellerin hayırlısı hangisidir?.." Demiş ki: "Günlerin hayırlısı cumadır, hayrül eyyam!.. Allahu Tealâ onu, bu ümmet-i Muham-med'e vermiştir.Cuma gününün birçok şartları vardır. Cuma günleri sabahleyin gusledilir. Temiz elbise giyilir. Cumaya erken vakitte gidilir. Vaaz u nasihat neyse, dinlenir. Cuma namazı kılınır. Cuma namazı kılındıktan sonra; hasta ziyareti, dost ziyareti, ilim tahsil etme, vaaz ü nasihat dinleme yerleri gibi yerler ziyaret olunur, iş?.. Hergün işliyoruz, bitmiyor iş!.. O güne mahsus cumanın fezailinde bunlara riayet edilir. Gusledilir. Temiz elbise giyilir. Meselâ, işte giyilen bir elbiseyle kılınan namaz başkadır, o gün, hususi elbise giyerekten cumaya gelmiş, gusletmiş bir adamın namazı başkadır.
Namazdan sonra; hastaları ziyaret etmek... Dostları ziyaret etmek... Efendim, bir de vaaz ü nasihat dinlemek... ikindiden sonra vaaz ü nasihatler yapılıyor mesela, camilerde. Onları dinlemek... Ben biliyorum iddiasını bırakmak lâzım! Benliği bırakmak lâzım!.. Hepimiz... Hepimiz muhtacız nasihate, hepimiz... Biliyorum diyerekten nasihatlere gitmemek, cahillikten ibaret bir şeydir. Ama onu da beğenmiyoruz. Meselâ, ona da çeşitli kulp takarız. "Adam, bu da adam mı?" diyerekten. Bu da büyük bir hata.,. Bizim dinleyeceğimiz Allah'ın kelâmıdır. Rasulün kelâmıdır. E, o nasıl olursa ona karışma!..
Cuma, günlerin hayırlısı! Onun için cumaya erken vakitte gelmek, böyle ramazanda olmamak şartıyla kokulanmak lâzım. Ramazanda kokuyu pek hoş görmemişler. Ramazanın gayrisinde güzel kokular sürünüp öyle geleceksin. Misvak kullanmak... Bu bizim için çok
286
acı bir şey olmuş. Hep alıyoruz bugün, hep diş fırçası. Herkesin elinde diş fırçası... Misvakler de orda süs olarak duruyor. Kullanmak için değil de süs olarak... Yani, bizim misvağımız da var demek istiyor. Misvakle kılınan namaz, misvaksiz kılınan namazdan 72 derece farkı var. 72 derece!.. Bekârın namazıyla evlinin namazında da 72 derece fark var.
Cuma, en güzel gündür. Cenabı Hak onu bize vermiş elhamdülillah. O günü iyi geçirmeye dikkat etmek lâzım. Kötü yerlerden, günah yerlerden korunmak lâzım!..
(Ve hayrüş şuhur) Ayların hayırlısı?.. Demiş ki, (şehrürramazan£)na da kimsenin bir şey diyeceği yok! En hayırlı ay ramazan ayıdır. Allah kusurlarımızı affetsin... Kabul buyursun... Onun için, bütün günah kitaplarında yazar ki, "Ramazanda oruç yemek, günah-ı keba-irdir." Ama, gizli olarak!.. Gizli olarak oruç yemek, günahı kebairdendir. Hasta olur başka... Hasta olmadığı halde hatta hasta olduğu halde alenen, aşikârane oruç yiyenin katli de caizdir!.. Hastaysan evinde ye... Sigarasını da savurarak... Müslümanlığa yakışmaz yani. Hatta insanlığa yakışmaz. Karşındaki müslüman aç, oruçlu. Ona karşı sigarayı savurmak, onu tahkir ve islâm'ı alaya almak... Onun için katline kadar şey yapmışlar. Hüküm vermişler onun için...
(Hayrüşşühur şehrür ramazan)...Hiç olmazsa, o Allah'ın hayırlı kullarına hürmet et. Oruç tutmadıysan da. Hatta bizim küçüklük devirlerimizde, hristiyanlar bile ramazan-ı şerifte, yediklerini müslümanların yanında yemezlerdi... Hatta çocuklarını da döverlerdi. "Bu ay ramazan ayı değil mi? Sen bilmiyor musun? Niçin sokakta alenen simit yedin? Şunu yedin, bunu yedin? Bu aya hür-
287
met et! Ramazan ayı" diyerekten.
(Hayrül a'maDAmeMetin hayırlısı... Amel çok mühim... Zekât vermek amel. Sadaka vermek amel. Cami yaptırmak amel. Köprü yaptırmak amel... Efendim, çok!.. Bunların hangisi hayırlı?.. Beş vakit namaz! (Hayrül a'mal essalâvatül jbamsjNiçin? Bir adam, kapısının önünde su akıyor. Farzet ki sıcak bir su. Bizim memleketimizde de var. Beş vakit orda yıkanıyor. Onun pisliği kalır mı?.. Tabii ki kalmaz. Beş vakit namaz kılan adamın üstünde de bir şey kalmaz. Çünkü, Cenabı Hakk'ın huzuruna girerken. Günahlarla Cenabı Hak kabul etmiyor. Meleklere diyor ki, "Alın bunun günahlarını sırtından!" Alıyorlar sırtından günahlarını. "Çıkarken verelim mi yâ Rabbî?" diyorlar. "Aldığımı vermem ben..." diyor.
Onun için, beş vakit namazın fadaili çok. Abdest alırken ayrı bir ibadet... Allah hepimizi affetsin... islâm dininin fadaili hiç bir yerde yok.. Amellerin hayırlısı, vaktinde kılınan beş vakit namaz...
Bu söz Hazreti Ali Efendimiz'in kulağına gitmiş, üç gün sonra. "Demişler ki, bak İbn-i Abbas ne dedi? Sen ne dersin buna?" Demiş ki:
8
j Z U
288
J-i L
İ Jl
. 4ÜL Lu> JU: <Sİ Jl Lj
Dünyanın şark ile garbı arasındaki alimlere, fakih-lere, hocalara sorsanız hepsinin dediği budur. Başka şey denmez buna ama, ben derim ki, (Hayrül a'mal mı yakbelullahu tealâ minke)Allah'ın senden kabul ettiği amel... Yaptığın amelleri Allah kabul etti mi bakalım senden... Riyakârlıkla mı yaptın? Günahlarla mı yaptın? Allah'ın hoşuna gitmeyecek bir şekilde mi yaptın? Nasıl yaptın?.. Onun için demek ki, Allahu Tealâ'nın senden kabul ettiği ameldir hayırlı amel... Çok güzel, çok da yerinde.
(Hayrüş şuhûr)Ayhnn hayırlısı, hangi ayda tevbe edebildiysen tevbe-i nusuh ile, o aydır. Tevbe-i nasuh iç tevbesidir ki, bir daha yapmamak şartıyla... Nedametle, pişmanlıkla... Nasıl oldu da ben bunu yaptım; tevbe yâ Rabbi diyerekten tevbe-i nasuh ile tevbe yaptığı ay, onun en hayırlı bir ayıdır. Allah hepimize hakikî tevbe-ler nasib etsin...
Onun için. Cenab-ı Hak Kur'an-ı Azimüşşan'ın ma-teaddit yerlerinde, daima "Rabbınız Hazreti Allahu Cel-le ve Âlâya istiğfar edin..." Hatta malûm ya, biz namazda esselâmü aleyküm ve rahmetullah dedikten sonra, bizim müeezin efendi (Estağfirullaah... Estağfirullah...) diyor. Canım namaz kıldık ya! Günah işlemedik. Onun için, öyleyken yine bir istiğfara ne lüzum var diyeceği geliyor insanın. Fakat çok yerinde ki, biz bu namazı kıldık ama gönlümüz...Vücudumuz ayakta Allah'a dönüyor ama, gönlümüz Allah'a dönemiyor!.. Gönlümüz Allah'la olamıyor! Onun için, gönlün Allahla meşgul olabilmesi büyük devlet... En büyük devlet! Herkese nasib olmaz. Onun için, her zaman için istiğfar etmek; hatta
289
her nefeste, elimizden gelirse, istiğfara devam etmek lâzım. (Vestağflr rabbeküm, innehû kâne gaffara) tzacâe okuyoruz ya, (Vestağftrbü innehû kâne tevvâba, Allahu Tealâ da istiğfarı emrediyor... Tevbei nasuh, uzun ders...
(Hayrül eyyam) Günlerin hayırlısı hangisi?.. O buyurdu ki, günlerin hayırlısı cum'adır. Şimdi Hazreti Ali Efendimiz de diyorki, günlerin hayırlısı (Ma tabrucüjth minsddünyailallahi tealâ mü'minen billâbjtoan ile al-laha göçmek... O göç günü var ya, son nefes... O son nefeste iman ile göçebilmek, devletine nail olduğun gün; en hayırlı gün... Ondan herkes korkar. Peygamberler de korkmuş. Evliyalar da korkmuş. Herkes korkmuş. Çünkü, müşkil bir gün!.. Nasıl bir ölüm gelecek?.. Yıkıntı altında mı kalacaksın? Araba altında mı kalacaksın? Denize mi düşeceksin? Zelzele mi olacak? Ne olacak?.. Allah muhafaza.
Dün bir baba geldi. Kayseri'ye gidiyormuş oğlu. Otobüs bir tankerle çarpışmış. Çocuğun belinden aşşa-ğısı tutmuyor... Ne kemik kırıldıysa kırılmış. Doktorlar demişler ki, ameliyatla olmaz bu.Burası ameliyatla düzelmez!.. Ağlıya ağlıya gelmiş babası. Ankara'dan geliyormuş. E, evlad... Allaaah... Çok böyle şeyler var, vukuatlar var. Allah hepimizin hakkında hayırlar nasib etsin inşallahu teâlâ... Görünür görünmez kazalardan muhafaza etsin... Daima yalvarma ihtiyacındayız. Elimizde de yani, bir şey yok! Hep aciziz. Hepimiz aciziz, elimizde hiçbir iddiamız yok. Onun için, yâ Rab demek, aman yâ Rab demekten başka hiçbir çaremiz yok!.. Allah hepimizi affetsin de, bu dünyadan iman ile ahirete göçebil-meyi, Cenab-ı Hak cümlemize nasib etsin...
İlmi çok olan bir adam var, Musa Aleyhisselam dev-
290
rinde... Gökte uçarmış. Talabelerini de uçururmuş. İsmi azam denilen duaya sahip bir adam. En nihayet imansız gitti adam!.. O kadar bilgisine göre... Ki, şeytan da öyle. Şeytanın da çok bilgisi var. Meleklere hocalık yapmış. Fakat bugün yine şeytandır. Lânetlidir yani. Onun için, ne ilmine güven ne ameline güven; Allah'a güven yalnız!.. Allah'a sarıl, Allah'tan yardım iste!.. Allah hepimizi affetsin... Tevfikan samedaniyyesine mazhar etisn... Sevdiği ve razı olduğu kimselerin arasına da kabul etsin inşallah!..
z LI
Şuraya şair bir beyit yazmış: (Ema tera, keyfe yübli-yenel cedîdari) Şu gece gündüz gelip geçiyor ya... Bugün de geçti diyoruz ama, temelden bir taş çürüyor. Vü-cud bir şeysini kaybediyor. (Ve nahnü nel'abü fî sirriı ve i'lân) Halbuki biz hep oyun... Ki, keyfîmize hareket etmekteyiz. Yaşamak derdindeyiz. Ezan okunuyor. Surda bir tane daha var; onu da söylevim kâfi Cenab-ı Peygamber buyuruyor:
ISI
J _,
a ¦ *&\ j Lojul
(İzâ eradallahu biabdin hayran) ibrete şayandır bu söz. Cenab-ı Hak bir kuluyla hayır murad ederse, (Fek-
291
kahahû fiddîn)dinde onu fâkih kılar... Mühendislik lâzım, doktorluk lâzım; şu lâzım, bu lâzım. Hepsi lâzım amma, Allahu Tealâ hayır murad ettiği kimseyi, evvela dininde fâkih kılar. Ondan sonra ne olursan ol!.. Ama, dinini bilici ol!..
Dün hastaneye gittim. Kapının üzerine yazmış iki satır yazı:
LJ Lj
(Ve men ehyahâ fekeennemâ abyennâse cemia) "Bir insanı kurtarmak, bütün insanları kurtarmağa müsavidir!" diye Kur'an'da bir ayet var; onu yazmış hastanenin kapısına... Yani, biz insanları kurtarıyoruz. Burda, bütün insanları kurtulmasına sebep gibi bir şeyiz... Ben de diyorum ki; insanı kurtarmak iyidir amma, insanı asıl cehennemden kurtarmak lâzım! Bu cesed nasıl olsa ölüme mahkûm!.. Nasıl olsa ölüme mahkûm... Binaenaleyh, bunu cehennemde ebediyyen yanmaktan kurtarmak esas iş... Müslümanlar da yanacak... Bizi de atacak Cenab-ı Hak cehenneme ama, biz uykuda geçer gibi geçeceğiz. Öyle, gavurların yandığı gibi yanmayacağız. Ebediyyen de yanmayacağız... İşte, bir ceza olaraktan, bir kapıdan girip bir kapıdan çıkacağız inşallah. Haberimiz de olmayacak. Onun için, dininde fakih olan, Alla-hın hayır murad ettiği insan!.. Onun için evladlarımızı mutlaka fakih yapabilmek en büyük kâr!.. Daha... (ve zehhedehû fiddünya) Dünyada da onu zahid kılar. Dünyaya tamahkâr kılmaz!.. Dünyaya tamahkâr kılmaz. Sonra, (ve bassarahû biuyûbi nefsihi) Ancak, nefsinin ayıplarını görmekle meşgul olur. Hepimizde kusur do-
292
lu!.. Kendi kusurlarımızı unutuyoruz. Başkalarının kusurlarıyla meşgul oluyoruz. En büyük ayıp da bu!..
Allah hepimizi affetsin... Tevfikatı samedaniyyesine mazhar etsin... Sevdiği ve razı olduğu kullarının arasına cümlemizi kabul etsin... Bizi de... Affa lâyık değiliz ama, Allah affa lâyık!.. Biz değiliz ama, o lâyık... Onun için, ondan biz daima af isteriz. Kusurumuzu affetsin de inşallah, affına mazhar olan kullarının arasına cümlemizi kabul etsin...
El fatiha...
(10 Ağustos 1979, Yatsıdan önce)
13 Ramazan 1399;
293
RAMAZAN BAYRAMI
Cenab-ı vacibül vucüd ve tekaddes Hazretleri, bu mübarek bayramımızı cümlemiz hakkında mübarek ve müteyemmin eylesin... Bir çok bayramlara da sağlık afiyetle erişmeler nasibü müyesser eylesin...
Bu bayram, halkın dilince "Şeker Bayramı" tabir edilir. Tatlılık bayramıdır. Tatlılık; yani, hepimiz birbirimize tatlı olabilmek!.. Şekerin tadı beş dakikada gider. O tad, tad değildir; asıl tad, müslümanlann birbirlerine karşı gösterdikleri sevgi ve muhabbet tadıdır. O sevgi ve muhabbet tadının tadına doyum olmaz.
Allahu teala bu mübarek bayram hürmetine bizim içlerimizi sevgiyle doyursun, doldursun ve bu sevgiyi de daim eylesin...Hep bir memleketin evladıyız. Hep bir peygamberin ümmetiyiz. Hep bir mezhebin imamının mezhebindeniz. Hep bir Allanın kuluyuz. Böyle iken bugün çok üzüldüm. Radyoda konuşuyordu bir efendi, bayram hakkında. Birisi soru soruyor, oda malûmat veriyor. Eski bayramlar şöyle olurdu. Herkes birbirleriyle böyle sevişirlerdi, kaynaşırlardı. Ufak memleketlerde,
295
köylerde kasabalarda daha tatlı oluyordu. Şehirler ise, bundan biraz uzak duruyorlar. Hatta şehirlerde, birbirleriyle tanışmayan bilişmeyen ailelerden; hatta fikirleri birbirlerinden ayn olduğu için görüşmek bile istemeyen kimselerin bulunduğundan bahsediyordu da, hiç olarak şey mi bu? Hepimiz burda bir misafiriz... Hepimiz burda bir misafiriz. Ne olacak? Bugün var yann yok! Bi-neanaleyh, burda en güzel şey; tatlı dil, muhabbet sevgisiyle kalblerimizi doldurup birbirlerimize lazım gelen sevgiyi izhar edip göstermek...
Ne memleketler var; suyu bulunmaz. Gayet sıcak, oturulmaz... Geçen Kuveyt'ten bir doktor efendi geldi. Kaçtım, dedi. Neden? Elliyi geçiyor, gölgede altmış diyor. Nasıl durayım diyor. Kaçmış gelmiş...Eeee, ne yerler var... Suyu da yok bu memleketin. Suyu da dışardan geliyor. Ekmeği dışardan gelir, bütün yiyecekleri dışardan gelir.
Bize misafir geldi o bakan da. Kuveytli efendi. Bir sürü yemek sofraya kondu. Bunlar sizin mi dedi. Evet, bizim memleketten çıkar bunlar!.. E siz bizden çok zenginsiniz öyleyse dedi. Neden?.. Biz bunların hepsini dışarıdan alırız dedi. Paralar çok ama, bir dışarıdan gelmesi aç kalırız, dedi. Dışarıdan gelmese hepsi aç kalır. Allah bir felaket göstermesin yani...
Alahümme innâ nes'elükel afve vel afiyeh... Fiddini veddünya vel ahireh... Allahümmestur annâ bi setrikel cemil... Allahümme inneke afüvvün kerîmün, tahubbül afve, fa'fü annâ ya kerim... Allahümme inneke afüvvün kerimûn, tuhibbül afve, fa'fü annâ ya kerim Allahümme inneke afüvvün kerîmün, tuhibbül afve, fa'fü annâ ya kerim... Fağfirlena verhamnâ ente mevlâna fensurnâ alel kavmil kâfirin...
1
Allahümmağfırlenâ...Ve livalîdînâ...Ve liasâtirinâ... Ve li akribaina... Ve limeşâyihina... Ve ceddâtinâ... Ve ammâtinâ... Ve halâtinâ... Ve limen lehü hakkun aleynâ... Ve limen vassânâ bidduail hayr... Ve licemiil mü'minine vel mü'minat... El ahyau minhüm vel emvât... Birahmetike ya erhamerrahimin. Velhamdü lil-lahi rabbil alemin.
El fatiha.
(24 Ağustos 1979)
296
297
GÜNAHLARDAN KURTULMAK
Cenabı Zülcelal, geçirmiş olduğumuz Ramazan-ı Şerifi, geçirmiş olduğumuz bayramı, cümlemiz hakkında mübarek etsin de tekrarlarını, inşaallah, sağlık afiyetle birçok seneler idrakini nasib etsin...
Malum, bunlara bir çok seneler eriştik. înşaallah daha çok seneler de erişiriz. Fakat, maksat bu değil ki... Maksat asıl insan olabilmek... İnsan olabilmek de o kadar zor bir şey ki... O kadar zor ki... Nefsin elinden kurtulmadıkça, insanın insan olmasına imkan yok... Nefsin elinden kurtulabilmek için de günahlardan kurtulmak lazım. Günahlardan kurtulmayan insanların, nefsin elinden kurtulması mümkün olmaz. Onun için, günahlardan son derece kaçmak lazım. Bugün günahlar da önümüzde şöyle serilmiş... Serilmiş. Önümüzden arkamızdan bizi kovalamakta... Kaçsak kaçamıyoruz, tutsak tutamıyoruz. O kadar müşkil bir durumdayız... Onun için, Allah hepimizin kusurlarını affetsin de, bu günahlardan kurtulmanın çaresini bize ihsan etsin...
Günahlardan kurtulmadıkça da, insanlık mertebe-
299
lerine ulaşmak mümkün değil. İnsanlık çok büyük bir mertebe... Çok büyük bir devlet... O okumakla elde edilmiyor. Zenginlikle hiç elde edilmiyor. Kuvvetle hiç elde edilmiyor. O yalnız Allaha gönül verip, Allah'a teslim olmaktan ibaret... Onun yegane çaresi, tasavvuf denilen ilmi çalışmak, öğrenmek... Ondan sonra erbabı olan bir zata hizmet neticesinde ancak elde edilebiliyor. Erbabı bugün, çok mu çok nadir.. Nadir değil de ender... Bu yolun yolculan pek çok... Fakat hiç birisi de ehli değildir. Ehil olmayan insanlara nakıs derler. Nakıs olan insanlara hizmet, emeklerin zayi olmasına sebeptir. Emekler zayi olur... Bu insan da, nakıs ile kamili farke-decek derecede değil... O kadar da zayıf. Hak ile batılı ayıramadığı gibi, nakıstan kâmili de ayıracak derecede değil. Bazen nakısı göklere uçurur. Bazen de kâmili yerlerin dibine batırır. Bu kadar da zafiyeti vardır. Allah«ku-surlarımızı affetsin...
Yalnız, onlardan alınan dersi ifa etmedikçe de kemale erişilmez. Mutlaka o zatların, hizmetinde bulunmak lazım kemale erişebilir... Ancak onların hizmetinde ancak bulunmak sayesiyle... Nasıl ki insanlar ustalarına hizmet sayesinde sanat öğrenirler... Kendi kendine sanat öğrenenler pek nadirattandır. Çok zahmet çekerler. Ama, ustalarına hizmet neticesinde sanatı elde edenler, daha güzel usta olabilirler. Binaenaleyh kemale ulaşmak isteyen insanlar da, ehli kemâle müracaat etmek mecburiyetindedirler. Başka türlü imkan yok...
Ben bu kadar teşbih çekiyorum... Ne kadar çekersen çek, mutlaka hizmet lazım!.. Canla malla, neyle yaparsan yap!.. Bunu yapmadığın takdirde insanlıkta kemale erişmenin imkanı yok...
însan mertebeleri, üç mertebeyi atlamadıkça ele
300
geçmez.: Emmare denilen nefis var.bir. Levvame denilen nefis var, iki. Mülhime denilen nefis var, üç. Bu üç nefsi atlamadıkça insan, denizdeki çalkalanan gemi gibi çalkalanır durur. Ancak, nefs-i mutmainneyi atladıktan sonra rahat ve huzura kavuşur. Sakinleşir. Allah'a tam teslimdir. Ondan sonra, emr-i ilahiye münkad bir şekilde, hiç sıkıntı çekmez, üzüntü çekmez, rahatsız olmaz. Dünyası da mes'uddur, ahireti de mes'uddur. Cebinde meteliği olmasa dahi... Cebinde meteliği olmasa dahi, kati'iyyen hüzün keder denilen şeyi onda bulamazsınız.
Allah hepimizi affetsin de, bu kâmil olan insanların arasına girebilmek imkanını cümlemize ihsan buyursun...
El fatiha!..
(31 Ağustos 1979 Cuma)
301
EVLADIMIZA SAHİP OLMAK
Esselâmü aleyküm ve rahmetullahi ve berakâtühü!..
Siz kardaşlanma, —geçen cuma'da Gönen'de bulunuyorduk- orada dinlediğim vaazu nasihati size de aktarmak isteyeceğim. Vaiz Efendi, dilden bahsetti. Geniş tetebbuatta bulunmuş. Uzun boylu izahatta bulundu. Herkesin hoşuna gitti. Dışarda olaydı alkışlarlardı. Orda da çocuklar, gençler tavla oynuyorlar ya; o tavla oyununun ve onu seyredenlerin akıbetlerinden de bahsetti. Fakat, asıl nazar-ı dikkatimize çarpan şu oldu:
Hoca Efendi, bir meseleyi iyi öğrenmek için İncil okumuş, incil'den de, onu bir papazdan öğrenmek için bizim Beyoğlu'ndaki papazlardan birisine müracaat etmiş. Papaz da şöyle anlatmış kendisine bir mes'ele... Demiş ki, geçen hafta sizin Fatih camiinde idim. Gittim camiye. Dinledim vaizleri. Halkın teveccühleri hoşuma gitti. Ezan okunmağa başladı, camiden çıktım. Baktım ki caminin avlusunda çocuklar oynuyorlar... Top da nasılsa benim kucağıma düştü. Çocuklar toplandı başıma.... "Papaz efendi ver topumuzu." "Vereceğim yav-
303
rum. Bu ay ne ayıdır?.. Söyler misiniz bana?" "Ramazan ayı." "Bugün ne günüdür?" "Cuma'dır efendim." "Minarede okunan nedir çocuklarım?" "Ezan-ı Muhammedi." "Alın topunuzu, bu yeter size!.."
Allah hepimizi affetsin... Hepimizi affetsin Allah... Bunlar çocuk değil! Hepsi yirmi-otuz yaşındaki genç delikanlılar. Memleketin münevveri diyeceğimiz kimseler.... Hoca Efendi ne söyledi, biz ne dedik?.. Allah, babalarımızı yine hayırla yad etsin. Babaların kabahati çok!.. Arabanın ön tekeri nerden giderse, arka tekeri de ordan gider derler. Evlâdlarımıza sahip olmazsak, halimiz haraptır!..
Abdülkadir Geylâni'nin bir nasihati gözümden geçti. Şimdi orda diyor ki: Kör bir adam öncülük yapabilir mi?.. Kör adam!.. Seni bir yere götürecek; götürebilir mi?.. Sana delillik yapabilir mi?.. Kör, yolu bilmez, izi bil mez... Allah bizi affetsin... Bizim gözlerimiz açık, gönüllerimiz kapalı!.. Gözlerimiz açık ama, hakikattaki göz olan gönül gözü kapalı. Bu gönül gözleri kapalı oldukça, biz yerimizde saymaktan başka çare bulamayız... Yerimizde saysak, o da iyi de, gerilemekten başka hiç hayrımız olmaz!.. Başka diyeceğim yok!.. Yorgunuz da.... Siz de meşgulsünüz. Allah hepimize afiyetler versin... Dünyamızı ahiretimizi mamur etsin.... Sıhhat nasıl lazımsa... Sıhhat afiyet nasıl lazımsa... Yemek içmek nasıl lazımsa... Gönül ondan daha lâzım!.. Allah gönüllerimizi uyandırsın... Uyanık gönül sahibi olaraktan dünyada yaşamak; kör gözlü değil, açık gözlü olaraktan herkese yol göstermek, cümlemize nasib etsin...
El fatiha!.. Esselâmü aleyküm ve rahmetullah!..
I
(14 Eylül 1979 Cuma)
304
İNSANLIK NİMETİ
Esselâmü aleyküm ve rahmetullahi ve berakâtüh!..
Allah Celle ve Alâ, cümlemizden razı olsun... Kabahatlerimiz ne kadar çoksa da, afv ü mağfireti hepsinden fazladır. Bizi de mağfurîn zümresine ilhak etsin de, sevdiği, razı olduğu kullarının arasına kabul eylesin..
İnsanlık denilen ve bize ad verilen insanlık, çok büyük bir nimet ve bir devlettir. Dünyanın bütün nimetleri, insanlık nimetinin yanında zerre olmaz... insan bu kadar sonsuz bir nimetin içiresinde. Onun kadr ü kıymetini bilmeden, dünya heveslerine aldanaraktan, fani dünyanın nimetlerine aldanaraktan, vaktini boş geçirerek-ten ahirete göçüşü kadar acı bir şey yoktur!.. En güzel nimet insanda iken, insan bunu kaybetmiş ve en acı bir şekilde ahirete göçmüş! Ne yazık!..
Bir insan; istikbal diye çalıştığımız ilk mektep, orta mektep, lisesi, üniversitesi; işte doktorası susu busu otuz yaşını buluyor insanın!.. Bu kadar gürültünün içerisinde, o kadar zahmetlere katlanıyoruz ki; evimizi, anamızı babamızı terkediyoruz, gidiyoruz. Gurbet ellerinde
305
!
bazen aç, bazen tok çalışmağa çalışıyoruz. Aman istikbalimizi temin edelim!.. Nedir o istikbal?., işte, beş-on kuruş maaş ataraktan rahatça yaşayabilmek için... Hepsi bu... Fakat, insanoğlundaki verilen nimet-i uzma ki, onlardan hangisini söylesen insan bilemez. O nimetleri ayak altında çiğneyip gidiyoruz.
Binaenaleyh, Cenab-ı Peygamber bir muharebeden geliyordu. Eshabtna dedi ki:
JI Ji >
(Reca'na minel dhadil asgari ilel cihadil ekber.jVâ Rasulullah! işte canımızı malımızı verdik. Şehidler olduk, gaziler olduk. Çok fedakârlıklar yaptık. Düşmanı yok ettik. Mahv ettik. Şimdi bundan daha üstün ne var?.. "Bundan üstünü nefisle mücahededir." Toptan olan mücahedeler bayram gibidir. Askere gittin. Binlerce, onbinlerce, yüzbinlerce kişi... Oooooh... İnsana koymaz. Fakat kendi başına nefsinin arzularına muhalefete başladı mıydı; oooo, insan ne kadar müşkülatlara uğrar. Ne kadar zorluklara uğrar. İşte, bu müşkülatların ve bu zorlukların altında, insanda bir cevher var ki, bu vücudun içine gömülmüş... O cevherin zerresine dünyanın nimetleri, zinetleri, sıfır yerinde, hiçtir. Onun için asıl hüner, insanın bu insanlık cevherini meydana çıkara-raktan, insanca yaşayıp insanca ahirete göçmek!.. Yoksa, yaşayan insan çok... Mahluklar da çok... Onların kıymeti yok.
Onun için, bugün hoca efendinin de dediği gibi, İslâm'ın şartları beş!.. Evvelâ namaz... Şimdi bak, hacca gelmeyen ister yahudi olsun, dedi. İster nasıl ölürse ölsün, dedi. Madem parası var. Her şeysi de var. Hacca
306
gelmiyor. Bizimle alâkası yok demektir!.. Halbuki, hacda bir çok şartlar var. Zengin olacak. Sağlam olacak. Emniyet olacak yolda... E, bunlar olmazsa hac sakıt olur. Ama, namaza hiç mani yok!.. Ölünceye kadar herkes, emr-i ilâhiyi ifa edecek...
Yani, insanlık cevherini elde etmek istiyorsanız; Kur'an-ı Azîmüşşan'a sımsıkı yapışıp, emirlerine itaat, yasaklarından içtinab edin!.. Emirlerine itaat etmedikçe, yasaklarından da korunmadıkça, o insanlık cevherleri, insanda tezahür edip gösteremez kendini... Gömülür gider insan... Sonra da, Cenab-ı Hak elbette soracak!..
Binaenaleyh, (Hasibû enfüseküm kable en tühasibû) Siz nefislerinizi muhasebe edin bakalım!.. Emr-i ilâhiye karşı, beşeriyete, insaniyete karşı nasıl davrandınız?.. Günahlarla mı ömrünüz geçti? Yoksa, ibadetlerle, hayırlarla mı ömrünüz geçti?.. Bunun muhasebesini herhalde ölmeden evvel yapıp, iyi insanların arasına katılmak için gayret etmek lâzım.
Bak, şimd*i bu dünyada diyoruz ki, gâvurlar uçaklar yaptılar, işte, füzeler yaptılar. Şunu yaptılar... Süleyman Aleyhisselâm, bak hafız efendi okudu, ordusunu havada rüzgârla uçuruyordu!.. Bugünkü vasıtaların hiç birisine hacet yok!.. Niçin?., insanlık cevheri her şeye hakim...
Hazreti Ömer'in -kaç defa söylemişimdir- Medine-i Munewere'de hutbe okurken, taa Acemistan'da çarpışan ordusunun kumandanı Sariye'ye, "Ey Sariye dağa çekil! Dağa çekil!." diye bağırması ne acaib şey!.. Arada aylarca yol var. Hazreti Ömer'in orduyu görmesi ne
307
mümkün!.. Hazreti Sariye'nin de Hazreti Ömer'in sözünü duyması ne mümkün!.. Ama, Allahu Tealâ'nın verdiği kuvvet ve kudret, bir an içerisinde şark ile garb arasında cevelân ediyor!..
Binaenaleyh, biz o kuvveti unuttuk. Bütün kuvvetlerimizi, şu dünyayı nasıl ele geçirelim diye harcıyoruz. Şu dünyayı ne kadar ele geçirsen, saati gelince gel dediler mi durmanın imkânı yok!.. Allah hepimizi affetsin... Taksiratımızı seyyiatımızı hasenata tebdil eylesin...
Sevdiği ve razı olduğu kullarından olabilmek için, Kur'an-ı Azîmüşşan'a sarılmaktan başka çare yok!.. Onu, kendimiz okuyacağız. Çoluğumuza çocuğumuza okutacağız... Sonra, Allahımız bize ne diyor, ona kulak vereceğiz. "Yap!.." Yapacağız. Hiç bir mani yok... "Yapma!.." Yapmayacağız. Hiç bir mani yok... Ama, nefsimize hoş geliyor.
Allah hepimizi affetsin... Sevdiği ve razı olduğu kullarının arasına kabul etsin inşallah!..
Allahümme innâ nes'elüke tamamen ni'meh... Ve devamel afiyeh... Ve hüsnel hatimeh... Lâ ilahe illallah, Muhammeder rasûlullah... Fî külli lemhatin ve nefesin, biadedi külli ma'lumin lek... Lâ ilahe illâ ente sübhane-ke innî küntü minezzalimîn... Lâ ilahe illâ ente sübha-neke innî küntü minezzalimîn... Lâ ilahe illâ ente sübha-neke innî küntü minezzalimîn... Allahümme innâ nes'elükel afve vel afiyeh... Fiddini veddünyâ vel ahi-reh... Teveffenâ müslimîn... Ve elhiknâ bissalihîn... Teveffenâ müslimîn... Ve elhiknâ bissalihîn... Sübhane rabbike rabbil izzeti amma yesifûn... Ve selâmün alel mürseline velhamdülillahi rabbil alemîn...
Cum'anız mübarek olsun... Cum'amız mübarek olsun... Bir çok cum'alara da, Cenabı Hak, sağlık ve afiyet-
308
lerie erişmek de nasîb etsin.. Esselâmü aleyküm ve rah-
metullah!..
(28 Eylül 1979 Cuma)
309
KARDEŞLİK
Esselâmü aleyküm ve rahmetullahL
Hoca efendi bugün ne güzel söyledi... Bu, 1400 seneye yakın bir zamandan beri söylenmekte... Peygamber sallallahu aleyhi ve sellemin zamanı saadetlerindeki ashab-ı kiram; onların kulaklarına girdi. Onlar tam kar-daş olarak yaşadılar. O kardaşlığı bir daha dünyanın görmesine imkân görmem, zannedersem... Ne zaman ki Hazreti Osman (R.A)'ın irtihalinden sonra fitne başladı; işte bugüne kadar o fitne devam etmekte!.. Bu günlerde de son haddine erişmekte... Bunu yapanlar, sanki bilmiyorlar mı bu ayetleri?.. Bu hadisleri bimiyorlar mı?.. Hepimizden daha iyi biliyorlar. Fakat, bu nefs-i emma-re, levvame, muinime denilen nefislerindeki huylardan kurtulamadıkça, insan bunların hiç birisine yaklaşa-maz. Onlardan kurtulmak da; deveye hendek atlatmak mı derler ne derler, ondan daha zordur. Ataşdan gömlektir.
Bunlar, riyazetsiz, açlığa tahammülsüz; Allah'a tam dayamk olmadıkça, ilmiyle de amel etmedikçe, bunlar
311
mümkün olmaz. Bunları hep insanlar... Hristiyanlar bile biliyor, değil müslümanlar. Hristiyanların şakşakçıları var; onlar da biliyor bunları... Fakat onlar kendilerini hristiyanlıktan kurtaramıyorlar. Kurtaramadıkları gibi, küfrün içerisinde ölüp gidiyorlar.
Yalnız şunu işittim geçen hafta.. Amerika'dan gelen bir kardaş... Amerika'nın büyük bir şehrinin papazı, meşhur bir papazı müslümanlıkla müşerref olmuş, elhamdülillah. Resmini de namaz kılarken almış bizim kardaşlar, belki gazetelerde neşredilir, görürsünüz inşa-allah. Bu papaz çok servete sahip... Devletten bir çok mal alan bir adam. Fakat öyleyken islâmlık içine işlemiş; Allah'ın hidayeti de kendisine erişmiş. Hepsini teperek-ten ıslah olmuş. "Şimdi gayem, demiş, Arabistan'a gidip fıkıh öğrenmek, İslâm dinini öğrenmek, lâyıkı veçhiyle" diyerekten...
Böyle arasıra müslüman olanlar çok olduğu gibi, biz kendimize acıyalım ki, müslüman olarak geldik elhamdülillah. Müslüman anadan babadan doğmuşuz. Müslüman memleketinde yaşamışız. Bunları okumasak da biliyoruz; işitiyoruz hocalarımızdan... Ama, gelgele-lim işin içinden çıkmak kolay değil ki! Niçin?.. Ucub denilen hal var ya, ucub.. Kendini beğenme. Hepimiz kendini beğenmekte yekta, birinci... Her sınıf kendini beğeniyor; benim haklı, diyor. Bugün konuşmalar da oluyor, görüyorsunuz; herkes kendini medhetmekte... Canım bunun bir doğrusu var, yanlışı var yahu! Hak yol var, batıl yol var! Hak yol dururken batıl niçin medholu-nur yani?..
Binaenaleyh, şimdi bu okunan "Va'tesimû bi hablil-lahi..." ayet-i celîlesi ki, Cenabı Hak 1400 sene evvel, 1300 küsur sene evvel inzal buyurmuş Cenabı Peygam-
312
bere de; bugüne kadar ümmeti Muhammed bunu duyup işitmekte de, bak başımıza gelen felaketlere!.. İki müslümanı bir araya getirmek, çok zor mu çok zor!.. Gâvur müslüman oluyor da, müslümanlann ikisini bir araya getirip kardaş yapmak, mümkün olmuyor! Neden? İkisi de kendini beğeniyor...
Binaenaleyh, kendini beğenmek levvame sıfatı diyorlar, levvame sıfatı! O sıfattan kurtulmadıkça kardeşlik mümkün olmuyor. Geçen bir hadis-i şerif dinledim, Mekke-i Mükerreme'de. Bir hoca efendi geldi. Dedi, "Ben bugün vaaz edecem!" "Neden?" "Müminlerin kardaşça birbirleriyle geçinmeleri hakkında..." Eh, her zaman dinliyoruz, söylüyoruz da. Gördüm ki sonra, diyor ki: "Bunlar laftan ibaret; kimsenin kulağına girmez. Bir kulaktan girer, öteki kulaktan çıkar gider. Ya, ne zaman insanlar tekemmül eder; o zaman bunlar ona ibret levhası olur. Mum yapıştırır. Gayet güzel geçim sahibi olurlar".
Binaenaleyh, tekemmül kolay bir şey değil. İnsan kemale ulaşmadıkça, yani olgun kâmil bir insan olmadıkça; bu dünyaya göz yumarsa çok acı mı, çok acı yani... Dünya kadar serveti olsun... Dünya kadar bilgisi olsun... Dünya kadar kuvveti olsun. Hepsi onun olsun... Bu dünyadan göçerken, Allah'ın sevgili bir kulu olarak göçebilmek şerefine, Cenabı Hak cümlemizi nail eylesin...
Onun için, hepimizin az-çok açlığa, riyazete, kanaate, sabra, tahammüle alışmamız lâzım!.. Sabr ü tahammül olmadıktan sonra, kanaat olmadıktan sonra; efendim, açlığa susuzluğa tahammül olmadıktan sonra; hiç olmazsa pazartesi-perşembe oruçlarına devam... Ayın 13-14-15 oruçlarına devam... "E, akşam kalkamadım!"
313
Zararı yok, ne olacak? Gençlik var, birbiri üzerine de tutabiliriz. Üç gün de tutabiliriz. Mutlaka yemek şart değil ki!..
Allah hemen yardımcımız olsun da, bizi, bu nefsle-rin elinden kurtulup da, olgun kâmil bir müslüman olaraktan ahirete göçmeye nail olan kullarının arasına kabul eylesin.
Elâ inne ahsenel kelâm ve ebleğal nizam. Bismilla-hirrahmanirrahîm. Lâilâhe illallahül halîmül kerim. Sub-hanallahi rabbil arşil azim. Elhamdülillahi rabbil âlemin. Nes'elüke mucibatı rahmetike. Ve azaimi mağfîretike. Vel ganimete min külli birrin. Vesselâmete min külli ismin. Lâ teda'lenâ zenben illâ gafarte. Ve lâ hemmen illâ ferracte. Velâ haceten leke flhâ rıdan illâ kadayteha yâ erhamerrahimîn!.. Yâ erhamerrahimîn!.. Yâ Rabbî. Senden insanlık nimetine mazhar olmayı istiyoruz. Sen lütf u ihsan eyle yâ Rabbî...Sen bizi iyi kulların arasına kabul et yâ Rabbî...
Bak, şimdi hacca gidiyoruz. Her sene Hacc'a gidiliyor ya... Gidenler gidiyor tabii. Bunu Allah her sene em-retseydi; mümkün değil tabi yapmak. Bir kere emretmiş. Gücü olanlar da gidebildikleri kadar gitmişler. Sebebi hikmeti: İnsanlık denen o devlet bizden kayboluyor. Nasıl akümülatörler bozuluyorsa; onu gidip tamir ettiriyoruz, doldurtturuyoruz, yahut yenisini koyuyoruz. İşte bunu yenilemek için oraya gidilir. Allah'la meşgul olacaksın. O zaman akümülatörün dolar. Makinen de kuvvetlenir... Taze taze gelir, burda Ümmet-i Mu-hammed'e faydalı olursun!..
El fatiha!
(5 Ekim 1979 Cuma)
314
HACCA GİDERKEN YAPTIKLARI VEDA KONUŞMASI
(Öğle namazını îskenderpaşa Camii'nde bizzat kıldırdıktan sonra)
Esselamü aleyküm ve rahmetullahi ve berakâ-tühü!..
Allahu Teala cümlenizden razı olsun... Vücudlannı-za afiyet versin... Ömürlerinize berekat versin... Hastalıklarınıza sıhhat versin... Dünyanız, anketiniz ma'mur olsun... Durağımız cümleten cennet olsun inşaallah...
Fazla söz söylemeye gücüm yetmediğinden, esselâ-mü aleyküm ve rahmetullahi ve berakâtühü der, kusurlarımın affını rica ederim...
(11 Ekim 1979 Perşembe)
315
BEŞ ŞEY, BEŞ DÜŞMAN
Allah Cenabı Vacibu'l Vücud ve Tekaddes Hazretleri, cümlenize afiyetler, sıhhatler ihsan buyursun... İman ile, Allah'ın razı olduğu halde ahirete göçen kullarından eylesin...
Allahu Tealânın bize nimetleri sayısız, çok... Fakat beş tanesini söyleyeceğim; Cenab-ı Peygamber diyor ki, bu beş şeyin kıymetini elinizden gitmeden bilin. Birisi; hayat. Bu hayat muvakkatdır. Kimse bilmez ki, bu ne zaman bitecek?.. Gence ihtiyara bakmaz. Vakti gelince buyurun derler, gider. Bunu, elinizdeyken kıymetini bilin. Gittikten sonra faydası yok.
İkincisi; sıhhatin kıymetini bilin, elinizden gitmeden evvel. Bir gün hasta olursunuz, pişman olursunuz. Yapacaklarınızı yapamazsınız. İbadetlerinizi lâyıkı veçhiyle yapamazsınız. Birçok hayırlardan sizi men eder. Onun kıymetini bilin.
Vücudun kıymetini bilmek onu bugünkü sıhhat kaidelerine uygun bir şartta yaşamakla olur. Yiyeceğini içeceğini temin etmek soğuktan sıcaktan, zararlı şeyler-
317
den kendini korumak şartıyla, sıhhatini muhafaza etmeye çalışır insan... Çalışabilirsen ne âlâ... Eğer çalışamaz da nefsinin esiri olursan; çekeceğin dertlere de razı olmak lâzım o zaman! Susmak lâzım.
Şimdi cesedin içerisinde bir de gönül var. Cesedin yaşayışı o gönülledir. Yani, can... Bunun da rahatsızlığı var. Bu da hasta olur, insanı çeşitli ızdırablara sokar. Doktorlara gider; doktor anlayamaz." Nedir bu?" "Hiç birşey görmüyorum, senin sıhhatin iyi. Tansiyonun iyi, şunun iyi bunun iyi... Yok sende birşey!" "Ama ben hastayım doktor; hastayım işte. Ne yapayım? Uyuyamıyorum geceleri... Şu oluyor bu oluyor." bir çok ızdırabın-dan bahseder. Sebebi; günahlar... Günahlar insanın içinde öyle bir ızdırab yaratır ki, o ızdırab dolayısıyla insan şaşkın bir hale döner. Ondan sonra çare aramak için çeşitli yerlere başvurur. Hepsi boşa çıkar. Ta ki tevbe edip Allahu Tealâ'ya dönünceye kadar... Tevbe-i nasuh ile tevbe edip Allah'a dönünceye kadar, o ızdırab kendinden gitmez. Ne yaparsa yapsın. Onun sebebi günahlardır.
Günahlar kasvet-i kalbi mucibdir. Onu anlamak biraz müşkil tabii. Gönlün hastalığı günahlardır. Günahlar, kalbin kararmasına sebep olurlar... Kalp kararır. Karanlıkta, gecenin zifiri karanlığında beyaz iplikle siyah ipliği eline verseler, ayır bunları deseler, ayırabilir misin?.. Ayıramazsın. İkisini de göremezsin. Binaenaleyh hak ile batılı insan farkedemez. Sen ne kadar söylersen söyle; bir kulaktan girer, öteki kulaktan çıkar.
Bu kasvet kat kat: Bir günah... İki günah... Üç günah... Beş günah... Günahların tabii büyükleri var. Küçükleri var. Bunu büyüklerimiz yazmışlar; 125 tane büyük günah... Biz bunlan bilmiyoruz. Bildiğimiz beş-on
318
tane günah var işte; zina edersin, adam öldürürsen, şarap içersen... Ama 125 taneyi saymak müşkil. O Mü'min-lere Nasihatier'de yazılmış. İsterseniz okuyabilirsiniz orda... Fakat bunun hepsi 550 tane mecmuu... Kerahatler-le, küçük günahlarla beraber. 550 tane günah. Hepsi kasveti kalbi mucib olan şeyler. Binaenaleyh, bunlardan kurtulmak da kolay bir şey değil yani...
Şimdi, ufacık bir sigara... İnsan alışıyor da bırakabiliyor mu kolayca?.. Doktorlar söyler, şu söyler bu söyler. Bir kulağından girer öteki kulağından çıkar. "Doktor, madem ki sen söylüyorsun, sen de içiyorsun bak. Zararlı olsa sen içmezsin." diyecek. " Sen içince ben de içe-cem" diyecek. Ama zararı var ne yapalım?.. O en ufağı... Bunun büyükleri de var tabii. Bir kere alıştıktan sonra terketmesi çok mu zor; çok zor. Alışılan bir şeyin terki, zorun zoru! Alışmamak lâzım.
Binaenaleyh, insanın iki şeye ihtiyacı çok. Cüneydi Bağdadi (Rh.a): "İnsanın insanlığı iki şeyle tezahür eder. Birisi, Allahu Tealâ'nın emrine imtisal; diğeri yasaklarından kaçmak diyor..."
Bu sefer Mekke-i Mükerreme'deydim. Halîl'ur Rahman denilen, Kudüs'ün bir kazasının müftü efendisi geldi. Ziyaret kasdiyle... Konuştuk, görüştük, Yatsıdan sonra dedi ki" Bana müsaede et ben gideceğim, konferansım var. " "Neden bahsedeceksin?" "Ülfetten bahse-decem." dedi. İyi geçinmekten yani... Bu, herkesin bahsettiği, herkesin de bildiği bir şey. Fakat bugün, güzel geçim adeta mümkün değil. Bu memleketin insanıyız... ; Kardaşız, evladız.. Fakat, birbirimize dost değiliz. Sami-i mi değiliz.
"Pekala" dedim. Geldim burda kitaplarımı karıştırırken rastgeldim. Insanlan tasfiye eden bir kitap var. Yedi
319
bölüme bölmüş insanları. Birinci nefsi emmaredir demiş, ikincisine levvame demiş. Üçüncüsüne mülhime demiş. Dördüncüsüne mutmainne demiş ki, biz onu hoş görürüz. Demiş ki bu zat, "insan, ülfet denilen şeye mazhar olabilmek için, mutlaka mutmainneyi de atlaması lazımdır!" demiş. Mutmainnede de bu mümkün değil. Ne zaman Raziye mertebesine geçebilirsen, o zaman o ülfet kendiliğinden hasıl olur. herkes seninle güzel geçinir; sen de herkesle güzel gezinirsin. Fakat, bu Raziye mertebesine geçebilmek, o kadar müşkil ve zor ki!.. Birçok riyazetlere bağlı, zikre bağlı, murakabeye bağlı, rabıtaya bağlı.. Çok zor!..
Bunun birinci şartı olarak demiş ki -12 şart koşmuşlar- "Ehl-i dünyadan uzak olmak lazımdır." Ehl-i dünya: Ibadât ü taatten mahrum olan zavallılar. Onlardan uzak ol... Ancak zaruret miktarı, akrabandır, dostundur, komşundur; işte zaruret miktarı selam vereceksin, bir-şey yapacaksın. Bunun gayride onlardan kaç!..
Bizim büyüklerimizden Abdülhaliki Gücdevani, 650 yahut 700 senesinin insandır. O gün kitabında demiş ki, oğluna nasihatta, "Oğlum! Ehl-i dünyadan aslandan kaçar gibi kaç!.." O demiş. Niçin? Hastalıklar nasıl sari... Veremden nasıl kaçıyorsun. Aman bana da bulaşır diyerekten... Vebadan nasıl kaçıyorsun; koleradan nasıl kaçıyorsun, aman bize de bulaşmasın diyerekten...Huylar da böyle saridir. Huyla, hangi huy sahibiyle ünsiyet edersen, o huyun sahibinin huyu sana da geçecektir. Onun için, Ibni Abbas (r.a.) a demişler ki, "Filan adam çok sofu iyi, ama dostları bunlar..." "Merak etmeyin " demiş," O da onlar gibi olur yarın!" Dostu iyi olanın herşeysi iyi olur. Dostu kötüyse , o da kötü olur. Onu demek istemiş. "Filan adam kötü ama," demişler," dost-
320
lan iyi adamdır."" eh, merak etmeyin o da yarın iyilerden olur!" demiş.
Onun için, Allah kusurlarımızı affetsin de, bu kasveti kalbi mucib olan bilcümle günahlardan uzak olmayı, Cenab-ı Hak cümlemize nasib etsin!.. Bu olmaz! Bu laf duadır ama olmaz!?., illâ ve illâ zikrullaha devam ve Allah'a iltica.. Aman yâ Rabbb!.. Peygamber bile nasıl sarılmış?!.. "Yâ Rab, beni benim nefsime göz açıp yumacak kadar bırakma!.. Bir an bile bırakma, yani. Hamim ol, hafızını ol, koru beni... Ben acizim çünkü."
Beş tane düşmanımız var. Birisi nefis!.. " Bütün düşmanların düşmanı... En büyük düşmanın nefsin. Ne Ru-sa benzer, ne Amerikaya... En büyük düşman insanın nefsi. Cehenneme de sokan o insanı... Aynı zamanda "matıyye" dir, muhtacız ona. O, elimizden giderse, canımız da gider. Onu öyle besleyeceğiz ki, bize zaran olmasın! Bizi cehenneme sürüklemesin! Ancak bizi cennete götürecek kadar ona ekmek vereceğiz. Azıtıp da tepmesin bizi, ısırmasın... Yoksa azıtır, ısırırsa bizi de helak eder. Onun için ona son derece ehemmiyet vermek gerek. En büyük düşman nefis!.. Onun da elinden kurtulmaya çalışacağız. Nasıl?..işte, Cenab-ı Peygamber nasıl diyor: "Acıkmadan oturma, doymadan kalk!.." Boğazına düşkün olma o kadar!
ikinci şartı da, telezzüzatı -yani lezzetleri- terk etmek diyor. Lezzetlere mübtela ola insanda kanaat olmaz. Kanaat olmayınca da insanlık olmaz.
Bu buzdolapları çıkınca rahmetlik... Efendi vardı, demiş ki, "Yazık" demiş. "Yemekler ekşiyecek diye fakir fukaraya veriyorduk. Şimdi bu buzdolapları çıkınca, artık onu da veremez olduk!" demiş.
Yani, insanlar kanaat etmezse, etrafındakilere yar-
321
dımcı olamaz ki!.. Ancak kendine yeter. Onun için, kanaat lazım ki artığını da etrafımızdaki muhtaçlara verebilelim... Onun için en büyük çare, Allah-u Teala'ya iltica!.. İlticanın başı, namaz ve zikrullahtır. Ve devamı ifti-karı ihtiyaç: "Aman ya RabbiL Ben acizim. Nefsin hakkından gelemem. 12 tane ejderha gibi başı var, nasıl hakkından gelirim ben onun?!.."
Arkasından şeytan var!.. Şeytan usta. Onun hakkından gelmek herkesin harcı değil. Ancak Allah'ın velileri ve peygamberler kurtulabilmiş onun şerrinden... Yoksa bizim gibi acizlerin onun şerrinden kurtulmasına imkan
yok!..
Onun arkasından şehvet!.. Şehveti, Medine-i Mü-nevvere'de -dersimiz oraya geldi, yazıyoruz. Yazıcı Küçük Hamdi Efendi'nin akrabasından bir profesör efendi geldi, misafir. Kendisi îngilizceye de vakıf. Oraya hoca olarak çağırmışlar. O suretle de bizim eve de geldi, görüştük. Dedik ki; biz şimdi şehveti yazacağız amma, Profesör efendi senin de burda bir yazın olsun, dedik. ,"Ooooo!..H dedi, şöyle uzunca. "Bu çok büyükleri yere vuran bir bela!" İnsan beslenirse şehveti artar. Onun için dörde kadar Cenab-ı Hak müsade vermiş ki, bu belanın
önüne geçilsin.
Dördüncüsü nifaktan korunmak!.. Müslüman görünüp de hakikatta müslüman olmayanlar var. Müslüman görünüyor, müslümanları zehirliyor. En çok korkulan
bunlardır.
Meselâ, diğer dinsiz gâvurlardan, dıştaki gavurlardan o kadar korkulmaz... Bilinir ki o gavurdur. Ona karşı insan müdafaasını yapar. Ama, bu müslüman diyorsun. Adı da Ahmed yahud Mehmet.. Arasıra camiye de gelir. Olmaz ama!.. İman içerde. Onu da Allah'dan baş-
322
ka kimse de bilmez... Hüsnü zan edersin, o başka...
Beşincisi de dış gavurlar... Bu beş tane düşmanın karşısında tek başımızayız; kendimizi korumak mümkün değil. Ancak bizi yaradan, varlıkların sahibi Allah Celle ve Âlâya sığınırız.. Aman ya RabbiL Onun da yollan var, o yollara müracaat ederekten, ahirete selametle ve imanla razı olduğu halde göçen kullarından eylesin...
Bir ayeti kerime var:"Vallahu ya'simüke..." Cenab-ı Peygamber, bir vakitleri kendisini bekleyen bekçiler vardı. Muhafızlar, nöbetçiler... Geceleri gündüzleri bekleyenler vardı. Bu ayeti kerimede bu söz gelince, dedi ki "Hadi evinize!.. Siz artık rahatınıza bakın!.. Bana Allah va'd etti, beni koruyacak! Size ihtiyaç kalmadı."
Bunun sarihleri de diyor ki: "Sünneti seniyyeye tabi olan, Peygamber'in sünneti seniyyesine tabi olan Üm-met-i Muhammedi de, Allahu Teala, peygamlerlerini nasıl koruyorsa öylece korur!..
Allah cümlenizden razı olsun.. Cümlemizin dünyamızı, ahiretimizi hayırlı eylesin... Ahirete de, imanı kamil ile göçen kullarının arasına ve razı olduğu kulların arasına bizi de kabul buyursun...
El Fatiha!..
Selâm kâfi gelsin...
Esselâmü aleyküm ve rahmetullah..
(14 Mart 1980 Cuma; Hac dönüşü)
323
REGAİB KANDİLİ KONUŞMASI
Esselamüaleyküm ve rahmetullahi ve berakatühü..
Cenab-ı Feyyaz-ı Mutlak ve Rabbül Felak Hazretleri, içinde bulunduğumuz Regaib Kandilimizi, cümle Ümmet-i Muhammed hakkında, bizler hakkında da mübarek ve müteyemmin eylesin... Birçok mübarek bu gibi gecelere, sağlık afiyetlerle bir çok seneler erişmek de nasib ü müyesser eylesin...
Bu günlere bizi eriştiren Zat-ı Ecellü Alâ, bizi de günahlardan arınmış, rızasına yüz çevirmiş, kâmil bir iman ile ahirete göçen kullan arasına cümlemizi kabul etsin...
Bugün okuduğum Peygamberimiz'in bir duasını size kısacık haber vereyim. Dua uzun. Duanın arkasında Cenab-ı Peygamber şöyle diyor:
(Euzü bike min şerrin nefsi) Yâ Rab, nefsimin şerrinden sana sığınırım." İki cihan serveri diyor!.. Allah hepimizi affetsin. İftihar değil. Size de kendimi göstermek
325
için değil. Malûm ameliyattan yeni çıktım. Zayıfım fakat bununla beraber, bu mübarek günü oruçsuz geçirmemek için, ben de oruca niyet ettim. Binaenaleyh bu fırsat bir daha insanın eline ya geçer ya geçmez!?.. Genç olup da bu mübarek günlerde oruç tutmayanlar için acımak gerek!.. Allah hepinize afiyet versin. Oruç insana hiç bir zarar vermez. Oruç insanın ruhunu kuvvetlendirir. Büyük, uzun bir ders... Allah hepimizi nefsin şerrinden muhafaza etsin...
Aşağı yukarı 85 defa bu Regaip Gecesi'ni geçirmişiz. Yine ama yerimizde sayan aciz bir kuluz. Allah'ın rahmetine kavuşmak isteyenler, nefsiyle mücahedeye alışmalı!.. Memleketin müdafaası nasıl mücahedeye bağlıysa; insanların da nefislerinin kemâli mücahedeye bağlıdır. Oruç ve ibadetler, zikrullahlar bunun anahtarıdır. Allah cümlemizi bu yolda daim eylesin...
Tekrar selâmlarım. Allah sizden razı olsun. Vücud-larınıza afiyetler versin...Ömürlerinizi uzun eylesin... Rızıklannızı da bol eylesin... Dünyanız, ahiretiniz de mamur olsun.... Peygamberimizin de şefaatine nail olun... Cennat-i âliyatta Cenab-ı Hakk'ın cemâli ba kemâlini müşahede eden kullan arasına cümlemizi kabul etsin...
El Fatiha...
Esselamü aleyküm.
(16 Mayıs 1980; Ameliyattan sonra)
326
ASIL GAYEMİZ
Esselamü aleyküm ve rahmetullahi ve berakâtü-hü...
Muhterem aziz kardaşlar!.. Bu dünyaya gelmiş bulunuyoruz. Cenabı Hak, hepimizi affetsin de buraya niçin geldiğini, niçin bulunduğu idrak eden bahtiyar kullarının arasına bizi kabul etsin...
Tabii, buraya geldikten sonra dünyanın binbir çeşit hadiseleriyle karşı karşıyayız. Onun için bir sürü mekteplere gider, hep dünyayı öğrenmeye çalışırız. Öğrene öğrene ennihayet de aya gidersin... Şuraya gidersin, buraya gidersin. Çeşitli, envai çeşit bilgiler meydana gelir. Bunlardan istifade ederiz. Fakat bunların hiç birisi bizim insanlığımızla alâkadar değildir. Belki insanlığımızı bizim zedeleyen, hırpalayan ve mahv eden eşyalardır, şeylerdir.
Onun için bizim asıl gayemiz; burada bizi yaradan Allahu Tealâyı tanımak, bilmek ve onun emrine inkıyad etmek... Allahu celle ve alâ bizlere buyuruyor ki:
327
(Vema halaktül cinne vel ins illâ liya'büdûn!..)\l-ya'rifûn" diye manâ vermişler. Bileceğiz ki ona ibadet edelim!.. Bilmeden ibadet olmaz. Bilmek için dünya bilgileri kâfi gelmiyor. Dünya bilgileri, bizi ancak dünyaya bağlıyor. Yaşama sevdası içinde, nasıl müreffeh bir hayata nail olacağız diyerekten, ömrümüz bu yolda kaybolup gidiyor...
İçimizde müreffeh yaşayış gayesi var. Tatlı yaşayalım, güzel yaşayalım... Mal mülk, varlık sahibi olalım... Servet sahibi olalım... İçimizde yaşıyor bu!.. Bu yaşayışta Allahu Tealâ'yı bilmek de mümkün olmuyor. Bu bilgilerin bize faydasından çok, dünyaya faydası var. Ahiret ilmine zararı oluyor. Ahiret ilmini bilmek için de, Allah'ı bilmek için de, "Men arafe nefseh..." nefsimizi bilmek
lâzım.
Nefsimizi kim bilecek? İlmi teşrih denilen bir ilim var: İlmi tıp!.. İnsanı güzelce anlatır. İbrahim Hakkı Hazretleri olsun -Erzurumlu-, diğer İmamı Gazalî Hazretleri olsun bunu güzelce beyan etmişler. Tıp kitaplarında da çok güzel anlatırlar. İşte insanın bir gözü var, kulağı var, kafası var, kalbi var. Bunların herbirisinin ayrı ayrı vazifesi var. İşte şu şuna bağlı, bu buna bağlı diyerekten bir çok şeyler söylerler... Söylerler ama, bu bağlanış nereden geliyor insana?.. İnsan denilen şu mahlûk, topraktan hasıl olmuş bir mahlûk da bu varlık nasıl oluyor?.. Gözün şu kadar tabakası var, şöyle görür. Kulak şöyle işitir. Fakat insanda bir can var; o can çıktıktan sonra bu cesedin ne kulağı var!.. Ne gözü var!.. Ne de dili var!.. Hiç bir şeysi yok!.. Hani o güzel söyleyen dil?.. Hani o
328
kâinatı gören göz, niçin görmüyor şimdi?.. Ondan can çıktı artık! Ondaydı iş!.. İş o canda!.. O can çıktıktan sonra bu ceseddeki güzellikler, görüşler, söyleyişler... Her şey yok oldu gitti. Ondan sonra onun yeri ancak mezarlık oluyor. Akıbet bundan ibaret!..
Halbuki biz bunun için yaratılmadık ki!.. İnsan anadan doğarken doğuşunda, yani ana rahminde, iki tane huy veriliyor insana: Birisine heva diyorlar ki şehvet ondan doğuyor. Çocuk memesini arayıp buluyor. Bağırıyor çağınyor, memeyi istiyor. İkincisi de gadabı var. Çocuk zararları kendisinden onunla def ediyor. Birisi menfaatına, birisi de zararını kurtarıyor. Menfaatini celb, zararını def için iki tane, Cenabı Hak huy vermiş insanoğluna... Onun birisine şehvet diyorlar, birisine de gadap diyorlar. Ne kadar kötü huy varsa 60 küsur bu ikiden doğuyor. Bunlar ana!.. Ana şey...
Şimdi insan gadaph... Ateş gibi adam. Ne söylersen kızıyor... Bağırıyor, çağırıyor, vuruyor gazabın icabı... Bu insanlıkla yaşamaz. İnsanlık bununla yaşayamaz. Bunu tebdil etmek lâzım. Neye?.. Şecaate!..
Şimdi şehvetden dünya sevgisi doğuyor... Şehvetten doğan şey dünya sevgisi, yaşama hevesleri insanda... Gayeler: Güzel giyinme, güzel ev sahibi olma, güzel hanım sahibi olma... Her şeyin güzelini istiyor. Halbuki, bu güzelleri isterken de, asıl güzellerin güzeli olan Allahdan uzak oluyoruz. Çünkü gaye: Para toplamak, mal toplamak, yaşama sevdası... Halbuki, biz bunun için değil; bizi yaradanı sevmek, bilmek ve onun emrini tutmak için dünyaya gelmişiz.
Bu dünya sevgisini, muhabbeti ilâhiyyeye çevirebilmek hüneri var. Onun için en büyük hüner nefsi ıs-lahda!.. Nefsini ıslah edebildin mi, en iyi adam sensin!..
329
Nefsini ıslah edemeyince de en şerli insan o oluyor. Allah cümlemizi affetsin. Bu büyük, geniş bir derstir. Bunların mütalaasını size tavsiye ederim.
Dünya ilimlerini öğreniyoruz. Ennihayet Ay'a gidiyoruz. Meselâ, farz edelim ki, Merih'e de gittik. Diğer yıldızlara da gittik, ne çıkar?.. Gaye nedir? Alt tarafı, masraftan başka bir şey değil?... Hiç, Ay'a gittik de ne oldu yani, ne öğrendik?.. Mülkün sahibi Allah onu öyle yaratmış, Güneş'i öyle yaratmış... Diğerlerini de öyle yaratmış... İçinde mahlûk varmış; o da bize ait değil!.. Biz kendimizi bilelim!.. Gayeyi bilelim! Gaye Allah'a kul olmak!.. Bu da neyle olur? İki şey; emrine imtisal, yasaklardan ictinâb'la olur.
Yasaktan korunamayan insanın emre imtisalı itibardan sakıttır. Yani, zehirle bal bir arada barışmaz ki!.. Emrine itaat ediyor, fakat nehiylerden, yasaklardan, günahlardan kaçmıyor. Bu, zehirle balı karıştırmak gibi olur. Zehir galip gelir. Bal hiç fayda etmez. Öldürür, gider insanı!..
Binaenaleyh, günahlar böyle, insanların maneviyatını öldürücü birer zehirin zehiridir. Allah hepimizi muhafaza etsin. Onun için aciziz, bunlardan korunmak elimizden gelmez. Beşeriyet bunların içinde gömülü. Öyleyse sahibimiz olan Allaha daima iltica edip "Aman yâ Rabbî... Aman yâ Rabbî!.. Sen beni koru.... Muhafaza et!.. Hıfz ü himayende eyle... Beni nefsime terk etme!.." diye yalvaralım...
Büyüklerimizin dediği gibi: "Allahütnme lâ tekilm ilâ nefsî tarfete aynin"Bir göz açıp kapayacak kadar az bir zaman bile, beni nefsime bırakma yâ Rabbü..Nefis bizi yener. Onun için, "Eûzü bike min şerrin nefsî''buyurdu Hz. Peygamber. "Nefsimin şerrinden sana sığını-
330
nm yâ Rabbî. Ondan ancak senin hıfz ü himayenle ben korunabilirim." Biz de iltica edelim; Cenabı Hak bizi, kendisinin razı olacağı bir kul eylesin.
Allah cümlenizden razı olsun... Sa'yleriniz meşkûr olsun... Ömürleriniz uzun olsun... Rızıklarınız bol olsun... Dünya ve ahiretleriniz de ma'mur olsun... Sevdiği bir kul olarak ahirete göçmeyi, Cenabı Hak cümlemize nasip eylesin...
Esselâmü aleyküm ve rahmetullah.
(23 Mayıs 1980 Cuma)
EBÛ ZER (R.A.)
Esselâmü aleyküm ve rahmetullahi ve berakâtühü...
Mevlidimiz de varmış. Pek kısa olaraktan bir mena-kıb anlatacağım..Inşaallah hepimiz ondan faydalanırız.
Ebû Zer radıyallahu anh var ya... ismini çok işitmiş-sinizdir. Ebû Zer^il Gıfari... Bu zat ya beşinci veya altıncı müslüman. Müslüman daha yok ortada... Gelmiş Mekke-i Mükerreme'ye... Duymuş Efendimiz'i... Dinlemiş. Tamam, benim istediğim yol demiş, iman etmiş, islâm'la müşerref olmuş, elhamdülillah.
Kısa anlatacağım, birçok hadiselerden sonra memleketine gitmiş. Hem Gıfar denilen kabileyi, hem de yanındaki Eşlem denilen kabileyi müslüman yapmış.
Bu hepimiz için bir ders-i ibret... Bu adama sorsak, hangi üniversiteden mezun oldun? Hangi medreseden icazetnamen vardı? Nerden bu kadar feyzi aldın sen? iki kabileyi birden müslüman yapabildin? Bak, bugün biz evladlarımıza bile hakim olamıyoruz... O gün, bu günden daha fena... Çok ibret dersi. Allah hepimizi affetsin.
333
O, nerden aldı o ışığı?.. O ışığa hepimizin ermesini lütfetsin, Cenabı Hak... El fatiha...
Esselâmü aleyküm ve rahmetullah.
334
MİRAÇ KANDİLİ KONUŞMASI
Esselâmü aleyküm ve rahmetullahi ve berakâtühü!..
Cenab-ı Feyyaz-ı Mutlak ve Rabbülfelak Hazretleri bu miracımızı, cümlemiz hakkında, mübarek ve müte-yemmin eylesin... Birçok seneler bu gibi kandillere ve gecelere de sağlık afiyetlerle erişmek de nasib ü müyesser eylesin... Ve bizi de uyanık kullarından edip, bu miraçların kadr ü kıymetini bilenlerden eylesin...
Hepimiz, birçok seneler bu miracı idrak etmiş oluyoruz. Gelip geçiyor!.. Bizde ise hiç bir uyanıklık olamıyor. Eski halimiz ne ise yine aynı hale devam edip gidiyoruz.
Miracı hepiniz bilirsiniz ki, işte Efendimiz Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in nail olduğu bu devlet.. Cenab-ı Feyyaz-ı Mutlak Hazretleri ona bu nimeti ihsan buyurdu. O günki insan belki şaşaladı. îmanları zayıf olanlar, yahut imansız olanlar, "Olmaz böyle şey!" dediler. îman edenler ise hiç şüphe etmeden, "Lâilâhe illallah, Muhamme-dün RasûluUah, âmenna!" dediler. Olur! Bugün biz ise elhamdülillah Allahu Tealâ'nın verdiği çeşitli nimetlerle
335
görüyoruz ki, Mekke'ye eskiden üç ayda gidilirken bu gün üç saate indi iş!.. Üç ayda gidiyorduk, şimdi üç saate gidiyoruz. Geçen gelişimde Mekke'de aldığım abdestle sabah namazını orda kıldım; öğle namazına da burda cemaate yetiştim. Bu, Allahu Tealâ'nın, tabii bize verdiği bir lütfü!.. İnsanların yaptığı bir harika!., insanların yaptığı bir şey. E, Allahu Tealâ'nın kudreti karşısında, mukayese olunmaz tabiatıyla...
O Efendimiz Sallallahu Aleyhi Vesellemi meselâ, Mekke-i Mükerreme'den Kudüse kadar gidişi bugün basit bir şey... Yani, kimbilir bir saat sürmez belkiLTay-yare ile bir saatte git, bir saatda gel Kudüs denilen yere... Bunda şaşılacak bir şey yok! Allahu Tealâ'nın kudreti!.. Semavata urucu?.. O da Allahu Tealâ'nın kudreti! İnsan kendi kuvvetiyle çıkamaz oraya... Ama, Allahu Tealâ isterse çıkarır kulunu. Onun için, bunda şüphemiz yok elhamdülillah. Yalnız, bizim de o mertebeye erişmemizi Cenab-ı Hak cümlemize nasib etsin...
O mertebeye ulaşmak için, tayyare gibi uçmak lâzım değil!..Yahut, kuşlar gibi kanatlanıp da yükseğe çıkmak hüner değil...Allahu Tealâ'nın emirlerine muti, Peygamber SAV'in sünnetine muti, efendim İslâm'ı tam manasıyla yaşamayı isteyen insanlara, bu devlet her zaman nasib olur.
Efendimizin miracı, bu kitapla sabit olanı!.. Her gün miracdaydı o! Her gün her anı miraç içerisinde!.. Fakat, büyüklerimizden de çok miraç edenler olmuştur. Bu miraç denilince, manevi miracdır. Geceleri rüyalanmız-da, biz nerelere gidiyoruz?... Bu, oluyor demek ki! Bir an içerisinde gidip geliyoruz, sabahleyin de naklediyoruz. Nasıl gitti? Cesedimizi de orda görüyoruz. Sabahleyin de güzelce nakl ediyoruz; filanlan, falardan da gördüm, gö-
336
rüştüm diyerekten... E, bu kudreti, Allahu Tealâ istediği kullara da veriyor. Onlar da, meleklerle buluşuyorlar yukarlarda; gelip bize anlatıyorlar. Demek ki, olağan şeylerdir. Yalnız, bu olağan olabilmesi için istidat lâzım!.. Allah, bu istidadı bize verirse biz de nail oluruz.
Bu istidat ise; Allahu Tealâ'nın emrini tutmak, yasağından kaçmak. Şu iki iş; Emrini tut! Yasağından kaç!.. Bugün bu emrini ancak biz namazda tutuyoruz. Namaz kılıyoruz elhamdülillah!.. Onun için, "Namazdır mü'mi-nin miracı" oluyor ama, o namazı kılmayı Allahu Tealâ cümlemize nasib etsin... Huzur huşu ile namaz kılmak!.. Yoksa, aklımız surda, aklımız burda.... İmam efendi "Allahu ckber" diyor, biz de yatıyoruz. İmam,"Semi1 allahu..." diyor, biz de kalkıyoruz. Ama akıllarımız, her biri-mizinki bir tarafta!.. Böyle değil!.. Hakkın huzurunda olduğunu mütala ederekten, huzur ve huşu içerisinde bir namaz miracdır mü'minler için. Mü'minlerin miracıdır. Bu namazı kılmak kolay olmaz tabii... Dünya meşgaleleri, bizi boğuyor her taraftan. Boğduğu için, namaza durduğumuz vakitte, dünya işleriyle meşgul olmaktan kendimizi alamıyoruz...
Bu meşgaleden kendisini kurtarmak için, insanın kendisini hiç olmazsa muvakkat bir zaman, Allah'a vermesi lâzım. Onun için diyorlar ki ezan okunmadan camiye git! Ezan okunduktan sonra değil, ezan okumadan evvel, hiç olmazsa şöyle beş-on dakika kendini dinle! Ben neyim, ne için geldim?!.
Şimdi bu mirac'da en güzel şey; Cenab-ı Hak bizi ibadet için yaratmış. Bu ibadet de, Allah'ı bilmekle olur. Allah'ı bilmeyen insan, ibadet edemez Allah'a. Allah'ı bilirse O'na ibadet eder. O Allah celle ve âlâ ki; bizim her şeyimizi görür, bilir, işitir... Her halimize vakıf! Hem, her
337
zaman vakıf... Gecede de vakıf gündüzde de vakıf... Hiç kusursuz olan birşeyimiz yok... Bunu insan tam manasıyla idrak ederse, adımını atarken de düşünerek atar. Yapacağı işi yaparken de düşünerek yapar, Çünkü Allah görüyor, biliyor, işitiyor. Daha ne yapacak?..Ne olacak halimiz?.. Ama biz bunu biliyoruz da, bu bilişe uyamıyoruz. Biliyoruz; bildiğimiz halde de yapacaklarımızı yapmaktan geri kalmıyoruz. Halbuki, insanlar bunu bilince olgunlaşması, kemâlleşmesi lâzım. Bu olgunluğu ve kemali elde edemediğimiz için bakıyoruz ki, hep birbirimizin aleyhinde birbirimizin kuyusunu kazmakta, birbirimizi kötülemekte, çeşit halleri olagelmekte olduğunu hepimiz görüyoruz. Bu neden?.. Hep kendimizin kusurundan... Bizim büyüklerimiz bize diyor ki; "Sen ne kadar büyük adam olursan ol-ilmen büyük ol, servet itibariyle büyük ol, kuvvet itibariyle büyük ol, ne kadar olursan ol; ol amma, karşındaki insanı kendine daha âlâ ve efdal bil!" diyor büyüklerimiz. Niçin? Öyle olunca hürmet saygı karşılıklı birbirine denk olur. Sen onu sayarsın, o da seni sayar. Böylece tatlı tatlı geçinir insan... Yoksa, büyüdükçe madununu küçük görürse; E o da Allah'ın kulu... Şu Hz.Ömer'in hadisesi cümlemize ibret levhası: Deveye bir saat kendisi biniyor, bir saat de kölesini bindiriyor... Neden?.. O da Allah'ın kulu... Var mı bunu bugün yapabilecek bir adam?.. Ama müslü-manlık emrediyor bu işi...
Selman-ı Farisî, Bağdad'a valiy-i umûmi olmuş; fakat halktan ayırılacak bir tipi yok... Bu adam validir diye kimse bilmiyor. Bilemez, halk gibi giyiniyor. Belki hal- ı kın giyiminden çok daha aşağı bir kıyafette de, Şam'dan ^ gelen bir misafir onu hamal zannederekten, "-Şu benim eşyalarımı eve götürüver!" diyor. O da, hiç büyüklük §1
338
taslamadan, "-Pekiyi", diyor, eşyayı) alıyor... Kimdir bunu yapan?.. Selman-ı Farisî gibi valiy-i umumîlik yapan bir zât... Kim yapar bunu bugün? Bize bile deseler, biz bile yapmayız. Valiyi umûmi olan bir zat nasıl yapar bu işi?.. Ama Peygamber s.a.s. mektebinde okuyan, onun dizinin dibinde oturan insanların haline bak da, onlardan ibret al. Bizim halimiz, ne kadar acınacak bir hal...
Onun için bahusus -tarikatlar var ya, o tarikatların içerisinde- Nakşi Tarikatı'nın gayesi: Diyor ki, "Biz ancak hizmet için yaratılmış insanlanz" Ubeydullahi Ahrar Hazretleri'nin sözüdür. Edilleyi Nakşibendiyye'de yazar; çok güzel. " Bizim vazifemiz halka hizmettir. Halkı hizmet lâzım olduğu vakitte, teşbihi sonraya bırakırız biz" diyor.
Şimdi bizim teşbih ve nafile namazlarımız var ya, bunları da kılacağız. Fakat halka hizmet de var; halka hizmeti tercih ederiz. Teşbih ne zaman olsa yapılır. Yani, bu tarikatın kuruluşundaki gaye halka hizmettir, diyor. E bu halka hizmet olunca; nasıl yapılacak halka hizmet? Bedenen, malen; nasıl yapacaksan yapacan bu işi... Bugün ençok muhtaç olduğumuz da bu hizmet...
Onun için, o devirlerdeki insanların yetişiş tarzında, büyükleri onları terbiye etmek için, evvela insanlara hizmeti öğretmişler onlara... Yani, "Efendim beni kabul etmez misin dervişliğe, evlatlığa?.." "-Peki evlâdım. Şimdi senin vazifen; insanların bitlerini temizleyeceksin, hastalarına bakacaksın!.. Surda yardım, burda yardım... Yap bakalım!.." Senelerce sonra, "Hadi hayvanların da hizmetine bak bakalım! Hayvanları bul, hastaklıklarını tedavi et!.. Şunu yap, bunu yap..." Tam 14 sene ağır hizmetlerde kullandıktan sonra onlara ders veriyorlarmış. Hatta onlardan biri olan Şibli Hazretleri -ki akşam oku-
339
dum- derviş olmak istemiş. O devrin büyüklerinden Cü-neyd-i Bağdadîye demişler ki, "işte bunu al, senin terbiyene girecek!.." O da gelmiş, boynunu bükmüş... Demiş: "Evlâd ilk vazife, git helaları temizle! bakalım!.. Sularını doldur. Bu hizmeti yap!.." Tam yedi sene-yedi gün değil, yedi saat değil efendi; yedi sene- bu hizmette kullandıktan sonra, ikinci bir hizmet daha vermiş. Yedi sene de orada kullandıktan sonra, kendisine demişki, "Şimdi bu derslere devam et bakalım!.." Niçin... Evvela burnunu kır. Yani nefsini öldür... Burnu kırılmadıkça, nefsi öldürülmedikçe, insanın İslah olma kabiliyeti yok... Nefs bir ejderha... A'dâ adüvvük: En büyük düşman... Onu İslah etmek en birinci vazife... O nefsin ıslâhı da burnun kırılmasıyla oluyor.
Okudukça bizim nefsimiz kabarıyor. Okudukça kabarıyor. Büyüdükçe kabarıyor... Ondan sonra da onun hakkından gelmek ne mümkün... Görüyoruz: " Ben de derviş olmak istiyorum..." "Al sana, şu kadar teşbih çek" Nerden yapacak, bu teşbihi çekecek? Nereden yapacak onu?.. Çünkü burun büyük, nefis kabarmış... İslahı kabil olmazsa, öyle riyazetlerle mümkün ama, o büyükleri de bulmak, bugün mümkün değil yani... Allah hepimizi affetsin...
Miracı isteyen mümin kardaşlar, evvela nefislerini İslah edip onu yola getirmeli... Beş vakit namazı güzelce kılmaya çalışmalı... Oruçlarını öyle güzelce tutmaya çalışmalı... Herkese de kardaş gözüyle bakıp onu himayesine almalı, onu sevmeli... Şu kusurlu, bu kabahatli di-yerekten, ondan bundan danlırsak, aleyhimizde bulunursak; demek ki, insanlıkdan nasibimizin çok az olduğu anlaşılıyor...
Onun için, bugünkü sıkıntılarımızın başı, hep nef-
340
sin islahsızlığı terbiyesizliği, azgınlığı.. Bu nefisler ıslâh edilse, bu böyle olmaz... Allah hepimizi affetsin!..
Bu mübarek geceler, büyük bir nimettir. Büyük bir devlettir. Güzelce bir istiğfar ederiz aman yâ Rabbî.. ben bu işleri becerecek halde değilim. Kabahatim çok,, kusurum çok... Günahlarım da çok... Sana iltica ediyorum, sana sığınıyorum yâ rabbî... Bana kuvvet ver, kudret ver, yardım eyle de, nefsimi İslah edip senin sevdiğin, razı olduğun bir kul olabileyim..."diye Allah'a yalvrınz.
Hepiniz görüyorsunuz ki, buradan gidiciyiz. Kimseye burada kalma yok... Bugün olmazsa yarın. Onun için, ilk ders ölüm verirler. Niçin?.. Hazır ol... Ecel ne zaman gelirse gelsin sen hazır ol. Hazır ol da yüzü kara değil de ak yüzle Hakkın huzuruna varmak için, günahlardan vazgeç ve Allah'ın emirlerine inkıyad eyle...
Namazı vaktinde kılmak büyük devlet... Onun için biraz evvel gel. Boynunu bük... Yaptığın hataları düşün... Kusurlan düşün... Nefsini muhasebeye çek... "Neler yaptım ben bugün?., iyilikler mi yaptım, kötülükler mi yaptım? Kimi darılttım, kimi incittim?.. Helâl mi yiyorum, haram mı yiyorum?.. Bunlar bize doğru mudur, lâyık mıdır?., diye bir hesaba çek kendini... O hesabın altından çıkan neticeye bak. Ona göre, Allahu Tealâ'ya ilticada ellerini kaldır:" Aman yâ Rabbî, ben bu işin içinden çıkamadım! Sen benim yardımcım ol da, sen beni kurtar!.." Çünkü nefsimiz var, arkasında da şeytan var. Hem nefis, hem şeytan; iki tane azılı düşman... Elimize geçmez... Tutamayız, yakalayamayız. Bunun çaresi, bu düşmanları yaratan Allah'a sığınmak... Onları yaradan da Allah... Binaenaleyh,"Yâ Rab, ben bunlann hakkından gelemiyorum. Yardımcım ol, beni kurtar... Yoksa ben perişan olacağım!" diyerek çeşitle dillerle Cenab-ı
341
Hakk'a yalvarmak ve bu surette de Miraç olan bu gecemizde de, bizi de sevgili kulların arasına kabul et yâ
Rabbi...
Miracın asıl yüksekliği; insanların kötü huylan bırakıp, iyi huylar sahibi olmasıyla olur. Kötü huyları bırakıp iyi huylara sahip oldumuydu, miraca nail olursun... Mirac'da sen göklere çıksan nolacak, göklerden in-sen ne olacak? Hani bugün tayyareler çıkarıyor bizi yu-kan... Çok daha yukan çıkarsınlar da Arşı marşı görelim, nolacak?.. Bir şey olmaz, yine biz buyuz. Maksad; insanın insan olması... İnsanın insan olması kadar da zor şey yok! En zor şey, insanlık... Zengin olmak kolay, nasıl insan olursan ol. Var işte birçok büyükler...Öyle insanlıkta nasibi olanlar pek az... Asıl gaye de, insanın insan olması... Buraya geldik; insan olmak için... Buraya gelirken, Allah Tealâ bize hem cennette, hem cehennemde iki tane ev yapmış. Cennetteki yerimiz de hazır, cehennemdeki yerimiz de hazır... Burası imtihan yeri... Yolladı bizi buraya... "Kulum, sen şimdi bak! İstersen cenneti seç istersen cehennemi seç... Yerin hazır"
E, Allah burada hepimize de akıl fikir vermiş. Kitap da göndermiş. Peygamber de göndermiş... Onların izinden gidersek, elbette yerimiz cennet olur.Ölürken de rahat rahat ölürüz... Yok, onlaqn yolunu bırakıp da şeytanın yoluna, nefsin yoluna uyarsak; gideceğimiz yer de malûm artık... O da ne büyük felâket...
Onun için en büyük gaye Allah u Tealâ'nın sevdiği bir kul olabilmek!.. Sevdiği bir kul olabilmek için de nefsin elinden kurtulmak lâzım. Nefsin elinden kuıtulma-dıkça da buna imkân yok.
Onun için, ramazan geliyor önümüzde... Bunlara üç ay derler. Bu üç aylarda oruç tutabilmek; demek ki,
342
yâ Rab, ben nefsimin ıslâhına çalışıyorum. Sen de bana yardım et... Ramazanda oruç tutacağız otuz gün; bu az bir şey değil... Bu günlerde insan kendisini hesaba çeker. Teraziye kor. Hayırlı işlerde mi, yoksa hayırsız işlerde mi? Ona göre nedametler, pişmanlıklar yaparaktan, gözyaşlarını da akıtaraktan, "Aman yâ Rabbi, beni affet de beni sevgili kulların arasına kabul et..." Sevgili kulu oldun mu, korkma... Korkma, her şey senin. îş, o sevgili kullarından olabilmek...
Bugün okudum da hoşuma gitti: Hasan-ı Basri Hazretleri var, eski büyüklerimizden... Tabiin Devri'nin insanı. Bir de o devrin evliyası var, Habibül Acemi o evliya... Malum, Basra'da su çok. Bir taraftan bir tarafa geçmek için, kayıklara ihtiyaç oluyormuş, gemilere... İskelede bekliyor Hasan Basri Hazretleri... Habibül Acemî de gelmiş. "-Ne bekliyorsun burda" demiş." Vapur gel-sinde binelim de gidelim." demiş " Allah Allah!" demiş."-Sende yakin denilen kudret kuvvet yok mu?.." "-Allaha yakınlığın olduğu halde gemiye ne ihtiyacın var?.." demiş "Bismillah" deyip, suyun üzerinde yürüyüp gelmiş; geçmiş, öbür tarafa...Tabii Hasan Basrî Hazretleri büyük alim, ama duraklamış. Vapur gelmiş; geçmiş. Kitap sahibi diyor ki, "Bunların hangisi efdal? Hangisi daha büyük?.." "-Hasan Basri büyük!" diyor. Öteki yükselmiş, yakınlığa vasıl olmuş ama , beşerle ilgisi yok!..
Maksat: şimdi, biliyorsunuz ki, yağmur gökten gelir amma sular yerden buhar olur çıkar, bulutlar olur, göklerde toplanır. Yağmur halinde, inkilap edip aşağıya dökülür. Eğer burda çıkan buhar halindeki sular aşağıya akmazsa, susuz kalırız!.. İçecek su da bulamayız, bahçelerimiz, tarlalarımız da susuz kalır.Ölürüz ennihayet!..
Maksat: Yükseldikten sonra aşağıya inmek!.. Yük-
343
seldikten sonra Allah'ın kullanyla hemdem ol! Onlan irşada çalış!.. Kötüleri iyi etmeye gayret eyle. Yoksa sen de onlarla beraber olup,meyhanelerde oynayacak değilsin ya!.. Maksat; aşağıya indikten sonra kulların irşadına gayret etmek!..
Yavrum, bu mülkün sahibi var!.. Bak, bu cami denilen binayı, sana birisi dese ki, "Bu tabiatın bir eseridir. Vaktiyle işte, rüzgarlar taşları yuvarlamış gelmiş. Topraklar da buraya gelmiş... insan da biraz yardım etmiş; süslemiş cami olmuş." Inanırmısınız bu işe?.. Var mı bir inanacak?.. Kimse inanmaz. E, koca saltanat, koca âlem kendi kendine oldu deyince nasıl inanır insan? İmkan mı var?..Öyleyse bunun sahibi var. Kim?.. Allah Celle ve Âlâ!., işte o Allah, tabiatın, mahlukatın sahibi.. O kadar büyük mahlukları var ki, tarifine imkân bulamayız. Büyüğünü göremiyoruz, fakat küçüğünü size söyleyeyim: Bugün mikrop dediğimiz, ufacık, gözümüzle göremediğimiz mikrop, bizim canımıza okuyor... Doktor da aciz. E, göremiyorsun yahu, ufacık. İkiyüzbin defa bü-yüyecekmiş de biz görecekmişiz, o mikrobu... Hayalde boş laf gibi.. Onun için, ufacık bir mahlûkla bizi terbiye eden , Allahu Celle ve Alâ'nın kullarıyız biz. Binaenaleyh, onun kuvvet ve kudretine nihayet yok!.. Ona ilticadan başka çaremiz yok.. En güzel iltica da : "Aman yâ Rabbi, bizi bu miraç gecesinde afvü mağfiret eyle de, sevdiğin razı olduğun kulların arasına kabul eyle!.." "di-yerekten Cenab-ı Hakka yalvarmak... Çoluk çocuğumuza da sahip olmak, onları başıboş bırakıvermemek; gerek kız gerek erkek. Hepsi evladlarımız, hepsi de Allah'ın kullan... Yaradan Allahtır.
Onun için, en çok ilme ihtiyacımız var. Cenab-ı Allahu Celle ve âlâ, Kuran'ı Azimüşşan'ın bir yerinde bu-
344
yürüyor ki:
-j J5
( \U-J>) tllc
( Ve kulRabbi zidnî ilmâ) Cenab-ı Peygamber de diyor ki. "Rabbi zidnî Uma Yâ Rabbî benim ilmimi artır." Cenab-ı Peygamberin ilminin sonu da yok. çok ilimler sahibi... Fakat öyleyken yine Allahu Tealâ diyor ki ona "Söyle: Yâ Rabbi, benim ilmimi artır"
ilim çok.. Dallan bir sürü... Fakat, en mühim ilim, Kur'an ilmidir. Allahu Tealâ'nın gönderdiği kitabın ilmi!.. Onu okumak, anlamak çok mühim!.. Saadetimiz ona bağlı, selametimizde ona bağlı!.. Yoksa, bugün bilgide gâ vurlar bizi geçmiş. Bugün bütün fenler, onlardan geliyor bize.. Bir şeyden de haberimiz yok!.. Onla-nn bizden üstün olması lazım!?.. Hayır; asıl bilgi, Allahu Tealâ'nın kitabını bilip, ona uymaktan ibarettir. Yoksa, bilmek kafi değil!.. Bugün, şarkiyatçı denilen gavurlar içerisinde, onu bilenler de var. Fakat, imanlan olmadığı için, hiç faydası yok!.. Bil; bildikten sonra, Allah Tealâ sana ne diyor, ona uy!.. Allahu Tealâ cümlemize nasib etsin, onu öğrenip onunla amel etmeyi; öğrendiğimizi bilmeyenlere de öğretmeyi...
Onun için Efendimiz Sallallahu Aleyh ve Sellem: (Hayrüküm men teallemel Kur'ane ve allemebûO buyurmuşlar, "En hayırlınız sizin, Kur'anı öğrenen ve öğrendiğini öğretendir!"... Evvel lafzını öğreneceğiz. Sonra da, derinliklerine varmak için de, manâlarını öğrenmeğe çalışacağız.. Derinliğinin sonu yok!.. Derinliğinin sonu yok; yalnız biz sathi olarak mânâsını anlasak, o da bize yeter!.. Onun için, Allah hepimize hidayetler nasib etsin!.. Tevfikini refik etsin... Sevdiği razı olduğu ku-
345
lan arasına cümlemizi kabul eylesin...
İnsanlığı yedi mertebeye ayırmışlar, büyüklerimiz: Birinci kısmı diyor ki emmare... Nefsi emmare; kötü bir huy. Gavurlara lâyık, münafıklara lâyık... 12 tane ejderha gibi başı var.
İkincisine levvarne demiş. Üçüncüsüne mülhime demiş; tehlikeli. Dördüncüsü mütmainnş eh oldukça iyi. Fakat, ona da razı olmamış büyüklerimiz.
Onu atladıktan sonra, beşinci mertebeye gelerek-ten, raziyemertebesi diyorlar. Allah'ın senden razı olduğu bir hal!.. Sen Allah'ından razı, Allah da senden razı!.. En büyük devlet bu, işte!.. Raziyyeden sonra da, merzıyye geliyor. Bu devlete erişirsen ne mutlu!.. Bu . devlete erişmek de, bugün bizler için mümkün değil!.. Çünkü, iş çok... Dünya galip!.. Sabahtan akşama kadar çalışacak!.. Akşama yatmağa bile vaktimiz kalmıyor. Yemeği bile vaktimiz kalmıyor. Buna riyazetler ister. Meşakkatlere tahammül ister. Bunu yapacak kudretimiz de yok!.. Allahu Tealâ'nın zikriyle meşgul olmağa; ona da gücümüz yetmiyor!..
Akşam, bir efendiyi okudum ama, ismi hatırımda değil; 90 yaşındaymış adam!.. Gündüzün çalışıyor; gece de geldiği vakit de, diz çöküp ta sabaha kadar, seccadesinden ayrılmıyor... Ben ona uydum, gece yarısına kadar durdum. Fakat, tahammül edemedim de gece yarısı izin istedim de, kaçtım gittim. Niçin?.. Zor!.. Ama zorluklar arkasında faydalar var. Niçin... -Allah'ın sevdiği bir kul olabildin miydi, bahtiyarsın artık!.. Senden iyisi yok o zaman! Miraç, her zaman senin için mümkün!
Allah kusurlarımızı affetsin de, şimdi beraberce bir istiğfar edelim:
346
"Estağfirullah..." (25 defa)
"Estağfirullah el azim el kerim ellezi lâ ilahe illalla-hu, elhayyel kayyûme ve etübû ileyh. Ve es'elühüt tev-bete vel mağfirete vel hidayete lenâ, innehû hüvet tevvâbürrahim. Tevbete abdin zalimin linefsihi, Lâ yem-likü linefsihi, mevten velâ hayâten vela nüşûra..."
Seyyidül istiğfarımızı tavsiye ederim. Gece yatarken üç kere; sabahleyin de kalktın mıydı üç kerre okursak, cenneti bize vad ediyor Rasulü Ekrem Sallallahu Aleyhi ve Sellem...
b!
"Allahümme ente rabbi, lâ ilahe illa erite, halakteni ve erıe abdüke ve ene alâ ah dike ve va'dike, mestetağtü euzü bike min şeıri ma sanağlü, ebûuleke bini'metike aleyye, ve ebuu bizenbî, fağfirlî zünübî, feinnehû lâ yağfiruz zünûbe illâ ente..."
"Allahümme entelmelikü...................ente."
"Vehdini ila ahsenil ahlâk..................ileyk"
"Allahümmağsil anni hatâyâye...........vel mağrib."
"Lâ ilahe illallahu vahdehü lâ şerike leh, lehül mülkü ve lehül hamdü, yühyi veyümitü ve hüve hayyün lâ yemût, ve hüve alâ külli şey'in kadir. " Bu teşbihi Ce-nab-ı Peygamber tavsiye eder. Günde, yüz kerre oku-
347
yanlara büyük tebşiratlar vardır. Zor bir teşbih de değil, îhsan, tezgahının başında, işinin başında da bunu söylemek mümkün! Kimse ağzını tutmaz ya senin!., içinden de söylersen, dışından da söylersen mümkün, ikinci teşbih:
-üi VI -di
<ül
"Sübhanallabi velhamdülillahi, va lâ ilahe illallah vallahu ekber, ve lâ havle ve lâ kuvvet illa billahil aliyyil azim. "Bunu da yüz kere söylemeyi, Cenab-ı Peygamber, yine tavsiye buyurmuşlardır. Bunlar da her yerde; yürürken de olur, gelirken de olur giderken de olur. insan, dilini bunlara alıştırırsa; boş laflarla vaktini geçireceğine, bu teşbihlerle vaktini geçirir. Hem sevap alır, hem günahlardan kendini kurtarmış olur, hem de büyük derecelere nail olur.
Üçüncü teşbih:
oJU-»_y
^ 4L--
"Sübhanallahi ve bihamdihi, sübhanallahil azıt Ve bihamdihi estağfiullah. "Buhzn'nin son hadisidir. Bunu da yüz kere tavsiye buyurmuş, Cenab-ı Peygamber... Bu teşbihler, Cenab-ı Hakkı öğmektir. Büyük mükafatlar alır insan, bunlarla.
U,>-•>¦ JI
UJI
o-
348
"Rabbena zalemnâ enfusenâ, ve inlem tağfîrlenâ ıx terhamnâ, lenekûnenne minel hâsirinAdemAS'ın dua-sıdır. ^
Jİ VI -di V
"Lâ ilahe illa ente, sübhaneke innîküntü minezza limîn"
Bunlar büyük dualar, Kur'an'dan alınmış. Bunları da tavsiye ederiz ama, çok da zor değil yani!
"Hasbünallahi ve ni'mel............masir."
"Hasbiyallahu Lâ ilahe illa hü.......azim.."
"Lâ ilahe illallahulmelikül hakkul mübin, Muham-medurrasulullah!.. Sadikul va'dül emin."
"Lâ ilahe illallahu adede halkıh.. Lâ ilahe illallahu zi-nete arşih.. Lâ ilahe illallahu mil'e semavatih.. Lâ ilaha illallahu misle zâlike meah.. Vallahu ekber misle zalike meah.. Velhamdülillah misle zâlike meah..." Bunu üç kerre oku; bütün gün teşbih çekmiş gibi sevabına nail olur insan!..
"Estağfirullah... (3 defa) Bi adedi küllistiğfarin istağ-ferehül müstağfirun."
"Sübhanallah.. (3 defa) Bi adedi külli............mü-
sebbihün1
"Elhamdülillah... (3 defa) Bi adedi..................ha-
midûn"
" Allahu Ekber.. (3 defa) Bi adedi.....................mükebbirûn"
"Lâ ilahe illallah... (3 defa) Bi adedi...............mühellilûn"
"Allah... (3 defa) Bi adedi külli zikrin zekerehüzza-kirun ve ğafele an zikrike e zikrihil gafilûn."
349
"Entel Baki, ya Baki..." (3 defa)
"Entel hadi entel hak, leysel hadi illa hû..." (3 defa)
"Hüvelevvelü vel ahiru vez zahiru vel batın, ve hüve
bikülli şey'in alîm."
Hepinizin bildiği bir şey var: Sokaklarımızdan satıcılar geçer. Her satıcı, satacağı şey için bağırır. Kimisi de hoparlörle bağırır. Mahalleyi de taciz eder ama, hiç durmaz. Birbiri arkasından, şu var, bu var, satacak, insan ondan bir ders alıyor. Yahu şu adam, satacağı bir ekmek parası için, akşama kadar bağırıyor durmadan. Bütün mahalleyi de rahatsız eder, hoparlörle... Hastası var, çocuğu var, şu var; hiç dinlemez. Biz ise, Allah diyeceğiz oturduğumuz yerde. Camiye geleceğiz, bir namaz kılacağız; bu bize çok gelir. Bunun kaçamak yollarını ararız. Sonra da kılsak olur deriz... Şöyle deriz, böyle deriz ama, hatamızı bir türlü idrak etmekten aciziz. İşte, beş kuruş kazanacağım diyerekten, akşama kadar bağıran adam, bizden hayırlı! Ekmek parasını çıkarmak için uğraşıyor. Biz ise, Allah'a yönelip de bir Allah diyeceğiz ; bu bize çok geliyor. Beş dakka fazla oturduk mu, kıyamet kopar. Hele bayramlarda, "-Hoca Efendi, vakit geçiyor!" Ne o? bir dakika, iki dakika geçmiş... Ne ayıp şeyler bunlar!.. Neden? Nefisler azgın. Bir an evvel eve gidecek. Yemeğini yiyecek, muhabbetine bakacak. Beş dakika camide oturmaya sıkılıyor.
Bursa'daki Camii Kebir'in minberinin kafesine, bir yazı yazmışlar. O yazı, hatırımda kaldığına göre:
^ (jstd! j «»111 <y JL-JIS" jl>ı~1I ^ ^^11
(El mü'minüfil mescid) Mümin mescidde (Kesse-
350
mekifil ma) Denizdeki balık gibidir. Denizdeki balık gibi, camiden çıkmayı istemez. (Vel münafiku fil mescid). Mesciddeki münafık da (kettayrifil kafes) demiş. Kafesin içine sıkışan kuş gibi, kaçmaya çalışır iki tarafa!.. Onu oraya yazmışlar. Allah hepimizi affetsin...
Onun için büyüklerin birisi, Abdülhalik-i Gocduva-ni, oğluna yaptığı nasihatin içerisinde diyor ki: "Oğlum! Evin mescid olsun." Evin mescid olsun. Şurada burada, kahvede gezip durma!.. Sıkılınca gir camiye! Namazını kıl, ibadetini yap. Otur orada, işin yoksa... işin varsa işinle meşgul olursun. Allah, bu mescidlere can ü yürekten severek, ibadet için koşan kulları arasına, hepimizi kabul etsin...
Hoca efendi, bir dua ediver!.. (Hüseyin Hoca dua etti.)
(Duadan sonra:)
Bu akşam, miraç gecesi olmak dolayısıyla, bir sela-tü selam okuyalım, efendimize:
Fa'lem ennehü, "Lâ ilahe illallah" (10 defa)
Muhammedurrasulullah Sallallahu Aleyhi ve Sel-lem.
"Allahümme salli alâ seyyidine muhammedin ne-biyyil ümmiyyi ve alâ, alihi ve sahbihi ve sellim." (3 defa)
Bir fatiha i şerife okuyalım...
Bir salavatı şerife okuyalım...
Elem neşrahleke'yi beraber okuyalım:
" Elem neşrah leke.. Sadrek... Ve veda'na... anke.. vizrek.. ellezi... enkada...zahrek..Verefa'na leke.... zik-rek...Feinne... meal... usri... yüsra... inne...meal...us-ri...yüsra...Feiza...ferağte....fensab...Veila...rabbi-kcierğab."
351
On tane de, ihlası şerif okuyalım... Bir fatihayı şerif daha okuyalım.... Beraber üç salevât-ı şerife okuyalım: "Allahümme salli alâ... seyyidina.... Muhammedin nebiyyi, ümmiyyi ve alâ...alihi... ve sahbihi.. ve sellim"
(3 defa).
Cenab-ı Hak, dergâhında kabul buyursun da; bu mübarek miraç hürmetine, cümlemizi, sevdiği razı olduğu kulları arasına kabul buyursun...
Cümlenizin kandilini tebrik ederim... Birçok seneler, bu mübarek günlere kavuşmayı, Cenab-ı hakdan diler; hepinizin ayrı ayrı duasını da rica ederim...
Esselâmü aleyküm ve rahrnetullahi ve berakâtühü!..
(Not: Dua kitabında mevcut olduğu için, bazı duaların yalnız ilk ve son kelimeleri yazılmıştır.)
(9 Haziranl 980)
352
MEHEMMED BAHAEDDİN NAKŞBEND HAZRETLERİ VE HİZMET
Eselâmü aleyküm ve rahmetullahi ve berekâtühü...
Siz kardeşlerime bugün kısacık bir vakayı duyurmak isteyeceğim... Bizim büyüklerimizden -malum-Nakşîbend Mehemmed Bahaeddin Hazretleri var. Onun menakıbını okuyordum. Babaları ondaki cezbe halini anlayaraktan, daha 18 yaşındayken, Muhammed Baba Semmasî Hazretleri'ne götürüp teslim etmiş. "Bu evlâdımı sizin terbiyenizde yetiştirmenizi rica ederim" diyerekten. Bir müddet onun hizmetinde bulunduktan sonra, ömürleri vefa etmemiş; Muhammed Baba Semmasî Hazretleri rahmet-i Rahman'a kavuşmuşlar. O sıralarda da bu Bahaeddin Hazretleri'ni, Emir Külâl Hazretleri'ne teslim etmişler, "Bunun terbiyesi size ait" diyerekten. Bir müddet de onun terbiyesinde bulunduktan sonra, aşk-ı ilâhiden kendini zaptedemiyor; memleket memleket gezerekten, kendisini daha güzel ve daha çabuk yetiştirecek kimseler anyor. O arada bir büyüğe rast gelmiş. "Ona altı sene hizmet ettim, fakat bir netice alamadım" diyor.
353
"Sonra bir Allah dostuna rastgeldim. O, bana dedi ki, halin nasıl?.. Dedim ki; bulduğum zaman yiyorum, bulmadığım zaman şükrediyorum." "Bu iş değil!" demiş. Onu herkes yapar." "Nedir efendim?" demiş. "Hiç olmazsa bir hafta aç kaldığın zaman da kimseyi rahatsız etmeyeceksin. Kimseye halini anlatmayacaksın, sabredeceksin..."
Sonra bana dedi ki; "Sen içini düzelt! içini ıslah eyle... Hatıralarını ıslah eyle... Sonra da zuafa ve miskinlere hizmet eyle..." Bir müddet bu hizmeti yaptım. Sonra dedi ki; "Şimdi de hayvanlara hizmet eyle... Yaralıları bul tedavi eyle. Hastalarını tedavi eyle, bak onlara!.." diyor. "Sonra da bana sokakların temizlenmesini emretti. Sokakları temizlemek üzere de yedi sene çalıştırdı beni. Ben de aşk ile şevk ile çalıştım, bu hizmetlere... Neticesinde diyor ki:" Evlad insan ne zaman maarifi ilahiyyeye ve hakayıkı ilahiyyeye vasıl olur?" "Bilmem efendim..." "Ne zaman ki, kalbini tasfiye eder, temizler; O zaman vasıl olur." Tasfiye demek; kötü ve çirkin huylardan onu arıtır, iyi huylarla doldurur içini. O zaman kalp tasfiye olmuş olur. Bu tasfiyeden sonra da insanlara, hatta hayvanlara hizmeti cana minnet bilir.
Hacegân Hazretleri buyurmuşlar ki: "Bu tarikin binası, kuruluşu yani, zamanın iktizasına göre hizmet üzerine kurulmuştur. Ne zaman ki hizmete ihtiyaç vardır; zikir ve murakabeler geriye bırakılır, başka vakitlere.. O andaki insanlara olan hizmete bakılır. Hizmet dururken, benim zikrim var diye, zikirle meşgul olmak büyük hatadır",demişler.
Onun için Nakşıbend Hazretleri yine diyor ki: Biz bu -büyüKİüğ'ü demi^elim de- olgunluğu, kitaplardan bulup da almadık. Kitaplardafn olgunluk şöyledir diye
354
okuduk da öyle olduk değil... insanlara himetle bulduk!.. Biz olgunluğu, kemali insanlara hizmetle bulduk, diyor. Onun için bir şiirinde yazmış, insanlara hizmet edenler arşa kadar yükselir, demiş. Yani mirac dediğiniz yükseklik ancak hizmetin mukabilinde... Bu hizmetin de Allah rızası için olması sanıyladır...
Ubeydullah-i Ahrar Hazretleri de -bu tarikin mensuplarından olmakla beraber- diyor ki: "Abdullah-il En-sari Hazretlerinin hamamına, ben de insanlara hizmet için gittim. O kadar hizmette gayret gösterdim ki, artık efendi midir köle midir, zengin midir fakir midir; bunu ayırt edecek halim kalmadı. Herkese aynı hizmeti görmekle mükellef idim. Hatta bir vakitleri dört tane, humma denilen hastalığa tutulmuş? hastaların tedavisi için, onların çamaşırlarını yıkıyordum; üstlerini başlarını yıkıyordum; yemeklerini tedarik ediyordum; onlara bakıyordum, derken ben de tutuldum hastalığa... Fakat hastalığa tutulduğum halde de onlara hizmeti terk etmedim. Yine -hasta olduğum halde- dışardan su taşıyıp ge-tiriyordum; onları yıkıyordum, çamaşırlarını yıkıyordum, temizliyordum; hizmetlerine bakıyor idim."
"Bir vakit de bu, Abdullah-il Ensari Hazretlerinin hamamına gittim. Ordaki insanlara hizmet ederken bir gün 14 (veya 16) tane insan geldi. Onların da hizmetlerinde hiç kusur etmedim. Yıkadım, keseledim, temizledim. Üstlerini başlarını temizledim. Fakat hiç birisinden de on para almadım. Para için yapmadım bu işleri; Allah için yaptım."
Onun için, insanlığın en yüksek noktasına vasıl olmuşlar. Taa 700 senesinin insanı, fakat bugün tarih onları unutamıyor; biz de unutamıyoruz. Allah bizi affetsin... Gaye Allahın rızasını kazanmaktır. Allah rızası da Al-
355
.,3
ET S g* 3. 5 ° a £
3 p p s* ^ o- -« S n a O) > 3 s
g* « fe 3- tr
-ill I
n
"*£
ı— n o. era o. O 3 » & o= n E*
f I; s*
8--31
3 >2 S
B ^ g-cg 3
a ÎT n S S' 5" SS ° "" b
w
ve ?
00 C
o c
O i"
NEFSİ TEMİZLEMEK
Esselâmü aleyküm!..
Muhterem kardaşlar!..
Sallallahu Aleyhi ve Sellem Hazretleri'nin, bir buyruğunun açıklaması:
Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem, buyurmuşlar ki: "Sokaklarda halka eza veren, her nevi pislikleri giderin!.." Bu, hepimizin anladığı, bildiği bir şey... Fakat, büyüklerimiz buna şöyle manâ vermişler:
Sokaklardaki pislikleri gidermek, Kolay iş; asıl bundan mana, senin Hakk'a vuslatına mani olacak nefsî fenalıklardan kendini kurtarmak!.. Nefsin fenalıklarını gidermek!.. Senin Hakk'a vuslatına mani olan nefsanî halleri terketmek... Yani, kötü huyları bırakıp iyi huyların sahibi olmaya çalışmak.
Bunun başına gazabı koymuşlar. Gazap, en kötü bir huy!.. Kendini beğenme, kibir, hased, riyakârlık, şehvet, şöhret ve envai... Buhul... Bunlar, insanların, müslümanların Hakka vuslatına, tekemmülüne manidir yani!.. Hakka vuslatına manidir. Bu manîleri gider!..
359
p.
r
Ahlâk kitabında yazan 63 küsur kötü huy var. Bu kötü huylan, tedricen, birer birer -hepsini birden gidermek kolay olmaz da, birer birer onları-gidermeye çalış! Yok etmeye çalış, yani. Onların yerine iyi ahlâkları doldur ki, Allahu Tealâ'nın sevdiği bir kulu olabilesin!.. Onun için ne güzel buyurmuş: "Senin Hakka vuslatına mani olan, ne kadar çirkin, lâyıksız kötü huylar varsa, o huylardan kendini kurtarmağa çalış!.."
Bunun başı imansızlık, dinsizliktir. Bugün, hastanelerimize yapılan masraf, belki milyarlara varır. Kaç milyardır kim bilir?.. Bunun faydası, insanın ızdırabını mümkün mertebe biraz giderebilmek... Yoksa, hayatı uzatmak mümkün değil!.. Hayat ne kadarsa o kadar olacak. Fakat, ızdıraba düşmüş bir insanın ızdırabını muvakkaten giderirsin, o kadar...
Fakat Cenab-ı Peygamber diyor ki, "Siz ecnebi memleketlerden gelen yiyecekleri yemeyin!.. Giyecekleri giymeyin!., ilâçlarını da kullanmayın!.." Ya; bu kadar insansınız, müslümansınız. Bunları kendiniz yapın. Onlara mecbur olmağa bakmayın. Bunlar da sizin Hakka vuslatınıza manidir. Binaenaleyh Hakk yolu, çok zor bir yoldur. O zor yolu aşmak, kolay bir şey değildir. Onun için, evvelâ iman!.. Hastanelerdeki hastaların ızdırapla-nnı az çok belki dindirebiliyoruz, mümkünse; fakat onun, ebediyyen cehennemde yanacağını hiç hatırımıza getirmiyoruz!.. Dinsiz bir adam... Hayatını kurtarmışsın. Izdıraplardan kurtulmuş... İyi ama ebediyyen cehennemde yanacak!.. O mu evlâ; yoksa onu cehennemden kurtarmak mı evlâ?.. Evlâ; en iyisi demek. İnsanı iman sahibi etmek... îman sahibi olduktan sonra da imanın icaplarına uymak Yalnız ben lailahe illallah Muham-medü'r Resûlullah dedim demekle kalmamalıdır. Neyi
360
icap ediyor kelimeyi şehadet?.. Peygamberin emirlerine uymak, Allahu Tealâ'nın emirlerine uymak; sünneti se-niyyisine tamamiyle yapışmak suretiyledir.
Allah cümlemizi gafletten uyandırsın da... Onun için Nakşibend Hazretleri diyor ki, "Fakir kimdir?.." Ashabına sormuş. Bize sorsalar deriz ki, "İşte, parası pulu olmayan adam!.." yok, öyle değil. Bak ne diyor Üstadımız: "Fakir o insandır ki; dışı süslü, ama içi harap, imandan mahrum, ameli salihlerden mahrum!.." İçi harap olan asıl fakir bu adamdır. Acınacaksan buna acı da bunu kurtar!.. ^........
Rızıkça fakir olan insanın rızkını Allah verecektir. O, hiçbiri aç kalmaz. Rızıklarını verecek.. Fakat asıl manevî rızık olan, iman!.. Onu, evladlanmıza, herkese aşılayabilmek, hepimizin en birinci borcu!..
Allah hepimizi affetsin de, imanü İslâm'a Allanın istediği gibi sarılan, Peygamber Sallallahu Aleyhi ve Sel-lemin istediği gibi sarılıp, onun icablannı yapmaya çalışan kullarından etsin, cümlemizi...
El fatiha!..
Esselâmü aleyküm.... (20 Haziran 1980 Cuma)
361
ABDÜLHÂIİK-I GÜCDÜVÂNİ HAZRETLERİNİN NASİHATİ
Bismillahirrahmanirrahîm.
Elhamdülillahi rabbil alemîn. Vel akıbetti lil müt-takîn. Vessalâtü, vesselâmü alâ seyyidina Muhammedin ve alihi ve sahbihi ecma'în.
Evvelâ hepimizin beratımızın mübarek olmasını, Cenab-ı Hak'tan dilerim. Hepimizi -hoca efendinin hutbesinde söylediği gibi- derslerden ibret alan kullarından etsin ve çalışma gayretini bize ihsan etsin.
Şimdiye kadar çok berat geçirdik şüphesiz. Fakat halimizde bir değişiklik göremiyorum, kendi halimde.... Allah celle ve âlâ cümlemize hidayet etsin de, bu mübarek gecede hem mağfurin zümresine dahü olan, hem de sevgili olan kulları arasına bizleri de kabul etsin.
Bu akşamki berat duasını, unutmadan bir tekrar edeyim. Beraber okuyalım:
"EstağfirullahL (15 defa) El azim el kerim, ellezî lâ ilahe illa hû el hayyel kayyûm venetûbü ileyh, Ve nes'elühüttevbete vel mağfirete velhidayete lena, in-nehû hüvettevvabür rahim. Tevbete abdin zalimin linef-
363
sihi, lâ yemlikü linefsihî, mevten velâ hayaten velâ
nüşûra..."
"Yâ Rabbi! (3 defa) Çok günahlar işledim. Çok ka-bahatlar yaptım. Kusurum çok, kabahatim de çok... Özürler diler af isterim. Mağfiret isterim. Bir daha yapmayacağıma söz veriyorum. Kabul eyle yâ Rabbi. Bizi mağfirun zümresine ilhak eyle yâ Rabbi.... Ve sevdiğin kulların arasına da kabul eyle yâ Rabbi....
"Allahümme inkünte ketebte ismî fî divanis süedâi, fesbüthü; ve inkünte ketebte ismi fî divanil eşkiyai, fem-huhû; fektübnî fî divanis süadâi. Fe inneke külte fî kitâ-bikel kerîm: Yemhullahü mâ yeşâ ve yüsbitü ve indehû
ümmül kitâb."
"Kabahatimi biliyorum yâ Rabbi!.. Said yazılacak halim yok. Fakat sen erhamür rahiminsin. Kusurlarımı affet de, beni -layık olmadığım halde- saidlerin arasına ismimi yaz yâ Rabbi!.. Eğer kabahatlerim yüzünden şaki yazıldıysam onu da senden rica ediyorum ki, o ismi or-dan sil de, sildir de; ismimi saidlerin arasına yazdır yâ Rabbi... Çünkü, kuvvet kudretin, hepsine kâfi...."
Bunun arkasından size bir de Abdülhalik-ı Gücdüvani Hazretleri1 nin, bir nasihatini söyleyeceğim. Bir kaç defa tekrar ettiysem de yine tekrarda fayda vardır inşaallah:
Abdulhalik-ı Gücdevanî Hazretleri, Nakşî tarikatının asıl piridir. Nakşilik ile arasında beş şeyh geçmiştir. O beş şeyh, bu Abdülhalik-i Gücdüvanî'den intikal eden Nakşiliği meydana koyamamışlardır. Ancak bu nasib, Nakşıbend Mehemmed Bahaeddin Hazretleri'ne nasib olmuş.... O, Abdülhalik-ı Gücdüvanîyi de görmemiştir. Görmediği halde ruhan, manen ona bir dersi telkin etmiş.... Kendisine de telkin eden Hızır Aleyhis-
364
selâm... Kendisini havuza sokmuş. Suyun içine batırmış. Şimdi, Allah de bakayım demiş... Suyun içinde tabiatıyla ses çıkmaz. Ses çıkmayınca içinden diyecek tabia-tryla.... Ha, iste bunu dışarda da böyle yap demiş. Bunu, beş şeyh arkasından Nakşıbend Mehemmed Bahaeddin Hazretleri'ne nasib olmuş. Ö da, bu nasibi talim etmiş bizlere... Bugüne kadar da elhamdülillah carî olmaktadır.
Bu zatın bu tarikatının da 11 tane kaidesi yar. Yani bu tarikat, 11 esas üzerine kurulmuştur. Malûm ya, binaların kuruluşunda temeller var. Bu temeller olmasa, bina az zamanda göçer. Binanın temeli atılması lâzım. Temelin de sağlam olması lâzım. Onun için bu 11 esas, 11 temel üzerine oturtmuştur. Bunun birisi, ilk dersi vukuf-i zamanî'dir. Vukuf-i zamanî....
Biz bugün çok aldanmış durumdayız. Gaflet içindeyiz. Derviş olmayı isteyen çok.... Her tarafta bunları talim eden de çok... Fakat gayeden hep uzak!... Gaye, Allah demek ise de, o gayenin kökü Allahu Tealâ'nın huzurundan ayrılmamaktır. Vukuf-i zamanî ki; zaman an demektir. Dakika değil saniye değil, an.... Bir an içerisinde, insan çeşitli kılıklara girebiliyor. Binaenaleyh, o anın nasıl geçtiğine bak!.. Hayırla mı geçti, şerle mi geçti?... Hayırla geçtiyse şükret Allah'a. Eğer gafletle ve hayırsız bir şekilde geçtiyse onlara da nedamet ve pişmak-lıklarla tövbe ve istiğfar eyle!..
Binaenaleyh, büyüklerimizin hepsi -Nakşibend Hazretleri de bunun içinde- diyorlar ki; "Bu, amelleri he-sab etmektir." Her gün ve her akşam amellerini teraziye koy... Yani 24 saatte yaptığın işleri teraziye koy, ölç... Bakalım n'aptın? Hayırlı işler mi yaptın, yoksa zararlı işler mi yaptın?.. Bunu ölçmekle hepimizi mecbur tutu-
365
yor. Bunu ölçmedikçe ve buna yapamadıkça dervişlikten uzaksın sen!
Allah demek, o boynumuzun borcu... Teşbih çekmek, boynumuzun borcu... İşte, namazlarımızda olduğu gibi. Fakat asıl anını boş geçirme!.. Gafletle geçirme.....Allahsızlıkla geçirme anını... Her an gönlün Allah
ile olsun. Elin işte olur.... Dilin sözde olur.... Kendin vazifende olursun. Fakat gönlünü Allah'tan ayırma!.. Netice buna bağlanıyor. Her an için, Allahu Tealâ'nın huzurunda olduğunu bil!.. Çünkü o diyor ki, ben seninleyim. Ben sizinle beraberim. Nerede olursanız olun, ben sizinle beraberim.
U ^
(Ve hüve meaküm, eyne mâ küntüm) Nerede olursanız olun, ben sizinle beraberim. Bunu diyen Allahu celle ve Alâ... Sûre-i Hadid'de ve başka ayetlerde de mevcut.
Cenabı Peygamber de diyor ki, îmanın en efdali, en güzeli,"Allah'ın seninle olduğunu bilmendir." Sen bil ki, Allah seninledir. Görüyor, biliyor... Her işine vakıf. Kaçacak bir tarafımız yok!.. Bunu bildiğimiz halde de, ne kadar kabahat ettiğimiz gözümüzün önünde... Bu da bizim gafletimizin bir eseri. Allah cümlemizi bu gafletten uyandırsın.
Onun için müslümana lâzım olan, uyanık olması ve her anını değerlendirmesi.. "Bu anım nasıl oluyor da benim, boşa gidiyor? Niçin Allah'a yarar bir iş yapamadım? Niçin Allah'ın kullarına yarar bir iş yapamadım?" diye-rekten üzülmesi lazım.
İşte bu akşam, bunun en güzel bir numunesi.... Al-
366
lan hepimizi uyandırsın da, bu akşamın kıymetini bilip... Bunu bilmeyen yok, biliyor hepimiz. Kitaplarda yazılı bunlar. Okuyanlar çok, fakat tatbik edenimiz yok!.. Zamanlarımız b\?şa gidiyor. Gafletle kayboluyor... Bundan dolayı mes'ulüz. En kıymetli şey nefesimiz. En kıymetli varlığımız nefesİmizdir; milyonlar kaybolsa zararı yok.
Dün bir yerdeydim, çok üzüldüm, O gittiğim evin önüne evler yapılmakta... Kooperatif evleri... Kaç para bunlar ,dedim. bir tanesine 25 milyon dediler. Dedim, topu mu?.."" Yok, yok " dediler, katı.." "Gittik sorduk. Alımkâr olduk. Bir katının 25 milyon lira olduğunu ve bunların da kamilen satıldığını, yalnız bir daire kaldığını söylediler. "
Şaşırdım kaldım. Allah affetsin. Demek bizde milyonlar çok.. Milyonların da kıymeti yok.. Lazım olan insanın anını bilip, Allah'ın huzurunda olduğunu bilip, Allah'a yarar iş yapabilmek.... Allah'ın sevdiği ve razı olduğu bir kul olabilmek... Yoksa hepimiz geldik hepimiz gideceğiz. Buna kimsenin şüphesi yok... Geldik; nasıl geldiysek öylece gideceğiz. Bu gün mü, yarın mı; o da belli değil... İnsanın daima hazırlık içerisinde olması lazım...
Onun için bu, Abdülhalik-ı Gücdevanî Hazretle-ri'nin hepimize olan nasihatlarından bir tanesi... înşaal-lah onu kitap arasında arayıp bulmak zor bir kağıt içerisine yazalım da, biraz da izah yapalım. Inşaallah, hepimiz o kağıttan istifade edelim.
Bazılan işimize gelmez bugün bizim. Çünkü, refah ve saadetin meftunuyuz. Yaşayalım. Nasıl yaşarsak öyle yaşalım. Bu yaşayışımıza keder gelirse, o bizim için büyük bir zarar.... Halbaki, büyüklerimiz*de bunun aksini
367
istiyorlar bizden... Refah yok!.. Peygamber Sallallahu Aleyhi Vesellem, ömründe rahat görmemiş. Binaenaleyh diyor ki:
"Oğlum!.. (Hepimize hitaben) Tahsil-i ilm eyle..." İlmin kökü Kur'an-ı Azimüşşan'dır. Diğer ilimlerin hepsi ondan dağılmış teferruat, dallar budaklardır. Dalıyla bu-dağıyla uğraşacağına, Allah'ın kitabıyla uğraş da onu öğren. "Fakat tahsil-i ilmin yanında edebi de öğren!" Edepsiz olan tahsil fayda etmez insanlara. Bugünkü tahsili ilimde gerek teferruatında olsun, gerek esasında olsun edep yok.... Edep olmayınca ilimden fayda olmaz, ilmin faydası edebe bağlıdır.
Üçüncüsü de; "Takvayı öğren evlâdım!" diyor. Takva sahibi ol... Allah'tan korkuyu öğren. Bir polisin yanında, bir candarmanın yanında, yahut bir şahsın yanında, bir kabahat yapmağa insan utanır. Görürler diyerek-ten sıkılır. Ey, Allahu Tealâ'nın gördüğünü bilmez mi insan?.. O fenalığı yaparken, beni Allah görüyor deyemez mi insaa?.. Bunu biliyor pekâlâ... Ama, gaflet gözleri kapatıyor. Bakıyorsun o fenalığı da işliyor. Onun için, Ce-nab-ı Hakk'a bu akşam çok yalvaralım da bize uyanıklık versin Allah...
Bu üç şeyi söyledikten sonra da diyor ki: Oğlum!.. Geçmiş olan, selef dediğimiz (yani, Peygamber Efendimiz zamanındaki ve ondan sonraki olan tabiin devrindeki) insanların hareketlerini öğren... Tetebbu et eserlerini.... Onlar nasıl çalışmalar, nasıl mücahedelerde bulunmuşlar; nasıl ibadetlerde gayret göstermişler?.. Onlara uymağa çalış. Bid'atlerden kork, kaç... Bid'atlerden çok sakın. Nelerdir bid'at onu öğren... Giyiminde kuşamında, evinde, vesair hat ve harekâtında Avrupa'yı değil, İslâm'ı taklid ederek yaşa!.. Avrupa'yı taklid ederek
368
yaşamak kolay... Paralar da çok.... Fakat, İslâm'ı taklid ederek yaşamak zor!... Bununla beraber ilm-i hadis ve ilm-ı tefsiri de çok oku!.. Tetebbu eyle onları... Kendini onlara uydurmaya çalış.
Allah cümlemizi affetsin de, bu mübarek gecede bu mübarek gün hürmetine, ve bu mübarek gece hürmetine, cümlemizi mağfurin zümresine ilhak eylesin Ve sevdiği razı olduğu kullan arasına cümlemizi kabul eylesin... Duamızı birlcere daha tekrar edelim- "Allahü-mme inkünte..." (Berat duası baştaki gibi okundu)
Cenabı Hak hepimizi affetsin de, bizi de saidlerin araşma -lâyık değilsek de- fazlu keremiyle kabul buyursun. J
Ve sallallahu alâ seyyidina Muhammedin vealihi vesahbihi ecmain. Velhamdülillahi Rabbil âlamin. Te-kabbel minnâ bi hürmetil fatiha!..
(27 Haziran 1980 Cuna)
369
BERAT ^EÖESİ KONUŞMASI
şura"
Esselamü aleyküm! "Estağfirullah" (25 defa)
"Estağfirullah el'azîm elkerîm ellezî....................nü-
ı"
"Allahümme ente rabbi...........................ente"
"Allahümme entel melikti......................ente"
"Vehdini li ahsenil ahlak.......................ileyk"
"Allahümmağsil anni hatayaye.......mağrib"
-Fatihayı şerife meal besmele-i şerife...
-Beşer salevat-ı şerif...
-Üç elem neşrahlekeyi şerif meal besmele., -Onar ihlası şerif meal besmele... -Fatihayı şerife meal besmelei şerife...
-Beşer salevatışerif...
Fa'lem ennehu "La ilahe illallah" (10 defa)
371
i i
Muhammedurrasulüllah sallallahu aleyhi ve sellem.
"Allahümme salli ala seyyidina muhammedinin ne-
biyyi ümmiyyi ve ala alihi ve sahbihi ve sellim" (3 defa)
Berat duasını okuyalım beraber, yine: "Allahüm-me... inkünte.... ketebte... ismi... fi divanissüedai.... fes-büthü!.. Ve inkünte... ketebte.... ismî... fi divanil eşki-yai.... femhuhû!... Vektübni.... fi divannis süedai.... Ve inneke.... külte.... fi kitabikel kerim: "Yemhullahu ma yeşâ1... ve yüsbitü... ve indehû... ümmül kitab..."
Amin!.
Sübhane rabbiyel aliyyü a'lel vehhab... Elhamdülil-lahi hakka hamdihi, vessalâ tü vesselâmü alâ hayra hal-kıhi Muhammedin, ve alihi ve sahbihi ecmain....
Allahümme rabbenâ, ya rabbenâ, tekabbel minna, inneke entes semîul alim. Fetüb aleyna, ya mevlana, inneke entet tevvabürrahim... Vehdinâ ve veffikna, ilel hakkı ve ilennecâ ti ve ila tarikin müstakim.... Bi fadlıke, ve cudike, ve keremike, ya ekremel ekremîn ve yâ erha-
merrahimin...
Ya Rabbi!.. Bu okuduklarımızdan hasıl olan sevapları, sevgili Peygamber Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerinin, ve bütün Peygamberi izam hazera-tının; evlad, ezvac, eshab ve etba'lannın; ve bu ana kadar geçmiş bilcümle mü'min, mü'minat ve meşayihi izamımızın ruhlarıyla beraber; Ebubekrissıddik,ömer'ul
Faruk, Osman-ı Zinnureyn, Aliyyül Mürteza, vebnahü-ma vel Fatura vesair ezvacı tahirat validelerimizin ruhla-nyla beraber; Selman-ı Farisi'den bu ana gelinceye kadar geçen bütün meşayıhımızın ruhlarına, ayrı ayn hediye eyledik, Mevla vasil eyleye.... Cümlesinin ruhlarını mesrur, kabirlerini pürnur, makamlannı âli, derecelerini yüksek eyleyip, seyyijatlanmızı ve seyyiatlarını da hasenata tebdil eyleye... \
Biz de onlar gibi b^u dar-ı dünyadan göç vakti gelince, cümlemize az ağn, ksan ölüm, kâmil bir iman ile ve buyurun: "Eşhedü enlâ İlahe illallah ve eşhedü enne Muhammeden abdühu ve^asulüh." Bu akşamki Berat
hürmetine bir dahi: "Eşhedü\............rasulüh." Aşk ile
bir dahi: "Eşhedü........rasulüh" kelime-i tayyibe-i mün-
ciyesini de, can ü yürekten söyleye söyleye, çene kapayıp göz yummayı, Mevlâ cümle Ümmet-i Muhammede, bizlere de nasib ü müyesser eyleye.
Allahümmec'elnâ minettevvabin... Vec'alnâ minel mütetahhirin... Vec'alnâ min ibadikessalihin... Vec'alnâ minellezine la havfün aleyhim ve lâ hüm yahzenun..
Allahümmehdina min indik... Ve efıd aleynâ min fadlik. Ve esbiğ aleynâ min rahmetik... Ve enzil aleyna min berekâ tik...
Ve belliğillahümme ila ruhul merhum, vel mağfur, el muhtaç ila rahmeti rabbihil gafur Halid ibni Zeyd Ebu Eyyub El Ensari Hazretleri'nin ruhu ile bil umum eshabı güzin ndvanullahi teala aleyhim ecma'in hazretlerinin ruhlarına; selatini mazıyyenin de ruhlarıyla beraber iskender Paşa'nın ruhuyle bil umum ashabi hayratın da ruhlarına; bahusus, hazırun ve cemaat kardaşlarımızın, geçmişlerimizin ve geçmişlerinin ruhlarına ayrı ayrı he-diyye eyledik, Mevlâ vasıl eyleye... Bu mübarek gece
372
373
hürmetine Cenab-ı Hak, cümlemizi ve cümle geçmişlerimizi mağfurin zümresine ilhak eyleye....
Allahümmec'alnâ minettevvâbin... Vec'alnâ minel mütetahhirin.... Vec'alnâ min ibâdikessalihin... Vec'alnâ minellezine lâ havfün aleyhim ve lâ hüm yahzenûn... Allahümmehdinâ min indik... Ve efid aleynâ min fadlik... Ve esbiğ aleynâ min rahmetik... Ve enzil aleynâ min berekâtik.... Ve nüsnel hatime....
Allâhümme innâ nes'elüke temâmen ni'meh... ve devâmel afiyeh... ve hüsnel hatimeh...
Fatiha demeden evvel, kardeşimin vaazında söylediği... Güzel tercümanlık yaptı bana, eksik olmasın... Şimdi biz bir vücuduz de mi?.. Elimizi kolumuzu ayırsa-lar; sen de şöyle bir kenarda dur deseler neye benzeriz?.. Hiç bir şeye benzemeyiz. Hele kafamızı, kulaklarımızı, burunlarımızı alırsak; hiç bir şeye yaramayız.
Mü'minler, "Kel cesedil vahid": Hepsi bir cesed gibidir. Bölünemez... Bölünmesine imkan yoktur. Bugünkü bölünme, bizim kolsuz bacaksız kalışımızın alametidir. Kolsuz bacaksız insanın hali neyse, bugünkü halimiz de ondan ibarettir. Allah hepimizin kusurunu affetsin...
Şimdi burada gelip de yüzümüzü buraya çevirmek kolay iş... O, umumi... Herkes dönüyor ya, ben de döne-cem tabiatıyla... Ama, gönlü Allah'a çevirmek mes'ele... Allah'a gönül veren insan ayrılmaz; çünkü kardaşız. Mü'minler kardaş yani... Kardaş kardaştan nasıl ayrılır?.. Kardaş kardaşı nasıl öldürür. Allah hepimizi affetsin. Bu mübarek gece hürmetine bize iz'an, akıl fikir ihsan buyursun... Gittiğimiz yolu bilen, ne için yaşadığımızı bilen, nasıl ahirete gideceğimizi düşünen bahtiyarların arasına, bizleri de ilhak eylesin...
374
Söylenecek^ tabii çok söz var ama kâfidir bu kadarı inşallah. Allah; cümlemizi bu mübarek gece hürmetine affeylesin... Başka ne diyeceğiz? Başka diyeceğimiz de yok... Bu affa mazhar olursak ne mutlu bize... Ama bugün affoluruz. Eder Allah... Yarın? Yarın yine eski tas, eski hamam olacaksak... Nasıl ki Ramazanda, camilerimiz doluyor elhamdülillah. Bayram geldikten sonra, sanki biz değilmişiz o?.. Camrcemaat yine eskisine kalıyor. Bir tane, iki tane kapabilirsek^ne mutlu... O bile bulunmuyor. Allah hepimize intibahlar nasib etsin, yani çok mühim ders... Çok mühim bir ders... Gönlün Allah'a verilmesi lâzım. Gönlün Allah'a...
Bu dünyada zengin olmak kolay iş, n'olacak. Bugün söylediğim gibi, yirmibeş milyon liraya bir kat... Bana birisi dedi ki, elli milyona da var. Elli milyon liraya kat oluyor, delilik bu... Delilik....
Bizim kardaşlarımız köylerde nasıl oturuyor? Kendilerinin yaptığı birer ev var. Belki yüzbine malolmaz bile.... Bizim onlardan ne farkımız var?.. Kıyamete kadar yaşayacak mı, bu yaptığımız evler, yahu? Biz de öyle basit bir ev yapalım da, bu paralarımızı, gavurlara el açıp da, bize para verin diyeceğimize, bu paralarımızı, çalıştıralım memleket namına, millet namına... Gavurun vereceğinden yüz misli fazla olur, bu para... Fakat, bunlan taşlara veriyoruz, dikiyoruz o taşlan... Sonra da, o taşlardan fayda bekliyoruz. Çok yazık...
Şimdi bir adam var.... Resim gezdiriyor etrafında. Kardaşlarımıza da veriyor da, "Bu resme bakın da beni bilin, beni şeyh tanıyın" diyor. Hiç akıl yok... Put bu!.. Biz putçu muyuz yahu? Biz gavur muyuz puta tapacak?.. Bu, puttan ibarettir bu resim. İnsanda can var, putta can var mı?.. Resimde can var mı yani? Resimde can yok da,
375
o resime nasıl bakınır da insan, resimden ne anlar? Resim insanı nesini gösterir?.. Hiç bir şeysini göstermez. Peygamber sallallahu aleyhi vesellemin resmi mi var? Ama hepimizin gönlünde nasıl yaşar...
Binaenaleyh, Peygamberimiz'i nasıl tanırız?.. Onun hilyesi var işte... Büyükler gösteriyorlar, Peygamber böyleydi diyerekten, ahlâkı böyleydi diyerekten... Giyimi böyleydi, yiyişi böyleydi Şecaati böyleydi. Sabrı böyleydi, efendim cömertliği böyleydi... Haaa... Cenab-ı Peygamber böyle haa?.. Resimden bunu anlayabilir misin?., imkânı yok..
Allahümme inna nes'elükel afve vel afiyeh... Fiddi-ni veddünya vel ahireh... Teveffenâ müslimîn, ve el-hıknâ bissalihin... Teveffenâ müslimin, ve elhiknâ bissa-lihîn... Teveffenâ müslimin, ve elhiknâ bissalihin... Teveffenâ müslimin, ve elhiknâ bissalihin....
Şurada iyi dikkat edilecek bir şey var: "Evvelâ benim iyi kullarımın arasına girin de, cennetime öyle girersiniz!" îyi kulların arasına girmeden, cennete girmek mümkün değil...
Jioli
(r•-Y^
"Fedhulîfî ibâdî, vedhulî cenneti" Evvelâ şart; iyi kulların arasın girecek, o iyiliği sen de kazanacaksın... O iyiliklerin sahipleriyle beraber, cennete beraber gireceğiz inşallah...
Allah hepimizi affetsin de, bu iyiler zümresine cümlemizi ilhak buyursun ve mübarek beratımızı da kabul etsin. Bizi de bu, beratları elimize temiz olarak verilmiş kullarından eylesin ve bunu muhafaza eden kulların-
376
dan etsin... \
Şimdi, bu kardaş yine çok güzel söyledi de: Namaz kılmak, beş vakite\rnahsus bir ibadet.. Yarımşar saatden iki buçuk saat eder, abdestiyle beraber... Fakat, 24 saat var günde... Bu 24 saat gönlümüzden Allah çıkmayacak... Her anımızı vukufi zamani diyerekten büyüklerimizin dediği, bütün an huzur içesinde Allah ile beraberiz. Allah'ın bizimle olduğunu bilerekten;
-tül
,jj
o' 6
(Efdalül iman enta'leme ennallahe meake haysi mâ künte..)Nerede olursan ol, Allah'ın seninle olduğunu bil... Bunu unutur insan tabii.. Buna çalışmak lazım... Nasıl ki bir sanata çalışıyor insan; bir sene, üç sene, beş sene.... Ondan sonra usta oluyor. E, buna hemen usta desek; "Oğlum bunu böyle dürtecen!" Dürtemezsin. Ne derler ona, bir eğeyi bile dürtemezsin söylemekle... Rendeyi yürütemez söylemekle... Talim edecek onu... Zaman itibarıyla da alıştıracak elini... Yoksa, tahtayı da bozar, demiri de bozar.... Binaenaleyh bunun böyle olması lafla olmaz.
Bayezid-İ Bestami diyor ki, "Ben otuz sene çalıştım" diyor. Otuz sene.... Biz 60 sene çalışsak yine boş... Çünkü, bizde lokmanın temizliğinde şüphe var... Helâle dikkat etmiyoruz.
Allah affetsin... Yeter bu kadarcık... Allah mübarek etsin inşallah...
Esselamü aleyküm....
Not: Bazı dualar, dua kitabında mevcud olduğu
377
için, ilk ve son kelimeleri yazılmıştır. (27 Haziran 1980)
378
BEŞ ŞEYE HAKİM OLMAK (1)
Bismillahirrahmanirrahîm.
Elhamdülillahi rabbil alemîn... Vel akıbetti lil müt-takîn.... Vessalâtü vesselâmü alâ seyyidinâ Muhamme-din ve alihi ve sahbihi ecma'în.
Muhterem kardaşlar!..
Bugünkü cumamız, cümlemiz hakkında mübarek olsun... Yarından sonraki ramazanımızı da, Cenabı Hak cümlemiz hakkında mübarek ve müteyemmen eylesin...
Gerek ramazan-ı şerifte ve gerek sair zamanlarda yapacağımız birçok hayırlar var: Sadakalar vermek, fakirlere bakmak... Şu inşaat da bu inşaat da camiler, medreseler vesaire yaptırmak... Sayısız... Bunların en güzeli; başına hakim olmak, başa!..
Vücud var ya, kocaman bir vücud.... Üzerinde ufacık bir baş... Hep devlet bu başta.... Bu başa hakim olamazsak, vücudumuzun hiç kıymeti yok!..
Meselâ: Allahu Tealâ bize göz vermiş, kulak vermiş, konuşma imkânı vermiş... Nefes alıp verme imkânı ver-
379
miş. Bu imkânlar olmasa; yani, gözümüz görmez, kulağımız duymaz, ağzımız konuşmaz, nefes alıp vermekte de zorluk çeksek, neye yararız?.. Hiç bir şeye yaramayız. Çok müşkül....
Onun için, sizden ricam... Allar) hepimizin muini olsun da bu önümüzdeki ramazanda en çok gayret edeceğimiz şey: Gözümüze hakim olmak... Kulağımıza hakim olmak... Sözümüze hakim olmak.... Nefeslerimize de hakim olmak gayretini, Cenab-ı Hak, cümlemize nasib etsin...
Bu istemekle de kâfi değil. Bu işe çok çalışma ve gayret etmek lâzım ki, bunlara hakimiyet elde edilebilsin!.. Göze hakim olamayan bir insanın; sözüne hakim olamayan, istediği gibi konuşuyor... Gözü de istediği gibi herşeye bakıyor... Kulağı da her şeyi dinliyor... Nefesi de boşa gidiyor. Bu adamın ömrü zayiattandır. En büyük zayiat!..
Kıyamet gününde en evvel sorulacağımız şeylerden birisi, sana verdiğim ömrü, kulum ne yaptın? diyecek Cenabı Hak... "Bu ömrü nereye harcadın?"... Binaenaleyh, her nefes bir ömürdür. Her nefes bir ömürden ma'duttur. Binaenaleyh, bu nefesi boşa geçirmemek için, elden gelen gayreti bırakmamak lâzım!..
Allah, cümlemize intibahlar nasib etsin de, bu ra-mazan-ı şerifte en çok gayretimiz; bu nefeslerimize sahip olabilmek, boşuna kaçırmamak!.. Gafletten kendimizi kurtarabilmek nasib etsin Cenabı Hak, cümlemize...
Oruç; her sene tutuyoruz elhamdülillah!.. Namazlarımızı da kılıyoruz. Hayr ü hasenatı da yapıyoruz. Fakat bunların en iyisi, şu dört şeye sahip olabilmek!...
Başda bir de akıl var ya; o akıl olmasa hiç bir şeye
380
yaramayız. Onun için, bu vücudun vücudlugu bu baş iledir. Bu baş olmasa, bu vücudun hiç kıymeti olmaz. Baş var ama görmüyor... Baş var ama duymuyor... Baş var, ama söylemiyor... Baş var, ama düşünemiyor, aklı yok!.. Ne işe yarar bu baş?.. Hiç bir şeye yaramaz. Binaenaleyh, bu başı Allahu Tealâ bize lütfetmiş, ihsan etmiş. Bunun korunmasını da bizim elimize vermiş. Koruyabi-lirsek, cennet bizim!.. Allah hepimizi affetsin de tevfikan samedaniyyesine mazhar etsin...
Bu önümüzdeki ramazanı Hoca efendi çok güzel izah ettiler. Biz de tekrarlayrveriyoruz. Bu dört azaya hakim olmak için, elden gelen gayreti harcayalım... Haramlara bakmayalım, günah şeylere bakmayalım... Günah şeyleri duymayalım ve dinlemeyelim... Günahların içine biliyorsunuz- hepsi giriyor. Sen onu düşün artık; neler günahtır, neler değildir?..
Ama diyeceksin ki, "Hepimizin evinde de var, na"palım?"... Allah uyandırsın bizi. Gaflet, insanlar için. "İşte na'palım"-çeşitli bahaneler buluyorlar-"Çocuklar ona baksınlar, sokağa gitmesinler diyerekten aldık" diyorlar. Öyle şey mi olur?.. Çocuğunu uyandır!.. Çocuklarımızı mutlaka müslüman olaraktan yetiştirmeye çalışalım!..
İkincisi de; evlendireceğimiz zaman da, mutlaka çocuklarımıza müslüman kızı arayalım!.. Müslüman hanımı arayalım!.. "Sonradan efendim, şöyle olurmuş, böyle olurmuş", onlar masaldan ibaret!.. Müslüman hanımı ara; sonra da, pişman olma!..
Allah hepimizi affetsin... îmanı kâmil, ahlâkı dürüst, Allahu Tealâ'nın sevgili kullarının arasına, cümlemizi kabul etsin inşaallah!..
Esselamü aleyküm ve rahmetullahi ve
berekâtühü!..
(11 Temmuz 1980 Cuma)
BEŞ ŞEYE HAKİM OLMAK (2)
Bismillâhirrahmanirrahîm.
Elhamdülillahi rabbil âlemîn.... Vel akıbetü limüt-takîn... Vessalâtü vesselâmü alâ seyyidinâ Muhamme-din ve alihi ve sahbihi ecma'în...
Cenab-ı Feyyaz-ı mutlak ve Rabbül felak Hazretleri, bu Ramazanımızı cümlemiz hakkında mübarek ve mü-teyemmin eylesin... Birçok Ramazanlara da, sağlık ve afiyetlerle erişmek nasib ü müyesser eylesin...
Sizden bir ricam var: Şu, geçen Cum'a günü söylediğim beş şeyi bu Ramazanın 30 gününde de tekrar edelim!... Hep birbirimize nasihat edelim. Dostlarımıza ve ahbaplarımıza da söyleyelim!..
* Gözümüze hakim olalım; günahlara bakmayalım!..
* Kulaklarımıza hakim olalım; kötü, günah şeyleri duymayalım.
* Ağzımıza hakim olalım, kötü söz, ağzımızdan çıkartmayalım!..
* Gırtlağımıza hakim olalım; haram lokmayı boğazı-
382
383
mızdan aşağıya indirmeyelim!..
* Ellerimize de hakim olalım; kimseyi incitmeyelim!..
Bu nasihatları ezberleyin, hep kardeşlerimize siz de tavsiye edin... Her akşam bunu tekrar edelim de.... Bir de nefeslerimizi!.. Nefeslerimizi alıp verirken, gafletle değil huzur ile alıp, Allahu Tealâ'nın huzurunda olduğumuzu unutmayalım! Her nefeste, Allah'ı hatırlayarak nefes alalım, nefes verelim!..
Allah, hakkımızda hayırlar versin... Cennet ü cemâ-liyle cümlemizi ikram eylesin...
El-fatihaL
Ramazan- şerifin kabulü bunlara bağlı!... Oruç tutacağız. Bunlara hakim olamazsak, açlık yanımıza kâr kalır!.. Allah cümlemizin yardımcısı olsun!..
Esselâmü aleyküm ve rahmetullahi ve berakâtühü!....
(12 Temmuz 1980; Yatsı)
384
CAMİ YAPTIRMAK
Bismillâhirrahmanirrahîm.
Elhamdülillahi rabbil alemîn.... Vel akıbetü lil müt-takîn.... Vesselâtü vesselâmü alâ seyyidinâ Muhamme-din ve alihi ve sahbihi ecma'în..
Cenabı Feyyaz-ı mutlak ve Rabbül felak Hazretleri, cümlemizi mağfurîn zümresine ilhak buyursun... Tuttuğumuz oruçları kabul eylesin.... Birçok seneler de afiyetler içerisinde, bu mübarek aylara kavuşmak da, nasîb ü müyesser eylesin...
Biliyorsunuz ki, hepimiz biliriz, şu mabedler; Allah razı olsun bırakanlardan!.. Hemen her eve bir mabed lâzım!.. Mabedin kıymetini, henüz takdir edememekteyiz maalesef!... Allah ecdadımızdan razı olsun ki, bak, şu güzel mabedlerimize.... Aşağı yukarı 500 senelik bir eser... Bugün bize hizmet etmekte.... Daha da 500 sene de hizmet eder inşallah! Ama, bununla beraber, biz de, "Eh var ya camimiz, yeter" dememeli, elimizden geldiği kadar, yapılmakta olan yeni camilere de yardımcı olmaya çalışmalıyız.
385
Bu camiyi yapanlar bahtiyarlar, yapmışlar kendi başına, pek güzel ama, herkes onu yapmaya muvaffak olamaz. O büyük servet sahiplerine mahsus bir şey!.... Biz?... Bunlara yardım ettiğimiz müddetçe, biz de bu camiden hissedar oluruz. Bu caminin sahibine şimdi Ce-
nab-ı Hak; bu bizim kıldığımız namazların sevabı.....O,
beşyüz sene evvel gitmiş ama, defter işliyor!.. İşliyor defter.... Bu kılman namazlarımızın sevaplarının bir misli de, onun defterine geçiyor. Biz bir sevap alıyoruz; o bugün beşyüz kişinin sevabını alıyor.... Camisine göre.... Bin kişinin sevabını alır, onbin kişinin sevabını alır...
E, bunu herkes yapmağa muvaffak olmadığı için, gücü nisbetinde yardımlar da, bir cami yaptırmış sevabına muadil oluyor. Cenab-ı Hakk'ın lütfü!... Bir taş korsun... Bir tuğla korsun... Bir cam korsun.... Bir ayak.... yardım edersin... Ne istersen?.. Yardımın nisbetinde sen de bu camiyi yaptırmışcasına sevap alırsın! Bu, büyük
bir devlet!..
Onun için, Cenab-ı Hak bizi yaratmış elhamdülillah.....Güzel bir vücudumuz var. Diyor, "Sizin vücudunuza, ben bakmam!..." Ne kadar güzel olursanız olun.....
Ne kadar zengin olursanız olun.... Ne kadar bilgin olursanız olun!.. Bunlara hiç bakmam ben!.." Ya?... "Sizin bir gönlünüz var, o gönlünüze bakarım!" Camiler de gönül misalidir. Bizim gönlümüz neyse, camilerimiz de bu gönlün bir misalidir. Camiler cemaatle dolarsa, o cami mamurdur. Onu altınla yapsan, içinde cemaati olmazsa kıymeti olmaz, o caminin!... Camiyi;
386
(Innemâya'muru mesacidallahi, men amene bük hi velyevmil ahiri) Ehl-i iman camiye gelir, namazcağı-zını kılar. Bu sûrede cami imar edilmiş olur. iman böyledir.
Onun için, bu yapılmakta olan camilere gücümüz nisbetinde biz de yardımcı olursak, Allahu Tealâ bizi de, bir cami yapmış sevabıyla mükâfatlandırır.
Şimdi, Düzce'de bir kardaşımız var, imam efendi.... Onun köyünde cami yapılıyor. O camiye, bugün yardım istemek için bizim camimize gelmişler. Biz de elimizden gelen yardımı yapmaktan çekinmeyiz, inşaallah!..
Şimdi, bu camilerimize yardım böyle olduğu gibi; bizim gönüllerimize de yardım fırsatı bu aydadır. Bu ayı kaçırmamak lâzım!.. Bu ibadethane büyük bir nimettir bize.... Şimdi bu ayda, hiç olmazsa her müslüman, son on gününü ibadethanede geçirmek suretiyle, kendisini dünyadan çekecek... Dünyadan çekecek, işinden çekecek; çoluk çocuğundan ayıracak.... Allah'ın evine kendisini hapsedecek. Diyecek ki, "Yâ Rabbi, ben sana misafir geldim Beni affetmeyince, ben senin evinden gitmem!.."
Bu niyetle girer ve on gün hiç olmazsa.... Peygamber Sallallahu aleyhi ve sellem, hiç bırakmamış!... Hiç bırakmadığı bu ibadete sende özen kardeşim!... On gün hiç olmazsa Allah'a misafir ol... Allah'ın evinde ne büyük devlettir bu. Allah'a misafir olacaksın!.. Biraz»yeme-ğinden, içmeğinden fedakârlık yapacaksın. Ama, aç kalacak da değilsin yani... Yalnız, vakitlerini Allah ile meşgul edeceksin... Zikrullah ile meşgul edeceksin... Dua ile meşgul edeceksin... Çıkarken de hiç şüphemiz yok ki, mağfurin zümresinde çıkılmakla beraber; Rahmetlik Hocamız der ki, Buharî hadisleri içerisinde -Zübdetü-1
387
Buhari'sinde: "Eğer bir mahalledeki camiye böyle Allah rızası için giren kimse bulamazsanız; mutlaka, parayla tutun adamı, kandırın kimseleri, parayla sokun içeriye de iti'kaf yaptırın!.. Çok faydası var! Memlekete gelecek kazalan, mahalleye gelecek kazaları belaları önler. Me-
sud olursunuz, bahtiyar olursunuz....."
On gün orada hapis gibi değil -hapis ya- kendini Al-laha vereceksin on gün orda... Peygamberimiz yapmış bunu da, biz niçin yapmayalım?.. O, hiç bırakmamış!.. O hiç bırakmamış. Bunu, her Ramazanda bunu tekrarlamış.... Bize de, bu sünneti müekkede olur. Onu da bizim yapmamız efdal olur. Allah hepimizi affetsin de; gerek hayırlara candan iştirak eden, gerekse Allahu Tealâ'nın bu güzel ibadetlerini seve seve yapan bahtiyar kullarının arasına cümlemizi kabul etsin...
Malum ya, buradaki yaşayışımız, hepsimizin muvakkat... Ebediyet yeri değil burası... Burası, geçiş yeri.... Geçiş yolu... Bu geçişten hepimiz geçeceğiz... Geçmeyen kimse yok... "Her gelen gitse gerektir!" dedikleri yer... Buradaki paralar, servetler, bilgiler, varlıklar, şunlar, bunlar; hepsi burda kalacak... Burdan ahirete göçerken, ancak imanımız ve ameli salihlerimizden ne varsa, onunla göçeceğiz.
Onun için, ilk dersimiz ölüm... Ölüm dersini verirken diyoruz ki: Hatırla! Bak, kaşla göz arasında... Ne zaman geleceğini kimse bilmez. Binaenaleyh, hazır ol... Ne yap?.. Emre hazır olun... Allahu Teala'ya borcun olmasın... Kullara da borcun olmasın. Kimseyi de incitme, darıltma... Kimsenin aleyhinde de konuşma... Aleyhte konuşmak, çok zararlı bir şey. Biz sevaplar kazanıyoruz ya şimdi; oruç tutuyoruz akşama kadar, aç kalıyoruz... Derken bir gıybet ediyoruz; hepsi gidiyor gürültüye...
388
Bir gıybet ediyoruz... Sevmiyor Allah... Müslüman kardeşinin etini yemiş gibi olursun diyor... Ölü kardeşinin etini yemiş gibi sayılırsın... Kimsenin aleyhinde konuşma. Senin de kabahatin çok, benim de kabahatim çok... Kendi kabahatlerimizi görür de onu İslah edebilirsek, ne mutlu bize... Başkasının kabahati, neyimize lazım bizim... Onu yermek, onun aleyhinde konuşmak; islam'a da yakışmaz, insanlığa da yakışmaz.
Allah hepimizi affetsin de, sevdiği ve razı olduğu kullarının arasına, cümlemizi kabul etsin... Ve mübarek Ramazanı, cümlemiz hakkında mübarek etsin... Oruçlarımızı tamamiyle, Allah'ın istediği gibi oruç tutabilmek şerefine bizi nail eylesin.... Dünyadan ahirete göçerken de iman-ı kamil ile, göçmek şerefine de nail etsin Ce-nab-ı Hak....
El fatiha!..
Esselamü aleyküm ve rahmetullah... (18 Temmuz 1980 Cuma)
389
İTİKAF (1)
Esselâmü aleyküm ve rahmetullahi ve berekâtühü
Bismillahirrahmanirrahîm
Elhamdülillahi rabbil âlemin. Vel akıbeti lil mütta-kin. Vessalâtü vesselâmü alâ seyyidinâ Muhammedin ve alihi ve sahbihi ecmâin.
Muhterem kardaşlar...
Cenab-ı Hak tuttuğumuz oruçları kabul eylesin. Yaptığımız ibadet ve hayırları da kabul eylesin... Sevdiği ve razı olduğu kulları arasına cümlemizi kabul etsin...
Müsümanlığın iki yolu var. Birine ruhsat diyorlar. Birisine de azimet diyorlar. Ruhsat; meselâ, ayaklarınıza mest giyersiniz. Meste mesh verirsiniz. Ayağınızı yıkamaktan kurtarırsınız. Buna ruhsat diyorlar. Ama mesti çıkarır da yıkarsanız, buna da azimet diyorlar. Ama zaruret olursa başka. Zaruretin gayri zamanda ayaklan yıkamak azimettir.
Diğer ibadetler de hep böyledir. Meselâ, gece uyursanız ruhsattır. Ama kalkar da üç-beş Cenab-ı Hak ne takdir etmişse, bir namaz kılabilirseniz; buna da azimet
391
denir.
Şimdi, Ramazanın 14. gecesini kılacağız bu akşam. Yarın da onbeşinci. Ayın yansı gitti demek... Şimdi bu ayda itikaf denen bir sünneti seniyye var. Bunu yapmak azimetle ameldir. Terkeder yapmazsanız, bir şey demezler. Cenaze namazını hepimiz kılıyor muyuz?.. Beş-on kişi orda bir saf iki saf kimse kılarlar namazı. Bütün memleket halkından vebal kalkar. Camide 3-5 kimse bu itikâfı yapar; hepimizden yük kalkar. Fakat, bizim bu işi yapmamıza azimet denir.
Onun için, bu büyük bir fırsattır. Bu dünya fani bir âlemdir. "Her gelen gitse gerektir!" dediklerini hepimiz biliyoruz. Şimdiye kadar da kimse kalmamış. Ne kadar çok yaşarsan yaşa en sonunda ölüm... Onun için, hastanelere bakıyor da insan, acıyor. Bu hastanelere milyarlarca para harcanıyor. Ne oluyor? Yaramızı tedavi ediyor, ağrımızı dindiriyor. Faydadan hali değil. Fakat ölümden kurtarabilen var mı?.. Yok...
Biz vücudlarımızı besliyoruz, istediğiniz kadar besleyin. Bu beslenen vücudlan, yarın - bir mezarı aç da bak- kurtlar nasıl yiyor. Az bir zamanda, nasıl yok olup gidiyor... Kuru kemik parçalan kalıyor geride.
Binaenaleyh, cesedi beslemek hüner değil; ruhu beslemektir hüner. Ruhun beslenmesi de azimetle amel ile olur. E, şimdi herkes camiye gelip kapanamaz amma, mümkün olduğu müddetçe evinin bir odasına gider. Kapısını kapar. Ben burda itikaf yapacağım der. Ruhsat tarafı bu. Efendim, çorbayla iktifa eder. Sabah sahurunu da 21 üzümle yapabilirse; bir parçada ekmekle... "Ya Rabbi, ben sana misafir olarak bunu yapıyorum. Beni affet! Camide yapmam lazımdı amma, işte vaktim müsait değil; halim müsait değil." diye bir takım özürler beyan
392
ederekten hiç olmazsa evcağızına kapan. Dünyadan kendini on gün ayır. Nasıl olsa ayıracaklar ya... İşi var diye bırakıyorlar mı insanı? Vakti gelince herkesi alıp götürüyorlar.
Binaenaleyh, ruhun beslenmesi için en büyük amil, bu ramazan-ı şerifin son on günü olan itikaf günlerini ki: Rasûlü Ekrem (S.A.V)'in işini bilirsiniz, ne kadar ağır idi. Milletin işi, devletin işi, düşmanlarla boğuşma işi... Fakat hiç bir zaman ramazanın 20 sinden sonraki itikafı bırakmadılar. Bir sene bozdular; ertesi şevvalde de iade ettiler. Binaenaleyh bunlara, adam nolacakmış, demiye-lim. Bunların büyük faziletleri vardır. Üç beş fakir girer camiye. Napsın, fakir işte. Bir şey bekliyor da onun için girmiş derler. Hayır öyle değil... Allahu Tealâ'nın nzasını kazanmak için gireceksin oraya, başka gayen yok para almak için, yahut beslenmek için değil de Allah rızası için... Beni affet ya Rabbi diyerekten, Kuran oku. Kitaplar oku. Başka şeyler oku ama, Allaha gönlünü ver.
Bunun için, Abdulhalık-ı Gücdevani'nin sözünü de unutma! Ne dedi? Vukufi zamani: Zamanını iyi bil dedi. Zamanını boşa kaçırma. Zaman bir kılıçtır. Sen onun kıymetini bilmezsen, o seni keser atar. Binaenaleyh zamanın kıymetini bilmek için de, aldığın nefesi, verdiğin nefesi, boşa alıp verme... Oyunla ve gafletle kaçırma bu zamanlan. Her nefes aldıkça ve verdikçe Allahu Te-alâ'nın azametini ve bize olan lütuflarım düşün de huzur ile nefes al. Allahu Tealâ'nın huzurunda olduğunu unutma... Onun bizim her halimizi gördüğünü, bildiğini, hatta içimizden geçenleri de bildiğini; hatta ve hatta ge-lecekde yapacaklanmızı da bildiğini; geçmişte yaptıklarımızı da bildiğini unutma... Her halimize vakıf yani. Hiç bir halimiz ondan saklı değil. Meleklerin yazışı ayrı...
393
Onun için Cenab-ı Hak cümlemizi affetsin de, bu mübarek ayda bu itikaf sünnetini yapabilmeye gayret etmeyi cümlemize nasip etsin. Allahüm mağfir verham. Ve tecavez amma ta'lem. Inneke entel eazzül ekrem.
Ya Rabbi... Bu mübarek Ramazan hürmetine bizi affet... Bize hidayet eyle... Bize lütfeyle... Bize ikramını, ihsanını ziyade eyle... Bizi sevdiğin ve razı olduğun kulların arasına kabul eyle...
Zengin olmak hüner değil. Bilgin olmak hüner değil. Hüner, Allah'ın sevdiği bir kul olabilmektir. Onun için takvayı elinden bırakma... Azimet demek, takva ile amel demek. Allah korkusunu içinden çıkartma... Her halinde, Allahu Teala'nın bizimle beraber olduğunu da
unutma...
Allah cümlemizi affetsin de sevdiği kulları arasına cümlemizi kabul etsin. Geçenlerde söylemiştim. Bir kez daha tekrarında fayda vardır: Ebu Zerr-i Gıfari denilen o sahabi, ya beşinci veya altıncı müslüman. Gelmiş Rasu-lullah efendimizi dinlemiş. Dinlemiş dinlemiş, bakmış; "Oooo, ne güzel bir din. Ben de müslüman oldum" demiş. Kelime-i Şehadet getirmiş. Efendim, gitmiş Mekke'de, Kabe'nin içerisinde ilan etmiş müslüman olduğunu... Dayaklar yemiş, sopalar yemiş filan, derken nihayet bir vasıtayla kaçmış. Memleketine gitmiş. O, Rasu-lullah'tan aldığı feyzü bereket ile hem kendi kabilesi olan Gıfar 'ı hem de yanındaki Eşlem denilen kabileyi müslüman yapmış. Bu hepimiz için şayanı ibrettir, yani. Bizde bugün bilgiler çok, sürüyle. Fakat evladımıza, bile sahip olamadığımızı da unutmamak lazım. Ne kadar gaflet içindeyiz ki, bir çocuğumuza bile sahip olamıyoruz. Nerde kaldı başkalarına...
O müslüman, Peygamber'e nasıl bağlanmış... On-
394
dan nasıl feyz almış... Nasıl nur almışsa, o nur sayesinde iki tane kabileyi müslüman yapabilmiş. Bunu, kitaplar böyle bize gösterirken, utanmaktan başka bir şey elimizden gelmiyor.
Allah hepimizi affetsin de, bu mübarek Ramazanın son on gününü, itikafla geçirebilmek devletine cümlemizi eriştirsin...
Ben acizim şimdi tabii. Cemaate de gelemiyorum, üzülüyorum. Üzülüyorum ama elimden de birşey gelmiyor... Tabii, bunun sonu, sonluk. İlerisi yok ki... Onun için Allah hepimizi affetsin. Gençliğin kıymetini bilin de... Ben bu güne gelinceye kadar, hiç bir sene de bırakmadım ama, şimdi aczimiz vaki oldu. Tabii yapamıyoruz başka... Ama sizden rica ederim ki, siz yapın da; bize de dua edin de, Allah bize de o sevapları ihsan buyursun.
El fatiha!..
(25 Temmuz 1980 Cuma, 13 Ramazan 1400)
395
İTİKAF (2)
Eûzübillâhimineşşeytanirracîm. Bismillâhirrahma-nirrahîm. Elhamdülillahi rabbil âlemin. Vel akıbetü lil-müttakîn. Vessalâtü vesselâmü alâ seyyidinâ Muham-medin ve alihi ve sahbihi ecmaîn.
Muhterem kardaşlar...
Ramazanımızın yirmisi gitti, onu kaldı. Cenabı Hak geçmişlerimizdekilerini de kabul etsin; gelecek olan günlerimizi de mübarek eylesin. Bu on günü, itikaf günü olarak söylemiştik. İtikafın fevaidi pek çok.... Sayılmakla bitmez.
En evvela; insanın misafir olduğu zata bakılır. Şimdi, bir bakana misafir olsanız, bir reisicumhur'a misafir olsanız; onu anlatmakla bitiremezsiniz. Ya, varlıkların sahibi Allahu Tealâ'nın evinde, Allah Celle ve Âlâya misafir oluyorsunuz... Bu on gün içerisinde, yemekte içmekte kısaltaraktan ibadetle vaktini geçirir. Lüzumsuz hiç bir hacet için dışarıya çıkamaz. Ancak zaruret miktarı, abdest almak için defi; hacet almak için gibi zaruretlerde dışarı çıkmaya izin verilmiştir. Bundan gayrı za-
397
manda dışarıya da çıkamaz. Boş söz söyleyemez.
Onun için, bu ayda ne var? -Kadir gecesi var- bu on günde... Bizim bildiğimiz Kadir, işte Ramazan ayının 27. gecesini bellemişizdir. Fakat Cenab-ı Peygamber (s.a.v), 21. gecesinde, 23. gecesinde, 27. gecesinde, hatta 29- gecesinde de Kadir'in olma ihtimali var, diyor. Mutlaka 27 değil yani... 21 den 29'a kadar günlerde Kadri kaçırmamak için, itikaf sünneti seniyyesini bırakmışlar bize... Biz, bu sünneti seniyyeyi icra etmekle, hem memleketimize gelecek afetleri önlemiş oluruz, hem de kendimizi de Cenab-ı Hakk'a teslim etmek suretiyle, kötülüklerimizi iyiliğe çevirmeğe çalışırız.
Malum insan için her şey mümkün de; iyi bir insan olmak, yani Allahu Tealâ'nın istediği ve razı olduğu bir müslüman olma herkese nasib olmuyor. Zengin olmak, bilgin olmak, kuvvet kudret sahibi olmak hüner değil. Bunlar olabilen şeyler. Asıl hüner; Allahu Celle ve Alâ'nın sevdiği ve razı olduğu bir kul olabilmek!..
Bunun için insanlar, çeşitli çarelere başvurmuşlar. Bunun en iyisi de, işte bu ramazanı şerifin 20. gününden sonraki 21. gece ki, bu gece ikindiden sonra camisinde kalır. Ondan sonra, taa bayram gecesine kadar camisinde kalır. Bayram gecesinin akşamından sonra çıkar camisinden.
Bunun sevabını söylemeğe gücümüz yetmez. Peygamberimizin sünnetidir. Hiç bir zaman, Peygamberi-miz'in işi kadar, kimsede iş olmamıştır. Şimdi, herkes bir bahane bulur; işim çok diye... Peygamber Sallallahu Aleyhi Vesellemdeki işler kadar, kimde iş vardı?.. On sene zarfında, 27 tane muharebeye girmiş çıkmış. Şöyle böyle, demekki senede 3 defa muharebeye girmiş çıkmış. Milletin işi var.... Devletin işi var.... Fakirlik var, za-
398
ruretler var. Birçok ihtiyaçların karşısında. Yine öyleyken, Cenab-ı Peygamber, itikâfı bırakmamıştır.
Eshabı kiram da ona uyarak, onlar da itikâflarını yapmışlardır. Bize de sünnet olarak tavsiye edilmiştir... Peygamber Sallallahu Aleyhi Vesellemin ihtiyacı yok... O her zaman itikâf halinde. Fakat bize; "Sünnet olsun da, ümmetim de, bu sünneti icra etsinler; Hakk'ın rızasını kazansınlar; Allah'ın sevdiği iyi bir kul olarak yaşasınlar; iyi bir kul olaraktan da, dünyadan ahirete göçsünler!" diye...
Bu hayat hepimize muvakkat, şüphesiz... "Her gelen gitse gerektir!" dedikleri bir yer. Gence yaşlıya bakmıyor. Sırası gelen gidiyor. Bianenaleyh, Hakkın sevdiği bir kul olarak gitmek başka; Hakkın sevmediği, razı olmadığı şerir bir kul olarak gitmek, o da başka!..
Onun için, hepimiz isteriz ki; bak, Allah'ın evine geldik elhamdülillah... îbadet-taat ettik. Sırf maksadımız, Hakk'ın rızasını kazanmak!... Allah bizden razı olsun yanî. Bunu istiyoruz. Yoksa, başka gayemiz yok. Allah'ın da bizim ibadetlerimize ihtiyacı yok. Yalnız istiyor ki, "Benim kullarım bana lâyık olsunlar, kötülükleri ter-
ketsinler... Fenalıkları terketsinler....."
Aziz kardaş!... Hepiniz bilirsiniz ki, insanın alıştığı
şeyi terketmesi kadar zor şey yoktur. En basiti, sigara.....
Fakat alışagelmiştir. Herkes söyler. Zararını kendisi de bilir. Bildiği halde bırakması da çok zor. Onun için alışmamak lâzım. Alışılan bir şeyin terki için de, işte bu on günü belle!... Eve gir, Allah'ın evine.... Elini aç! Gönlünü de aç ama, elinle beraber. De ki, "Ya Rab!.. Beni affet.... Beni sana lâyık kul et! Senin sevdiğin bir kul olayım
ben....." O bahtiyarlık oldu muydu; dünya da senin, ahi-
ret de senin...
399
Dünyada cennete girmeyen, ahiret cennetine giremez, demişler. Ahiret cennetine girebilmek için, dünya cennetine girmek lâzım! Dünya cenneti; Hakk'ın rızasını kazanmak.... Hakkın rızasını kazandın mı, dünya da senin için cennet, ahiret de cennet.
Allah hepimizi affetsin de, bu mübarek günlerin kıymetlerini bilip; Hakk'm rızasını kazanmaya çalışan bahtiyarların arasına, Cenab-ı Hak cümlemizi kabul etsin, inşaallah... Yapmış olduğumuz kusurlar çok. Beşeriz.... Beşeriyyetimiz dolayısıyla hatadan da salim olamayız. Hatadan salim olamadığımızdan dolayı da, Cenab-ı Hak bize istiğfarları bahşetmiş. Onun için, sabah-da ve akşamda, her halinde istiğfarı bırakma!.. Gücdüvanî Hazretleri'nin dediği sözü de yabana atma!... Nefeslerini sakın boşa geçirme!.. Allah'ı hatırından zerre kadar çıkarma!.. Onun kulu ol! Onun emrine muti ol! Aldığın verdiğin nefeslerde de bil ki, onu sana aldıran verdiren Allah'tır.
Bil ki insanda en kıymetli şey akıldır. Akıl gittikten sonra insanın hiç kıymeti yoktur. O akılı da veren Allah'tır. Cesedi topraktan yaratmış; bu gün de yaratmaktadır. Bak, o topraktan yaratılan gıdaları yiyoruz; vücudumuzda kan oluyor. O kanlar vücudumuzu besliyor ve bizde çocukluk tohumları hasıl oluyor. O çocukluk to-humlarıyla evlâdlar dünyaya geliyor. O evlâdlarla beraber böyle devam edip gidiyor.... Aslımız toprak; neslimiz de toprak....
Binaenaleyh, Allahu Celle Ve Âlâya bak ki, o toprağı ne güzel bir göz yapmış da kâinatı görüyor... O Allahu Celle ve Alâ, bak ne güzel kulak vermiş de kâinatın sesini dinliyor. Şimdi sen dersin ki, ses yok. Radyoyu önünüze koyunca, ta Ankara'yı da dinliyorsun, Arabistan'ı
400
da dinliyorsun. O ses nerden çıktı?.. O bir vasıta. Tahta parçası bir vasıta oluyor, sana dünyanın seslerini duyuruyor da; sen eşrefi mahlûkat, ekmeli mahlûkatsın... En büyük insansın. En büyük mahlukusun Allah'ın. En sevgili bir kulusun.... Onun için kıymetini bil! Allah'ın razı olmadığı işleri, katiyyen işlememeğe çalış!... Beşeriyet iktizasıyla hataya düşersen, derhal tövbe istiğfar edip bir daha yapmamağa da çalış!
Allah cümlemizi affetsin... Bu güzel günlerin kadrü kıymetini bilip, Allahu Tealâ'nın emrine mutî, Peygamber Sallallahü Aleyhi Vesellemin sünnetine de uyan bahtiyar kullan arasına girmeyi cümlemize nasib etsin, inşaallah.
Ashabı kiramın halini biliyorsunuz. Onların derecesine yetişmeğe bizim değil, hiç bir evliyanın gücü yetmez. Abdülkadiri Geylânî, Nakşıbend, Ahmed Rufaî... Bunların hiç birisinin sahabenin derecelerine ulaşmalarına imkân yok. Neden?.. Onlar Cenab-ı Peygamberi gördüler. O görmelerinin şerefiyle öyle yükseldiler ki, arşa kadar. Allahu Tealâ onların hürmetine bizi de affetsin de onlara olan hürmetlerimizi artırsın. Onların izinde gitmeyi cümlemize nasib etsin...
El fatiha!..
Esselâmü aleyküm verahmetullahi ve berakâtühü.
(1 Ağustos 1980 Cuma, 20 Ramazan 1400)
401
RAHMETİ İLÂHÎ
Esselâmü aleyküm ve rahmetullahi ve berakâtühü...
Bismillahirrahmanirrahim...
Elhamdülillahi rabbil âlemin... Vel akıbetü lil müttakîn... Vesselâtü vesselâmü alâ seyyidina Muhammedin ve alihi ve sahbihi ecmaîn.
Cenabı Feyyazı Mutlak Harzetleri, bütün ramazan tuttuğumuz oruçları, yaptığımız farz hesanatları, hayırları; bugünkü Kadir'i, gecesindeki ve gündüzündeki yaptıklarımızı, dergâh-ı mecdi ulûhiyyetinde ahseni kabul ile kabul buyursun. Birçok senelerin ramazanlarına, kadirlerine, bayramlarına, sağlık afiyetlerle erişmek nasib ü müyesser eylesin...
Bu sağlıktan murad.... Sağlıktan murad, varlıktan murad... Bu dünyada muvakkat bir insanız! Dün geldik, yarın gideceğiz; o kadar!.. Bir geliş, bir gidiş.... Bu aradaki vazifemiz, Allah Celle ve Alâ'yı tanımak ve ona lâzım olan kulluk vasifezini yapabilmekten ibarettir. Onun için, ne kadar söz söylense az!.. Allah hepimizi,
403
kemâle ulaşan, sevgili bahtiyar kullarının arasına kabul
etsin...
Bir geliş geldik, bir de gidiş var tabii, gideceğiz! Bu gidiş nasıl olacak acaba?.. îmanla mı gidebileceğiz; yoksa, imansız olarak mı gidebileceğiz?.. Bilmiyoruz,
meçhulümüz...
Güvenmeye gelmez. Bugün sofuyuz amma, yarın başımıza ne geleceğini kimse bilmez!.. Onun için Konya'daki, ismi hatırıma gelmedi... Sadreddin-i Konevî Hazretleri'nin sözünü yabana atma!.. "Ne kadar bilgin olursan ol... Ne kadar zengin olursan ol... Ne kadar kuvvetli olursan ol... Ama, başkalarını senden daha hayırlı ve efdal bil!..." 12 nasihati var. 12 nasihatından bir
tanesi bu...
Bugün size de nasihatlan belki dağıtacaklar... Abdülhalik-i Gücdevani'nin nasihatlan!... Bunları da yabana atmayın. Evinize hemen koyup da şöyle gözden kestirip bir kenara atmayın!.. Onu güzel bir levha yaptırın; asın gözünüzün önüne... Çoluk çocuğunuzun önüne... Onu, hemen elinizden gelirse her gün, haftada bir, hiç olmazsa ayda bir okuyun!.. Bu bizim büyüklerimiz bize, ne güzel nasihatlar yapmışlar. Belki içinde, bazı hoşumuza gitmeyecek sözler de var!., ama, hakikatte doğru söz bunlar!.. Bunlar hakikatte doğru söz. Bu sözlere bel bağlamak lâzım!., inanmak ve onlarla amel etmek lâzım!..
Onun için, Allah hepimizi affetsin de, bu mübarek Kadir Gecesi, günü-gündüzünü de ihsan etti, gecesini de ihsan etti- bu mübarek gün hürmetine bizi mağfurin, affa uğrayan kullarının arasına kabul etsin... Ve, bu dünyadan ayrılırken, razı olduğu kullarının arasına kabul etsin hepimizi...
404
îş; Allahu Tealâ'nın razı olduğu bir kul olarak ölebilmek!.. Nefesi öyle verebilmek!.. Ahirete öyle göçmek!... Bu, gayedir. Bu gayeye erişenlere bahtiyar insanlar deriz... Evliya insanlar deriz. Bu gayeden uzak olup da, "Dünyam dünya olsun da, ahiret ne olursa olsun" deyip de gidenlerin de, "Vay haline!.." deyip acımaktan başka çaremiz yok!... Allah onlan da... Bizi de ıslah etsin, onlan da ıslah etsin... Bize de iyilikler versin, bütün Ümmet-i Muhammed'e de iyilikler versin de; bu mübarek ramazanının kadr'i hürmetine, hepsimizi sevdiği ve razı olduğu kullarının arasına kabul etsin... Şu sözü unutmayın -Sadreddinî Konevî Hazretleri'nin Konya'da yatıyor-, "Gayrileri başkalarını, gayrileri diyor, tabiri öyle- kendinden efdal ve hayırlı bil!.. Senin bildiğin çok, başka... Paran da çok; o da başka... Kuvvetin de çok; o da başka... Ama, bil ki, o parası olmayan, kuvveti olmayan, bilgisi olmayan insan, senden efdal ve hayırlıdır!.. Çünkü, gönül işi!.. Gönlü Allah bilir, başka kimse bilmez. Gönül işi...Gönlü Allah'a bağlı olan insanla, parası çok olan bir olur mu? . Gönlü Allah'la!.. Onun için, sen gönlünü Allah'a döndür! Allah'tan da hep deki, "Sevdiğin' ve razı olduğun kullar arasına kabul et beni yâ Rab..."
Şimdi size aklıma bir şey gelmişken bir şey daha söyleyeyim: Biliyorsunuz ki, rahmet yağmazsa kuraklık oluyor, değil mi?.. Nebat bitmez. Hatta içecek su da bulamayız. Rahmet gelmezse dereler kurur. Topraklardaki sular da çekilir. Su da bulamayız. İçmeye de bulamayız yani... Bunun sebebi, Allahu Tealâ'nın yeryüzüne ihsan ettiği yağmurlar!.. Su dolayısıyla ekinlerimiz oluyor... Meyvalarımız oluyor. Haaaa, bak; şimdi o da bir mesele!.. Ekiyoruz, mahsul oluyor.
405
Aldığımız mahsulün zekatını vermeden yiyemeyiz. Köylü de ekinini yiyemez, zekatını vermeden!.. Haram olur ona!... O, içinden çıkartılacak, öşür denilen... Verilecek yerine... Ondan sonra, bakisi temiz olacak... Bizim paralarımız da öyle! Paralarımızdan zekatımızı çıkarmazsak, bu paralar bize de helal olmaz!.. Pis oluyor... O pislik, ancak zekatını vermek suretiyle temiz
olur.
Bizim bağlarımız var ya; üzümleri aldıktan sonra, bağcı başlar o dallan kesmeye... "Amca! Ne kesiyorsun bunları? Gelecek sene daha bol mahsul alırsın; bırak!.." "Evladım, senin aklın ermez. Bunları kesmezsek, gelecek seneye mahsul vermezler, bize!.." der.
Ya, sen bu paranının zekatını vermezsen, gelecek sene bu para, bir takım inkırazlara uğrar. Sıfıra düşer, bütün emeklerin!..
Allah hepimizi affetsin. Şimdi orası başka... O, ayrı mes'ele. Şimdi biz: Gökten yağmur gelmeyince, nasıl ki yerde mahsûl olmuyor... Çöllerde oluyor mu?.. Arabistan'daki çöllerde bir şey olmaz. Yağmur yağmıyor... Çöl... Yağmur, niçin yağmıyor?.. Çöl orası...
Bir şey aklıma geldi: Abdülkadir-i Geylânî Hazretleri'nin zamanında bir şeyh efendi, ziyarete gelmiş Abdülkadir Geylânî Hazretlerini... Çöl bir yerde... Yağmur yağmaya başlamış. Yağmur yağınca, o şeyh efendi demiş ki, "Cenab-ı Hak bu çöllere bu yağmuru niye veriyor ki?.. Ne lüzum var, burda yağmura.... Ot bitmez, bir şey olmaz... Bunu, "demiş, "bizim memleketlere vereydi de, bol mahsûl olurdu" demiş, içinden böyle geçirmiş... Gitmiş adam. Ayrılırken, Abdülkadir-i Geylânî Hazretleri demiş ki, "Yazık zavallı adama" demiş. "Makamından düştü"
406
demiş. "Neden, ne oldu efendi hazretleri?.." Demiş: "Allahu Tealâ'nın buraya verdiği yağmuru kıskandı" demiş. "Bunu bizim memlekete verseydi, dedi." demiş. Allahu Tealâ'nın işine ne karışıyorsun sen?.. Çöle de verir, ister buraya da verir... Adam demiş ki, "Aman gideyim; haberi var mı bundaa?" demiş. "Yok..." demiş. "Aman, gideyim ben buna duyurayım da, tövbe etsin bari" demiş. Koşmuş, yetişmiş yolda... Demiş: "Abdülkadir Geylânî Hazretleri böyle dedi sizin için. Siz, böyle bir şey geçirmişsiniz, içinizden!" "Tövbeler tövbesi" demiş. Yatmış yere... "tp bağlayın boğazıma!" demiş. "Beni sürükleyin!.. Allah'ın işine karışanların cezası budur, deyin!" demiş...
Şimdi, gökten yağmur yağınca, yerde mahsuller oluyor. Gökten gönüle de rahmet-i ilâhi inince, o gönüllerde de, envai çeşit mahsuller olur.
Bizim Uludağ'a, büyük dağlarımıza; güzel yeşillikler var, çok yağar. Hele, Hindistan'daki Himalaya dağlarına çok yağmur yağar. Yüksekliğiyle beraber, ağaçlar onu celb ediyor, yağmurları... Bir mıknatıs gibi, bulutları çekiyor.
Mekke'deydik. Bulutlar üzerimizden geçiyor. Dedim ki, "Şimdi yağmur yağacak!" "Yok" dediler, "yağmur, merak etme!" "Niçin?.." "Yanımızda büyük dağlar, çeker onları; gider o tarafa..." Orda şey var, hatırıma gelmedi. "Oraya çok yağar" dediler. Sebebi: Orası yeşillik, Allahu Tealâ oraya veriyor. Bizim gönüllerimize de rahmeti ilahiyenin inmesi için; Allahu Tealâ'nın bizi sevmesi lâzım! Bu rahmeti Allahu Tealâ ancak sevdiği gönüllere veriyor... Allahu Tealâ'nın emrine muhalefet eden, yasaklarından sakınmayan kullarına, bu rahmeti, yermez. Arabistan çölüne
407
vermediği gibi... Çöllere vermediği gibi...
Bizim, bir mühendis kardaşımız vardı. Bu tren yollan yapılırken orda mühendislik yapmış. Bütün istasyonları biliyor. Afrika'daki yollan da biliyor... Bazı yerlerden o hacılar gelir, yarı-yanya telef olurlar. Fakat çocuklar yine omuzlarında, yayan yapıldak gelirler. O çölde o kadar sıcak; böyle, kamçıyı vursan şimşek fırlar.
Binaenaleyh, oralara yağmur yağmamasının sebebi var; Allah bilir. Bizim gönüllerimize de, rahmeti ilâhinin gelmemesinin sebebi var:
Şimdi sizin, güzel bir değirmeniniz var... Çok güzel, modern yapmışsınız. Her şeyi yerinde... Ama elektriği yok, suyu da yok... Değirmeni döndürecek su yok, değirmeni çevirecek elektrik de yok!.. İşe yarar mı, bu değirmen?.. Yaramaz. Suyu yok, elektriği de yok.... Olmayınca, değirmen dönmez!..
Şimdi bizim gönüller de var ama; o gönüllerde Allah'a dönüş yok!.. Kaç tane kim bilir, seksen küsur seneden beri, seksen tane devir geçirmişiz ama, hep boşa geçmiş Kadirler... Hep boşa geçmiş!.. Şimdi, bugün geldi. Yine boşa giderse, vay halimize!.. Binaenaleyh, aklımızı başımıza alalım da, Allah'ın sevdiği, razı olduğu bir kul olalım!..
Binaenaleyh, Allahu Celle ve Alâ, günde kaç defa gönlümüze nazar ediyor. O gönülde Allah sevgisi varsa, Allah korkusu varsa; oraya rahmetini indiriyor. O gönül gelişiyor, gelişiyor, güzelleşiyor... Çok marifet-i Üâhiyeler hasıl oluyor kendisinde... Derken de, Allah'ın sevgili, bahtiyar kulu olaraktan, dünyadan çekip gidiyor. Eğer o yoksa... Dünyaya bağlanmış bir gönül... Namazda kusur var, oruçta kusur var... Sair ibadetler de böyle... Şimdi Ramazanda, hepimiz sofuyuz
408
elhamdülillah! Ramazan gittikten sonra, bir adet var memleketimizde; hepsini tavana kaldırırlar, işte o kadar... Bir daha ramazan gelsin, yine başlayacağız... Olur mu böyle şey?..
Bu beş vakit namaz, boynumuzun borcu bizim! Allah'ın emridir... Bu emri tutmayan adamın kalbine, Allah rahmetini göndermez. Allah'ın rahmeti gelmeyince de, insan çabalasın; boşu boşuna çabalar. Bir fayda olmaz. Allahu Tealâ'nın rahmetine mazhariyet, ancak onun emirlerini tuttuktan sonra olur. Emirlerini tutmak kâfî değil!.. Yasaklarından da sakınmak gerekir. Yasaklardan kaçmak; o da emirdir!.. Namazı kılmak, nasıl emirse; yasaklardan da korunmak, kaçınmak; o da emirdir.
Öyleyse 125 tane büyük günah, kebair, Mü'minlere Nasihatler kitabında yazılmış.... Fakat topu 550 tane, küçükleriyle beraber!... Küçük diye geçme!.. Küçük diye geçme; büyük ve küçük, hatta mekruhlardan bile kaçın!... İmam Muhammed Radıyallahu Anh diyor ki: "Kerahatli olan namazların iadesi de lâzımdır" diyor. Binaenaleyh, namazlarımızın mekruh olmamasına da dikkat etmek lâzım. Her halimiz de böyle.... Onun için, mutlaka emirlerinin tutup, yasaklarından kaçmak lâzım!.. Bunu yapabilirsek, ne mutlu bize... Yapamazsak, ne yazık bize, tedbirler boşa gider!...
Allah hepimizi affetsin... Bu mübarek Kadir hürmetine, sevgili Peygamberimiz'in hürmetine, Kur'an hürmetine; her şeysi, nesi varsa onların hürmetine affetsin de, şu Kadrtn kıymetini bilip, Allah'a iyi sarılan, Allah'ın sevgili bir kulu olmaya çalışan bahtiyarların arasına cümlemizi kabul etsin...
Allahümme -beraber okuyalım-... ahsin...
409
akıbetenâ... fil umûri... külliha... ve ecirnâ... min hızyiddünya... Ve azabil ahireh..." Bu duayı belle ve bu duayı hergün oku!.. înşaallah, bu dua kabul olur; bizim de akıbetimiz hayırlı olur, inşallah!.. Lillahi teâlel fatiha!..
Cümlenizden Allah razı olsun... Cümlemizden de razı olsun... Bir çok Kadirler de, sağlık ve afiyetlerle kavuşmak nasib eylesin...
Esselâmü aleyküm!..
(8 Ağustos 1980 Cuma)
410
HATM-İ HACEGÂN DUASI
Sübhane rabbiyel aliyyil a'lel vehhab...
Elhamdülillahi hakka hamdihi, vessalatü vesselamü ala hayra halkıhî Muhammedin, ve alihî ve sahbihî ecmaîn...
Allahümme rabbena... Ya Rabbena... tekabbel minna.... Inneke entessemi'ul alîm.. Ve tüb aleyna... Ya Mevlana. Inneke entettevvâbürrahim. Vehdinâ ve veffiknâ, ilelhakkı.... Ve ilennecati... Ve ila tarîkin müstakim... Bi bereketi hatmil Kur'anil azim. Ve bi hürmeti, men erseltehû rahmeten lil âlemin... Va'fu anna ya kerim... Va'fu anna ya rahim... Vağfirlena zünûbenâ, bi fadlike, ve cûdike, ve keremike; ya ekremel ekremin, ve ya erhamerrahimîn.
Allahümme zeyyinnâ bi zînetil Kur'an'il azim... Ve ekrimnâ bi kerâmetil Kur'anil azim... Ve edhılnel cennete bi şefaatil Kur'anil azim...
Ya Rab!.. Bu okuduklarımızdan ve yaptığımız ibadet ve taatlerden, hasenatlardan, hasıl olan sevapların cümlesini, sevgili Peygamberimiz sallallahu
411
teala aleyhi ve sellem hazretlerinin ve cümle peygamberâni izam hazeratının, evlâd, ezvac eshab ve etba'lannın; ve bu ana kadar geçmiş olan bilcümle mü'min, mü'minat ve meşayihi izam hazeratının ruhlanyla beraber; Nakşiyye, Kadiriyye, Sühreverdiyye, Kübreviyye, Çeştiyye piranının ruhlanyla beraber, Ebubekr-i Sıddık, Ömeru'l Faruk, Osman-ı Zinnureyn, Aliyyül Mürteza, vebnahüma vel Fatıma, ve sair ezvacı tahirat validelerimizin ruhlanyla beraber; Selman-ı Farisî, Kasım ibni Muhammed ibni Ebubekrissıddık, Caferi Sadık, Bayezid Bestamî, Hazreti Ebul Hasenil Harkâni, Aliyyil Faramedî, Yusufül Hamedani, Abdulhalik-i Gucdüvanî, Arifi Rivigerî, Mahmudu Incirel Fağnevi, Aliyyür Ramiteni, Mehemmed Baba Semmasi, Emir Külal, Bişahı Nakşibend Mehemmed Bahaeddin Uveysiyyil Buhari, Damadühü Alaeddin, Eşşeyh Muhammed Derviş, Hacegil Emkenegi, Muhammed Elbaki, İmamı Rabbani Müceddidi elfi sani elmülekkab Ahmed Faruk Esserhendi, Mahdumühü Muhammedi! Ma'sum, Eşşeyh Seyfeddin, Muhammed Bedvani, Şemseddin Canı Canan Mazhar, Eşşeyh Abdullahi Dehlevi, Mevlana ve Mürebbina Ziyaeddin Hazreti Halidil Bağdadi, Ahmed ibni Süleyman Halidiyyil Haseniş Sami, Ahmed Ziyaeddin ibni Mustafa Gümüşhanevî, Hasan Hilmiyyil Kastamonî, ismail Necatiyyiz Zağferanbolî, Ömer Ziyaeddin Zeki ibni Abdullahid Dağistanî, Mustafa Feyzi ibni Emrullahit Tekfurdağî, Hacı Hasib Serezî, Hacı Abdül'aziz Kazanı, Hacı Ömer, Ömer Lütfi, Ömer Zeki, Hacı Hamza, Hacı Ali; ve ila ervahil sairil hulefai, vettaböne, velmensûbine vel müridin, kaddesallahu esrarahümül aliyye...
Allahümmec'alna minel mahsûbîne bihim ve minel
412
mensûbîne aleyhim... Allahümme huz bieydine, kema ehazte bieydihim. Allahümme harrik hicabena, kema harrekte hicabehüm... Allahümme hakkık imanena ve yessir umurena bicahihim... Allahümme eddibna biadabihim, ve eyyidnâ bitarikatihim, ve kavvina bi imdadihim, ve revvihna biruhaniyyetihim ve reyyihna bisünnetihim ya ilahePâlemin...
Allahümme ya hayyu, ya kayyumu, ya bediassemavati vel'ardı ya zelcelali vel'ikram... Nes'elüke entühyiye kulübena... Ve ecsamena... Ve ervahena... Ve urukana... Binuri ma'rifetike... Ve vaslike... Ve tecellike.. ebeden... Daimen... Bakiyen.. Hadiyen... Ya AllaahL Ya Allahaaah!.. Ya AllaaahL
Allahümme lekel hamdü hatta terda... Ve lekel hamdü ba'derrida... Allahümme lekel hamdü hamden daimen... Nahmedükellahümme hamden kesiran.... Alâ lütfike... Ve ihsanike... Biadedi zerrat... Elfe elfi kerrat... Ve neşkürukellahümme şükran kesiran... âlâ a'laike ve na'mâike.. Biadedi zerrat... elfe elfi kerrat... Ve sallallahu alâ seyyidina Muhammedin ve alihi ve sahbihi ecmain, velhamdülillahi rabbi'lalemîn....
Ve belligıllahümme ilâ ruhul merhum, vel mağfur, elmuhtac ilâ rahmeti rabbihil gafur Halid ibni Zeydi Ebu Eyyüb El-Ensarî Hazretlerinin ruhu ile bil'umum eshabı güzin rıdvanullahi teala aleyhim ecma'in hazretlerinin ruhlarına; selatini mazıyyenin de ruhanyla birlikte İskender Paşa'nın ruhu ile, bil'umum eshabı hayratın da ruhlarına; bahusus, hazırun ve cemaat kardaşlanmızın geçmişlerinin ruhlarına ayn ayn hediyye eyledik. Mevla vasıl eyleye...
Cümlesinin ruhlarını mesrur, kabirlerini pürnur, makamlarını âlî, derecelerini yüksek eyleyip;
413
seyyiatlarımızı ve seyyiatlarını da hasenata tebdil eyleye...
Bizler dahi onlar gibi, bu dar-ı dünyadan göç vakti gelince, cümlemize az ağrı, âsân ölüm, kâmil bir iman ile ve buyurun: "Eşhedü enla ilahe illallah ve eşhedü enne Muhammeden abdühü ve rasülühü"... Aşk ile bir dahi: "Eşhedü enla..rasûlüh"... Bir dahi: "Eşhedü...rasûlüh".. Kelime-i tayyibei münciyesini de, can ü yürekten söyleye söyleye, çene kapatıp göz yummayı, mevla cümle Ümmeti Muhammed'e, bizlere de nasib ü müyesser eyleye...
Allahümmec'alna minettevvabin... Vec'alna minel mütetahhirin... Vec'alna min ibadikessalihin... Vec'alna minellezine la havfün aleyhim ve la hüm yahzenun...
Allahümmehdina min indik... Ve efıd aleynâ min fadlik... Ve esbiğ aleynâ min rahmetik... Ve enzil aleynâ min berekatik...
Ya Rabbi!.. Bize lütfettin, ihsan ettin, bu Ramazanı tutturdun. Sana güzel kulluk edebilmek şerefine de bizleri nail eyle, ya Rabbi... O sevgili kullarının arasına, bu aciz günahkâr kullarını da kabul eyle, ya Rabbi... Senin fadlü keremin hudutsuz, ya Rabbi... Aciziz... Faniyiz... Beşeriz.... Hatadan salim olmak, bizim için müşkil ya Rabbi... Sen bizi himaye edersen, sen bizi korursan, sen bize ihsan ü ikramda bulunursan, ne mutlu bize! Sen bizi bırakırsan, vay halimize!?..
Allahümme innâ nes'elükel afve vel afiyeh... Fiddîni veddünya... ve ahireh. Teveffena müslimîn... Vel elhıkna bissalihîn...
414
Beraber okuyalım: Allahümme... ahsin... akıbetena... fil'umûri, külliha... Ve ecirna... min hızyüddünya... Ve azabil'ahireh...
Allahümmerhamna biterkil meâsî, ebeden mâ ebkaytena...
Allahümme rabbenâ, atinâ fiddünyâ haseneten, ve fil ahireti haseneten, ve kına azabennar... Ve edhilnel cennete meal ebrar... Birahmetike ya aziz ü ya gaffar...
Allahümme inna nes'elüke tamamen ni'meh... ve devamel afiyeh... Ve hüsnel hatimeh...
Allahümme inna nes'elüke tamamenni'meh... Ve devamel afiyeh... Ve hüsnel hatimeh...
Allahümmağfirlena... Ve livalidina... Ve liesatirina... Ve liakribaina... Ve limeşayihina... Ve ceddatina... Ve ammatina... Ve halâtina... Ve limen lehu hakkun aleynâ... Ve limen vassânâ bidduâilhayr... Ve licemîil mü'minine vel mü'minat... Vel müslimine vel müslimat. El ahyâü minhüm vel emvât... bi rahmetike yâ erhamerrahimîn... Velhamdülillahi rabbil alemîn, el fatiha!
Cenab-ı Hak cümlenizden, cümlemizden de razı olsun... Bayramlarımızı ve kadirlerimizi mübarek eylesin... Birçok senelere, sağlık afiyetlerle eriştirsin inşaallah... Bizi de duadan unutmayın inşaallah...
Esselamü aleyküm ve rahmetullah...
(10 Ağustos 1980, Teravih sonrası)
415
RAMAZAN BAYRAMI KONUŞMASI
Allah cümlenizin bayramını mübarek etsin.... Bir çok bayramlara da, sağlık ve afiyetlerle erişmek nasîb etsin... Cümlenizden ve cümlemizden de, Allahu Te-alâ razı olsun...
Bayramınızı tebrik eder, bayramlaşmaya imkânımız olmadığı için müsaadenizi rica edeceğim....
Esselâmü aleyküm ve rahmetullahi ve berakâtüh!..
(12 Ağustos 1980)
417
NEFİSLE CİHAD FARZI AYNDIR
TekabbelallaaahL Allah okunan hatimleri kabul etsin.... Ramazan'ı şerifimiz geçti elhamdülillah. Allah mübarek etsin. İbadetlerimizi de kabul buyursun... Şimdi bayram oldu. Allahu Tealâ'nın lütfü geniş elhamdülillah, üzerlerimize.... Bizleri de sevdiği ve razı olduğu kullarının arasına, cümlemizi kabul etsin....
^Aziz muhterem kardaşlar!.. Farz; farz denilen ibadet, iki kısımdır. Birisine farz-ı ayın, birisine de farz-ı kifaye derler. Farz-ı ayın; kıldığımız namazlar, cuma namazı, efendim tuttuğumuz oruçlar, zekâtlarımız farz-ı ayındır... Ve buna benzer, haccımız farz-ı ayn-dır. Mutlaka her şahsın kendisinin yapması borçtur.... Bir farz da var ki, farz-ı kifayedir. O da farzdır, ama kifaye tarikiyle.... Cenaze namazını kılarız. Bir kısım cemaat kıldı mıydı, diğer müslümanların üzerinden günah kalkar. Bunun misâli...
Şimdi bir Farz-ı ayn daha vardır ki, o her müslü-manın üzerine borçtur. Cihad iki kısımdır. Bir cihad var; döğüşmek yani, düşmanla.... Farz-ı kifayedir. Devlet genç askerleri toplar, gençlerle.... Beni ne yapacak orda?... Gençleri toplayacak. Gençler döğüşe-
cek, harbedecek... Bu, Farz-ı kifaye..... Bir de bizim
nefislerimiz var ya, nefislerimiz.......Bizi yoldan çıkaran!.. Şimdi, bayrama kadar camilerimiz doluydu, el-
419
hamdülillah. Şimdi biri çıksa da, caminin dışarısında dolaşanları bir saysa...." Siz bugün cuma olduğunu bilmiyor musunuz?" "Biliyoruz." "Müslüman mısınız?" "Müslümanız." "E, neden camiye gelmediniz, Farz-ı ayn!..."
Cenaze namazını kılmadın desen; işte onlar kıldılar ya yeter. Harbe niye gitmedin; işte askerlerimiz
var ya yeter.....Pekâlâ, nefsinle mücahede!... Nefsinle
mücahede.... En büyük düşman; ne İngiliz, ne Fransız, ne Alman, ne Rus, ne bir şey.... En büyük düşman:
İA'dâ adüvvük, nefsükellezîbeyne cenbeyk) Bitti. En büyük düşman, senin nefsin!... Seni camiden alıkoyan, Allah'dan alıkoyan, namazdan alıkoyan, hayırlardan alıkoyan.... Çeşitli bahanelerle seni aldatan.... Beni aldatan.... Seni de aldatıyor, beni de aldatıyor. Bunun için cihad, Farz-ı ayndır. Ne ile?... Nefis ile!... Düşmanla cihad, Farz-ı kifaye!... Delikanlılar
yapsın onu..... Bu, ihtiyara da borç, çocuklara da
borç, hepsine borç.... Meselâ, 20 yaşından aşağı olan gençleri almaz devlet, askere.... Niçin? Daha onun vakti gelmemiş, ona farz değildir. Ama nefsiyle mücahede, 15 yaşını geçti, buluğa erdi mi; buluğa erdiğinden ölünceye kadar, herkese, nefsiyle mücahede farz-ı ayn!.. Farz-ı kifaye değil, farz-ı ayndır.
Binaenaleyh, sen bunu unutma!... Nefsini kontrol et!.. Seni Allah'ın emrinden uzaklaştıran, sevaplardan, günahlara sürükleyen nefsini zabtet!.. Onu günahlara sevketme!... Günah kitaplarını çok oku!.. Neler günahtır bil! Günahları bilmeyince, elbette karışacaksın günahlann içerisine... Günahları bil ki, 550 tane günah vardır. 125 tanesi büyük, günah-ı kebair; diğerleri de segair ve mekrûhat.... Mekrûhatı da yabana atma!... O da günah!... Küçük günah diyor, küçük mü-çük, küçükler büyüyor.... Mısır tanelerini toplayın,
420
koca bir dağ olur. Ufacık ama, çoğalır. Binaenaleyh, günahtan kork! Günahlar ufak olsa da, devam edildikçe büyük olur. Vebali de ona göre olur. Allah cümlemizi affetsin...
Bak, ramazanı elhamdülillah, yaptık. Yani hücum yaptık. Düşmanı sindirdik. O nefis, sindi şimdi, şeytan da sindi. Kımıldanacak halleri yok. Fakat diyor ki şimdi, "Ah bir bayram gelse de, ben sana gösteririm" diyor şimdi o.... Günah yollarına sevkedecek bizi...
Gel bunu da yap, diyecek. Çok yoruldun, diyecek.....
Gel, şu zevklerden de zevklen diyecek... Bizi günah yollarına sevkedecek!.. Sen şimdi, babayiğitliğini muhafaza et... Bizim için en güzel yol, asker disiplini gibi disiplinlenmemiz lâzım.... Asker nasıl alışıyor: Nasıl silah atacak?.. Nasıl, silah kullanacak?.. Nasıl süngü kullanacak?.. Nasıl müdafaa yapacak?.. Şimdi biz müdafaaya geçiyoruz. Düşman şimdi hücumda!.. Nefis kalktı şimdi kabardı. Yedi balları, kaymakları bayramda, ohoo keyfi yerinde... Şeytan da arkasında... Şehvet de peşinde, oh... Şimdi onlar bizi yenmek için çalışacaklar... Onun için, sen dayan şimdi... Sen dayan. Çok rica ederim, senden: Sakın camiyi bırakma!.. Cemaatı bırakma.... Namazı bırakma.... Kur'an'ını bırakma... Dilini de Allah'ın zikrinden bırakma ki, Allah muinimiz olsun; başka destekçimiz yok.... Ancak Allah var! Onun için, Allah'a iyi dayanırsak, ne mutlu bize!... Yok, zevkimize dalacak olursak, yazık bizlere!..
Allah cümlemizi affetsin... Bu mübarek bayramımızı bize, elhamdülillah güzelce tattırdı. Bu mübarekten sonra, ta gelecek bayramımıza kadar da, Cenab-ı Hak bizi hıfz ü himayesinde daim etsin... Günahlardan da korusun... Kötülüklerden de korusun...
Sadreddin-i Konevî hazretlerinin -Konya'da med-fun- onun bir nasihatini gene tekrar edeyim. Hoca
421
efendi de güzelce söyledi de, ben de onu ekleyivere-yim. "Sen ne kadar büyük adam olursan ol; ne kadar bilgin olursan ol; ne kadar kuvvetli olursan ol! Karşındaki en zayıf insanı, senden daha efdal ve hayırlı bilmedikçe, olmaz bu iş!.."
Onun için bak: Kardaş kardaşa nasıl hizmet edecek, nasıl saygı gösterecek; ne güzel bildiriyor bize, Konyalı Sadreddin Hazretleri!... O kardasın bir şey bilmiyor ama, onu da yaratan Allah.... Bak, köpek meselesini dinledin mi?... Köpek de Allah'ın yarattığı bir mahlûktur. Ona yaptığı ikramından dolayı, Ce-nab-ı Hak adamı nasıl sevindirdi!...
Binaenaleyh, biz insanız, beşeriz. Hepimizde çok kusur var yani. Az kusur değil, çok kusur var!... Kendi kusurlarımızı görmüyor, başkasının kusurlarını sürüyoruz öne... Böyle, şey gibi, hücum askeri gibi. Bu yaraşmaz, yakışmaz insana!... Onun için Sadreddin-i Konevî Hazretleri'nin sözünü tekrarla: "Beğenmediğin karşındaki insanı, senden efdal hayırlı bilmedikçe, sağlam müslüman olamazsın...."
Allah hepimizi affetsin...; Tevfikatı samedaniyye-sine mazhar etsin... Sevdiği ve razı olduğu kullarının arasına cümlemizi kabul etsin... Dünyamızı, ahiretimi-
zi ma'mur eylesin..... Cennet ü cemâliyle, cümlemize
de ikram etsin... Bayramımızı mübarek ettiği gibi, bundan sonraki diğer günlerimizi de, Cenab-ı Hak mübarek olarak yaşatsın, cümlemize!..
El fatiha!.....
I
Sizinle bayramlaşmaya gücüm yetmeyeceği için, kusurumu affedin de, hepinize bir selâm vereyim:
Esselâmü aleyküm ve rahmetullahi ve berakâtühü!..
(15 Ağustos 1980 Cuma)
ÇOCUĞU İYİ YETİŞTİRMEK
Elhamdülillah hamden yüvâfî niamehû ve yükâfî mezideh...Ve selâmün alel mürselîn... Velhamdülillahi rabbil alemin...
Bugün cumadır. Cuma olması nasıl farzsa, cemaat de öyle farzdır. Diğer günlerin namazları; gene onlar da farz... Farz-ı ayın. Fakat onlar evde kılınabilir, mazeret dolayısıyla... Dükkanda kılabilirsin, caiz!.. Fakat cuma namazı mutlaka camide kılınacak!.. Cemaata gelmek lazım. Onun için, bugün kardeşler emri ma'ruftan bahsettiler de... Bu müslümanların en birinci vazifesi: Çocuklarını camiye alıştırmak... Alıştırmak değil de mecbur etmek...
Bugün cumadır. Cumanın şeyleri var, edepleri var... Evvela insan güzelce bir yıkanır. Gusl eder yani... Temiz; o gün yeni bir esvab giyer, temiz bir esvab... Çamaşırını değiştirir yani... Güzel kokular sürünür. Saçını başını da tarar. Cumaya layık elbiseyle camiye gelir. Gelirken sadaka verebilirse ne ala... Yahut çıktıktan sonra, bir sadaka verebilirse ne ala...Cuma günü oruçlu olur da, bir de cenaze namazı kılar, bir de hasta ziyaret edebilirse ne ala.. Bunlar unutulmuş gibi!..
Camiye gelirken, namazı öğrenmek lazım!.. Yalnız imama uymak kafi değil... Her zaman görürüz ki, rükua varırken müslüman rüku yapamıyor. Tam düz durmak gerekiyor. Şöyle, biraz eğileyim de olsun.. Olmaz öyle... Çok eğilsen; o da olmaz. Tam karar olacak.
İkincisi: Ayaklarımızı kıbleye çevirmesini beceremiyoruz. Secdeye varırken, ayaklarınızın ucu kıvrık, kıbleye bakacak... Yedi aza üzerine secde olur. Ayağın tersine secde olmaz...Ayağı, böyle eğip yatırıyor; bu olmaz. Ayağın alt tarafı ezilecek, öne
422
423
doğru kıvrılacak... Sol bacağını yayar, üzerine oturursun. Sağ bacağını da bükersin ve ayağının ucunu da kıvırırsın, kıbleye karşı... Bunlar adabdır amma efdaldir. Müslüman namaz kıldığı vakitte, bu namazın nasıl kılınacağını bilmesi lazım...
Şimdi size, bir hikaye anlatacağım: Vak'a, hepinizin her gün görüp bildiği bir şey. Baba çocuğunu okutmuş, hukuk mezunu olmuş...Avrupa'ya yollamış, ihtisas yapsın diyerekten... O arada, eceli gelmiş, vefat etmiş, baba... Çocuğuna mektup yazmışlar, telgraf çekmişler: Aman, baban öldü, gel!.. Şimdi vesaitler bol. Çocuk da gelmiş...Cenaze hazırlanmış. Efendim, musallaya konmuş... Şimdi çocuk, napacağını bilmiyor, "Nasıl kılacam, ben bu cenaze namazını?" Bilmiyor. "Nasıl abdest alacam da duracam?" Onu da bilmiyor. Ama şimdi uymuş herkese, kılmış... Gömmüşler, gelmişler. Çocuk, Hoca efendiyi yakalamış. "Hoca efendi, ben bu adamın oğluyum" demiş. "Ama, bu babam, bana ne namazı öğretti, ne dualarını öğretti... Ne müslümanlıktan bir şey öğretti, bana... Şimdi senden ricam, benim; artık baktım, babamdan ibret aldım. Yani anladım ki, bu işin sonu yok!.. Oraya gideceğiz hep... Bana, öyleyse, müslümanlığı öğret!.."Çok ricada bulunuyor ama, ölümü gördükten sonra... Yine bu da iyi...
Onun için sizden ricam; evladlarımızı ihmal etmeyelim...Onları daha küçük yaşlardayken, yanımıza alıştıralım... Büyüdükleri vakit de, takip edelim. Bırakmayalım, onların yakasını...
Şimdi, bakın ben rahatsızlık dolayısıyla....Eh olan oldu. Ama doktorlar benim yakamı bırakmıyorlar hâlâ... İki de bir geliyor, kanımı alıyor, muayene ediyor; nasıl oldun bakalım diyerekten... Baba da evlâdını bırakmamalı; kız erkek..."Müslümanlıkta,
424
bakalım benim kızım nasıl, evladım nasıl hareket ediyor?..Ben öldükten sonra, bana bunların hayrı mı olacak; yoksa şerri mi olacak." diyerekten, insan biraz düşünmeli!..Yalnız dünyalarını verip de ellerine, bir dünya adamı yapmaktan ne çıkar?.. Her mahluk geçiniyor dünyada. O da, insan da geçinir... Ama dinini bilmedikçe, Allahını tanımadıkça, insana benzemez ki o! İnsan kılığında bir mahluktur; o kadar..
Onun için Cenab-ı Hak vacibül vücud; -baba okutmasın varsın- Allahu Teala'nın verdiği bir göz var... Bir de, şu kafadaki beyin dediğimiz akıl var; o da kafi insana... Şu kâinata bakar...Varlıkların sahibini bilmemek, bulmamak mümkün değil... Birisi bize dese ki, "Şu cami eskiden vardı. İşte şöyle olmuş, böyle olmuş da bu cami olmuş." "Ooo, deli misin sen?" deriz. Mimarlar ölçmüşler, biçmişler...İşçiler çalışmış, marangozlar çalışmış, demirciler çalışmış; bir şeyler yapmışlar... İşte olmuş, bu hale gelmiş. Yoksa bu olur mu?..Bu ufacık cami, kendi kendine olamıyor da, bu koskoca kâinat -ucunu bucağını daha bulamadık- bu, kendi kendine olur mu?.. Bize yuttururlar, tabiatın eseri diyerekten... Nasıl yutarsın sen bunu?.. "Sen de tabiatın eserisin!" Nasıl dersin, evet?.. Bizi yaradan olmasa, biz böyle kendi kendimize olur muyuz?.. Şu akla bak... Şu yüze bak... Şu göze bak... Bayılır insan. Bu kadar varlığı, güzelliği, Allah, ana rahminde karanlık yerde yapmış da vermiş bize... Bunu kim yapabilir? Halbuki insanda düşünce olmalı...
Hiç kimse öğretmese, dağ başında yalnız büyüse; aklı zekası Allah'ı bulmaya kâfi olacak onun...Onun için Allah'ı tanı... Çünkü Cenab-ı Hak bizi buraya bunun için yollamış. "Beni tanıyın" diye yollamış. Tanımak mecburiyetindeyiz.
425
Bu mecburiyetten dolayıdır ki; onu tanımak için, Kuran'ı bilmek lazım! Kuran'ı bilmeyen Allah'ı tanıyamaz. Hocalardan duyarız... Duyarız, o kadar. Mutlaka bir insanın Allah'ı tanıması için, layıkı veçhile tanıyabilmesi için, Kuran'ı lâyıkı veçhiyle bilmesi lazım!.. Üstünkörü bilmek; o da kafi değil!..
Onun için "Yarım doktor candan, yarım hoca dinden çıkarır." Tabiri eskidir. Dedelerimizden kalma bir tabir... Onun için dinini iyi öğren...
Şimdi, Allahu Celle ve Ala, kitabı azîmuşşanın da diyor ki; estaîzü billah
( £-JüJl>JI) ^ L.
(Ve hüve meaküm)Allahu Celle ve Alâ, sizinledir. Nerede?.. (Eyne ma küntüm.) Nerede olursanız olun! Yerin altında, yerin üstünde Allah sizinledir. Yani, sizi hem görür, hem bilir... hem her harekatımıza vakıf bir Allah!..
(Alimün bi zatissudûıjdur. tçimizdekilere de vakıftır yani, değil hareketlerimize!..
Onun için müslüman camiye gelirken, Allahu Tealâ'nın beğendiği bir kılıkla gelmesi lâzım. Perişan bir kılıkla dükkandaki kılığıyla gelip de camide namaz kılmak; olur amma, o kadar olur...
Onun için sizden ricam, Allahu Teala'yı bilmek için, Kur'an'ı muhakkak bilmek lazım!.. Ne yap, yap!.. Gecenden, gündüzünden; nerden alırsan al... Kur'an'ı Azimüşşan'ı bir kere okumayı öğren!.. Evvela okumasını öğrenmek lazım. Okurken de; yamuk yumuk, yanlış munnuş değil, doğru okumak lazım. "Benim işim çok!"... Mezara giderken ne deyecen Allah'a...."işim çok gitmeyelim" diyebilecen mi?.. "Gel" dedi mi gideceksin. Hepimiz mecbur gideceğiz.
Onun için Cenabı Peygamber diyor ki: Efdalül
426
iman, imanın en güzeli şöyle: Sen nerede olursan ol, Allahu Tealâ'nın seninle beraber olduğunu bilinendir." Yani yalnız değilsin. Senin her haline vakıf olan, Allahu celle ve aladır. Polis istemez. Kendi, hepsine vakıf!.. Allah'ı böyle bil!.. "Görmüyorum!" Görmediklerimiz ne kadar çok!.. Görmediklerimizin ne kadar çok olduğunu, pekala bilirsin... işitmediklerimizin ne kadar çok olduğunu muhakkak bilirsin!..
Şimdi, eski devirde olsak, şimdiki sözleri inkâr ederiz "Yok bir ses yahu, nerden çıkardın bu sesleri?" Teybi ortaya koyunca, başlar bize söylemeye... Ya, bu nerden çıktı?., demek sesin kendisi var ama, bizim duyacak kabiliyetimiz yok!.. O, vasıta oldu da bize duyurdu. Görmediklerimiz de böyle... Görenlerin gördüklerini inkar etme!..
Onun için, peygamberlerin söylediklerine kulak as!.. Allahu Teala'nın bizimle olduğunu bil, inan... Bu inanç, bu iman olmadıkça, insan ne dünyasında rahat olur, ne ahiretinde!.. Binaenaleyh, dünyada da saadette, ahirette de saadette olmayı istiyorsan; Allahu celle ve âlânın seninle olduğunu hatırından çıkarma!..
Onun için, bizim büyüklerimizden Abdülhalık-ı Gucdüvani: "Evlad, oğul! Nefes alırken, nefes verirken bile, Allahu Teala'yı hatırından çıkarma!.. Bitti iş!.. Ne güzel kaide!.. Ne güzel usûl!..Allahu Teala'yı hatırından çıkardın mı, her kötülüğe alışır. Bugünkü yapılan kötülüklerin çoğu, Allah'ı tanımayan, bilmeyenlerin hatası... Bilse Allah'ı, o fena yere gider mi?.. Allah'ı bilse o kötülüğü yapar mı?.. Yapmaz!.. "Kimse yok canım burda!"... Kimse olmasın ama, Allah görüyor ya... Biliyor ya... Ondan korkar, çekinir... Ne fenalık yapabilir, ne kötülük yapabilir!.. Allahu Tealâ'nın emrine inkıyad etmekten başka da
çare bulamaz... Yasaklardan son derece kaçar!..
Onun için, müslümanlığın iki şartı var: "Emr. ma'ruf-nehyi anil münker"Bunu nefsinde tatbik et! Evinde tatbik et!.. Çoluğuna, çocuğuna tatbik et!..
Çocuğu mühendis yapmışsın, doktor yapmışsın, kimyager yapmışsın; para etmez ki!.. O, dünyalık!..Şimdi, bugün sokakta çalışan adam var ya bağırıyor, "domates, patlıcan, biber..." onun aldığı parayı, sen alamazsın bugün... Bugün en aşağı, beşyüz-bin lira kazanır. Aylığı yine 20-30 bin lira eder. Senin aldığın maaş kaç paradır?.. Bütün ömrünü de feda ettin oraya!..Allah'ın rızkından kaçma... Korkma! Allah rızkını nerede olsa verir insana...Yalnız, çalışmak lazım!..
Onun için, sen Allaha kul ol!.. Emrine mutî ol...Yasağından kaç!.. Emrolunan ibadeti vaktinde yap!.. Onu de edebine uygun yap!..Edebine uygun olmayan ibadet, Allahu Teala'nın indinde makbul olmaz. Makbul olmasını istiyorsan emrine uy!..
Sonra -affedeceksiniz, kusura bakmayın- bu Avrupalıları taklide yeltenmeyin!..Onun saçına, sakalına özenmeyin...Hoca efendi, bak ne dedi; "Düşmanları düşman bilmek lazım" dedi. Düşmanları taklid etme peygamberi taklid et!.. Peygamber'in ashabını taklid et!.. Onlar böyle perişan gitmez; Peygamber Sallallahu Aleyih ve Sellemin huzuruna da giremezlerdi...Perişan insanları kabul etmezdi....E, Allah kabul eder mi, o zaman? Allah da kabul etmez!
Onun için, içimizi de dışımızı da güzelleştiren, Allahu celle ve âlânın emrine inkıyad eden, sevgili kullarının arasına, Cenab-ı Hak cümlemizi kabul etsin...
LillahilfatihaL
Esselamü aleyküm!..
(22 Ağustos 1980)
428
VEDA KONUŞMASI
Esselamü aleyküm ve rahmetullahi ve berekâtühü!..
Cenab-ı Hak cümlenizden razı olsun... Söyleyecek söze gücüm yetmeyecek... Hakkınızı helâl edin... Allah sizlerden de razı olsun... Bizi de... (Ağladıkları için anlaşılamadı)
Peki, namazımıza duralım!... (Işrak namazı)
(Namazdan sonra)
... Günah ve yasaklardan son derece sakınmak ve korunmak!.. Bunun için de Cenab-ı Hak; çeşitli vesile yaratmış. Başta istiğfar!.. Vesair ibadet-ü taat-ler... Hatalarımızın silinmesine vesile olur inşaallah!..
Bu günahkar kardasınız da, bu gün belde-i tayyi-beye gitmeye hazırlandık... Sizi de Allaha emanet ediyorum... Allah hepinizden razı olsun. Bu fakiri duadan da unutmayın...
Allah işlerinizi de asan etsin... Vücudlarınıza afiyet versin... Ömürlerinizi de uzun etsin... Rızıklannızı
429
da bol etsin. Dünyanız ve ahiretiniz mamur olsun... Cenab-ı Hak sevdiği ve razı olduğu kullannın arasına, cümlemizi kabul etsin inşaallah!..
Şimdi sizinle vedalaşmak için, bir selâm kâfi olsun... Allah hepinizden razı olsun inşaallah!..
Esselâmü aleyküm verahmetullahi ve berakâtühü!..
(2 Ekim 1980, Hacca giderken)
SON HACLARINDAN DÖNERKEN
MEDİNE-İ MÜNEVVERE'DE
YAPTIKLARI KONUŞMADAN
NOTLAR
Elhamdülillâhi rabbilâlemîn... Vel akıbetü lil-müttâkîn... Vessalâtü vesselâmü alâ seyyidinâ Mu-hammedin ve alâ alihî ve sahbihî ecmaîn.
Buralarda bin sevap işleniyor, bin de günah... Bundan sonra nafile hacca gelinmesin...
Bir anlık cihad, kırk hacca bedeldir. Bir anlık büyük cihad, seksen hacca bedeldir...
Büyük cihad, halvetlerle olur. Mustafa Feyzi Hazretleri 24 kez halvet yapmış.
Allah demekten daha efdal ibadet yoktur. Her nefeste Allah'ı hatırla...
Halvetler sayesinde daim zikir halinde bulunursun. Halvet, toplu da olur; yalnız başına evde de olur. Halvet usûlünü bildiren arapça kitaplar var; or-dan alıp yapın.
Senede üç defa halvet yap:
1. Ramazanın son on günü.
2. Zilhiccenin arafe dahil ilk on günü.
3. Muharremin ilk on günü.
430
Bir daha toplu halde bulunacağımızı zannetmiyorum!?..
Ne dervişlikte, ne şeyhlikte, ne imamlıkta iş yok... İş, Allah'ın rızasını kazanabilmekte... îş, Allah'ın rızasını kazanabilmekte... îş, Allah'a kul olabilmekte...
Allah'ın rızası, az fakat devamlı ibadetle ve günahlardan kaçarak kazanılır... Büyüklerimiz, günahları bin defa okuturlarmış; siz de çok okuyun... Gönlünüze şeytanı sokmamağa çalışın; çıkarması çok zor... Çok bilmek hüner değil. Çok paranın da hesabı var. Kuvvete sahip olmak da hüner değil!.. Her ilmin üstünde ilim var. İlim, edep ve takvayı beraber yürütün...
Buralara -farz hac için olduğu gibi- mutlaka geli-necekse; ceplerinizi doldurun.öyle gelin... Kimseye sığınmayın!..
(5 Kasım 1980)
432
Kitap, cemiyetin; huzursuz, muzdarip,
iman ve tefekkür iflâsı içinde kıvranan insanını
irşad edip, geleceğe hazırlayan,
kulluk bilinciyle donatan, bir ulu çınar gibi
her yaş, meşrep ve kesimden insanı gölgesinde barındıran
feyz pınarı, gönüller sultanı,
İlâhî mutluluk yolunun temsilcisi,
büyük velî, büyük mürşid
Mehmet Zahid Kotku (Rh. a.) nun,
1978-79-80 yıllarında çeşitli mekanlarda yaptığı
özel sohbetlerinden oluşuyor.